YILBAŞI VE MAĞUSA SURİÇİ ESNAFI! – Yılmaz Parlan

0
133

Bunu her zaman söylerim: Para kazanıldığı dönemlerde hiçbir şey kolay kolay göze batmaz ve yerel otoriteler de gerektiği gibi sorgulanmaz, ama kriz kapıyı çalmaya görsün insanların dikkati, duyarlılığı inanılmaz bir şekilde artar. Bu, alışveriş yapan müşteriler için de geçerlidir. Esnaf  için de geçerlidir. Çünkü sonuçta para kazanılırsa devlete ya da belediyeye karşı  olan yükumlülüklerinizi yerine getirebilirsiniz. Uzunca bir süredir Suriçi esnafının ciddi rahatsızlıkları var. Örneğin Suriçi uzunca bir süredir karanlığa mahkum. Mevcut direkler eski ve artan talebi karşılayamadığından dolayı “off anam off” misali çalışmıyordu. Sorunlar Belediyeye aktarıldı, fakat araya Başkanlık seçimi girdi. Seçim sonrası da buna Başkanın rehaveti eklenince esnaf ayaklandı ve yaklaşan yılbaşı ile birlikte kriz doruğa çıktı. Güneyde en ufak köy bile ışık seline boğulurken, kuzeyde “marka” tabir edilen şehirde ne bir süsleme, ne de bir aydınlatma vardı. Herşeye para bulan belediye, süsleme konusunda para yok deyince esnaf kendi arasında örgütlendi karınca kararınca para toplandı ve Mağusa Suriçi Derneği ile anlaşıp caddeleri süsleme ve bir dizi etkinlik yapma kararı aldı.

Suriçinin her üç girişi de tamamen karanlık! Bu sorun 74’ sonrası tüm belediye başkanlarına aktarılmasına rağmen maalesef giderilemedi.

Altyapının yetersiz olması nedeni ile belediye mevcut direklerden elektrik veremeyceğini söyleyince, ışıklandırma ve süsleme suya düştü. Belediye aradan sıyrıldı,  esnaf ve dernek yetkilileri birbirine düştü. Bu aslında ilk kez olmuyordu. Ada yarım asırdır böyle yönetiliyordu: Böl ve yönet! Esnaf paralarının boşa gitmesinden yakınıp parasını geri isterken, dernek yetkilileri de iyi niyetinin kurbanı olup günah keçisi oldu. Tepkiler doruğa çıkıp basına yansıyınca da Belediye kendince yıldırım hızıyla bazılarına göreyse “aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın” modunda hareket geçip, Noel öncesi tüm direkleri yeni aydınlatma direkleri ile değiştirip, ışıklandırmayı da bizzat kendisi yaptı. Dolayısıyla esnaf da biraz sakinleşti ve gönlü bir anlamda alındı. Sular şimdilik duruldu, şimdilik diyorum çünkü sadece ana caddeler aydınlandı. Suriçinin her üç girişi de tamamen karanlık! Bu sorun 74’ sonrası tüm belediye başkanlarına aktarılmasına rağmen maalesef giderilemedi.

Güneyle kuzey arasında en büyük fark nedir derseniz, işte budur derim. Kuzey maalesef uzaydaki karadelikler gibi karanlık, burada ne belediyeler ne de esnaf ne de büyük işletmeler alışverişte ışıklandırmanın ne kadar önemli yer tuttuğunun farkına varamamış. Elektriğin son derece pahalı olmasının da etkileri yok değil tabii ki. AB ülkelerinde KOBİ’lere yani küçük esnafa 12-14 kuruş olan elektriğin kilovat saati buralarda 40 kuruş civarında seyretmekte! Ama büyük sermaye takımı olan otellere ucuz tarife 23 kuruş, üstelik çoğu onu da ödemiyor ve büyük olduklarından Bakanlar Kurulu kararları ile taksitlendirliyor ve basın da bunları sağolsun bize yansıtıyor.

Son seçim öncesi, sorunları çözecek bir proje ile ilgileneceğini söyleyince Esnaf adına basında yazılı olarak kendisine beklentilerimizi bir kez daha duyurduk.

Mağusa’ya dönersek, bazıları gibi Oktay Kayalp’ın yaptığı her işe itiraz edenlerden değilim. 20 yıl boyunca seçilen bir adamın yaptığı her işe karşı gelmek vicdan ölçüleri ile bağdaşmaz. Zaten kuşkusuz yapabildikleri var ki seçiliyor! Topluma ait olan her projede kendisinin her zaman yanında olup kamuoyu önünde destek verip defalarca teşekkür de ettim. Yapamadıklarını da sözlü ya da yazılı uygun bir üslupla dile getirdim. Esnafın talebi doğrultusunda 98’de Namık Kemal Meydanı’nı, 2000 yılında İstiklal Caddesi’ni trafiğe kapatıp yayalaştırdı. Bunlar o günün koşullarında cesaret isteyen kararlardı. Sonrasında ise cadde ile ilgili yapması gereken düzenlemeleri yapmadı ve bu da esnafın artan öfkesine sebep oldu. Son seçim öncesi, sorunları çözecek bir proje ile ilgileneceğini söyleyince Esnaf adına basında yazılı olarak kendisine beklentilerimizi bir kez daha duyurduk. Seçim süresince ve sonrasında yaşadığı yorgunluğa da anlayış gösterdik. Kuşkusuz sorunlar kolaylıkla çözülecek gibi değil ama 15 yıl da almamalıydı diye düşünürüm. Projeyi kısa, orta ve uzun vadede yapılacak olanlar diye sınıflanıdırıp geçmişte gösterdiği cesaretle uygulamak lazım. Mağusalı esnaf olarak yılbaşı sonrası kendisini ziyaret edeceğiz. Üstelik para konusuna gelince merak etmesin, taleplerimizin çoğu para ile değil, karar ve kararlılıkla çözülecek şeyler. Dahası zaman da değişti, şimdilerde UNDP ve USAID de hizmetinizde. 20 yıllık Belediye Başkanlığını taçlandırmanın zamanı gelmiştir sayın Başkan!

Efendim herkese hayırlı seneler…

GÖZDEN KAÇMAYANLAR!

Geçen hafta Güney Kıbrıs’ta oynanan Apoel- Pınar Karşıyaka basketbol karşılaşmasında çıkan olaylar neticesinde bizim milliyetçiler malzeme sıkıntısı çekmiş olacaklar ki Güney Kıbrıs’ı toptan ırkçı ilan edip mal bulmuş mağrubi gibi olaya dört elle sarıldılar. Kendilerinden o kadar geçtiler ki FIBA’nın Apoel takımına 40.000 Euro para ve 3 maçı seyircisiz oynama cezası vermesine, Hristofyas’ın da olayı şiddetle kınamasına rağmen kuzeyin biblo yöneticileri ve TC yetkilileri bunu bir sportif şiddet değil de ırkçılık olarak yorumlayıp, işi “Rumlarla federasyon yapılmaz, bunlarla bir daha birlikte yaşanmaz”a getirdiler.  TC Büyükelçisi ise tüm teammülleri bir kenara bırakarak katıldığı resmi bir etkinlikte,  “Rumlarla birlikte yaşanamayacağına” vurgu yapıp bolca alkış aldı. Kendi deyimi ile “IMF yetkilisi” özünde Vali beyimize bir hatırlatma yapalım: Anavatanı İstanbul’da birkaç hafta evvel oynanan Beşiktaş- Bursaspor maçı öncesi 6 kişinin birbirini bıçaklamasını nereye koyacağız, nasıl tanımlayacağız bu olayı? Orada bıçaklayan da Türk, bıçaklanan da Türk! Üstelik bu tip olaylara Türk futbolunda her hafta şahit olabilirsiniz. Yoksa Türk’un Türk’ü öldürmesi caiz oluyor da, şiddet bir ecnebiden gelince işin rengi değişip ırkçılık mı oluyor? Bu biraz modası geçmiş ucuz milliyetçilik olmuyor mu? Ya İstanbul’da 8 yıl önce Leeds United’ lı bir seyircinin bıçaklanıp öldürülmesine ve olayın kameralar önünde olmasına rağmen failinin hala yargı önüne çıkarılamadığnı da biliyor mu? Sayın Valimiz, bence insan bulunduğu yabancı bir yerde biraz daha dikkatli konuşur ve önce gözündeki merteği görür. Sonra başkasının gözündeki kiri ortaya serer.

Son olarak, TBMM’de ilgili Komisyona havale edilen spor müsabakalarında şiddeti önleme tasarısına, Türkiye’nin dört bir yanından çağrılan taraftar dernek temsilcilerinin karşı çıktıklarını biliyor mu?

Dahası dernek temsilcilerinin, “Meclis illa ki bir yasa çıkaracaksa önce Meclis içerisinde milletvekillerinin birbirlerine attıkları yumruklar ve küfürler için çıkarsın” demeleri de ilginç bir ironi idi!

BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?

KKTC’nin 2011 Bütçesi 3 milyar 77 milyon 220 bin 920 TL olarak kabul edildi. Yeni yılın bütçesinde 350 milyon lira açık öngörülüyor. 10 gün boyunca Meclis’te görüşülüp 26 kabul ve 15 ret oyuyla ve oyçokluğuyla onaylandı.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 2011 Bütçesi ise 8 milyar Euro gider ve 5,9 milyar Euro gelir öngörüyor. Bütçe görüşmeleri 3 gün sürdü ve 33 lehte, 17 aleyhte oyla kabul edildi.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.