Son siyasi gelişmeler: hangi kıtanın sahasını kim nasıl paylaşacak?

0
147

Yeniçağ: Kıbrıs’ın doğu ve güney sahillerinin karşısındaki denizler kara suları dışında uluslararası sulardır. Buralarda deniz zenginliklerini araştırmak ve bunlardan yararlanmak henüz sınırlandırılmamıştır. Ancak bildiğimiz kadar kuzey için bir çok antlaşma ile kuzey ile Türkiye arasında sınırlandırmalar yapılmıştır. Bunların ne olduğu kamu oyu tarafından bilinmemektedir. Çünkü yapılan antlaşmalar kimsenin derdi olmamış ve üzerinde durulmamıştır. Bunların güney tarafından yok sayılması ve zaten borusu ötmeyeceği için uzanamaması nedeniyle ilgi çekmemiştir.

YKP’nin itirazı ve tek taraflı olarak görülüp eleştirilmesi de önemsenmemiş ve ilgi çekmemiştir.

Güney ve doğu sahili karşısındaki deniz ise güneyin denizde petrol ve gaz aranmasına yetki verme antlaşmaları yapmak için civar ülkelerle yaptığı görüşmeler ise dikkat çekmiş ve konu gündeme gelmişti ve gelmektedir.

Gazetemiz Türkiye adaların kıta sahanlığı hakkı olmadığı iddiasını bu arada ileri sürmüştür ama esasında kapalı denizlerde adalara kıta sahanlığı hakkının orta nokta esasıyla belirlenmesine kaşıdır ve gazetemiz bunu tam olarak yansıtmış olmamıştır. İzahatı ayrıntı olarak gördüğü için aslında yanlış yansıtmış olmuştur. Doğrusu Türkiye’nin kapalı denizlerde orta nokta esasının tek ölçüt olarak görülmesidir.

Koca bir ülkenin orta nokta esası üzerinden değerlendirme yapılarak bir kara ülkesi gibi denize kıyısı yokmuş gibi muamele görmesine itiraz etmenin ilk örneği Türkiye değildir. Örneğin Fransa bir adası dolayısıyla Kanada’nın sahilin karşısında boyutuna göre çok büyük bir deniz dilimini kapatmasına Kanada da itiraz etmiş ve uluslararası mahkemede davasını kabul ettirerek denizden orta nokta dışında da hak kazanmıştır.

Türkiye’nin sorunu uluslararası mahkemeye konuyu götürmeyi kabul etmemesidir. Yunanistan’ın Ege’de karasularını 12 Mile çıkarma hakkı konusunda yaptığı casus belli kararını Karadeniz sahili ülkelerinin desteğini alacağını bilmesine karşın değiştirmeyip mahkemeye gitmesi statükodan memnun olduğuna bağlamak gerek.

Kıbrıs’a gelince önce Türkiye’nin Ada’nın kıta sahanlığı hakkı olmadığı iddiasına bağlı olarak Kıbrıs’ın güneyi ve doğusunda da hak iddia ettiği kanısıyla eleştiriler yapmış ve varsayımlar yapıp eleştirilerde bulunmuştuk ancak Türkiye bugün kıta sahanlığı ile sadece kuzey denizi hakkında bir harita yapıp kuzeyde sorumluluğunu taşıdığı yönetime kıta sahanlığını sınırlandırma antlaşması imzalatmıştır. Bu antlaşma meclise gidip onaylanmayı beklemeye başlamıştır. Ancak aslında meclise taslağı haberimiz hazırlanırken sunulmuş değildir. Veya bizim bilgimiz yoktur. Belki de arşive gitmiştir ve çoğaltılıp mebuslara verilmek üzeredir.

Önce hükümetten habersiz cumhurbaşkanına imzalattığı için yetkisi yoktur itirazları duyulmuştur. Antlaşmanın 12 Nisan 2008 tarihli yayındaki TR 30 haritasında görülen yeri ifade edermiş denilse de neden bu haritada sınırlar böyledir diye bir izahat yoktur. Kimin bu haritayı yaptığı bellidir ama bu bir yorumdur. Bir Kıbrıslı bu harita ile ilgilenmemiştir desek yanılmayız. Ancak neden kıta sahanlığı da münhasır ekonomik alan haritası değil ve neden kıta sahanlı haritası değil de kıta sahanlığı sınırlandırma haritasıdır diye sorular sorulmuştur ama yanıt veren olmamıştır.

Karamanın koyunu sonra çıkar oyunu deyip beklemek gerek.

Kıta sahanlığı antlaşmasında bu sahanın doğuya doğru uzatılmasına da kapı açılmıştır ve uluslararası antlaşmalara dayanılarak yapılması için iki taraf antlaşmalar yapmayı kabul etmişlerdir. Buna ek olarak da kuzeyin tüm ada üzerinde de eşit hakkı olduğu antlaşmada zikredilmiştir.

Tam da Rumların kuzeyde egemen güneyde ortak dediği gibi antlaşmalar yapılmıştır.

Münhasır ekonomik alan hakkında ise ortada bir şey yoktur.

Antlaşmada bir yığın koordinat dizilidir ama anlamak için uzman olmak gerek. Haritasının benzeri olan bazılarında karasularının kaç mil olduğu ölçek sorunu nedeniyle anlaşılamamıştır. Kuzeye bırakılan bölge üç mil ile altı mil arasında değişmektedir. Arama alanı olarak saptananın bunu dışında olduğu görülmektedir burasını kim kime vermektedir. Bu bölge kuzeyin mi Türkiye’nin mi? Kim kime yetki vermektedir belli değildir. Neden bu bölge mandarin dilimi gibidir?

Son siyasi gelişmeler işte bu kadar belirsizliklerle doludur.

Etrafımızda karıştırıldığımız silahlı tehditlerle dolu bir siyasi gelişme yaşıyoruz ama ilgilenme ve bilgilenme hakkımız yoktur.

Görebildiğimiz kadar Türkiye silah göstererek kapalı denizlerle ilgili kıta sahanlığı iddialarını ileri götürmeye çalışmakta ve buna münhasır ekonomik alan konusunu da bizi kullanarak ilave edip kapalı deniz olamayan Akdeniz’e de tatbik etme yolları açmaya çalışmaktadır.

Gene de bizim haklarımızı ileri sürerek bir antlaşmadan sonra başka çıkarlar elde olanağını elinde bulundurmaya çalıştığı için bölgeyi Kıbrıs’la kendi arasında nasıl bölüştürmeğe çalışacağının ipuçlarını vermekten kaçınmaktadır.

Bir de kendi düşündüğü münhasır ekonomik alan hakkında harita yayımlasa Kıbrıslı Türkler daha birleşme olmadan Kıbrıs’ın çıkarlarını Türkiye’ye satma damgası yiyecekler. O zaman da antlaşma isteyen taraf olma iddiasına da bay bay demiş olacaklar. Kuzeyde bir mandarin dilimi ile yetinip ilerde gerisini meydana çıkarma hakkını elinde tutarak görüşmeyi

en acele etmeye çalışan Türkiye’dir gibi görünmek istediler.

Acentelik yolunda ömür tüketenler yalaklığa devam ettiler. Etraf bulanınca kahramanların sayısı hemen arttı. Kıbrıs’ın çıkarlarını hatırlamak bile istemediler. En hızlı onlar oldular. “Geç bile kaldı” diye kraldan kralcı kesildiler. O kadar ortalığı doldurdular ki meydanlara dolan ve özelleştirme Kıbrıslıları göç ettirecek ve nüfus yapısı değişecek diye bağırdıklarını düşününce inanmak olanaksız hale geldi.

Türkiye yetkililerinin protesto eylemlerine katılanları kale almamasındaki nedenler de gözler önüne serildi.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.