PAPA’NIN ZİYARETİ VE ESNAFIN SATIŞ DUASI!

0
221

Demek istediğim şu ki, bu ülkede hükümet edenler, meslek örgütlerini (odalar) ve sivil toplum örgütlerinin çoğunu ele geçirmişlerdir. Bu yüzden olumlu bir şeyler yapabilmeniz mümkün değildir.

Biliyorsunuz geçenlerde Katolik dünyasının ruhani lideri Papa 16. Benedikt, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin davetlisi olarak adamıza geldi. Temaslarda bulunup ayinlere katıldı ve hepimizi kutsayıp Kıbrıs’ın bölünmüşlüğünün son bulmasını diledi. Papa’nın dileği tutar mı tutmaz mı bilinmez ama Rum polisi engeline takıldığı için Papa’yı göremeyip görüşemediği için, birlikte Kıbrıs halkı için dua edemeyen Din İşleri Daire Başkanımız Yusuf Suiçmez bayağı üzgündü. Sayın Suiçmez üzülmesin Kıbrıs’ın kuzeyinde dua edecek o kadar şey var ki bunlar için bol bol dua edebilir ve Tanrı katında hizmetini artırabilir!

Ülkemiz su kaynakları açısından kıt, yağmur duasına çıkabilir ki Müslüman olan ülkelerde sık sık uygulanan bir yöntemdir. Yağmur duası da yetmezse dua edeceği ve herkesin gönlünü alacağı başka alanlarımız da mevcuttur: Mesela, esnafımızın yaşadığı ekonomik krizi aşmak için artık “satış duasına” çıkmak şart oldu. Hatta ve hatta Papa ziyareti vesilesiyle öğrendiğimiz üzere bugüne kadar gidip elini öpmediği Şeyh Nazım Hoca’nın da elini öpmeli ve onu da bu işe ortak ederek üfürüğün gücünü üçe katlamalıdır. Neden üç? Ne demişti Nazım Efendi: Aslında Papa beni ziyarete gelmişti amma Ercan’dan giriş yapamayıp Güney’e gelmek zorunda kaldığı için ayıp olmasın diye Papaz’ı da ziyaret etti.” Hani Nazım Hoca Papa’yla buluşmayı başarıp onun da ilahi gücünü kendinde toplamışken bu cümbüşe onu da ortak edip üç üfürükte iş erbabının sorunlarına merhem olmak lazım!

Hem başarılı olunduğu takdirde üniversitedeki çok bilmiş akademisyenlerimizin ekonomik reçetelerine de ihtiyaç kalmaz. IMF, Dünya Bankası ve sair kurumlar da bu işlerin nasıl çözüldüğünü bir güzel öğrenmiş olur!

Bu iş başarıldığı takdirde, sadece Kıbrıs birleşmekle kalmaz, dünya ekonomisi de şaha kalkar ve para kazanan işadamları da kavgaya bir neden görmeyerek böylece Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini hayata geçirmiş olur! Maşşallah, tu-tu- tu, nazar değmez inşallah!

***

Sevgili okurlar,  siyasilerin bildik yöntemleri ve mevcut Oda Başkanları ve bilumum akademisyen ile birlikte gerçekten de Esnafın halinin boru olduğu kesin.

Geçtiğimiz haftalarda KIBRIS TV’de sevgili dostum Ali Baturay’ın konuğu idim. İlk sorusu, “Esnafın durumu nedir?” oldu. Ona, “Siz attığınız manşetlerle durumu çok iyi özetliyorsunuz; yılın ilk çeyreğinde 1459 çek yasaklısı, her şeyi özetlemez mi?” dedim. “Yeni bir liste elimize daha ulaştı” dedi. Anlayacağınız durum vahimden de öte. Esnaf ötelene tepelene bu duruma düşürüldü. Mevcut Oda Başkanları yani Esnaf ve Zanaatkar Odası, Ticaret Odası ve Sanayi Odası, iş erbabının sorunlarına çözüm olamayıp 30.000 işyerini temsil iddiasında olmalarına rağmen Genel Kurullarını ancak 100-200 kişi ile yapabilmektedir. Siz insanların sorunlarını çözmezseniz doğal olarak insanlar da sizi terk eder ve size Oda Başkanları olarak sadece batacağımızı söyleyerek felaket tellallığı yapmaktan başka iş kalmaz.  E onu rahmetlik neneciğim de bilir, nenem benim!

Bunları bırakın da biz söyleyip yazalım. Siz yıllardır o koltucuklarda oturup da popo ısıtmaktan başka ne yapıyorsunuz? Çözüm önerileriniz ne canım kardeşlerim? Esnafı büyük işletmelerden koruyacak anti-tekel, anti-damping yasalarının çıkması için mücadele ediyor musunuz? Tam Rekabet Yasası’nın çıktıktan sonra işletilmesi için ne yaptınız? Esnafı yiyip bitiren ölümcül ve gaddar banka kredi faizleri için bir arpa buyu yol kat ettiniz mi?

Sayın Baturay çalışma saatleri konusunda bir kavga verildiğini ama başarılı olunamadığını söyleyince, o kampanyanın anti-tekel yasaları ile ilgili olmadığını, olmadığı gibi o kampanyanın gündemi değiştirmek için CTP-BG’nin gündeme getirdiği sanal bir tartışma olduğunu söyledim.

Şöyle ki Esnaf Odası Başkanı Hürrem Tulga, çalışma saatleri konusunda yürüttüğümüz kampanyada bir milim bile başarı gösteremezken kampanyayı aniden sonlandırdı. Yönetim Kurulu toplantısında buna itiraz edip kampanyanın anti-tekel, anti-damping ve tam rekabet yasaları çıkarılana kadar devamını istedim. Sonuç ne mi oldu? Söyleyeyim: Dönemin Çalışma Bakanı Sonay Adem’in talimatı ile Oda Başkanı Tulga ve arkadaşları tarafından Oda’dan ihraç edildim! Demek istediğim şu ki, bu ülkede hükümet edenler, meslek örgütlerini (odalar) ve sivil toplum örgütlerinin çoğunu ele geçirmişlerdir. Bu yüzden olumlu bir şeyler yapabilmeniz mümkün değildir. İş erbabının hakkını savunması gereken örgüt başkanları maalesef üye çıkarlarını değil, aksine iktidarların ve kendi dar çevrelerinin çıkarını kollamak için konuşlanmış olup, her fırsatta küflenmiş “Türk’ten Türk’e” ve “İzolasyon-Ambargo” kampanyasının melodilerini çalıp söylemektedir. Ekonomimizin ve demokrasimizin kısır kalmasının bir sebebi de budur işte. Biz sırf bu yüzden batmaya mahkûmuz ey müminler. Silkinip de kendimize gelmezsek ne Yusuf Suiçmez, ne Şeyh Nazım Kıbrısi, ne de Papa bizim derdimize çare olabilir.

Ama var ya; ben gene de kuraklığın başladığı şu günlerde ondan daha acil olan satış kuraklığımızın giderilmesi için Yusuf Hocama sesleniyorum: “Yağdır Mevlam su gibi satış!”

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.