Yunanistanda çilek tarlaları: Sömürü ve Irkçılık | Aliki Kosyfologou

141

transform.jpgBangladeşli en az 28 çilek tarlası işçisi, 17 Mayıs’ta işverenlerinin “işçi başları” tarafından vurularak yaralanıp hastaneye kaldırıldı. Olay, Peloponnese’deki Patras ve Pyrgos arasındaki otoyolun 41. kilometresınde, saat 18’de gerçekleşti.

Çoğunluğu Bangladeşli olan büyük bir grup göçmen işçi, Yunan işverenlerinin “işçi başlarıyla” altı aydır ödenmeyen ücretleriyle ilgili görüşmeye gitti. Üç “işçi başı” tüfeklerini alıp rastgele ateş etmeye başladı. İşçiler panik halinde kaçmaya çalışırken sırtları ve vücutlarının diğer yerlerinden vuruldu. Manolada, daha önce de bu tür ihtilafların merkezi oldu. 2008’de, çilek tarlası işçilerinin çalışma ve yaşama koşullarını araştıran günlük Eleftherotypia gazetesinden iki gazeteci, yazıları yayınlandıktan önce ve sonra tehdit ve taciz telefonları aldı.

Geçtiğimiz yıllarda da göçmen çilek işçilerine saldırılar oldu ama bu şimdiye kadarkilerin en kötüsü olarak değerlendirilebilir. Manolada Ilias’taki büyük çilek üretim alanı sahipleri, kendilerine karşı yöneltilen 150’den fazla suçlama olduğu halde engel olmak için hiçbir şey yapmayan yetkililer tarafından dokunulmazlar ve inanılmaz bir hoşgörüyle karşılanıyorlar. Çilek üretim alanlarının çoğundaki göçmen işçiler, kaçakçılık kurbanı olarak varsayılmak için gerekli koşulların çoğuna sahipler.

Peloponnese’nin çilek üretiminde, yüzlerce Asyalı göçmen ilkel koşullarda barınarakhatta bunun patronlarına ödeme yapmaya zorlanarak çalışıyor. Yunan yetkililerin, saldırıların hemen sonrasında bu –çoğu yeşil karta sahip olmayan- işçilerin hiçbirinin sınır dışı edilmeyeceğine söz vermelerine rağmen bu insanlar Yunanistan’da göçmen emeğinin sömürülmesi döngüsü devam ettiği sürece tehdit altındalar. Yasal belgelere kavuşsalar bile Altın Şafak ve diğer ırkçı grupların harekete geçirdiği saldırıların tehdidi altına yaşayacaklar.

Manolada’daki olayın Avrupa Konseyi Komisyonu üyesi Nils Muizniek’in İnsan Hakları raporunun yayınlanmasının ertesi günü meydana gelmesi ironik bir tesadüf. Diğerleri gibi bu rapor da son zamanlarda Yunanistan’da ırkçılık ve diğer nefret suçlarındaki yükselişi vurguluyor. Raporda, bu suçlar, “öncelikle göçmenleri hedef alıyor ve hukukun üstlüğüne ve demokrasiye ciddi tehdit oluşturuyor” deniyor.

Manolada Ilias’taki çilek tarlalarındaki saldırılar, Yunanistan’daki göçmen çalışma koşullarını yeniden hatırlattı. Tüm Yunanistan’daki tarımsal alanlar, göçmenlerin aşırı derecede düşük ücret ve güvencesiz koşullarda çalışmasına bağımlı. Bu durum, sömürü yapılarının ve hatta kaçakçılığın varlığını destekliyor. Açık ki göçmen emeğinin aşırı derecede sömürülmesinin meşrulaştırılması ırkçılık demek oluyor. Sıkı tasarruf önlemlerinin kışkırttığı toplumsal kriz ve baskıcı politikalarla desteklenen toplumsal muhafazakarlık yeni bir tür biopolitikanın ortaya çıkmasına katkı sağladı: Göçmenler, seks işçileri, cinsiyet değiştirenler, madde bağımlıları ve evsizlerin gerçek insanlar oldukları inkar ediliyor. Tüm Yunanistan’daki yüzlerce göçmenin bulunduğu toplama kampları madalyonun diğer yüzü. Yunan yetkililerin takip edip tutukladığı 90.000’den fazla insanın çoğu için dikkate aldıkları temel ölçüt ten renkleri.

Manolada, diğer özel finansal işlem bölgeleri ve elbette toplama kampları istisnai bir rejim ve hukukun ötesinde bir durum oluşturuyor. Göçmenler ve diğer “önemsizler”, yetkililer tarafından yakın zamana dek “düşünülemez” kabul edilen politikaların uygulanması için kullanılıyorlar.

Vahşete yönelik ilk şokun hemen ardından, yeni bir sosyal bağımlılık türü yavaş yavaş üretildi. “Düşünülemez” olan, her gün yaşanılabilecek bir olasılığa dönüşüyor ve yeni bir soru soruluyor: “Bir sonraki kim?”

Transform!

Çeviri: Kontra Salvo