Toplumsal Cinsiyet ve Toplumsal Vizyon: Kıbrıs’ta İçselleştirilmiş Sömürünün Feminist Eleştirisi – Umut Özkaleli

Yeni Kıbrıs Partisi

Maraş’ta provokasyona hayır!

YKP, BKP, KTÖS, KTOEÖS, Basın-Sen, DEV-İŞ, Mağusa İnisiyatifi, Sol Hareket,  Hayata Dokun Hareketi açıklama yaparak “tüm demokrasi ve barış güçlerini 15 Şubat Cumartesi saat...

YKP, ortak yurdun yeniden birleşmesi için ortak mücadele çağrısı yaptı

Yeni Kıbrıs Partisi, bugün, 12 Şubat, Çarşamba günü sabah saat 10:00’de YKP Genel Merkezi’nde Kıbrıs’taki ve Doğu Akdeniz’deki gelişmelere bağlı TC’nin tavırları, Kırımlaştırılma, Hataylaştırılma,...

2020 Asgari ücreti ne oldu?

YKP Genel Sekreteri Murat Kanatlı, döviz krizi ile alım gücünün eridiği, iğneden ipliğe her şeye zam yapıldığı koşullarda 2020 için asgari ücretin hâlâ belirlenmemiş...

Savaş hazırlıklarına hayır, barış için mücadele zamanı

YKP Genel Sekreteri Murat Kanatlı, Akdeniz’deki son gelişmeleri değerlendirdi, “barış için mücadele zamanı” dedi. Açıklama şöyle: Doğu Akdeniz’de bir süredir gerginlik sürekli olarak artmaktadır. Savaş...

YKP’nin de katıldığı, Avrupa Sol Partisi 6. Kongresi gerçekleşti

YKP’nin de gözlemci üyesi olduğu Avrupa Sol Partisi’nin 13-15 Aralık tarihleri arasında Malaga yakınındaki İspanya şehri Benalmádena’da 6. Kongresi yapıldı. YKP Genel Sekreteri Murat...

Toplumsal cinsiyet kavramı, biyolojik olarak dünyaya geldiğimiz cinsiyetin üzerine oturtulan davranış kalıpları ve cinsiyetlere ‘uyan’ ya da ‘yakışan’ şekillerde toplum içerisinde var olmayı öğrendiğimizi vurgular. Bir başka değişle kız çocukların, oğlan çocuklara göre matematik zekâsının daha az gelişmiş olduğuna inananlarla, erkeklerin duygusal bağ ve empati kurma becerilerinin kadınlara göre daha düşük olduğuna inananlar her ne kadar da bunu kadın ve erkek arasında kendiliğinden ortaya çıkan biyolojik faktörlere bağlasa da aslında bunları toplumsal kurgular aracılığı ile öğreniyoruz.

Geçenlerde The Guardian gazetesinde yayınlanan bir makale, feministlerin uzun zamandır üzerine gittikleri bu ‘inşa edilmiş’ cinsiyet kavramının artık bilim insanları tarafından da ortaya konulduğunu, farkların genetik ayrılıklardan değil, toplumsal öğretilerden ve uygulamalardan ileri geldiğini ortaya koyuyordu. Kız ve oğlan çocukların entelektüel düzeyde farklılıklarını genetik yolla değil, evde, okulda ve toplumda aldıkları farklı yaklaşımlar ve gördükleri farklı muamelelerle geliştirdiklerini vurgulayan bu makalenin içeriği üzerinde bizim toplumumuz da derinlemesine düşünmelidir.

Kuzey Kıbrıs’ta toplumsal cinsiyetin kıskaçlarına düşmüş bireyler yetiştirmenin birbirine zincirlenmiş sonuçları arasında kendi kimliğini ve geleceğini formüle edebilmek vizyonundan uzak bir toplum yaratmak ve etkiye-tepkiden öteye politika üretemeyen bir siyasi kültür oluşturmak sayılabilir. Toplumsal cinsiyetten başlayan bir analizin nasıl kimlik, politika ve geleceğe dönük vizyon sahibi olmakla ilintilendirildiğini tartışmakta fayda var.

Ataerkil sistem içerisinde yaşamak, sanıldığı gibi sadece kadının, erkeğin hâkimiyeti ve gücü altına konumlandırması ile sınırlı değildir. Özgür irade ile yaşam tercihlerinde bulunmak zorluğu yalnız kadınlar için değil, aynı zamanda daha güçsüz ve toplumsal hiyerarşide “aşağıda” duran tüm erkekler için de geçerlidir. İlkokul öğretmenlerinin çoğunun kadın, buna karşılık aynı okulların müdürlerinin erkek olması, henüz bu toplumda hemşirelerin hep kadınlardan oluşması, hekim kadınların varlığına karşılık baş hekimlerin, rektörlerin, politikacıların ezici çoğunlukla erkeklerden seçilmesi toplumsal cinsiyetle sınırlandırılmış dünyalarımızda yapabileceklerimizi ve yapamayacaklarımızı suni olarak bize empoze eden sistemden ortaya çıkmaktadır.

Oğlan çocuk babasına küçük yaştan isyan edip futbol yerine bale sevdiğini, ava gitmek yerine odasında şiir yazmak istediğini kolaylıkla ifadelendiremez. Aynı oğlan çocuk, delikanlı çağlarına geldiğinde karşısındaki ‘baba’ sembolünü çevresindeki tüm erkeklerde bulur ve kendi kimliğini sert bir masküliniteyle ifade etmeye başlar. Yumrukla kavgalaşmak, kendini küfürle ifade etmek, kadınları, alınıp satılabilecek bir mal olarak algılamayı sorunsallaştırmadan yetişkin hayata ilk adımı atmak, hiyerarşide “üstte” olan o ‘baba’ sembolüne ulaşmanın boşuna bir çabasından ibarettir. Bir yandan da kaba kuvvete dayanan bu güç hiyerarşisi, adalet hiyerarşisinin önüne geçer ve saygı ile itaat kaba kuvvetin bir türevi haline gelir.

Aynı çizgiden hareketle kız çocuklar, yetenekleri, zekâları ve olanakları hazır olsa da uzun ve profesyonel özveri isteyen genetik mühendisliği gibi alanlara gitmeyi reddedip, evlenmek yoluna girebilirler. Çünkü küçük yaşlardan itibaren kız çocuklarına verilen değerler, ‘koca bulmak’, ‘evde kalmamak’ ve her kadının yaşamayı isteyeceği(!) ‘anne olmak duygusunu tatmak’ gibi dar alanlara sıkışmıştır. Zaten sürekli bundan daha fazlasını isteyecekleri bir hayat çizgisinin ‘tuhaf’ bir istek olduğu kendilerine telkin edilmektedir.

Var olan sitemleri, yani statükoları, oluşturmanın en birinci unsurlarından biri toplumsal cinsiyeti kalıplara sığdırmak ve kabul edilir ve edilemez ‘tercihleri’ öğretmektir. Statükoyu toplumsal cinsiyet bağlamında sorgusuzca kabul eden bireylerin olduğu bir toplum, politik hiyerarşide kendine hâkimiyet kuran zihniyetlere baş kaldıramaz. Benimsenen roller içinde kendisinin hâkimiyet kurulan olduğunu, hâkimiyet kuranın doğruyu bildiğini düşünmeye ve normalize etmeye başlar. Ya da hakimiyet kuranın yanlış yaptığını düşünse bile buna karşı durabilmesinin asla mümkün olamayacağını düşünür. Böylece kaderine boyun eğmek zorunda olduğu, mücadeleyi kaybettiğini baştan kabul eder.

Kendi gerçek tercihlerini hayatının hiçbir alanında ortaya koyamayan bir grup insan, politik yaşamında da gördüğü etkilere tepki göstermekten öteye gidemez. Kendi özgün kimliğini üretemeyen insanlardan oluşan bir politik kültürle boğuşur, durur. Toplumsal reddedilmeden korktuğu için ‘gerçek erkek’ olmak adına küfürbaz olur. Tiksindiği içkiyi sevmeğe kendini zorlayarak topluma ayak uydurur. Çocuk büyütmek yerine genetik mühendisi, futbolcu yerine balet olmak, çocuk büyütüp ‘ev erkeği’ olmak isterken kendi kişiliğini toplum içinde ezdiren, toplum edilgen bir karakter haline gelir. İşte, boyun eğiş, sömürge düşüncesini içselleştirerek sorgusuz itaat ile “sosyalleştirilen” bir toplumun, kendi geleceğine dair vizyon sahibi olması da imkânsızlaşır.

Kuzey Kıbrıs’ta eksik olan, toplumsal vizyona sahip olmamamızdır. Kendini ifade ve formüle edemeyen gruplar ne adalet, ne hak, ne de özgür iradeden söz edebilir. Özgün kimlik ve ona bağlantılı olarak toplumsal vizyona sahip olma yetersizliğinin temellerine inmek için hangi noktada duran bir toplumsal kurgu içinde olduğumuzu irdelemek durumundayız. Bunu da her kesimden katılımla dayanışma ile gerçekleştirmek durumundayız.

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Yaklaşımlar

Korona virüsün felaketinin ekonomik ve politik etkileri – Halil Paşa

ÇÖZÜM VE BARIŞ KARŞITLARI KAZANDI Koronavirüs felaketinin dünyada ve adamızda hızla yayılarak derinleştiği bu günlerde daha kötü sonuçlara hazırlıklı olmamız gerektiği ortaya çıkıyor. Böyle bir...

Korona virüs kafalarımızı karıştırdı – Alpay Durduran

İnsanlık yeniden derin sorunları tartışmaya açtı. Bazıları konunun temeline girdi. Sol politikalar hızlı zenginleşme yarışında kapitalist politikalara yenilmiş dedi idi ya şimdi o yarışı...

Coronadan önce Coronadan sonra ve kktc – Rasıh Keskiner

Coronadan önce bazıları için ne güzeldi dünya.. Ne güzeldi yaşamak. Neoliberalizmin kendilerine sağladığı imkanlarla bir eli yağda bir eli balda doymadan yaşamak. Emekçilerin emeklerini...

Öğrencilere olanların düşündürdükleri – Alpay Durduran

Küçük ülkemizde önce denize nazır diploma hazır üniversiteleri kuruldu şikâyetleri duyuldu ama daha öncesinde benim meclisteki konuşmalarda DAÜ’nün kurulması için yüksek teknoloji okulunun adının...

Kapitalizmden çevreye – Ulus Irkad

Kapitalist sistemin aşırı tüketime dayalı sanayi sistemine getirdiği değişim elbette iklimsel değişimleri de getirdi. Tüketime dayalı üretimden dolayı atmosfere bırakılan zehirli gazlar atmosferi etkiledi....