TRAFİK ve KOMİSERcikleri! – Yılmaz Parlan

0
115

Siz kaos ortamında yaşayacaksınız ki onlar koltucuklarında otursunlar. Her ölümde TV’lere çıkıp “daha çok ceza” diye bağıracaklar. Siz yollarda öleceksiniz, onlar TV’lerde şov yapacaklar…

Trafikte işler yine kızıştı. Bir haftada 6 kişi ölünce ortalık karıştı, suçlamalar havada uçuştu ve suçlu bulundu: Dikkatsiz sürüş, aşırı sürat ve alkol. 36 yıldır aynı nakarat ama olan sadece ölen insanlara ve ailelerine olup gazetelerin manşetlerine değişmez başlıklarla malzeme oldular: “Yüreğimiz yandı”, “Ciğerimiz parçalandı”, “Bu son olsun”, “Ders almıyoruz”, “Trafik canavarı yine işbaşında”…

Aslında birinci derecede yakınlarının dışında kimsenin yüreciği falan yanmıyor. Tüm yaşananlar timsah gözyaşlarından ibaret olup, hatta kazalardan beslenen örgütler ve odaklar var!

Trafik Kazalarını Önleme Derneği de bunlardan biri.

Örneğin ülkede kaza olmasa bu örgütçüklere hiç ihtiyaç ve gerek olmayacaktı. Şimdi ise yaşanan her kazadan sonra biblo gibi TV ekranlarını süslüyorlar. Bilmiş hallerle konuşup ahkâm kesiyorlar ama dünyadaki çağdaş trafik sisteminden bihaber insancıklar. Konuşuyorlar ve konuştukça da daha çok insan ölüyor, gözyaşları sel oluyor. E utanın artık be! DP Başkanı Serdar Denktaş bile çileden çıkıp Meclis’te yaptığı konuşmada “Trafik Kazalarını Önleme Derneği var ancak her konuşma yaptığında korkmaya başlarım çünkü mutlaka arkasından kaza oluyor” demiş; “radar kameraların soygun ve para düzeni olduğuna” da dikkat çekmiştir.

Rejim kaostan besleniyor…

Trafikle ilgilendiğim ilk zamanlar, bazı şeyleri bilmediklerini düşünüp günlerce aylarca araştırmalar yapıp önerilerimizi kamuoyunun bilgisine getirmiş bu konuda KTÖS- KTEZO olarak ortak mücadele etmiştik. Hatırlayacaksınız, ehliyetler sudan sebeplerle iptal ediliyor, binlerce insan ehliyetini bir çırpıda kaybediyordu. Kamuoyunda tepkiler yükselince puan sisteminde bazı değişikliklere gittiler ama kazaları önleyecek hiçbir önlem almadılar. Bilmediklerinden değil, işlerine öyle geldiğinden. Bazı şeyleri kasten düzeltmiyorlardı çünkü rejim kaostan besleniyordu! Tabii, örgüt başkanları da ne kadar çok kaza o kadar çok TV programına çıkıyor, medyada boy gösterip hava atıyorlardı.

Hatta radar kameraların gelmesinde oynadıkları rolden sonra bir kahraman edasıyla konuşuyor, kameraları yere göğe sığdıramıyorlardı. Çok geçmedi, insanlar artarak ölmeye devam edince sahte pehlivancıklar oldukları ortaya çıktı. Meclisteki vekilleri de o dönemde radar kamera konusunda aldatıp tuzağa düşürmüşler ve işte o vekillerden bazıları şimdi radarların bir para tuzağından başka işe yaramadığını söyleyip bu işten kimlerin zengin edildiğini sorgulayacak noktaya gelmişlerdir.

Kazanda kaynayan kurbağalar!

Kazanda yavaşça kaynayan kurbağaların hikâyesini bilirsiniz: Kazan yavaşça kaynadığından zavallı kurbağacıklar bir şey fark etmiyor ve yavaşça ölüyor. Fakat, kazandan becerip atlayanlar da var. İşte meclisteki kazandan son olarak Serdar Denktaş ve Hüseyin Angolemli atlamayı başarmış, sistemi sorgulamaya başlamışlardır. Meclis dışında bulunan siyasi partilerimizden YKP ise bu ülkedeki kazan hikâyesini ilk yaşayanlardan olduğu için kazandan toptan atlamış, hatta Alpay Durduran “Dünyada bir ada ve kazanda kaynayan kurbağalar” kitabını yazmıştı.

36 yıldır aynı nakarat: Dikkatsiz sürüş, aşırı sürat ve alkollü araç kullanma! Söylenenleri doğru kabul edersek, daha vahim bir durumla karşı karşıya değil miyiz?

Şimdi isterseniz biraz sesli düşünelim: Yüzlerce yazar, onlarca gazete, radyo ve TV 36 yıl boyunca aynı şeyleri söyleyip yazarlarsa ve kazalar ürkütücü boyutlarda devam ediyorsa, sizce burada bir yanlışlık yok mudur? Yani biz gerçekten sadece sürat, dikkatsizlik ve alkollü sürüşten mi ölüyoruz?! Bir an için söylenenleri doğru kabul edersek, daha vahim bir durumla karşı karşıya değil miyiz? Demek istediğim siz 36 yıl boyunca bir şeyi tespit edip soruna çözüm bulamamışsanız, devlet ve hükümet olma hakkınız da olmaz. Zaten burada galiba devlet olmak isteyen de kim sorusunu sormak lazım. Ülkeyi kerhane, kumarhane ve uyuşturucu ekseninde mafya teslim almış. Ama siz güya devletsiniz. Ha devletseniz, şimdiki gibi sadece seyredip sade vatandaşa trafik bahanesi ile habire bindirmez, fahiş trafik cezaları kesmez, hayatını kurtarmak için gerekli önlemleri alırsınız.. İşte AFRİKA’da uygulamalardan vicdanı sızlayan bir polisin feryadını okudunuz: Ahalinin üzerine aç kurtlar gibi yollara saldıkları polislere “30 rapor yazmadan gelmeyin” diye talimatlar yağdırılıyor. Uyuşturucu tacirlerine ve mafyaya selam vatandaşa da okkalı cezalar; unutulmasın burası hem Ka- Ka hem Te-Ce!

Kazaları %50 oranında azaltacak formüller var ve bunlar para istemeyen işler olmasına rağmen kasten uygulanmıyor.

Trafikte gerçekten hayat kurtarmak isterseniz ve samimiyseniz neden yol kenarlarındaki sürücülerin gözünü alan reklâm panolarını sökmüyorsunuz? AB ülkelerinde 4 km’de bir ve 40 metre içeride olmak üzere düzenlenmiş, ya bizde? Her yerde, her köşede ve yol kavşakları da reklâm tabelası. Hade gösterin samimiyetinizi, hem AB’ye de azıcık uyum sağlamış olursunuz!
Tamamı standart dışı olan, sürücülerin görmekte bile zorlandığı; silik, yan yatmış, otların arasında kaybolmuş, net görülmeyen trafik levhalarını niye onca uyarılarımıza rağmen değiştirmiyorsunuz? Devam ediyorum, her yeri radar kamera doldururken, neden trafik ışıklarına tek bir radar kamera bile koymadınız? İnsan düz yolda 5-10 km fazla giderse mi ölümlü kaza yapar, yoksa kırmızı ışıkta jet sürat geçerse mi? Vergi mükelleflerinin milyonlarca Euro parasını sokağa atıp kavşakları radar kamera ile donatacağınıza, bu tip dikine çıkış yapılan yollarda ölüm oranlarını sıfıra çekecek çevre yolları niye yapmıyorsunuz? En azından yeni yolları öyle yapın yahu!.. Ada’nın tamama yakınını 65 km ilan etmişler ama 65 dahi gidemiyorsunuz. Mağusa’dan Boğaztepe’ye kadar yaklaşık 20 km’lik yol şeridi üzerinde anayola çıkan tam 141 tali yol var. Sinirleriniz sağlamsa 30-40 km hızla git babacığım git. Önünüze bir tane de refleksleri ağırlaşmış babacık düştü mü, sürün babam sürün. Sonra da millet o sinirle kontrolsüz geçiş yaptı mı, al sana kaza! Dünya trafiğinde esas olan düzenli ve hızlı akıştır. Pekâlâ, siz 65 km altında gidenlerin de AB ülkelerinde ya da ABD’de rapor edildiklerini biliyor musunuz? Yani oralarda trafiğin hızını düşürene de ceza veriyorlar. Yavaş giderek diğer sürücülerin asap ve sinirlerini bozmaya, onları hatalı ve riskli sürüşe zorlamaya hiç hakkınız yok

Kaos ortamında yaşayacaksınız ki, daha çok polis daha çok güvenlik talebiniz olsun. Böylece birileri bu işin faturasını vatandaşa ödetip rejimin de çaktırmadan devamını sağlasın.

Değerli okurlar, şimdi bir adım daha ileri gidip şunu iddia ediyorum: Trafikte hayat kurtaracak bu önerilerimizi neden ısrarla yapmaktan kaçınırlar? Çünkü sizin sürekli hata yapmanızı isterler. Demek istediğim, rejim insanları zaafa düşürüp bundan yararlanmakla besleniyor. Kaos ortamında yani Kıbrıs’ta çözümsüzlük devam ettikçe, siz korkuyla yaşadıkça, baskı altında tutuldukça, polise sürekli biat etmeniz ve rejime muhtaç olmanız da garanti altına alınıyor. Rejimin gönüllü komiserleri ve kiralık kalemleri aracılığıyla da daha fazla baskının ve daha fazla cezanın devamı sağlanıyor. Tanınmış yazarlardan Levent Özadam “Yollarımızın çoğu dünya standartlarında” deyip tek taraflı olarak sürücülere yükleniyor. Koroya, Tüketicileri Koruma Derneği’nin meşhur Başkanı da katılıyor “100 km üzerini tespit edecek yeni kameralar getirilsin!”. Muhtıra mı, fetva mı e süpanallah? Adı üzerinde Tüketicileri Koruma Derneği Başkanısın be adam. Yani şoförlerin yanında yer alıp, daha güvenli konforlu yollar yapılıp altyapının geliştirilmesini talep edeceğine, onların eğitimine kaynak ayrılmasını isteyeceğine karşısına geçmiş “daha çok ceza, daha çok ceza” diye yırtınıyorsun. Belli ki belirli odaklardan işaret almış, konuşuyor arkadaş. Adı gibi ışık saçıyor ışık!

Bir diğer komiser ise bakın ne buyuruyor: “Yeni yollar yapmaktan derhal vazgeçin, çünkü yeni yollar sürücüleri daha çok gaz pedalına bastırıyor”. Araba satışı patlamış mısır gibi devam etsin ama sen hiç yeni yol yapma! Anlaşılan araba sürmenin bir keyif olduğunun, konforlu sürüş yapacak yollarda gitmenin bir insan hakkı olduğunun idrakine bile varamamış. Işık abimiz insan haklarından da anladığı için ona bu konuda bir brifing versin lütfen.

Yeni teknoloji ile yapılan arabaların 100 km’yi aşsa bile çok kısa mesafede durabileceğinin farkında değil. O zaman Sn. Avcı neden bir Renault 12 TX kullanmıyor da ailece lüks arabalar kullanıyor? Halbuki mesele süratte değil, mesele durmayı bilmemekte! O zaman ne yapacaksınız? Eğitim sisteminizi gözden geçireceksiniz. Yani siz ülkeye 8 veya 12 silindir araç ithaline izin verip gümrüklerden parayı kapacaksınız ama eğitim ile yolların kalitesini ve adedini artırma anlamında hiçbir şey yapmayacaksınız. Ve illa ki ceza diyeceksiniz. E size büyük bir “bardon” çekerler…

Rejimin el üstünde tuttuğu bir numaralı Gönüllü Komiser: Mehmet Avcı… Sempatizanı olduğu ÖRP, hem Çevre Bakanlığı’nı hem de Başbakan Yardımcılığı’nı tuttuğu dönemde bir reklam panolarını bile söktürememiş ama cezai müeyyideler söz konusu olduğunda ise en birinciliği kimseye kaptırmamış. Bu coğrafyada işler böyle yürüyor işte.

Siz kaos ortamında yaşayacaksınız ki onlar koltucuklarında otursunlar. Her ölümde TV’lere çıkıp daha çok ceza diye bağıracaklar. Siz yollarda öleceksiniz, onlar TV’lerde şov yapacaklar…
Müstahakımızdır!

Hamiş: Serdar Denktaş, radar kameraların para tuzağı olduğunu söyleyip sorguladığına göre dokunulmazlığı olan bir vekil olarak radar kameraların getirilmesiyle kimlerin bu işten zengin edildiğini de bizlere söylemelidir!

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.