YKP’nin 9. Kurultayı toplandı

287

Yeni Kıbrıs Partisi Kurultayının 9. olağan toplantısı 5 Mayıs 2007, Cumartesi günü gerçekleşti.

Lefkoşa’da Arabahmet Kültür Merkezinde saat 14:30 de başlayan kurultaya Yunanistan’dan Synaspismos, Türkiye’den ÖDP ve SDP, Kıbrıs’tan EDİ, AKEL, EDEK, Yeşiller Partisi ile Sol Kanat, Yeni Kıbrıs Derneği, DAÜ-BİR-SEN, KTÖS kurultaya katıldı, DİSİ, CTP, BKP, KSP, KT Gazeteciler Birliği, Dev-İş de birer mesaj gönderdi.

Kurultaya Synaspismos Uluslararası İlişkiler Sekreteryası üyesi Spyros Apergıs; ÖDP Genel Başkan Yardımcısı Füsun Erol; SDP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Kahya; EDI Genel Başkan Yardımcısı Praxoula Antoniadou Kyriakou ile Yürütme Sekreteryası üyesi Spyros Xatzegregoriou; Yeşiller Partisi Politik Büro üyesi Savvas Filippou ile Politik Büro üyesi Theodosia Hadjiloe; AKELYannaki Kolokasides ile Aristos Damianu; Sosyaldemokrat Hareket EDEK Politik Büro üyesi ve Toplumlararası İlişkiler sekreteri Marios Karatzias ile Politik Büro üyesi Elias Ioakim; KTÖS Başkanı Güven Varoğlu; DAÜ-BİR-SEN Başkanı Tevfik Yoldaş; Sol Kanat Satiris Nachoi ile Panayiotis Panayatou; Yeni Kıbrıs Derneği Başkanı Thouki Thoukidides ile üye Jus Bayadas konuk olarak katıldı.

Kurultay Parti Yürütme Kurulu Sekreteri Rasıh Keskiner’in konuşması ile başladı. Keskiner’in konuşmasından sonra Keskiner “tüm dünyada ve Kıbrıs’ta barış ve demokrasi için emperyalizme ve faşizme karşı mücadele ederken yaşamlarını kaybedenler ve mücadeleye birlikte başladığımız ve süreç içinde hayatlarını kaybeden partili mücadele arkadaşlarımızın anısına bir dakikalık saygı duruşu yapılması” daveti ile saygı duruşu gerçekleştirildi. Daha sonra Divan oluşumuna gidildi. Yapılan önerilerle Oğuz Özen Divan Başkanlığına, Kutman Tayaz Yardımcılığına ve Kemal Aktunç da Sekreterliğe getirildi.

Divan oluşumu sonrası Parti Yürütme Kurulu adına Alpay Durduran açılış konuşması yaptı. Durduran’ın Kıbrıs ve dünyadaki gelişmeleri değerlendiği konuşması sonrası ÖDP, SDP ve Synaspismos temsilcilerinin konuşmasına geçildi.

Konuk konuşmacılardan ilk olarak konuşan Synaspismos Uluslararası İlişkiler Sekreteryası üyesi Spiros Apergis, Kıbrıs’ta her iki toplumun kabul edebileceği AB çerçevesinde bir çözüme ihtiyaç bulunduğunu kaydetti.

Kıbrıs’ın tekrar birleşmesi ve Kıbrıs sorununun çözülmesi gerektiğini dile getiren Apergis, zaman kaybedilmemesi ve Kıbrıs’ta uluslararası kurallara uygun bir çözümün gerçekleşmesi gerektiğini belirtti.

Özgürlük ve Dayanışma Partisi Genel Başkan Yardımcısı Füsun Erol, Türkiye’deki tüm devrimcilerden selamlar getirdiğini dile getirerek başladığı konuşmasında Türkiye’de son zamanlarda yaşanan gelişmeleri anlattı.

Kıbrıs sorununu dost partilerle dünyanın çeşitli ülkelerinde görüştüklerini anlatan Erol, Kıbrıs için iki toplumlu, iki bölgeli çözümün uygun olduğunu kaydetti. Şu andaki hükümetin halkla ilişkilerinde zayıflama olduğunu belirten Füsun Erol, Kıbrıs’ın tek sahibinin Kıbrıs halkı olduğunu vurguladı.

Kıbrıs hakkında kendilerinin sadece görüşlerini aktardıklarını söyleyen Erol, sorunun çözümünün devletle değil halkla yapılması gerektiğini kaydetti.

Sosyalist Demokrasi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Kâhya ise, Türkiye’nin izlediği Kıbrıs politikasının iflas ettiğini belirterek, bir çözümün ancak Kıbrıs’taki “işgalin kaldırılmasıyla” mümkün olacağını vurguladı. Bunu parti kararına dönüştürdüklerini ifade eden Kâhya, “adada başka ülkenin 40 bin askerinin varlığında çözüm üretmenin mümkün olamayacağını” söyledi. Adanın yazgısının Kıbrıs’ta yaşayan halkın kendi iradesi çizilebileceğini dile getiren Kâhya, Türkiye hükümetine eleştirilerde bulunarak, “Kurtulmak istedikleriniz, sizden kurtulmak istiyorlar” ifadelerine yer verdi.

Yapılan konuşmalardan sonra katılan konukların tanıtımı yapılarak gönderilen mesajlara atıfta bulunuldu, daha sonra 10 dakikalık ara verildi. Konukların ayrılması sonrası kurultayın diğer maddelerine geçildi.

Ülke ve toplum sorunları üzerine Alpay Durduran’ın ve Rasıh Keskiner’in konuşması sonrası parti raporları onayına geçildi. Raporlar konusunda söz alan Murat Kanatlı, üyelerden daha fazla örgütlülük ve Yeniçağa daha fazla katkı talep etti. Daha sonra geçilen oylamada, oy birliği ile parti meclisi raporu kabul edildi.

Onaylanan parti meclisi raporu, partinin son kurultayından bu yana geçen süre içindeki faaliyetlerini anlatmakta, ayrıca dünyada ve ülkemizdeki önemli siyasal gelişmeleri değerlendirmekte, tespit ve hedefler içermektedir. Ortadoğu, Latin Amerika ve Avrupa’daki sorunları, insanlığın üzerine çöken neo-liberal politikaların yarattığı yıkım ve felaketlerden çıkış yolunun anti-kapitalist mücadele ve sosyalist bir düzenin insanlığın kurtuluşu olduğu vurgulanmaktadır.

Rapor iç siyasal ve sosyal gelişmeleri de değerlendirmekte ve bu çerçevede Ankara’nın her alana müdahalelerinin sürdüğünü, buradaki yerel idarenin de tamamen Ankara’nın acentalığını yaptığını yinelemekte, YKP’nin gerçek iktidar mücadelesi için çalıştığını anlatmaktadır.

Raporda, partinin, solda işbirliği güç birliği ile ilgili tutumu da açık ve net olarak açıklanırken, demokratik bir seçim için alınması zorunlu tedbirleri sıralanmaktadır.

Ayrıca Raporun içerisinde, TC’den taşınan ve Kıbrıslının kat kat üstüne çıkarılan nüfusun bu ülkenin alt yapısını alt üst ettiğinin vurgulandığı raporda, Kıbrıslının iradesinin gasp edilmesi için bilinçli olarak gerçekleştirilen bu operasyonun sonucu Kıbrıs’ın kuzeyine taşınan nüfus ve yurttaşlıkları reddettiği, kimin yurttaş olup olmayacağının bir andlaşma sonrası bu memleketin gerçek sahipleri tarafından kararlaştırılacağı vurgulanmaktadır.

Parti Meclisi raporu sonrası Kurultaya sunulan altı karar tasarısını da görüşerek onayladı. Kurultay tarafından oy birliği ile onaylanan Kurultay Karar tasarıları şöyle: YKP Gelecektir; Kıbrıslıların yok oluşunu hazırlayan nüfus taşınmasını ve yurttaşlık dağıtılmasını reddediyoruz; Adanın tümünün askersizleştirilmesine ilk adım “Askersiz Lefkoşa”; Çevreye sahip çıkmak, kapitalizmle mücadeleden geçer; Çevre ve doğa korunmalıdır; Yerel yönetimler yeniden çağdaş şekilde ele alınmalıdır.

“YKP GELECEKTİR” adı altında toplanacak kurultayda 25 kişilik parti meclisi ile 5’i asil 8 kişilik yüksek disiplin kurulu seçildi.

YKP’nin yeni seçilen Parti Meclisi üyeleri şöyle: Alpay Durduran, Celal Devrim Önen, Cevdet Beysoydan, Çağla Konuloğlu, Dr. Mustafa Hami, Emir Taşçıoğlu, Enver Ballı, Erdinç Selasiye, Ergün Emiroğulları, Erhuz Akal, Ersin Hürdoğanoğlu, Halil Paşa, Halil Sayın, Kemal Aktunç, Kutman Tayaz, Mehmet Özyücekök, Murat Kanatlı, Özkan Varoğlu, Rasıh Keskiner, Remzi Yektaoğlu, Salih Uyguroğlu, Serhan Gazioğlu, Yaşar Karakaş, Yılmaz Parlan, Yılper İşçioğlu…

Yüksek Disiplin Kurulu üyeleri ve yedek üyeliğine de seçilenler şöyle: Adnan Ertay, Engin Ekici, Oğuz Özen, Soner Ersen, Ural Baltacı Ertan Kaşer, İbrahim Metbulut, Şenol Dereli

Parti organlarının yenilenmesinden sonra kurultay sona erdi.

 

Rasıh Keskiner’in açılış konuşması

Sayın misafirler, basın mensupları, YKP’nin değerli üyeleri,

Hepinizi şahsım ve Yeni Kıbrıs Partisi adına saygılarımla, sevgilerimle ve dostlukla selamlarım, hoş geldiniz.

Bu memleket bizim, talimatla yönetilmeye hayır,

Kıbrıs’ın ve Kıbrıslıların birleşmesi,

Kıbrıs’ta on bin yıllık geçmişi olan bizlerin yok edilmemesi,

Konuşulması tabu hiçbir şeyin kalmaması,

TC asker sivil Yönetmelerinin tüm alanlara olan müdahalelerinin ortadan kaldırılması,

Ve acenta değil gerçek bir iktidar olma mücadelesi yolunda

çeşitli baskı, tehdit, bombalama, ve kurşunlamalara rağmen geçen 18 yıllık mücadelede hiç tereddüt göstermeyen Rejime teslim olmayan YKP ve YKP’lilerin Kurultayının 9. toplantısını açıyorum.

Kurultayımızın çalışmaları hiç kuşkusuz, Tüm dünyada açlıkla ve çevre felaketleri ile boğuşan,

Emperyalizme, faşizme ve militarizme karşı direnen,

Demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü için mücadele edenlere önemli bir destek ve katkı yapacaktır.

Kurultayımız, tüm dünya insanlığının kurtuluşu olan sosyalizm mücadelesine katkı yapacaktır.

Kurultayımız, Kıbrıs’ta bulunacak andlaşma ile Kıbrıs’ın ve Kıbrıslıların yeniden birleşmesi, Ülkemizin askerden tamamen arındırılması ve barışı, arzu eden değil, isteyen ve bu yolda mücadelede kararlı olanlara seçenek oluşturacaktır.

Kurultayımız, TC’nin acentalığı değil, halkın gerçek iktidarı için mücadelede istekli ve kararlı olanlara seçenek oluşturacaktır.

Kurultayımız, bu memlekette tüm sol değerleri ayaklar altına alan, renkten renge giren, geceleri takunyalılara gündüzleri postallılara alkış tutanlara; TC den taşınıp Kıbrıslı nüfusun 3 katı yurttaş yapılmasına ve Kıbrıslının iradesinin gasp edilmesine ses çıkarmayanlara; başta yurttaşlık sorunu, Türkiye asker-sivil Yönetimlerinin buraya müdahaleleri gibi pek çok tedbir alınmadan seçimi tek çare görenler ve gösterenlere de önemli mesaj verecektir.

Kongremize katıldığınız için sizlere bir kez daha teşekkür ederim. Kongremizi onurlandırdınız. Sizinle birlikte olmaktan son derece mutluyuz.

Yeni bir Kıbrıs, Yeni bir Avrupa ve Yeni bir dünya mümkün!

Teşekkür ederim.”

 

Alpay Durduran’ın konuşması

“Sn davetliler, basın mensupları, mücadele arkadaşlarımız ve üyelerimiz

Kurultayımızın olağan 9. toplantısına hoş geldiniz.

Kurultayımızı Adamızın hala daha uluslar arası Kıbrıs sorunu ile uğraştığı bir ortamda toplamak zorunda kaldık. Bir önceki toplantımızı AB içinde bir Kıbrıs olarak düzenlemiş ve kurallarımızı ve politikalarımızı ona göre saptamıştık. Lakin bugünkü toplantıyı uluslar arası bir sorun olarak Kıbrıs sorununu antlaşmaya bağlamış olarak düzenlemeyi isterdik. Çünkü Kıbrıs sorunu dolayısıyla AB müktesebatının dışında kaldık. AB üyesi olmanın olanaklarını tam olarak kullanmak şansını elde etmedik. Tam tersine Rum tarafının AB olanaklarını Türkiye aleyhine ve Kıbrıslı yurttaşları aleyhine kullanmak istemesi dolayısıyla Kıbrıs adı küçük düşürüldü. Ne yazık ki Kıbrıs, sorunu çözülmeden üye yapıldı diye AB içinde baş belası olmaya başladı. AB’nin güçlenmesi ve Dünya barışına katkı yapacak şekilde ABD saldırganlığına karşı çıkacak bir yola girmesi için gereken anayasa Kıbrıs sorununun da katkısı ile ertelendi. AB’nin Kıbrıs politikası başarısızlığa mahkum edildi ve Türkiye’nin Avrupalılaştıktan sonra üye yapılmasının karşısına uyum programlarında engel çıkarılarak AB’nin zamanı ve kaynakları boşuna harcandı.

AB anayasası AB’nin üye devletler üzerinde yetki sahibi olmasını sağlayacaktı ama ayni zamanda neo liberal politikaları üye devletlere dayatma aracı da olmaktaydı. Bu bakımdan solun bölünmesi doğaldı. Bir kısmı kendi ülkelerinde neo liberal politikaları önleyemezken AB anayasasıyla önlemeyi veya kendi ülkesinde neo liberalizmi yendiğinde AB’yi beklemeden değişik politikaları uygulama hakkını savunarak karşı çıktı, bir kısmı da kendi ülkesinde anayasadaki kuralları zorlayarak sol politikaları uygulayabileceğine inandı ve savundu. Sağ ise AB fikrine karşı çıkarak anayasayı reddetti. Buna Kıbrıs sorunun etki etmesi ve bahane olarak kullanılması bizim için çok büyük bir ayıp oldu. Hem de Kıbrıs adına anayasa onaylanmış olduğu halde reddine sebep olunması Kıbrıslıların anlayışsızlıklarının kanıtı oldu. Kendi aleyhine çalışmaktan kaçınamayan bir topluluk olduğumuz tekrar ortaya çıktı.

Kıbrıs AB içindedir ama Kuzey’de aquis communautaire askıdadır. Bu demek değildir ki Kıbrıs’ın Türkiye’nin işgalindeki bölgesi AB yurdu değildir. Bu demek değildir ki Kuzey AB dışında kalmıştır. Bu demektir ki Kuzey ve Güney AB yurdudur ama bölünmüşlük nedeniyle AB Kuzey ile özel olarak ilgilenecektir. Kuzey ne ise odur. Statükonun kabul edilmez olduğu AB tarafında gene tekrarlanmıştır. Değişmesini sağlamak görevidir. Bu görev yerine getirilinceye kadar da yurttaşlarına sahip çıkmak görevidir. Onun için Kuzey ve Kuzey’i elinde tutan Türkiye ile istişare halindedir. Yurttaşlarına sahip çıkmak için istişare halinde yeşil hat tüzüğü, mali yardım tüzüğü ve ticaret tüzüğü çıkarmıştır. Bunların tam uygulanması halinde AB yurttaşları statükonun ağırlığını hissetmeyecek ve statüko güçlenmeyecektir. Lakin Kuzey, Türkiye’nin açık baskısı ile bunlardan yurttaşların yararlanmasını önlemiştir. Yeşil hat tüzüğü güdük bırakılmıştır, mali tüzük hala çalışmamaktadır ve ticaret tüzüğü hiç kullanılamamıştır.

Geçmişi bıraksak bu olanlardan bile Türkiye’nin Kıbrıs’ı aldım vermem politikasını terk etmediğini görürüz.

Nüfus yapısının değişmesi hızlandırılmıştır, ülkede yatırım hamlesi diye Türkiye sermayesine imtiyazlar verilmiş ve Kıbrıslılara yasak bölgeler olacağına kuşku duyulamayacak bölgeler yaratılmaya başlanmıştır. Dünyada örneğine pek rastlanmayacak şekilde turist gelmeyen bir ülkeye dev turistik yatırımlar yapılmaya başlanmıştır. Turistik tesisler elektrik parasını verse batacaklarını ilan etmektedirler ama elektrik azlığına rağmen hızla dağ taş bina doldurulmaktadır. Bu iştaha Rum ders alsın diye yapılıyor diyen sözde barış yanlıları ülkenin kaynaklarını, kırsal alanı ve sahilleri yağmalatmaktadır. Sanki Kıbrıs Rumların malı bizim malımız değilmiş gibi Rum cezalansın diye ülkemiz mahvedilmektedir.

Halk Annan planına evet demiş ve sivil toplum örgütleri büyük etkinlik sergilemişlerdir mamafih şimdi suskunluk yaşanmaktadır. Demokrasiden bahsedenler utanmalıdırlar. Halkın Annan planında ifadesini bulan barış anlayışına ters bir yönetim sürmekte ama ona dur denilememektedir. Bu kabul edilebilecek şey değildir. Anlaşılan Türk askerinin tehdidi onlara mani olmakta, yönetim onları ekmekleriyle tehdit edip menfaatle satın almaktadır. Halkın iradesinin yansıması sağlanmadıktan sonra demokrasinin esas görevi olan azınlıkların etkili olmasına izin vermek de olanaksız olur ve demokrasiden söz edilemez. Nedeni halkımızın bir türlü farkına varıp da sağlama gayretine girmediği hukukun üstünlüğünü sağlayan kavramların içeriği ve kurumlarının gücüdür. Hukuk devleti olsaydı sivil toplum örgütleri susturulamazdı. O zaman hukuka dayanan bireyler de özgür bağımsız ve dokunulmaz olurlardı ve parti içi sultalar da kurulamazdı.

Türkiye’de bir cumhurbaşkanı seçimi yaşanmaktadır. Görülüyor ki kimse meclisin üzerinde hukuk vardır, sonra anayasa vardır ve sonra yasa vardır ve yasalar şekil hukuku da denilen usulüne uygun olarak yapılmak zorundadır dememektedir. Meclis’te çoğunluğu elde edersen dilediğini yaparsın, anayasa mahkemesine giden meclisin yani halk iradesinin yüceliğine karşı hareket etmiş olur diyorlar. Halbuki meclis ne kadar yüce ise anayasa mahkemesi de o kadar yücedir. Hepsinin de üstünde hukuk yani anayasa mahkemesi kararında belirtildiği gibi evrensel olarak kabul edilmiş hukuk ilkeleri vardır, sonra da anayasa vardır. Halkın iradesinin üzerinde de evrensel hukuk ilkeleri vardır. Dünyada yalnız yaşamadığımızın ifadesi de budur. Siyasi ve heyecanlı olaylar karşısında halkın aldatılmasına karşı evrensel hukukun güvencesi için halk iradesiyle hareket eden devletler BM başta bir sürü uluslar arası kuruluş ve bunlarla savunulan hukuk yaratmışlardır.

YKP bunları kabul ve takdir eder. Diler ki bizim ülkemizde de anlaşılsın halbuki mecliste olan biten bunun umursanmadığını göstermektedir. Usul hukuku hiç kale alınmamakta ve çoğunluğu bulan meclisi kuruluş gerekçelerini uygulayamaz hale getirmektedir. Halkımızın iyi bir örnek görmemiş olması ve siyasetin üzerinde bir devlet politikası olmasını doğal saymaya inandırılmış olması demokrasiyi işlemez hale getirmektedir. Halka kendi idaresi demek olan demokrasiyi aşağılık bir şey olarak görmesini öğretmektedir.

Meclisin emir kulları ile dolu olması, meclisin hükümeti denetlemesini olanaksızlaştırır. Emir kulu olmayanlar azınlıkta olan muhalefettir desek onlar denetleme organlarında çoğunlukta olmazlarsa hiç etkileri olmaz. Etkili olması için ne olması gerektiğini kafası çalışan her hangi bir kişi bilebilir. İngiliz bunu denetleyecek komiteye başkan olarak ana muhalefet başkanının atanmasını ve komite üyelerinin her türlü bilgiyi alma ve istediği kurum ve kişiye araştırıp bilgi verme emri vermesini sağlamakla halletti. Kıbrıslının kafası çalışmaz mı? Elbette çalışır ve böyle gelmiş böyle gider doğal olan budur demezse yolunu bulur.

Sayıştay usulsüzlük tespit eder ama gereği yerine getirilmez ve mecliste Sayıştay aşağılanırsa bağımsız kurumlar olmasının bir anlamı olmaz. Yargı yolsuzluklar karşısında eli kolu bağlı kalır, ona konuyu götürecek savcı veya polis olmazsa güçler ayrılığının anlamı budanır. Yargı kararlarını uygulamayan bakanlara uzaktan bakan bir yargının kuvvetler ayrılığı ilkesinde ifadesini bulan yargı olmadığı bellidir. Yargı denetlemek için baş vuran kişi ve kuruluşlara Meclise yetki vermek gerekir derse anayasanın gücü de sınırlanır. Halkın iradesinin seçimden seçime değil her an yansımasını sağlamak amacı yerine gelmemiş demektir. Kişileri devlete karşı ve topluma karşı koruma görevinde olan yargı gücünü partiler aracılığıyla birleştiren yasama ve yürütme karşısında boynunu bükerse halkın kendi başının çaresine bakma hakkı ve görevi ortaya çıkar. Onun için YKP halka iktidar sokaktan çıkacaktır demiştir.

Bunu ifade ederken hatırlattığı hususlar vardır.

Hukuk egemen olsaydı hayatta ve mal mülk sahibi olduğunu söyleyen insanları bildiği halde, onlara mallarına kullanma izni vermediği halde mallarını sahipsiz taşınmaz ilan eden bir rejime evet denilemezdi.

Halkın büyük tepkisine rağmen ve uluslar arası hukuka rağmen ülkesinde işgücünün değerini düşüren, geldikten sonra nüfus yapısını değiştirip kendisini azınlık durumuna düşüren ve Kıbrıs sorununda büyük bir yara açıp büyük zorluklar çıkaran bir nüfus aktarmasını gerçekleştirenler ardı ardına seçilirler, en sonunda bunlara karşı olduğunu söyleyip seçim kazananlar da onlardan başka bir şey yapamazlarsa sokaktan başka ne çare kalır. Dünyaya açılmak diye Kıbrıs’ta Rumları insandan sayan adil bir çözüm kastedilirdi, bunu kastedenlerin oylarıyla seçildiler IMF ve Dünya bankasının neo liberal politikalarıyla bütünleşmeyi anladıklarını gösterdiler. Sosyal sigortaları iyileştireceklerine yeni bir yasayla hakları gelecek kuşaklar için kısmaya kalktılar, sağlık sigortası kesintilerini yuttular, yutanları mecliste affettiler şimdi sağlık sigortası diye ayrı sigorta istiyorlar. Maaşları döviz dalavereleriyle artmış gibi yaptıkları enflasyonun altında tuttular.

Mamafih Türkiye ve diğer geri ülkelerde olduğu gibi her haltlarına IMF ve DB veya AB sebep oluyor gibi yapmaktan da kaçınmıyorlar. Sanki onların çok büyük güç ve etkileri var da başka çareleri yok gibi yapıyorlar. Halkların bunu anlamaları gerekir. Esas politik sorumlular yerli politikacılardır. Onları IMF ve DB ve AB içinde sol veya her neyse “halka biz başka yapardık ama onları bırakmadılar” dedikleri politikayı savunduklarını görmedikten sonra esas ve hatta tek sorumlu onlardır. Bizdekiler ne onun ne öbürünün üyesi değildirler ama onların uydusunun uydusu olmayı seçtiler ki sorumlulukları patronlarından az değildir. Solcuları milli sermayeyi korumaya yöneltenler hükümetlerini de IMF ve diğerlerine karşı korumaya yöneltmektedirler; YKP buna kanmamaktadır.

Halka kimi seçerse seçsin ayni şeylerin yeni seçim yokmuş gibi tekrar edip gitmesinin anlamını kavramak zorundadır. Hepsi de koalisyonlarda kendilerini göstermişlerdir. Eskinin tekrarı patronun ayni kalmasından ve seçilenlerin bunu hazmetme deneyinden geçmeden ne koalisyonla ne de tek başına hükümet olamamasının garanti edilmesindendir. Halk partisinden memnunsa partisine koşmalı ve sözlerinden sapmamalarını sağlamalıdır. Bunu yapamıyorsa tek seçenek YKP’dir.

Barış ancak barışçı politikalarla sağlanır. Karşı tarafın uzlaşmazlığı çözümsüzlüğün kesin olduğunu kanıtlamaz. Halkı buna göre hazırlama gayretleri patronları Türkiye’nin politikasının uydusu olmalarındandır ama o kadar da değil kendileri de barışçı politikalara bağlı değillerdir. Onun içindir ki pervasızca düşmanlığı körüklemektedirler. Rum bizim nefes almamamıza bile tahammül edemiyorsa halk nasıl hala daha barış isteyebilir? Onlara rağmen halkın barış yanlısı olduğunu gösteren anketler inandırıcı olmadıklarını göstermektedir. Türkiye AB’den kopsun, barış yapmaya devam etmeyeceğini göstersin göreceğiz ki halkı Rum’a düşman edemeyen bu beceriksizleri alaşağı edecektir.

YKP barışçı politikalar için Rum yurttaşa hitap etmenin gereğini yerine getirmek için askersizleştirme, ara bölgeyi iskan etme, Maraş’ı açma ve AB ile işbirliği içinde serbest ticaret ve eğitim kısıtlamalarını kaldırma gibi bir dizi öneriler yapmıştır ve Annan planının engel olarak karşımızda durmaması için Güney’deki herkesle işbirliğine hazır olmak gereğini ileri sürmektedir.

Solun enternasyonalizmini eksiksiz kabul eden YKP Kıbrıs sorununu çözülmez değil mutlaka çözülmesi gereken bir sorun olarak görür ve karşılıklı güvenin oluşması için güven ki güvenilebilesin anlayışındadır. Kıbrıs’ın dünyayı daha fazla meşgul etmemesi için fedakarlıklardan kaçınılmamasını ister. Dünya korumaya muhtaçtır ve ancak sol görüşler dünyayı denetleyecek kadar güçlü ve etkili yönetimler öngörmekte olduğu için dünya çapında sol dayanışma gereklidir; solcuların Kıbrıs sorunu yüzünden bölünmesi büyük bir kayıp olur. YKP Kıbrıs sorununun çözümünde uzlaşamadıklarıyla bile işbirliğinden yanadır.

Ufak bölgelerde sorunların dünya çağında bir dayanışmayı engellememesi şarttır. Filistin sorunu bölgesel bir sorundur ama yankılarının terörizme kaynaklık etmesi nedeniyle de İsrail gibi bir militarist bir devletin diğer politikalarıyla da evrensel bir sorun haline gelmiştir. Filistin’deki facia dikkatlerimizi barışa yönlendirmeli ve terörizmin kitle imha silahlarına da sahip olacağı tehlikesini düşünerek tarafları fedakarlığa razı etmeliyiz. İran’ın nükleer silah elde etmesi tehlikesi hepimizi korkutmaktadır ama nükleer silah elde etmenin hakkı olduğunu düşünüp elde edenler de bizi korkutmaktadır. Nükleer silahsızlanma ve dünya çapında silahsızlanmaya önem vermek şarttır. Kitle imha silahları uluslar arası yasaklamanın konusu olmalıdır. Hala daha hukukun üstünlüğünün gölgesinin bile düşmediği ülkelerde insanların tek başlarına olmayacakları evrensel bir düzen için var gücümüzle çalışmalıyız. Amma bunları silahla yapamayız. Uluslar arası dayanışma ile yapabiliriz.

 

Yeni bir dünya mümkündür,

Yeni bir AB mümkündür.

Yeni bir Kıbrıs mümkündür.

Gelecek sosyalizmdedir.

Gelecek YKP’dir.

 

Hepinizi YKP adına saygı ile selamlar bana YKP adına konuşma görevi veren yürütme kurulumuza teşekkürlerimi sunarım.”