MEDYA VE REJİM! – Yılmaz Parlan

0
147

“Elm Sokağında Kabus”un yani bugünkü rejimin 74’ sonrası aksamadan devam etmesinde Medya önemli bir rol oynamaktadır.

İşte Statüko dediğimiz şeyin 36 yılın sonunda dimdik ayakta olmasının sırrı da burada yatmaktadır. Demokratik ülkelerde adalet terazisinde önemli rol oynayan, 4’üncü güç olarak nitelenen basın burada maalesef halkın terazisinde değil rejimin terazisinde! Ne terazi kaldı ne de arşın…

Sanırım Rejimle Basının dansını, yüzyılın dansı diye nitelendirirsek abartı olmaz.

Polisin KTHY eyleminde bazı medya mensuplarını tartaklayıp kameralarını kırması, kısaca görev yapmalarının engellenmesi, tartışmaları da beraberinde getirdi. Polisin despotlaştığını, Polis Devleti’ne doğru gidildiğini, bu durumun kabul edilemez olduğunun altı çizilip, bazı basın örgütlerinin düzenledikleri bir eylemle Lefkoşa Polisi önünde “sözde” bir protesto gösterisi yapıldı. Halbuki Akdeniz havzasının en etkili Polis Devleti 74’ten beri bu sinemalarda, ama görmek isteyen kim? Bu yazılanları okuyan sanır ki dün veya geçmişte demokratik bir rejim vardı da, Polisin dingili yenile koptu da, bir şeyler yapılmalı ve Polis hizaya getirilmeli… Halbuki Polis ayni Polis, Rejim ayni Rejim, üstelik eylem yapılan yer bir “polis karakolu”. Polis ile birlikte protesto edilen de bir Başbakan. Bugün bir ilkokul çocuğuna dahi sorsanız Polisin sivil otoriteye bağlı olmadığını bilir ama bizim refikler bunu bir türlü kabullenip doğru adrese gitmezler ya da gidemezler. Adres belli; eski sigara fabrikası olarak bilinen şimdilerde ise insanların sarıldığı yer olan Yüce Meclis’in tam karşısındaki binacık. Bilmiyorlarsa KTÖS’e sorsunlar, adresi şaşırmayan nadir örgütlerden… Yani Polis, kendilerini tartaklamasa burada dünyanın gıpta ettiği bir demokrasi platformu olduğunu iddia edecek kadar da ileri gidecekler. Cop arada bir kafalarına inince pusulaları şaştığından halkı da şaşırtmaya çalışırlar. Polisin nereye bağlı olduğu ortada olmasına rağmen Başbakan’ın Polise talimatlar verdiğini, Polisin aşırı güç kullandığını ve demokrasinin zedelendiğini iddia ederler. Olmayan şey nasıl zedelenecekse artık!

74’ sonrası Rejimin aksamadan devam etmesinde medyanın önemli rolü var

Halbuki 74’ sonrası Polisin sade vatandaşa her fırsatta nasıl meydan dayağı attığını bilmeyen yok! Örneğin trafik bahane edilerek vatandaş her gün alenen terörize edilirken, onlar vatandaşın yanında değil rejimin yanında yer alırlar. Bu ülkede muhalif gazeteciler casusluk komplosuyla tutuklanırken, gazetecilerden gazete örgütlerinden pek bir ses çıkmaz. Hiç unutmam trafik bahane edilerek bir vatandaşımız karakolda feci şekilde dövülmüştü (Mehmet Çelebi kardeşimiz). Sözde, toplumu korumak için kurulan karakollar, meğerse sade vatandaşı ite kaka istedikleri kalıba sokmak için kurulmuş! Hakkını arayan vatandaşa ise günlük gazete AFRİKA haricinde kimse sahip çıkmamış, kaderine terketmiş. KTÖS ve KTEZO olarak düzenlediğimiz basın toplantısında bu durumu protesto etmiş, Meclis’te 50 vekilden bir tekinin bile dövülen bir vatandaşa sahip çıkmamalarını eleştirmiş ve ‘Yuh’ çekmiştim. Kuşkusuz “Elm Sokağında Kabus”un yani bugünkü rejimin 74’ sonrası aksamadan devam etmesinde basınımız önemli bir rol oynamaktadır. Güç ve menfaat ilişkileri, reklam pastasından pay kapma hesapları ve ganimet milliyetçiliği de bunlara eklenince, gelişmiş ülkelerde 4’ncü güç olarak tabir edilen basın halkın yanında değil de rejimin ve güçlünün doğal bekçisi olurlar. Siz özel TV kanallarının .çokluğuna sakın aldanmayın, rakamsal çokluk her zaman demokrasiyi göstermiyor! Devletten KKTC’yi tanıtma fonu altında ayda 4.000 TL yılda 48.000 TL hibe almaları sus payının ve rejimle işbirliğinin bir başka şeklidir!

 

Bazıları işola konuşuyor

14 tane günlük gazete çıkar ama biri haricinde Polisten ve Rejimden şikayetçi olanı pek yoktur. Polisin sivil otoriteye bağlanması falan da onları pek ilgilendirmez. Bu konuyu gündemlerine bile almazlar. Arada bir işola yazmaları sizi yanıltmasın. Bakın, işte gördünüz: CRATOS Otel yangınında darp edilip tartaklananan basın mensuplarını darp eden Otel çalışanlarının cezalandırılmasını sonuç alınıncaya kadar takip edecekler-miş… Bazıları da yine işola konuşuyor. Çalışanlar ceza alana kadar CRATOS Otel’e gitmeyecekler-mişşşş… Pekala soralım: KTHY eyleminde ve önceki tüm eylemlerde Polisin yaptığı keyfi tutuklamalar, vatandaşa uyguladığı sertlik, acımasız tutum, karakollarda dövülen insanlar, Polisin her eylemde yaka numaralarını sökerek iş yapmaya çalışması Anayasaya aykırı olduğu gibi hangi insan hakları beyannamesinde var? Uygulanan tüm bu fiziksel ve psikolojik baskılara karşı bir çift lafınız yok mu? Ya Trafik bahane edilerek her gün psikolojik terör estiren Polis için düşünceleriniz? Yoksa siz gerçekten Polisin trafikte can kurtarmak için mi var olduğunu sanıyorsunuz! Öyle olmuş olsa idi en basitinden on yıllardır yazılmasına rağmen göt içi kadar yerde tamama yakını standart dışı olan trafik levhalarının çoktan değişmesi gerekmez miydi? Hade Polis ve kukla hükümetler gereğini yapmıyor, 14 günlük gazetenin yer aldığı bir ülkede konu gündemde tutulup yaptırım sağlanamaz mı? Tabii ki yaptırılır da, kimse sorunun çözümünü istemiyor ki… Çünkü ülkede Kaostan beslenme politikası var. Trafik kazaları olmasa manşeti nasıl dolduracaklar? Kaza haberleri ile manşetler süsleniyor ama bunu bir AB ülkesinde göremezsiniz.

 

Statükonun 36 yılın sonunda dimdik ayakta olmasının sırrı burada yatmaktadır

Bu noktada can alıcı bir soru sormak istiyorum: Sivrisineklerden kurtulmak istiyorsanız sineği mi öldürürsünüz, bataklığı mı kurutursunuz? Pekala, Polisin KTHY eylemi dahil olmak üzere tüm eylemlerde uyguladığı sertlik karşısında ve bugün “sözde” Basın örgütlerinin Polise karşı yapılan protestoları içerisinde Polisin sivil otoriteye bağlanmasını konuşan var mıdır? Koccaman bir Hayıııır!!! Dikkat çekerim: Basın Örgütleri Polisin son zamanlarda basına karşı sertleştiğini dile getiriyor da sade vatandaşa, iş ve aş arayan, hakkını korumaya çalışan vatandaşa gösterdiği sertliği pek konuşan yok! Yoksa onlarınki can vatandaşınki patlıcan mı? Dahası eylemcilerin tutuklanması için Başbakan Küçük’un “Tutuklayın” talimatı ortada olmasına rağmen bugün gözde Bakanlardan Nazım Çavuşoğlu ve bazı Bakanların basın mensuplarına gösterilen sertliğin kabul edilemez olduğunu söylemeleri neyin ifadesidir? Bu, resmen insanları yavşak maytabına almak değil midir? Sanırım Rejimle Basının dansını, yüzyılın dansı diye nitelendirirsek abartı olmaz. İşte Statüko dediğimiz şeyin 36 yılın sonunda dimdik ayakta olmasının sırrı da burada yatmaktadır. Demokratik ülkelerde adalet terazisinde önemli rol oynayan, 4’üncü güç olarak nitelenen basın burada maalesef halkın terazisinde değil rejimin terazisinde! Ne terazi kaldı ne de arşın…Meclisteki siyasi partileri de unutmamak lazım tabii ki. UBP’yi Polisi sivil otoriteye bağlamamakla suçlayıp işin içinden sıyrılabilirsiniz ama ya kendisini sol olarak tabir eden, 7 yıl boyunca Meclis’te hakim olan siyasi particiklerimizden CTP-BG’ nin “Hükümet olursak ilk işimiz Polisi sivil otoriteye bağlamak” demelerine ve hiç birsey yapmadan çekip gittikten sonra Aysu Basri’ye verdikleri kuru bir röpartaj dışında hangi çabasını gördünüz? Eylemciler o gün de dayak yiyordu bugün de…

 

14 gazete, 8 TV kanalının bir teki bile Sendikaların tarihi Brüksel ziyaretini takip etmedi

Meclisimizin hırçın çocuğu olarak adlandırılan Serdar Denktaş’ın, “Polisi, sivil otoriteye bağlarsak partizanlık olur” demesini nereye koycaksınız? Sözde Parlamenter bir rejimde Parlamento’nun bir üyesinin böyle düşünmesinde sizce bir absürdlük yok mudur? TC Başbakanı Erdoğan’ın “Hepiniz Beslemesiniz” hakaretine karşı tepki göstereceklerine, sıraya girip de “Yanlış anlama var, kimse bizi Anavatandan koparamaz” deyip dayanışma göstereceklerine, “Bir gazetenin böyle yapması herkesi bağlamaz” deyip el pençe günah çıkaran gene bunlar değil mi? Platformun üyesi bazı sendikaların kabuğunu kırıp siyasi partilerin yapamadığını yapıp Brüksel’e yaptıkları ziyarette de Medyamız maalesef sınıfta kalmıştır. 14 günlük gazete, 8 TV kanalı olmasına rağmen haftalık gazete olan ÇİVİ’nin dışında bir teki bile Brüksel’e temsilci göndermemiş, Sendikalarla görünmek istememişlerdir. Ama TC Büyükelçisi’nin demeçlerini birinci haber yapmak için yarışırlar! Sevgili okurlar, bunların maskelerini düşürme zamanı gelmiştir. Bunların tümü de Acente, kalemşörlerinin tamama yakını da bilerek bilmeyerek rejimin gizli neferleridir! Dikkat edin, rejim sizi sefalet ücretlerine mahkum ederken ciddi bir muhalefet göstermemekte, sadece kendileri orada durursa durumun daha iyi olacağını söylemekte, özünde hepsi de ayni deliğe işemektedir!

 

Kendi düşen ağlamaz

Maalesef ülke olarak üniversiteler zincirine, bir medya ordusuna sahip olmamıza rağmen olmamız gereken yerde değiliz. Çağdaş ülkelerde Medya, bir tür ombusdmanlık görevi görürken bizde rejimin tetikçisi olup perde görevine soyunmuştur! Ama unutulmasın ki bir gün gazeteler, gazeteciler de mağdur olur. Tıpkı CRATOS Otel ve KTHY olaylarında olduğu gibi. Buna da kendi düşen ağlamaz derler. İngiltere’de Editörler çok saygın bir yere sahip olup nadiren eleştirilirken, bizde gazete editörlerinin birbirlerine karşı ağza alınmayacak sözler sarfetmesi de gözden kaçmamakta gazetelere ve gazetecilere güven yerlerde sürünmektedir. Bu arada ingiltere’de 30 milyon kişinin her gün düzenli şekilde gazetelerin web sitelerini ziyaret ettiğini de not etmek isterim. Gazetecilikte ahlak ve etik kurallar çok önemlidir. Bunları yitirdiğiniz anda hukuk baskısı devreye girer ve medya özgürlükleri rahatlıkla baskı altına alınır. Bu konuda İsveç de basın özgürlükleri konusunda son derece dikkatli olan ülkelerden biridir. Türkiye’de ise Abdi İpekçi olayına ve 12 Eylül’e kadar Medya, Askeri otoriteye bağlı idi. Şimdilerde ise AKP hükümetine! Basın vergi kıskacı altında tamamen teslim alınmış durumda. Buna bir de gazetecilerin medya patronları önünde eğilip kul köle olması eklenince okuyucular önünde güven yerlerde sürünür oldu. Sendikal hareketlerin en zayıf olduğu yerdir de gazetecilik sektörü. Dünyada insanlar doğru ve çarptırılmamış haberler tercih ederken, Türkiye ile onun yerel alt yönetimi olan Kıbrıs’ın kuzeyinde manipulasyon haberlerden geçilmez! Gazeteciler, tartışmanın olduğu ülkelerde kendisini geliştirirken, bizde linç politikası uygulanıp birbirlerinin kuyusunu kazmakta böylece rejime farkında olmadan bu şekilde de ömürboyu hizmet etmektedirler.

 

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.