Azaldıkça mamurlamaya başladılar! – Rasıh Keskiner

0
129

Yani bir insanın doğruları görmesi için illa ki son durağa kadar gelmesi mi gerekiyor,

Tabii bu tespit toplumlar için de geçerlidir.

Kedi bile burnunu üçüncü kez yakmadan, gelecek tehlikeyi farkeder,

Oysa insanoğlu tehlikenin geldiğini gördüğü halde işin ciddiyetini, her şeyin tükendiği zaman anlamaya başlar,

Çağdaş demokrasilerde bu gibi yanılgılara pek rastlanmaz, onlar gelecek tehlikeyi önceden kestirip tedbir alırlar,

Ancak bizim gibi ülkelerde, hayati tehlikeler nerde ise her şey olup bittikten sonra farkedilir,

Bugün geldiğimiz nokta pek çok kimse için sürpriz mi bilmem ama bizim için hiç de sürpriz olmamıştır.

Hatta beklediklerimiz, tespitlerimiz olmuştur.

Nitekim biz bugün gelinen noktayı 20 yıl önce YKP’yi kurarken işaret etmiştik,

Bu durumu YKP kurulmadan önce de saptamış olduk ve TKP’de dillendirmeye başladık.

Ancak o günün TKP yönetimi bu sesleri kısmak için bizleri partiden attı.

Ne gariptir ki, bizleri partiden atanlar gün geldi, o günlerde bizim ortaya koyduğumuz gerçekleri konuşmaya başladılar.

Neydi bizim tespitimiz: Kıbrıs Türk toplumunun varlığı tehlikededir, bu varlığın korunması gerekir.

O günlerdeki Rejimin temsilcileri ‘ giden Türk, gelen Türk’ diyordu.

Biz ise gidenin Kıbrıslı Türk olduğunu, ve gün gele Kıbrıs’ta mumla arasan Kıbrıslı Türk bulunamayacağı tehlikesini işaret ediyorduk.

Şimdi toplumsal varoluş mitingleri düzenleniyor.

Yani illa ki bu duruma düştükten sonra mı toplumsal varlığımızın yok olma noktasına geldiğinin farkına varmalıydık?

Başka bir deyişle azalmaya başladığımız zaman mı mamurlamalıydık!

Yıllar önce söylediklerimiz nedeni ile bize kurşun yağdıranlar, bombalayanlar karşısında ses çıkarmayanların, hatta ‘ iyi yaptınız kendilerine’ diye alkış tutanların bugün aynı şeyleri dillendirmeleri olumlu bir gelişmedir.

Demek ki biz yıllarca söylediğimiz, ortaya koyduğumuz doğru tespitlerle toplumu etkilemişiz.

Etkilemişiz ama panayır politikacıları bunu göstermemek için çırpınıp durdular.

Söylediklerimizin doğru çıkmasından gurur duyuyoruz, ama keşke yanılmış olsak ve toplum yok oluş noktasına gelmemiş olsaydı.

Yani TC’den taşınan nüfusun altıda bir oranına düştüğümüz zaman mı aklımız başına geldi?

Oysa yılanın sürünüşü çoktan görünmüştü,

Durduranın dediği gibi, kahvede 66 oynayan 4 kişiden birisi ansızın ortadan kayboldu. Geriye kalan 3 kişi bu 4.nün nerede olduğunu sormayacak, sorgulamayacak mıydık?

Sorgulamadık. Sormadık. Sonra 3. kişi de , daha sonra da 2. kişi ortadan kayboldu.

Masa başında yalnız başımıza kalınca mamurladık!

Toplum yıllar önce bizim sloganlarımızın doğruluğunu gayet iyi anlamıştı.

Destek vermeye hazırdı. Ama TC asker sivil Yönetimleri ve yerli işbirlikçileri koltuk uğruna toplumu doğru hedefler yerine, hiçbir anlamı olmayan meclise hapsettiler.

Sivil toplum ve  sendika Yöneticilerini kontrolleri altına alarak kitleleri pasifize ettiler.

Ülkenin işgal altında olduğunun toplum farkında değil miydi? Farkındaydı ama bunu dillendirmekten çekiniyordu.

Nitekim biz 1990 da meydanlarda, ‘ Bu memleket bizim, talimatla yönetilmeye hayır’ kampanyası başlatınca toplum bu ve benzeri haykırışlara sempati duydu, sıcak baktı.

Süreç içinde, Kıbrıslıların kendi ülkelerinde azınlığa düşeceklerini, dolayısı ile Kıbrıslının varlığının tehlikede olduğunu vurguladık, mücadeleye destek istedik.

Kurulan hükümetlerin TC’nin kuklaları olduklarını söyledik, acente olduklarını söyledik,

TC’den nüfus taşınmasının uluslararası hukuka aykırı olduğunu söyledik, konuyu AİHM’e gönderdik.

Seçimlere girdik bu tehlikeleri anlattık, girmeyerek boykot yaparak halkı acentelere karşı başkaldırmaya çağırdık.

TC’nin Kıbrıslılara güvenmediğini, yaşam düzeylerini kıskandığını söyledik ve süreç içinde insanlarımızın gelir düzeyini TC’deki ücret seviyesine getireceğini uyarısını yaptık.

Buna rağmen kitleleri zamanında ayaklandırmayı başaramadık,

Buna neden de Rejim ile işbirliği içinde olan siyaset cambazlarının perdelemesi engel oldu.

Nerede ise iş işten geçtikten sonra uyandılar!

Bakıyorum TV kanallarında, Serdar Denktaş yıllar önce bizim söylediklerimizi konuşuyor,

Arabacıoğlu meclisin hiçbir etki ve yetkisi olmadığını söylüyor,

Özkardaş ‘biz kendi memleketimizin efendisi olmak istiyoruz’ demektedir.

Sağcısı solcusu herkes bizim sloganlarımızı haykırarak, toplumun yok oluşunu durdurmak için ayakta.

Tabii bizim sloganlar bazıları tarafından kullanılırken, ,içleri boşaltılarak kullanılmaktadır ama kitleler sloganların gerçekte ne anlatmak istediğini bilmektedir.

Toplumun bu başkaldırısını geçmişte kullananlar oldu, şimdi de kullanmak için yarış içinde olanlar var.

Nitekim bu arayışa girenler, bir yandan başkaldırının içinde olmaya, diğer yandan da TC’nin acentesi olmak için, ‘ bu başkaldırı Türkiye’ye karşı   değil, UBP’ye karşıdır’ diyerek TC’ye mesaj göndermektedirler. Ama o meydanlara toplanan on binler başkaldırının TC’ye karşı olduğunu bilerek, bu duyguyu yaşayarak oraya gelmektedirler.

Neyse, azalmaya başlayınca mamurladılar!

Toplum azalmadan farkındaydı ama siyaset cambazları bu potansiyeli bastırmayı becerdiler,

Umarım bu kez bu başkaldırı artarak sürer varlığımızın yok oluş süreci durur.

 

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.