ÖZDEMİR ÖZGÜR’ÜN ARDINDAN – Ulus Irkad

0
295

O dünyanın da yakından tanıdığı büyük bir kişilikti. İnsan Haklarını öneren ve Aparthehıd’i yeren kitaplarıyla zaten BM’de diplomatken epeyce isim yapmıştı kendisine. Siyasal yaşamına 1960’lı yıllarda Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Bon Büyükelçiliğinde diplomat olarak başlamış, 1960’lı yılların başlarında Kıbrıs Cumhuriyeti’ne bağlı bir diplomat olarak BM’de görev almıştı. Daha sonraları 1977 yılında BM diplomatlığına terfi ederken Kıbrıs diplomatlığından ayrılmıştı. Diplomatlığı sırasında New York Üniversitesi’nde de doktora ve profesörlük payelerini almaya hak kazanmıştı. Bu arada kitapları da bayağı dünyada, bilhassa Afrika konusu başta olduğu için epey değer kazanmış ve 1980’lerin başlarında ünü artık bütün dünyaya duyulmuştu. O Kıbrıslıtürktü ve Kıbrıslıtürk aydın olmaktan da her zaman gurur duyardı. O Baf köylerinden Vreçça’dan hayat uğraşına başlamış ve BM’de üne sahip bir bilim adamı olmuştu. Onun bir başka özelliği daha vardı. Amcası Doktor İhsan Ali, demokrasi ve ideolojik bir kavga verirken hep onun yanında danışmanı gibiydi. İhsan Ali onun amcasıydı ama onu oğlu gibi severdi çünkü Özgür hep onun yanındaydı. İhsan Ali, Kıbrıstürk liderliği ile tartışmaya başladığında Özdemir Özgür de amcasının yanında saf tutmuştu. İhsan Ali ve Özdemir Özgür 1950’li yıllarda Menderes iktidarına karşı CHP ve İnönü’yü’i desteklemekteydiler. Kıbrıs’ın taksim politikasına karşıydılar. Kıbrısumlarının Enosis politikalarına da karşıydılar ve her iki politikayı da yermekteydiler. İşte bu durum her ikisini de Baf’taki taraftarlarını da egemen ulusçu ve taksimci kesimlerin hedefi durumuna getirmişti. İlk kayıplarını gene kendileri gibi demokratik bir ulusçu olan Talat Taşer’in 1954 yılında İngilizler tarafından tutuklanıp sürgün edilmesiyle vereceklerdi. Talat sürgün edilmişti ama bu defa da onlara Türkiye’de bağlaşıklar bulmuştu. Ecevit ve İnönü ile işte böyle ilk kez  50’li yıllarda sıkı temas kuracaklardı. Talat’ın Kızılay’da Tarhan Kitabevi işe yaramıştı. Öte yandan Talat sürgün edilince Kıbrıs’taki malları da arütarmal edilip gidecekti. Talat’ı her Kıbrıslıtürk gazetecisi bir sürgün gazeteci olarak tanımalı ve bilmelidir. Ama 1950’li yıllardaki gerek CHP içindeki gruplar, gerek İnönü, gerekse Akis ve Kim dergileri İhsan Ali’yi desteklemekte bu arada birlikte parti kurduğu Avukat Ahmet Gürkan ve Ayhan Hikmet de bu gruplar ve dergiler tarafından yakından takip edilip bu yayın organlarında onları destekleyici haberler  ve makaleler çıkacaktı. Bu dergilerde gerek İnönü’nün damadı  Metin Toker ve gerekse Ecevit’in ağırlıkları hiç unutulamaz. Ecevit’in Dr İhsan ali ile temasının hala daha 1974 yılına kadar devam ettiğini bizzat gören ve bilen insanlardan biriyim. Türkiye’den ona Ecevit tarafından mektup getiren Baflı üniversiteli öğrenciyi de yakından tanıyordum ama burada kişilik haklarından olduğu için yazmayacağım. Ama 1964 yılından sonra artık bu politikalar yerine daha milliyetçi ve daha bölünme isteyen politikalar ağırlık kazanmaya başlamıştı Türkiye Devleti’nde. Elbette bunda Yunan ve Kıbrısrum etnosetrizminin de karşılıklı etkileşimde büyük bir etkisi olacaktı. Soğuk savaş etkileri de burada unutulmamalı.İlk TC Büyükelçisi Dirvana da İhsandan yanaydı. Ama 1964’de gelindiğinde İhsan artık hem çevresindeki avukatların öldürülmesi hem  Türkiye’deki desteğin geri çekilmesi hem de halkın sindirilmesi konusunda yalnız bırakılmıştı. İhsan Ali Kıbrıstürk liderliği ile uyuşmamaktaydı. Sol Kemalist politikaları ve ideolojiyi benimseyen İhsan Ali, önce Kıbrıslılık ve daha sonra da AB modelini ve Batı Avrupa demokrat kapitalizmiyle Demokratik ulusçuluk ve demokratik bir cumhuriyeti savunmaya başlamıştı ama toplumundan izole edilerek artık Kıbrısrum kesiminde ikamet ediyordu.

Özgür bu zor anlarında da amcasının yanındaydı. Ama gelgelelim ki hem kendisi hem de Dr İhsan Ali Kııbrısrum şövenizmi ve ırkçılığından da şikayetçiydiler. Ben Özdemir Özgür’le 1989 yılında Ledra Palace’ta bir iki toplumlu toplantı sırasında BM telefonuyla ilk defa temasa geçmiştim. 1940’lı yıllarda başlayan siyasal misyonu ve memurluğu vardı. O yıllarda amcasının da kurduğu birçok dernekte görev almıştı hatta bazen İnkılap Kulübü diye kendi başına da kulübler kurmuştu. Baf komiserliğinde görevliydi ve dedem Hamza Erdoğan da o bölümde ebistatlık (Foreman) yapıyordu. Yani dedem Hamza Erdoğan’ın yakın arkadaşıydı ama dedemden de yaşça elbette küçüktü. Dedem de çok okuyan bir insandı, Osmanlı Bektaşi, Tasavvuf edebiyatı, Divan Edebiyatı, Mevlana, Yunan Mitolojisi ve Yunan Edebiyatını çok iyi bilirdi. Dedem Kuran-ı Kerim ile İncil’i de hafızlamış ve bu yüzden papazlarla bile din konusunda tartışan bir bilim adamıydı. Özgür’den önce dedem 20’li yıllarda İhsan Ali ile de arkadaşlık yapmıştı ve hala daha doktorun en yakın arkadaşıydı. Zaten Özdemir abi de bana benimle temasa geçtikten sonra “O yalnız değildi, yanında Hamza Erdoğan gibi değerli arkadaşları vardı” diyecekti. Elbette bir fikir adamının çevresi de oldukça önemliydi. Nitekim Doktor İhsan Ali de İsviçre’deyken ve daha  da öncesi çok değerli insanlarla temas kurmuş, değerli kitaplar okuyan bir fikir adamı ve ideologtu. Doktorun da çok büyük bir kütüphanesi olduğunu ben kendisiyle görüştüğüm 1975 yılında gözlemlemiş ve kendisiyle Kıbrıs sorununu tartışmıştım. Doktor o zamanlar yani 1975 yılında Güney’de 1974 olaylarından sonra artan milliyetçilik ve ırkçılıktan şikayetçiydi. Kendisine Türk milliyetçilerinin de yaptığı baskılardan olduğu gibi Kıbrısrum milliyetçilik ve ırkçılığından da oldukça şikayet etmekteydi.

Özgür’ün siyasal hayatı işte bu paraleldeydi. 1950’li yılların sonlarına gelindiğinde amcasının da ısrarıyla memurluk hayatını bırakıp Türkiye’deki Siyasallara girmiş ve birkaç senelik bir eğitimden sonra mezun olmuştu. Daha sonraları ki hatırladığım kadarıyla 1970 yılıydı artık BM’de görevliydi.O zamanlar Baf’a gelmesine rağmen pek Türk Bölgesi’ne geçemiyordu. Dedemle geldiği zamanlar Kıbrısrum Bölgesi’nde buluşmaktaydı. Dediğim gibi çok iyi arkadaştılar. Ailesi ve Amcası  1964 yılından sonra toplumdan izole edilmişlerdi. Esasında hem Dr İhsan Ali hem de Özdemir Özgür’ün durumu o dönemki toplumsal ve demokratik yapımızı da göstermesi bakımından oldukça önemlidir.

1977 yılından sonra doğrudan doğruya BM diplomatlığına geçen Özgür New York Üniversitesi’nden hem doktora hem de Profesörlük payesi almıştı. Apartheid ve İnsan hakları üzerinde yazdığı kitaplar dünyaca beğeni toplamıştı. Bir müddet Mandela’nın danışmanlığını yapan ve Güney Afrika Anayasası’nın hazırlanmasında önemli rol oynayan Özgür daha sonraları 1980’li yılların sonlarına doğru emekliye ayrılmış ve önce Güney’de, birkaç sene önce de Kuzey’de yaşamaya başlamıştı. Hayatından memnun ve mutluydu. Her zaman için beni telefonla arar ve aileden haberler edinirdi. Bir akraba gibiydik. O beni dedemden kalan bir yadigar arkadaş, ben de onu dedemden kalan bir yadigar arkadaş, bir abi olarak sayardık. Ailemin 1930’lu ve 1940’lı yıllardaki anılarını da bilirdi. Dedemle yaşadığı maceraları espritüel bir şekilde anlatırdı Özdemir Abi. Onunla 1989 yılından sonra yaklaşık 22 senedir arkadaşlığım olmuştu. Düşünün hem dedemle, hem babam ve annemle hem de benimle bir arkadaşlığı ve dostluğu olmuştu. Kültürlü biriydi, yaşayan bir tarihti. Kitap okumayı ve yazmayı severdi. Kıbrıstürk halkının demokratikleşmesinin ve olgunlaşmasının mimarlarındandı. Evrensel bir aydındı, bir bilim adamıydı. Ne diyeyim ki başka onun için? Anısı ve verdiği aydınlık önünde saygıyla eğiliyorum. O benim de arkadaşım ve dostumdu. Onunla gurur duyuyorum ve onunla tanıştığımdan ötürü de çok mutluyum. Rahat uyu Özdemir abi…

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.