12 Eylül’e doğru Türkiye ve Kıbrıs -11- – Ulus Irkad

Must read

ulus12 EYLÜL VE SONRASI KIBRISTÜRK EKONOMİSİNE BİR GÖZ ATARSAK….

EKONOMİNİN RUMCASI – EKONOMİNİN TÜRKÇESİ

1974 yılında Harekatların  23. yıldönümünde Ada’ya yedi bakan ile birlikte giden Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit, KKTC’nin Türkiye ile bütünleşmesine yönelik “tarihsel” bir plan açıklamıştı…

Eğer Avrupa Birliği Kıbrıs’ı tam üyeliğe kabul ederse Türkiye de KKTC ile “bir bütün” haline gelecekti.

Haberlerde, Türkiye’nin adaya müdahalesinden sonra Türk kesiminde “ekonomik zenginliğin” artıp artmadığına dair tek bir kelime yoktu. İki bölge arasında durumu “kıyaslayan” bir tabloya da rastlanmıyordu…

Sadece “siyasal” laflar uçuşuyordu.

Fransız Le Monde Gazetesi’nin yıllığında Kuzey Kıbrıs için verilen bilgiler oldukça çarpıcıydı:

İlk çarpıcı gösterge “paranın” değeriydi. KKTC’de de geçerli olan Türk Lirası’nın Fransız Frangı cinsinden değeri şöyle ifade ediliyordu: 0,00005 frank. Halbuki bir Kıbrıs Rum Lirası 11.23 frank değerindeydi. Türk lirası unufak oluken, Kıbrıs Rum Lirası Fransız Frangı’nı on bir buçuk kez katlamaktaydı…

Fransız gazetesinin ekonomik yıllığı, Ada’nın uluslararası camia tarafından tanınan tek temsilcisi olarak sunduğu “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin”, mevcut duruma rağmen, kalkınmasını çoğu Avrupa ülkesinden daha büyük bir hızla sürdürdüğünü vurguluyordu. 1995 yılında yüzde 2.5 oranında bir performans elde edilmişti. KKTC’de ise ekonomi küçülmüştü.

Rum kesiminde ekonomik refah İspanya ölçüsüne ulaşmıştı.

1996 yılında enflasyon oranı yüzde 3 idi. Le Monde, KKTC’de ise enflasyonun 1994 yılında yüzde 215 olduğunu belirtiyordu.

Bütçe açığı Rum kesiminde gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 2.5’i ile sınırlı kalmıştı. KKTC’de ise yüzde 11.8 olmuştu.

Ekonomik farklılaşma en keskin biçimde “kişi başına gelir” kıyaslamasında ortaya çıkmaktaydı…

1996 yılı itibariyle Rum kesiminde kişi başına gelir 14 bin dolardı. Halbuki KKTC’de 1994 yılı rakamlarıyla kişi başına gelir ancak 2 bin 800 dolar olabilmişti.

Yıllık, iki kesim arasındaki “orantısızlığa” dikkat çekiyordu.

Kıbrıs Rum kesimi yıllık gelirinin yüzde 70’ini “hizmet sektöründen” elde ediyordu.Nüfus 700000 kişiydi. Ama her yıl gelen turist sayısı iki milyona ulaşmaktaydı.

1996 yılında enflasyon oranı yüzde 3 idi. Le Monde KKTC’de ise enflasyonun 1994 yılında yüzde 215 olduğunu belitiyordu.

Bütçe açığı Rum kesiminde gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 2.5’u ile sınırlı kalmıştı. KKTC’de ise yüzde 11.8 olmuştu.

Ekonomik farklılaşma en keskin biçimde “kişi başına gelir” kıyaslamasında ortaya çıkmaktaydı…

1996 yılı itibarıyla Rum kesiminde kişi başına gelir 14 bin dolardı. Halbuki KKTC’de 1994 yılı rakamlarıyla kişi başına gelir ancak 2 bin 800 dolar olabilmişti.

Yıllık, iki kesim arasındaki “orantısızlığa” dikkat çekiyordu.

Kıbrıs Rum kesimi yıllık gelirinin yüzde 70’ini “hizmet sektöründen” elde ediyordu. Nüfus 700 bin kişiydi. Ama her yıl gelen turist sayısı iki milyona ulaşmaktaydı.

Önemli bir banka sektörünün bulunduğu, Rus kara parasının burada aklandığı da anlaşılmaktaydı.

Denizcilikte çok önemliydi. Rum kesiminin deniz ticaret filosu dünya dördüncüsüydü. Konfeksiyon ve patates ihracatı da gelirlerinin önemli bir kısmını teşkil etmekteydi..

En büyük para ise petrole, gıdaya ve silaha yatırılıyordu.

KKTC’de nüfusun 180 bin kişi olduğunu, bunun seksen bininin Anadolu’dan geldiği, otuz bin de asker bulunduğu belirtildikten sonra Kıbrıs Türkleri’nin Ada’dan göç ettiklerini de bir cümleyle yer veriliyordu.

Türkiye’de siyasal propaganda “gerçekleri” hep gözardı ediyordu.

Halbuki KKTC’yi tanımaya çalışanlar, Ada’ya gidip durumu görenler bu ekonomik göstergelerin yalan olmadığını biliyordu.

Türkiye “zenginliğini artıramadığı” insanlara şimdi “iltihak” öneriyordu.

Ama, Rum kesiminde sürekli artan zenginliğin, bu hesapları dayanıksız bırakabileceğini unutuyordu.

(Bu yazı Sabah Gazetesi’nin, Salı, 22 Temmuz 1997, Mehmet Altan, sf.19  faydalanarak hazırlanmıştır)

 

“EKONOMİ TAM BİR ÇIKMAZDA” (Ticaret Odasının Yayın Organı EKONOMİ Gazetesinin Yorumu) (7 Temmuz 1992, Ekonomi, Yenidüzen, sf.4)

Kıbrıs Türk Ticaaret Odasının Haftalık yayın organı EKONOMİ gazetesinin 1992 sayısında yer alan yorum yazısında, hükümetin geçirdiği ve geçirmek istediği yasaların KKTC ekonomisini tam bir çıkmaza sokacağı belirtiliyordu. Sözkonusu yazıda “halkın refah dolu günlere ulaşacağı” yönünde verilen sözlerin ise hatıralarda kaldığının gözlendiği vurgulanıyordu.

“Ekonomi Tam bir çıkmazda” başlığı altında yayınlanan yorumda şu görüşlere yer veriliyordu: “Kıbrıs sorununa siyasi bir çözüm arandığı, bütün gözlerle dikkatlerin New York’a kaydığı bu günlerde, hükümetin geçirdiği ve geçirmek istediği yasalarla, KKTC ekonomisinin yerle bir olacağı, “halkın refah dolu günlere ulaşacağı” yönünde verilen sözlerin ise, hatıralarda silik bir ses olarak kalacağı gözleniyor.

Ekonomistler, açık veren bütçenin denkleştirilmesi ve kamu harcamalarının karşılanması amacıyla birbir arkasına geçilen yasaların ekonomiyi tam bir çıkmaza sokacağı konusunda görüş birliğine varmış bulunuyor.

1 Temmuz’da yürürlüğe giren Banka ve Sigorta İşlemleri Vergisi, bankacılık sektörünü çıkmaza sokarken, vatandaşları ve üretici kesimi ikinci kez vergilendiriyor. Aynı yasa döviz satımını ise, sokaklara taşırıyor. Merkez Bankası Değişiklik Yasası ile hükümetin munzam karşılıklardan aldığı avans yüzünden 5’den 15’e çıkarırken, ülke ekonomisinin itici gücü durumunda bulunan turizim fonunun yarısını cari giderleri için kullanmayı amaçlıyor. Ada ülkelerinde bulunmöayan KDV ile tüm mallarla hizmetlere, hayat pahalılığında yüzde 26 yansıyacak yüzde 10 vergi geliyor.

Olası bir anlaşmada Rum tarafına oranla ekonomik yönden güçlü olmamız gerekirken, bu yasalarla deprem kuşağında bulunan ekonomimizin, yerle bir olacağını ve halkımızı çok zor günlerin beklediğini söylemek herhalde kehanette bulunuluyor denilemeyecektir. Çünkü dünya ülkelerinde uygulanan ekonomik önlemlere bakıldığı zaman, bu önlemlerin halkın leyhinde olduğu görülmektedir. Bizde ise herşey ters gitmektedir. Herşey nalıncı keseri gibi, bütçe açıklarının karşılanması için “hep bana” çalışıyor.

Bizler, Kıbrıs Türk Ticaret Odası olarak, ekonomik yaşantının iyileştirilmesi, halkın düzeyinin artırılması, ülkenin bir turizm ve ticaret merkezine dönüştürülmesi yönünde ekonomik önlemlerin alınmasını beklerken, alınan önlemlerle ülkenin bir yıkıma götürülmesine seyirci kalamayacağımızı hatırlatmayı görev biliriz. Unutmayalım ki, geçirilen ve geçirmek istenen yasalardan sonra, “zararın neresinden dönerseniz kardır” atasözü de bizim ülkemiz, ekonomimiz ve insanlarımız için geçersiz kalacak.”

 

12 EYLÜL DARBESİ SONUCU EKONOMİ DAHA DA KÖTÜYE GİDİYOR

ÇALIŞAN NÜFUSUN YÜZDE YİRMİ İKİSİ MEMUR,Emekli Maaşı alanların Sayısı 7364 (Yenidüzen, 10 Temmuz 1991, sf.3)

Lefkoşa (T.A.K.): Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde fiilen çalışan nüfusun yüzde 22.3’ü kamu hizmetlerinde görev yapıyor. “Tarım ülkesi” KKTC’de tarım kesiminde çalışanların toplam çalışan nüfusa oranı ise yüzde 26.7.

KKTC’de devletten emekli maaşı alanların sayısı, Cumhuriyetin kurulduğu 1983 yılında 4 bin 793 iken, sürekli artış göstererek, 1990 yılında 7 bin 364’e ulaştı. Bu artışta özellikle 10 yıllık hizmet üzerinden emekliye çıkma hakkı tanınmasının büyük etkisi olduğu vurgulanıyor.

 

ÇALIŞANLARIN YÜZDE 22.3’Ü KAMU HİZMETLERİNDE

TAK muhabirinin Devlet Planlama Örgütü istatistiklerinden derlediği bilgilere göre, 1990 yılı için kabul edilen 171 bin 469 toplam nüfustan, 71 bin 525’i fiilen çalışıyor. Nüfusun 110 bin 751’ini 15-64 yaş gurubu oluşturuyor.

Çalışan nüfusun yüzde 22.3’ü, KİT ve belediyeler dahil, kamu hizmetlerinde görev yapıyor. Uzmanlar dünya standartlarına göre bu rakamın çok yüksek olduğuna dikkat çekiyorlar.

1985 yılında kamu sektöründe çalışan nüfusun sayısı 11 bin 919 iken, 1990 yılında bu rakam 15 bin 979’a ulaştı. Kamu sektöründe kadınların oranı ise yüzde 34.

1990 yılı kasinleşen milli gelir verilerine göre, toplam istihdamın yüzde 22.3’ünü oluşturan kamu çalışanlarının, yaratılan milli gelirden aldıkları pay da yüzde 18.4 oranında.

TARIM SEKTÖRÜNDE ÇALIŞANLARIN ORANI YÜZDE 26.7

Bir tarım ülkesi olan KKTC’de, tarım sektöründe çalışanların toplam çalışan nüfusa oranı ise 26.7. İkinci sıradaki kamu sektörünü, yüzde 11.3 ile sanayi, yüzde 9.7 ile ticaret-turizm izliyor. Serbest meslek hizmetlerinde çalışanlarla, ulaştırma-haberleşme alanında çalışanların toplam çalışan nüfusa oaranı da yüzde 8 civarında.

                       KKTC’DE 7364 EMEKLİ  

“Emekli cenneti” olarak nitelendirilen Kuzey Kıbrıs’ta, 1990 itibarıyla emekli maaşı alanların sayısı ise 7 bin 364. 10 ve 15 yıllık hizmet üzerinden emeklilik hakkı tanınmasının sonuçlarının alınmaya başlamasıyla birlikte, 1983 yılında 4 bin 793 olan emekli sayısı, özellikle 1985 yılından itibaren büyük oranda artmaya başladı. 1983 yılından itibaren en fazla emekliliğin, 463 kişi ile 1990 yılında gerçekleştiği de DPÖ istatistiklerinden alınan bilgiler arasında bulunuyor. Kadınların emekliler içindeki oranı ise yüzde 10.

“EKONOMİYE BÜYÜK YÜK”

TAK muhabirinin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan DPÖ Müsteşarı Ahmet Zeki Bulunç, KKTC’de kamu hizmetlerinin toplam istihdam içindeki payı ile emekli sayısının yüksek olmasının, ekonomiye önemli bir yük getirdiğini söyledi. Bulunç, bu durumun, bütçe imkanlarını daralttığına da dikkat çekti.

Emekli sayısındaki fazlalığın, üretime dayanmayan transfer harcamalarını artırdığını da kaydeden DPÖ Müsteşarı Bulunç, “bu da ekonomide üretimin gelişmesini engelleyici bir husustur” şeklinde konuştu.

 

1992’DE TİCARET AÇIĞI 2 TRİLYON TL(23 Aralık 1992, Çarşamba, Kıbrıs, İç Haberler, sf.2)

KKTC’de 1992’nin ilk on ayındaki ihracatın geçen yıla göre yüzde 10 artış göstermesine rağmen dış ticaret açığı yüzde 41 oranında arttı.

Ticaret ve Sanayi Bakanlığı verilerine göre Ocak-Eylül 1992 döneminde 43 milyon dolarlık ihracat yapılırken 287 milyon dolarlık ithalat yapıldı. 1991 Ocak-Eylül döneminde 173 milyon dolar olan dış ticaret açığı 1992 yılında 244 milyon dolara (2.049 trilyon TL) çıktı.

1992 yılı Eylül ayı sonu itibarıyle toplam ihracat 43 milyon 262 bin 975 dolar olarak saptanırken, 1991 yılının aynı döneminde bu rakam 39 milyon 466 bin 123 dolar idi.

1992 yılı Eylül ayı sonu itibarıyle toplam ihracat 43 milyon 262 bin 975 dolar olarak saptanırken, 1991 yılının ayni döneminde bu rakam 39 milyon 466 bin 123 dolar idi.

1992 ihracatının 39 milyon 160 bin 207 dolarlık kısmı ise Türkiye’ye yapıldı. Bu dönem içinde, sanayi mamullerinin ihracattaki payı yüzde 39.5, tarım ürünlerinin yüzde 60 ve diğer mamullerin oranı ise yüzde 0.5 oldu.

1991 yılına göre 1992 yılındaki ihracattaki 4 milyon dolarlık artışı mal bazında değerlenderdiğimiz zaman patates ihracatında büyük artış görüldü. 1991 yılında 34 bin dolarlık patates ihraç edilirken 1992 yılında bu rakam 3 milyon 406 bin dolara çıktı. Ancak konfeksiyon, deri, bağırsak ve yün ihracında azalma kaydedildi.

1991-92 Narenciye Sezonunda, 111 bin 673 ton Narenciye ve bu sektörden elde edilen Narenciye Sanayi ürünlerinden (Konsantre ve kabuk yağı) 2 bin 762 ton ihraç edildi.

Ticaret Bakanlığı aynı dönem içinde baavul ticareti diye adlandırılan yolcu beraberi ihracata konu olan malların toplam tutarının 19 milyon dolar tahmin ediyor.

1992 yılı ithalatının 135 milyon 889 bin dolarlık kısmı Türkiye’den, geriye kalan 151 milyon 674 bin dolarlık kısmı ise Japonya, Honkong ve İngiltere gibi ülkelerden yapıldı.

 

TC’DEN YALNIZCA 1.8 TRİLYON( 7 Ocak 1995, Cumartesi, Yenidüzen, sf.5)

“…Atun bütçe için 1.8 trilyon TC yardımı öngörüldüğünü, bu rakamın KKTC bütçesinde öngörülen rakamın altında olduğunu, ancak daha sonra bunun daha başka kaynak ve fonlardan karşılanabileceğinin söylendiğini açıkladı. Başbakan Atun’un verdiği bilgiye göre 1.8 trilyonluk TC yardımı içinde elektrik santralı için ödenecek miktar da bulunuyor. Bunun karşılanmasından sonra 400 milyar TL’lik bir miktar kalacak.

Başbakan Hakkı Atun, Türkiye Başbakanı Tansu Çillerle yapacakları görüşmede yatırım projelerinin artırılmasını isteyeceklerini belirtti, KKTC’de uygulanacak projelerin önceliklerini KKTC hükümetinin saptayacağını kaydetti…”

TC’DEN YARDIMLAR AZALDI (  Yeni Demokrat, 25 Ocak 1996, Perşembe, Yıl 2, Sayı: 713, sf.1)

1995’te ekonomide gözlenen ihracat patlamasına ve 1993’te 43 milyon Dolarlık ihracat yapılırken 1995’te 67 milyon Dolarlık ihracat yapılmasına karşın, kamu maliyesinde gözlenen sıkışıklığın, TC yardımlarının azalmasından kaynaklandığı belirlendi.

Ambargolar nedeniyle 3. ülkelerden dış borç ve dış kredi alamayan KKTC, 1993 yılına kadar taze kaynak sorununu TC’den sağlanan yarcdımlarla aştı,

1994 yılında alınan 5 Nisan kararları çerçevesinde Başbakan Tansu Çiller tarafından uygulanan sıkı para politikasına KKTC de dahil edildi.

Bunun sonucu olarak TC yardımları ile sürdürülen birçok yatırım projesi ya yarım kaldı ya da başlatılmadı. Türkiye’nin bütçeye yaptığı yardımlar da tümüyle durduruldu.

1991’de 23.5 milyon dolar, 1992’de 15.2 milyon Dolar yardım yapılırken, 1994’te sadece 1.3 milyon Dolaar, 1995’te ise sadece 250 milyar TL yardım yapıldı.

Bu ise 21 yıldır TC yardımları ile ayakta duran Kamu Maliyesi’ni büyük bir sıkıntıya soktu.

Türkiye’nin, Eroğlu döneminde imzalanan Ekonomik İşbirliği Protokollerinde yer alan KDV’nin UBP iktidarları döneminde uygulanmamasından rahatsız olduğunu belirten siyasi gözlemciler, Türkiye yardımlarının tekrar başlaması için KKTC’nin de bazı önlemler alması gerektiğinin altını çiziyorlar.

Bu önlemler arasında KDV’nin uygulanması, kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınması, özelleştirme, devletin küçültülmesi ve KKTC olanaklarının çok üzerindeki bazı sosyal menfaatlerin yeniden düzenlenmesinin bulunduğu ileri sürülüyor.

Devletin küçültülmesi çerçevesinde 1995 yılında memur sayısında 632 kişilik azalma olduğu, emekli olanların yerine yeni istihdam yapılmadığı, özelleştirme çalışmalarının, çıkarılacak bir yasayla süreceği, KDV’nin ise önümüzdeki haftalarda uygulamaya konacağı öğrenildi.

Bu arada güçlü bir ekonomisi bulunan Güney Kıbrıs’ın aldığı dış yardımların 3 milyar doları geçtiği ve Rum yönetiminin(Kıbrıs Cumhuriyeti,u.ı) 1995 yılı borçlanmalarının milli gelirin %55’ine ulaştığı bildirildi. KKTC’nin ise bu konudaki şanssızlığı daha iyi anlaşıldı.

 

26 YIL SONRA YAPILAN BİR KARŞILAŞTIRMA ( Kıbrıs, 13 Ekim 2000, sf.5 , Başaran Düzgün, Nasıl İş)

“Kişi başına düşen ulusal geliri 15 bin doları bulan Rum tarafında bir kilo kıyma 2 milyon Türk Lirası’ndan satılır.

Kişi başına düşen ulusal geliri 4 bin doları bile bulmayan KKTC’de bir kilo kıymanın kilosu 5 milyon civarındadır.

Erkonomisinin ancak yüzde 10’u tarıma dayanan Rum kesiminde bir litre mazot 183 bin Türk Lirası’ndan satılmaktadır.

Ekonomisinin neredeyse yarısı tarıma dayanan, nüfusunun ise yüzde 30’u tarımda çalışan KKTC’de bir litre mazot 420 bin Türk Lirası’dan satılmaktadır.

Rum tarafında konutlarda tüketilen 1 kilovat saat elektrik enerjisi 60 bin Türk Lirası’dır. 10 yıllık bir kamu görevlisi Rum ise ayda yaklaşık 800 Kıbrıs Lirası yani 800 Kıbrıs Lirası yani 800 milyon Türk Lirası kazanmaktadır.

Türk tarafında konutlarda tüketilen 1 kilovat saat elektrik enerjisi 57 bin Türk Lirası’nda satılmaktadır. 10 yıllık bir kamu görevlisinin aldığı maaş ise sadece 400 milyon Türk lirasıdır.

Örnekler, başka rakamlarla çoğaltılabilir.

Dünyada, ulusal geliri, bin ile 4 bin dolar civarında olan ülkelerde maaşlar düşüktür ama özellikle temel tüketim maddeleri ile temel hizmetler bize kıyasla muazzam ucuzdur.

Örneğin, ulusal geliri 2 bin 500 dolar civarında olan Makedonya’da bir doktor yaklaşık 100 dolar maaş alır ama bir kilo et birkaç cente satılmakta, ekmek neredeyse bedavaya gelmekte, ulaşım ve haberleşme aylık maaşların çok az bölümüyle karşılanabilmektedir.

Peki, aynı ulusal gelir düzeyinde yani az gelişmiş ülkeler kategorisinde olan KKTC’de niye temel tüketim maddeleri veya temel hizmetler, gelişmiş ülkelerinkinden daha pahalıdır?”

 

-DEVAM EDECEK-

- Advertisement -spot_img

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -spot_img

Latest article