ATAERKİL TURİZM! – Yılmaz PARLAN

0
122

Turizm, bacasız sanayi diye tabir edilen bir sektör. Ülkelerin tanıtımında önemli bir basamak olarak da görebilirsiniz tabii. Basamakları yukarı çıkabildiğiniz gibi, doğru politikalar uygulamadığınız takdirde aşağıya da yuvarlanabilirsiniz!

Her yıl olduğu gibi 2011 yılını da siyasilerimiz turizm yılı ilan ettiler. Hedef 1 milyon turist-miş: Ba-ba-ba-ba… Siyasilerimizi dinlerken insan ister istemez Sinderella masallarına dalıp gidiyor. Çünkü turizmde önemli olan, sayılar değil parasal büyüklüklerdir yani gelen her bir turistin harcadığı miktardır. Bu basit kuralı bilmiyorsanız sektörle ilgili konuşma hakkınız da olamaz!

Bunlar ON–CALL 24 saat çalışmasına rağmen olmuyor da olamıyor

Bizde uygulanan politikalarla basamakları yukarı çıkmak imkansız gibi. Dikkat edin, ülkeye gelen sözde turistler ve uçak sefer sayıları artmasına rağmen otellerimiz ve esnafımız batma noktasına doğru basamakları hızla aşağı doğru iniyor. Hem de ne iniş! Şaşaalı saray gibi devasa oteller ve sözde yıldız sanatçı yağmuruna rağmen hedefler bir türlü tutturulamıyor. Deyim yerindeyse sonbaharın güz yaprakları gibi sapır sapır dökülüyoruz. Durumu sahip olduğumuz turizmin kruvazeri diye bilinen sayısız casinolar da kurtarmaya yetmiyor. Üstelik büyük boyutlarda kongre turizmi de yapılmasına rağmen hedefler hep kale direğinden dönen top misali alnımıza alnımıza çakıyor. Bir de turizmin amiral gemisi diye tabir edilen gece kulüplerimiz var. Bunlar ON-CALL 24 saat çalışmasına rağmen olmuyor da olamıyor! Basamakları bir bir değil, freni patlamış kamyon gibi uçarak iniyoruz adeta!

Sonuç olarak halk için yapılması gereken turizm taşınan ataerkil turizm için yapılınca felaket de kaçınılmaz oluyor

Çünkü bizdeki turizm ataerkil turizm… Ülkeye gelen ziyaretçilerin çoğunun erkek olması rastlantı değil. Tabii ki burada devlet eliyle organize edilen bir “sex-gambling” turizmi revaçta. Boşuna değil, uluslararası kuruluşlar Kıbrıs’ın kuzeyinde inanılmaz boyutlarda kadın pazarlandığını çoktan deşifre etmişler. Buradaki fuhuşun patronunun Devlet olduğunun da farkındalar! Ne Devlet ama… Ülkelerinden kandırılarak kaçırılan kadınlar KKTC’de organize bir şekilde pazarlanıyor, kumar ya da kongre turizmi diye otellerimizi dolduran ataerkil turistler de gece boyunca taksiler aracılıyla gece kulüplerinden taşınan seks kölesi kadınlarla uş-dıgıdık oynuyor! Ee, Türk’ün el kitabında at-avrat-silah var. Bunların hepsi bizde var olmalı ki gelsinler, di mi ama? Dolup taşıyor sözde teşvik primleri ile turistleri ağırlamak için yapılan koca koca oteller. Boş odalarını işte böyle doldurup ortaya turizmle ilgili harika istatistiki bilgiler çıkarıyorlar. Sonuç olarak halk için yapılması gereken turizm taşınan ataerkil turizm için yapılınca felaket de kaçınılmaz oluyor.

“Black Pearl”

İsterseniz bir de Güney Kıbrıs’taki turizmi irdeleyelim. Bizdeki gibi şaşaalı oteller ve casinoları olmamasına rağmen turizmi doğru temellerde yapınca 3 milyon turisti ağırlayıp bu sektörden inanılmaz paralar kazanıyorlar. En önemlisi orada halk için turizm yapılıyor, böyle olunca da herkes kazanıyor. Bu noktaya nasıl geldiklerine de bakmakta fayda var tabii. Öncelikle çevre konusunda çok duyarlılar.

Bizde ise daha çok kısa süre önce ÇEKOVA Başkanı ve eski Dışişleri Bakanı Kenan Atakol’un “Ülkeyi baştanbaşa Dikmen çöplüğüne döndürdük” söylemi gazetelerin manşetlerini süslemişti. Güney Kıbrıs diğer konularda da bize fark atmış, her alanda total kalite, total standart ve total servis anlayışı ile bizden fersah fersah öne gitmiştir. Şehirlerarasında bırakın modern otobanlara sahip olmalarını, bisiklet yolları ve yürüyüş yolları yapmışlar, sahillerde kilometrelerce yürüyebileceğiniz ahşap yollar düzenleyip bu işlerin nasıl yapıldığını herkese göstermişlerdir. AyaNapa’daki korsan gemisinin birebir kopyası olan “Black Pearl”ü unutmamak lazım. Onunla nostaljik bir yolculuk yapabilir, zaman tünelinde seyredebilirsiniz. Afrodit adasının kıyılarını bu gemiyle keşfetmek de bir başka güzel olmakla birlikte, sevdiğinizle korsan adasında çok fantastik bir yolculuk yaşayabilirsiniz.  Bir de en önemlisi bizdeki gibi ataerkil değil, anaerkil turistler çoğunlukta. Çünkü dünya ticaretinin % 88’inin kadınlar tarafından yapıldığını bildiklerinden buna yönelmişler. Şehir içlerinde alışveriş caddelerinin yoğun olduğu yerlere belli aralıklarla brandalar çekip, insanları güneşin etkisinden kurtarıp, gölgede yürümesini sağlayıp daha fazla alışveriş yapmalarının önünü açıyorlar. Onlar turizmde genel ticari boyutu yakalarken, biz kadının vücudu üzerinden ve kumar üzerinden ticaret yapmayı uygun görmüşüz.

Sektörün kruvazer gemisi casinolar ve amiral gemisi gece kulüplerinden beslenerek yapılan turizm ilişki sonrası balonu sönen erkekler gibi

Turizmi bahane ederek Türkiye’de neredeyse her yılın KKTC yılı ilan edilmesi ise psikolojik harekâtın bir başka boyutudur. Askeri, öğrencisi, işçisi, hapishane kaçkınları yetmezmiş gibi, ataerkil turizmle adanın kuzeyinde psikolojik baskı kurmaları da unutulmamalıdır. Burada murat edilen kültürel transformasyonun yerli halk üzerinde etkili olmasıdır ki bu fazlası ile başarılı bir şekilde uygulanmaktadır. Şöyle ki TC’de oynanan maç sonuçları için bile insanların burada deli danalar gibi arabalarıyla sokaklara dökülüp bönürmesi, ne kadar etkili olunduğunun bir başka göstergesidir. Dünya, anaerkil turizmden para kazanıp insanlarını bir üst basamağa taşırken, bizimkiler milliyetçiliğin besin kaynağı olan sektörün kruvazer gemisi casinolar ve amiral gemisi gece kulüplerinden beslenerek yani ataerkil turizm yaparak ayakta kalmaya çalışıyor. Böylece de ilişki sonrası balonu sönen erkekler gibi, biz de toplum olarak basamakları bir bir değil adeta yuvarlanarak aşağıya iniyoruz!

GÖZDEN KAÇMAYANLAR!

TC Dışişleri Bakanlığı, Güney Kıbrıs’a seyahat edecek vatandaşlarını “Güvenliğiniz risk altında, oraya giderseniz sizi koruyamayız” diyerek uyardı. Haberin yer aldığı Kıbrıs’ın en prestijli gazetesi olan KIBRIS’ta ise aynı gün ve her gün gazetenin ilk 10 sayfası nerede ise Türkiye’den gelenlerin işlediği kriminal olaylarla dolup taşımakta idi. Yani çok merak ediyorum, vatandaşlarının güvenliğine bu kadar düşkün bir ülke kendisinin bir alt yönetimi olan yerdeki 40.000 asker ve binlerce polisle toplumun güvenliğini sağlayamıyorsa ve bir nevi terör estirilmesine seyirci kalıyorsa, kendisinin üye olmak için sözde çırpındığı AB’nin bir üyesi olan Güney Kıbrıs’a gidilmesini nasıl dert eder? Bunlar modası geçmiş buram buram milliyetçilik kokan açıklamalardır ve hedefinde aslında sadece kendi vatandaşları değil Kıbrıslı Türkler de vardır. Lütfen herkes önce kendi çiftliğindeki pislikleri temizlemeyi öğrensin artık!

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.