Ama yok da bu kadar! – Rasıh Keskiner

0
186

Geçtiğimiz hafta yoğun inşaat yapımı ile ilgili yayınlarımız oldu,

Bu memleketin yarısında, 100 bin Kıbrıslı için mevcut yapılar yetmedi mi ki bu kadar inşaat yapımına girişildi,

Elbette ki zaman içinde konut ihtiyacına gereksinim olacaktı,

Ama yok da bu kadar….

Dağlar, tepeler, vadiler inşaat doldu,

Dere yatakları kapatılarak inşaat doldu,

Ve hala devam ediyor,

Şimdi yeryüzü sığmadı, gökyüzüne de hakim olmak istiyorlar,

Bunlar niye oldu ve olmaktadır,

Bunlar hep Türkiye’nin burayı taşı ile toprağı ile, insanı ile teslim alması planının bir sonucudur,

Önceleri yavaş yavaş başladı bu işler,

Sessiz ve derinden..

Kimileri bunun farkına varıp uyarılarda bulunduysa da kulak veren olmadı,

Önce nüfus aktarması ile başladılar,

Hükümetler kurma, hükümetler bozma ile yerli temsilcilerini hallettiler,

Kıbrıs sorununda bir andlaşma belirtisi gündeme gelince de bir gırbaç daha vurdular bu topraklara,

Bu topraklar Rum’un topraklarıdır,

Ve muhtemel bir antlaşmada bu toprakların eski mal sahiplerine iadesi sözkonusuydu,

Annan Planı tartışmaları sırasında, planda yer alan bir madde, 1974’ten beri yağmalanan Rum mallarının yağmalanmasını hızlandırdı.

İlgili madde, halihazırda tasarrufunda taşınmaz bir mülk bulunduran kişi, o taşınmaz mal üzerinde önemli derecede bir düzenleme, geliştirme yapmışsa öncelik hakkı kendisine aittir şeklindeydi.

Bu durum karşısında, – bir andlaşma sonrası Rumların geri dönme veya bıraktıkları mülkleri talep etme hakları karşısında, bir karış toprak bulmasınlar- anlayışı hız kazandı.

Hatırlarsınız herkes, elinde arazi bulunduran herkes proje üstüne proje yaptı.

Vize bürosu aylarca overtime çalıştı,

Bu çerçevede gece yarılarına kadar ışıldaklarla beton döküldü,

Dağlar parçalandı, orman ağaçları kesildi, doğa tahrip edildi,

Sağlıksız pek çok yapının temeli atıldı,

İnşaatların en yoğun olduğu bölge de Davlos’tan, Vasilya’ya kadar olan bölge oldu.

Kuzey sahil şeridi aralıksız inşaatlarla dolduruldu,

Köyler kasabalara, kasabalar kentlere birleştirildi,

Yapılan inşaatlardan önemli bir kısmı yarım kaldı.

Önemli bir kısmı boş durumda,

Ama bu yoğun inşaat furyasından vuran vurdu.

Ellerinde dönümlerce arazi bulunduran pek çok TC kökenli büyük paralarla bu toprakları Yahudilere, İngilizlere satarak Anadolu’da apartmanlar, hatta köyler inşa ettiler,

Bazı politika cambazları, kişi başına düşen gelirin artmasını gururlanarak ekonomik mucizelerle anlattılar,

Ama bu durumun Rum mallarının çok yönlü sömürülmesinin bir sonucu olduğunu ve bunun geçici olduğunu unuttular,

Bu durum, yani kolay para kazanma sosyo-ekonomik durumu ters yüz etmiştir,

Etik değerlerde hızlı bir çöküş ve kültürel aşınma getirmiştir,

Kuzeyde yaşayan çoğu insanın değer sistemleri,davranış biçimleri ve algılamaları önemli ölçüde değişmiştir,

Bugün oldu yağma devam etmektedir,

Bir andlaşma sonrası geri verilmesi muhtemel bölge Karpaz yağmalanmaktadır,

Bütün bunlar yukarıda da belirttiğim gibi, bir gün Rum dönerse bir karış toprak bulmasın anlayışı ile sürdürülmektedir,

Bu yoğun yapılaşmanın en hayati yanı, tamamen arı bir bölge yaratılmış, Andlaşma sonrası Rumların dönüşü imkansız hale getirilmiş, taksim için zemin hazırlanmıştır,

Bunların yanında doğal çevre, alçak orman arazileri, harup, zeytin gibi karakteristik ağaçlarla bitki dokusu tahrip edilmiştir,

Yarım kalan inşaatlar çevre kirliliği yaratmıştır,

15000 civarındaki boş konut da süreç içerisinde kullanılamaz hale gelerek ekonomik kayıp hanesine eklenecektir,

Yaygın yapılaşma belediye hizmetlerini pahalı hale getirmiştir,

Alt yapısız,(su, kanalizasyon, yol, elektrik gibi) ağlıksız siteler ve papılar oluşmuştur,

Yaygın ve yoğun yapılaşma sonucu kentler kent olmaktan, köyler köy kalmaktan çıkmıştır,

Ama yok da bu kadar diyoruz ama, bunun bir politik karar olduğunu ve bütün bunların, bir gün bir andlaşma sonrası Rumların geri dönüşünü imkansız kılmak için yapıldığının da altını çizelim.

 

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.