Yozlaşmış bir yönetimin yükünü omuzladık hesabını yapmadan kendimizi kurtarmaya çalışıyoruz – Alpay Durduran

401

Şair boşuna “kurtulmak yok tek başına/ ya hep beraber ya hiç” dememiş. Başımızı kaldırıp hesap soran, hesabını tamam veren ve etkin ve verimli bir yönetim için uğraş vermeliyiz. Yoksa kendimiz için çareler aradıkça batarız. Açıkgözler kendilerini kurtarabileceklerini sanarak uyum sağlarlar ve hatta zengin olurlar ama kamu ve çevre sağlığı ile asayiş bozulunca ne kendilerini ne de sevdiklerini koruyamadıklarını gördükleri anda çok geç olur.

Hava, su ve toprağın zehirlendiği ve zehirlenmenin artacağı gerçektir. Kazalara karşı, örneğin yangına karşı hiçbir sorumluluk almayan ve görev yapmayan bir idarede yangıncıların yeterli uzunlukta merdiven bulunmamasının villasını ve içindeki sevdiklerini tehlikeye soktuğunu anlamayacak kadar aptal olanlar rüşvet ve siyasal destekle hizmet ettiklerinden gerektiğinde korunmayacağını düşünmeyebilirler. Ama hastanede uçağa bindirilemeyecek hale düşenlerin cihaz eksikliğinden biçare kaldıklarını duymuşlardır.

Kamu hizmeti herkese gereklidir. Acil bir durumda da cepteki para çare olmaz. Hükümette tanıdıklar da çare bulamazlar. Asayiş bozulursa kimse güvende değildir.

Aklımızı başımıza devşirip yozlaşmaya dur dememiz hepimizin çıkarınadır.

Bu yozlaşmış idarede vergi kaçırıp bayram edebilirsiniz ama o yoz idare sizden daha kurnazdır. Kazı bağırtmadan yolmak esastır diye açıklama da yaparak (Birinci kurucu meclis tutanaklarına bakabilirsiniz) devlet gelirlerini dolaylı vergiler olan harç ve ücretlere ve KDV ile özel tüketim vergilerine dayadılar. Meclis denetimini de hükümete, meclise sormadan yüzde yüze kadar artan oranlarda artırma yetkisi aldılar. Bu şekilde halkın duyamayacağı ve duysa çok geç açıklanan istatistikler yüzünden iş işten geçmiş olacak usuller uyguladılar. Hesaplara da açıklık getirip vergi adaletinin durumu, kamu maliyesinin yükünün kimlere nasıl yüklendiğini duyurmadılar. Aralayanların da kolayca arayıp bulmasına yardım edeceklerine bilgiler karmaşık hale sokuldu ve basılı dağıtıma da tasarruf diye zorluklar yarattılar.

Hale bakalım.

Yerel gelirler 2 milyar 917 milyon olmuştur. Yani gayri safi milli hasılanın %30’unu devlet elimizden almış. Üstelik Elçiliğin raporuna göre “Grafiğe göre, gelir vergisi tahsilatı içindeki en önemli kalemler ücretlilerden tahsil edilen gelir vergisi, mevduat faizlerinden ve kurumlar vergisi mükelleflerinden alınan gelir vergisinin stopajıdır.” Diye yorumlanır.

Ayrıca “gelir vergisi tahsilatında en büyük paya sahip olan “diğer gelir vergileri” tahsilatı gelir vergisi tahsilatı olarak yer alsa da bu kalem esasen bir gelir vergisi olmayıp gelir vergisi ve kurumlar vergisi dışındaki vadesi geçmiş olan diğer gelirler türlerinden cari dönemde yapılan tahsilatların kaydedildiği bir kalemdir.” Diye açıklanır. Yani gelir vergisini veren esas olarak ücretlilerdir. Sermayedar ve zenginler gelirlerinden stopaj öder, gerisi hikayedir.

Elçilik incelemese bu kadar da bilgi verilecek değildir. Mecliste solcu olduğu iddiası tamamen yalandır. En yumuşak solcu bile hiç değilse vergi adaletine bakar ve halka bilgi verir. Bütçe yasasını çağdaşlaştırdığını söyleyen CTP devr-i iktidarında bunları daha da saklayacak raporlar sunulmaya ve powerpoint numaralarıyla renkli maskelemeler yapılmaya başlandığı için sis perdesine bürünmüşlerdir.

Dünyada en vahşi ve adaletsiz vergi yükü olan yerlerden biri haline düşürüldüğümüz gibi hempa beslemeyi abarttıklarından kimse mutlu değildir. Sermayedar bile stopajdan kazanılmayan gelirin vergisi mi olur diye zırlamaktadır. Sonunda da kimilerinin beslemesi olmakta ve denetleme hakkımız bile olmayan yol falan yaptık size diye yüzümüze vurulmayı hak etmekteyiz.

Bizim olsa olsa tek kusurumuz başkalarına bağımlılık uğruna bu çağ dışı ve denetimimiz dışındaki yönetim usulüne boyun eğmemizdir.