12 Eylül’e doğru Türkiye ve Kıbrıs -10- – Ulus Irkad

Must read

Esnaf dükkanlarını kapatırken – Yılmaz Parlan

Mağazalar bir bir kapanmaya devam ediyor çatı çöktü... Kıbrıs’ın kuzeyinde ekonomik çatı çökerken onunla birlikte siyasi çatı da çöktü. İnsanlar çözüm ne? diye soruyor. Anlatıyorum kapıları...

ulusAlpay Durduran olayları anlatmaya devam ediyor:

“Kolordu’daki toplantıdan sonra bizim parti ileri gelenlerini Ankara’ya davet ettiler. Tabi burada bir telaş. Gidiyoruz ama bir bilinmeze gidiyoruz. Arkadaşlar arasında seni Uzunada’ya, beni Yassıada’ya gönderecekler diye espriler oluyor. Yani “hakkınızı helal edin” gibisinden bakıyor herkes bize. Ailelerimiz endişeleniyor.

Ankara’ya gidiyoruz. Ankara’da bize dehşetengiz brifingler veriliyor. Dış tehlikelerden bütün dünyanın Türkleri nasıl yoketmeye çalıştığından bahsediliyor. Tabi Türkiye’nin NATO’da bulunduğu, sürekli “dost ve kardeş” milletlerden bahsedildiği hatırlanmayacak zannediliyor ve herkes düşmandır Türk’e havasıyla bize dehşetengiz şeyler anlatılıyor. Bize deniyor ki “kapatın o partileri!”

12 Eylül 1990 sonrası gerek Türkiye Devleti gerekse hükümetleri Kuzey Kıbrıs iç politikalarına daha daha çok sık müdahale etmeye başladılar.

Bu müdahaleler 1990 seçimleriyle kötü anlamda zirveye kadar ulaştı. Bu dönemde Kıbrıs türkleri ile olan ilişkilerin pek de iç açıcı olduğunu söyleyemeyiz.

12 Eylül darbesiyle birlikte Türkiye’den Kıbrıs’a kaçak işgücü akını yoğunlukla artmıştır. 12 Eylülcü egemenler kaçak işgücünü sadece ekonomik amnlamda değil ama adanın Türkiye’ye bağlanması durumunda bir referandum için emniyet sübabı olarak görmekteydiler. 1980 öncesiyle 1980 sonrası arasında farklar vardır. 1980 öncesinde Türkiye’de iktidardaki sağ bir parti ile buradaki sağ bir partinin bu kadar bütünleştiğini göremezdik. 12 Eylül sonrası bir UBP-ANAP bütünleşmesi yaşanmıştır. Sendikalar göstermelik kuruluşlar haline getirildi.

Topluma bireycilik pompalandı. “Gemisini kurtaran kaptandır” düşüncesi geliştirildi. Göçlerin artması yukarıda da yazıldığı gibi adanın kuzeyini Türkiye’ye bağlama doğrultusunda görüldü. Nüfus burada artarsa , Türkiye bir referandum sırasında çoğunluk “Türkiye’ye bağlanma kararı verdi” şeklinde yansıtılacaktı. Bir bakıma adadaki Kıbrıslıtürk halkıyla Türkiye halklarının arasını açma ve nifak sokmadean başka bir abnlamı yoktu bunların. Kaldı ki Kıbrıstürk halkının kendi geleceğini belirleme hakkı bu şekilde darbe de yemekteydi.Tüm bunlar  12 Eylül’ün Kıbrıs’a yansımalarıydı…

KIBRIS ÇALIŞANLARINA YAPILAN BASKILAR

12 Eylül Darbesi’nin gerekçeleri Türkiye’de oluşurken ve oluşturulurken Kıbrıs’ta da bazı zorlamalara girilmiştir. Örneğin tarihe meşhur 24 Ocak Kararları olarak geçen ekonomik ve sosyal politikalar bize de aktarılmakta, bir diğer deyişle, kopya edilmekteydi. KİT’lerin tasfiyesi düşüncelerinin yaşama geçmeye başlaması, sendikaların etkilerini ve güçlerini zayıflatmak ve giderek yok etmek için çeşitli baskılar ve ‘böl-yönet’ taktikleri Kıbrıs’ta da yoğunluk kazanıyordu.

Darbeyle birlikte, Türkiye’deki sendikaların faaliyetlerinin dondurulması, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK’in kapatılması, özellikle TRT ve değişik ölçülerle basın-yayın organlarının sendikalara yönelik yayın ve propagandalarını izleyen Kıbrıslı işçilerin önemli bir bölümü bu propagandalardan etkilenmeye başladı. Başka bir sendika Dev-iş de kapatılacak ve yönetici ve üyelerine DİSK yönetici ve üyelerine yapılanlar yapılacak temelinde propagandaya giriştiler. Kıbrıs’ta da ilerici ve yurtsever kuruluş ve kişilere yönelik ağır propagandalar yöneltilirken sözde milliyetçi, gerçekte faşist örgütlenmeleri canlandırma çabası yoğunlaştı. Varolan nisbi demokratik hak ve özgürlükler giderek yok edilmeye başlandı.

O günlerde Dev-iş genel sekreteri Hasan Sarıca ve Genel Başkan Vekili ünvanı ile Bayram Çelik’i ve Genel Sekreter Şefik Rıfat’ı (Bk 5 Eylül 1990, Yeni Düzen) 16 Nisan 1981’de Başbakanlığa davet etti. Bu davette sözü geçen sendikacılara TC elçiliğinin 1 Mayıs kutlamalarının yapılmamasını istediği belirtildi. Elçiden randevu alınarak 17 Nisanda TC elçiliği ziyaret edildi. TC elçisi İnal Batu, 12 Eylül’ün yöneticilerinin 1 Mayıs’a karşı olduklarını, 1 Mayıs’ın kutlanmaması için gereğinin yapılması yönünde kendisine talimat geldiğini belirtti.

“Biz kendisine TC’nin bu şekilde müdahalesinin bizleri rencide ettiğini belirttik. Konuşma içerisinde Kolordu Komutanlığına da ayni talimatın gidebileceğini, biz ısrarlı olursak, ‘Genç demokrasimiz’in yara almasına sebep olabileceğimizi belirtti. Bu gelişmeleri ve olayları 1 Mayıs Kutlama Komitesi’nde bulunan örgütlere aktardık. Bizden sonraki dönemlerde işçilerin ve DEV-İş’in hangi koşullarda çalışma zorunda bırakıldığını belgelemek için 24 Nisan 1981’de Başbakanlı’ğa bir yazı yazarak olayı anlattık. Başbakanlık da 28 Nisan 1981 tarih ve BB-19-77-1 sayılı yazısı ile ‘…Anavatanın 1 Mayıs kutlamalarıyla ilgili telkinlerini içişlerimize müdahale olarak kabul edip rencide olmanız anlaşılmamıştır…’ diyerek müdahaleleri belgelemiş oldu.

Öte yandan Emniyet Kuvvetleri 1 Mayıs afişlemesi yapan bir üyemize ‘işkence’ yapmaya, üye ve temsilcilerimizi tedirgin etmeye hız vermeye koyuldu.”

1980’li yıllarda 12 Eylül Darbesi sırasında başbakan olan rahmetli Mustafa Çağatay 12 Eylül’de Kıbrıs’a yapılan baskıları dolaylı da olsa kabul ediyordu: (Bk. Önemli Bir Dönemin Tanığıyla…Mustafa Çağatay’la Konuştuk, söyleşi , Neriman Cahit, 31 Mart-1 Nisan, Ortam Gazetesi)

N.C- 12 Eylül darbesinden sonra Siyasal Partiler Ankara’ya çağrılmış ve Genel Kurmay Başkanlığı’nda, Kıbrıs’ın Kuzeyi’nde de bir darbe yapılması imajı yaratıldığı ve sizin buna şiddetle karşı çıktığınız söylenir. Olay neydi Sn Çağatay?

M.Ç.- Ona da şöyle cevap vermek durumundaydım tabii; gerçeği tam yansıtması bakımından önemli ve gereklidir. Ordaki havayı kişi kendine göre değerlendirebilir. Ama, böyle bir sonucu ben kesinlikle çıkarmadım. Ama orda, Genel Kurmay Başkanlığında bir toplantı düzenlenmiştir. Partiler, hep birlikte ordaydık. Ama, ordaki konuşma beni hükümet başkanı olarak etkilemişti ve Genel Kurmay adına yapılan konuşmada Kıbrıs’ı ve Kıbrıs’ta cereyan edenleri tam olarak bilmedikleri izlenimi içerisinde bir konuşma yaptım orda. Kıbrıs’taki gerçek durumu ben kendi anlayışımla ortaya koydum. Ve öyle inanırım ki o konuşmada benim söylediklerim etkili olmuş olacak ki daha sonra, Genel Kurmaylıkta hava tamamen değişti.

(Ortam, 1 Nisan 1989, Cumartesi, sf.4) N.C.- Sizlerden bilgi almak için mi oradaydılar, yoksa gerçekten yeni bir düzenleme yapmak mıydı niyetleri. Sizde nasıl bir imaj uyandırmıştı?

M.Ç.- Ben inandım ki bilgi almaktı maksatları. Ve benim verdiğim bilgi kendilerini tatmin etmiş olacak ki hava tamamıyle leyhimize dönmüştü.

N.C.- Yani, gittiğinizde, hava aleyhinizde miydi?

M.Ç.-Farklı bir değerlendirme yapabilecek doneler vardı ellerinde ve yanlıştı.

N.C.-Ne gibi?

M.Ç.- Konuya farklı bakıyorlardı. Kıbrıs’ın içişlerine farklı bakıyorlardı, gerçekleri bilmemenin verdiği nedenden dolayı.

Benim söylediklerimden sonra hem hükümetimizie olan güven daha farklı bir şekilde ortaya çıktı ve lehimize oldu, hem de Kıbrıs’a daha fazla güvenme söz konusu olabildi sanırım- genelde.

-DEVAM EDECEK-

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article

Esnaf dükkanlarını kapatırken – Yılmaz Parlan

Mağazalar bir bir kapanmaya devam ediyor çatı çöktü... Kıbrıs’ın kuzeyinde ekonomik çatı çökerken onunla birlikte siyasi çatı da çöktü. İnsanlar çözüm ne? diye soruyor. Anlatıyorum kapıları...