ZİTO GLEFTİKO! – Yılmaz PARLAN

0
157

CTP-BG ve AKEL Mağusa İlçe örgütlerinin her yıl ortaklaşa düzenlediği barış etkinliğindeydim. Yer Derinya, adres ZAPYO Restaurant. Binlerce insanın aynı anda yemek yiyebildiği bir yer. İlk dikkatimi çeken; büyük etkinliklerin düzenlendiği devasa ve son derece düzenli park yeri. Çok etkileyici çünkü bizdeki en organize belediyenin hudutları içerisinde böyle bir park yeri göremezsiniz.

Hep merak ettiğim bir konudur: Düşünün, bir düğün salonu veya yol ortasında bir süpermarket. Ama insanların arabalarını park edebileceği bir arabalık bile yer yok. İlgili makam olan belediyeler de böyle yerlere hemencecik işletme izni verirler. Amaç sadece para toplamak. İşlevsellik, güvenlik falan umurlarında değil. Halbuki izin öncesi o işyerinin park yeri var mı, yeterli mi diye bakmak gerekir de, kim bakacak?

Efendiler büyük işlerin adamı: İhaleler, tesisler, AB projeleri, sanatçılar, şovlar derken böyle detaylarla uğraşmıyorlar. Acaba yıllar geçtikçe, gördükçe öğrenirler mi? No anneciğim no!

Gelelim Derinya’daki yemeğe. İçeri girdik, ücret 10 Euro. Yemek her türlü etten fırın kebabı. Üstelik içki ve meze dahil. Son derece makul. Ticaret Odası’na burdan selam olsun: Hani “biz çok ucuzuz” diyorlar ya. Burada limit de yok; yiyebildiğin içebildiğin kadar ye-iç. Tam bize göre! Salon tıklım tıklım. Anlaşılan millet barışa susamış. Ama gözlemliyorum ki yemeğe içmeye de susamış. Atmosfer büyüleyici, konuşma kürsüsünün hemen arkasında dev pankartlar; Rumca ve Türkçe iki slogan “Yeniden birleşme için mücadele ediyoruz” “ Çözümü destekliyoruz”. Bir iç çekerek pankartlara hayranlıkla bakıyor, keşke diyorum!

Zito Federalizm, Zito Kıbrıs, Zito Zito…

Salon Zito naraları ile inliyor ve işte o an anlıyorum ki gerçek barışa henüz çok uzağız. Siyaset bilimciler der ki bir sloganı ne kadar çok kullanırsanız o slogandaki ifade size o kadar uzak olur. Hüzünleniyorum tabii, ağlayacak gibi oluyorum ama kendimi tutuyorum. Ne de olsa Rum gardaşlarımızla eğlenmeye geldik. Tam havaya girecekken siyasilerin bitmek tükenmek bilmeyen konuşmaları başladı. Bir insanın bir insanı algılama süresi bellidir; bu tip mekanlarda 10 dakikadan iki lider hade 20 dakika konuşsun. Kıbrıs’ın siyasetçileri bunu bile algılamaktan uzak. Belli ki insan piskolojisi ile pek ilgileri yok. Yarım saat derken iki saat boyunca konuşmalar devam etti. Masamızda bunalan bir arkadaş: “Konuşmaya ayırdıkları vakit kadar sorunu çözmeye ayırsalardı bu iş çoktan bitmişti” dedi. İçkilerin su gibi tüketildiği mekanda Hristofyas’in konuşmaya başlamasıyla coşku doruğa çıktı: Zito Federalizm, Zito Kıbrıs, Zito Zito… Tam bu sırada karşımda kendisini eğlenceye, yemeğe içmeye vermiş yaşlı bir amca tadına doyamadığı fırın kebabının tekrar tekrar tadına bakarken geceye damgasını vurdu: Zito Gleftiko! Derken masa kahkahaya boğuldu. İşte budur benim Kıbrıslım. Ayrılık vakti geldi kaçıyoruz ama ehaliyi bulan siyasiler mikrofonu bırakmaya niyetli değil. Neyse dışarı çıkıp derin bir nefes aldık ve dönüş yolunda fırtına eşliğinde duygu yüklü bir yolculuktan sonra kuzeye geçtik. Tabii farkımız yine hemen ortaya çıktı: Yarım metre suyun içinde caddede ilerlemeye çalışıyoruz. Elektrik yok, rogarlar yazda temizlenmediğinden suyla dolup tıkanmış, içler acısı durumumuz mutluluğumuzu bir anda kabusa dönüştüruyor. Şimşekler çakıyor, yıldırımlar düşüyor rüzgar herşeyi uçurup kırıp geçiyor. Geceden aklımızda kalan en güzel şeyse “Zito Gleftiko” oluyor.

GÖZDEN KAÇMAYANLAR!

Gazeteci yazar Levent Özadam uzunca düşündükten sonra köşesinde TC temsilcisi Halil İbrahim Akça’nın Cumhurbaşkanı Eroğlu’na “Kıbrıs Türk’nün cezalandırılması gerektiğini” ifade eden düşüncelerini kamuoyuna taşıyıp bunun kime hizmet ettiğini sorguladı. Herşeyden önce TC’nin ve hükümetlerinin bu davranış biçimi yeni bir şey değil Bay Levent. ‘74 yılıından beri süregelen bir şey ama görmek isteyene tabii ki! AKP hükümeti ise Türkiye’de elde ettiği gücün yansıması olaraktan bu küstahlığın derecesini artırmıştır. Hepsi bu kadar. Kıbrıs’ın kuzey parçacığına her alanda müdahale ve aşağılamalar her zaman olmuştur. Bunu üstelik de ben söylemiyorum. Geçmişte görev alan siyasetçiler ve bürokratlar özellikle koltucuklarını kaybettikten sonra bunları itiraf etmektediler. TC yetkililerinin bu davranış biçimi hiç öyle gizli saklı da değildir. Alenidir! Esas sorgulanması gereken sürekli ve aleni olan şeylerin ilk kez oluyormuş gibi yansıtılmaya çalışılmasıdır. Ne olmuştur da dün kolkola yürüyenler bugün ayrı düşmüştür? Söz konusu TC temsilcisi söylediklerini saklamaya bile gerek görmemiştir çünkü söz konusu edilen bir politikadır. Kamuoyunda bilinen adı da “Göç Yasalarıdır”. Kıbrıs’ın kuzeyinde Türkçe konuşan ehali göç ettirilecek ve yerleri de Türkiye’den getirilen “seçkin” yeni Kıbrıslılar alacaktır.

AKP hükümetinin şantaja dayalı politikaları dozunu artırarak devam etmektedir, Rum taşınmaz malını alanların 3’te 1 bedelini ödeyeceği yasaları geçirin, özelleştirme kararlarını alın, 13’üncü maaşları kapın! Bu arada verilecek olan avans paranın da borç hesabınıza yazılacağını unutmayın. Tamam mı çocuklar? Bir taşla 3 kuş.

TC yetkilisi dalgasını geçmeyi de ihmal etmedi: ‘Burda özgür seçimler yapılıyor’ “Bu yöneticileri kim seçiyorsa bedelini de o ödesin” dedi. İnanın buna söyleyecek söz dahi bulamıyorum, en iyisi “Arif Hoca’nın dediğinden” diyelim! Bence ganimeti yapan kadar kapıyı kim açtı ise, o da aynı oranda sorumludur. Dönemin hükümeti, “Rum malları deveredilemez, satılamaz, kiralanamaz” diye karar almıştı. Bu kararın Ankara’da üstü çizilmiş böylece Rum mallarının kapışari satılmasına, devredilmesine yol açılmıştı. Hatırlamakta çook fayda var…

BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?

Pazarlama gurusu Seth Godin, “Yeni Medya Düzeni Konferansı”ndaki konuşmasında “Sisteme uyuyorsanız fark edilmezsiniz. Sıradan insanlar fark yaratamaz, farkı farklı insanlar yaratır” demiş.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.