YKP’nin 12. Kurultayı toplandı

387

?????????????????????? ?????????????????????? ?????????????????????? ?????????????????????? ?????????????????????? ?????????????????????? ?????????????????????? ?????????????????????? ??????????????????????Yeni Kıbrıs Partisi 12. Olağan Kurultayı, 7 Kasım, Cumartesi günü, Lefkoşa’daki KTOEÖS Lokalinde toplandı. Kurultaya, Kıbrıs’ın her iki yanından, Türkiye’den çeşitli siyasi parti temsilcileri ile sivil toplum kuruluşları temsilcileri de katıldı.

KTOEÖS Lokalinde saat 15:00 da başlayan kurultaya, Türkiye’den ÖDP Eş Başkanı Alper Taş ve Parti Meclisi üyesi Yılmaz Eren, EMEP Genel Başkan Yardımcısı Kamil Tekin Sürek, Kıbrıs’tan da AKEL, DISY, EDİ, KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil, KTOEÖS Başkanı Tahir Gökçebel, DAÜ-SEN Başkanı Mustafa Rıza, Devrimci Komünist Birlik Sözcüsü Yusuf Alkım, Mezopotamya Kültür Merkezi Başkanı Mapus Bulgan, ÇAĞ-SEN’den Erdinç Selasiye katıldı.

Kurultay Yürütme Kurulu Sekreteri Celal Devrim Önen’in konuşması ile açıldı. Daha sonra Divan oluşturularak Divan Başkanlığı’na Rasıh Keskiner, sekreterliğine de Münevver Özakalın ve Gülay Kaşer seçildi. Divanın oluşumundan sonra Divan Başkanı Rasıh Keskiner kısa bir açılış konuşmasını yaptı. Kurultaya Devrim ve demokrasi mücadelesinde kaybettiklerimiz için saygı duruşu ile devam edildi.

Saygı duruşunun ardından Parti Yürütme Kurulu üyesi Murat Kanatlı bir konuşma yaptı. Kanatlı konuşmasına başlarken Kurultaya katılan herkese teşekkür etti ve ülke olarak çok zor zamanlardan geçtiğimizi belirtip, her şeye rağmen mücadeleye devam edeceklerini ve barışa ve sosyalizme doğru yürüyüşlerinin süreceğini ifade etti. Daha sonra YKP Yürütme Kurulu üyesi ve YKPfem aktivisti Faika Deniz Paşa bir konuşma yaptı. Paşa konuşmasında “YKP-fem’de örgütlenen kadınlar olarak 25 yılının son 4 yılında bu partinin tabanında, bu parti ile sokakları paylaşmaktan gurur duyuyoruz. Birlikte söyleyecek sözümüzün, değiştirecek gücümüzün olduğuna inanıyoruz” vurgusunu yaptı…

Yürütme Kurulu üyelerinin konuşmalarının ardından Kurultaya konuk olarak katılan ÖDP Eş Başkanı Alper Taş ve EMEP Genel Başkan Yardımcısı Kamil Tekin Sürek birer konuşma yaptılar.

Konuşmaların ardından Kurultaya gönderilen AKEL, DISY, EDI, DKB, DAÜ-BİR-SEN’in mesajları okundu. Daha sonra konukların da ayrılmasına olanak vermek için Divan tarafından Kurultaya on dakika ara verildi. Aranın ardından gündemin diğer maddelerine geçildi.

Parti Meclisi Raporu ve Mali Rapor görüşülüp aklanmasından sonra Kurultay Kararları onaya sunuldu. Kurultay Karar taslaklarının tümü, diğerlerinin başlıkları okunarak oy birliği ile kabul edildi.

Kabül edilen Kurultay Kararlarının başlıkları: “Kıbrıs ortak yurdumuzdur, YKP Birleşik Kıbrıs için mücadelesini sürdürür”, “YKP, Türkiye’de AKP Yönetiminin Türkiye halklarına dayattığı radikal İslam yaşam biçiminin Kıbrıs’ın kuzeyine taşınmasını reddeder ve buna karşı içte mücadele dışta uluslararası dayanışma çağrısı yapar”, “YKP, yokoluş teolojilerinin karşısında ekososyalist siyasetin, geleceğin yaşamını bugünden inşa etmek için çaba gösterir”, “Solda birlik meselesini toplumsal mücadeleler içerisinde ortak birleşik eylem alanları oluşturulması temelinde ele alınması gerekir”, “YKP Kıbrıs’ta yaşanan işgali ve fetih sürecini reddeder ve bu durumu bertaraf etmek için içte mücadele dışta uluslararası dayanışma çağrısı yapar

Kurultay Kararları görüşülürken, Alpay Durduran söz alarak, Kıbrıs sorunundaki gelişmeleri değerlendirdi, yeni dönemde parti organlarının daha fazla bu konuya eğilmesi gerektiği vurguladı. Daha sonra ise program değişiklik önerisi görüşülüp oy birliği ile karara bağlandı. “Ülke, toplum ve parti sorunları üzerinde genel görüşme” başlıklı gündem maddesinde YKP’nin eski genel sekreteri Rasıh Keskiner, 1991 yılındaki ilk kurultay için hazırladığı yazısında kısımları okuyarak iki dönem arasındaki benzerlikleri hatırlattı. Keskiner yazının son bölümünün bugün de geçerli olduğunu vurguladı. Keskiner’in belirttiği yazıdaki paragrafta “sorunların temeline Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün yattığını kabul edenleri, uluslararası kabul gören federal bir andlaşmayı benimseyenleri bir araya gelerek, bir güç oluşturmasını ve en başta bu toplumun egemenlik haklarını savunmaya ihanet içinde olanlara karşı, uluslararası dayanışmaya çekinmeden omuz vermeye çağırmaktadır. Bu varlığımız için şarttır” görüşü dile getirilmişti…

Son olarak da Parti Meclisi Üyeleri’nin ve Yüksek Disiplin Kurulu Üyeleri’nin seçimi gerçekleştirildi.

 

Yeni Parti Meclisi

Yeni Kıbrıs Partisi Parti Meclisi Üyeleri şu isimlerden oluştu; Alpay Durduran, Celal Önen, Cevdet Beysoydan, Enver Ballı, Erdinç Selasiye, Ergün Emiroğulları, Faika Deniz Paşa, Gülay Kaşer, Halil Karapaşaoğlu, Halil Paşa, Haluk Selam Tufanlı, Hamit Aygün, Hazal Yolga, İnanç Karagözlü, Kemal Aktunç, Murat Kanatlı, Münevver Özakalın, Nevzat Hami, Osman Ercüment, Özkan Varoğlu, Rasıh Keskiner, Tegiye Birey, Tolga Yücedal, Tuğçe Koruoğlu, Yaşar Karakaş.

Yüksek Disiplin Kurulu ise şu isimlerden oluştu; Oğuz Özen, Kutman Tayaz, Engin Ekici, Mustafa Hami, Salih Coşar, Ahmet Osman, Adnan Ertay, Mehmet Özyücekök.

Disiplin Kurulu daha sonra kendi arasında görev bölümü yaparak 5 asil, 3 yedek üyeyi, belirleyecek.

 

YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Celal Devrim Önen’in konuşması

Değerli arkadaşlar, değerli konuklar hoşgeldiniz.

Bütün değerlerin anlamsızlaştığı, dürüstlük, dostluk,  vefa,  gibi değerlerin alay konusu olabildiği, eğlenmenin, anı yaşamanın sürekli reklamının yapıldığı bir dönemde elbet yapacak daha eğlenceli işler varken buraya gelen dostlar hoşgeldiniz.

Başımızı çevirdiğimiz her yerde birileri bize günü yaşamamızı öğüt veriyor.

Hoşgeldiniz günü, dünü ve yarını harmanlayıp yaşamaya çalışanlar.

Hoşgeldiniz eğlenmenin ancak birlikte olduğunda gerçek olduğunu bilen bilgeler hoşgeldiniz.

Hoşgeldiniz bütün gece yatağında hastasının elini tutabilenler.

Hoşgeldiniz çok çalışanlar, çalıştığı için aptal yerine konanlar.

Hoşgeldiniz bunlara gülümseyebilenler.

Hoşgeldiniz 60’ında değişebilen, 70’inde spor yapabilenler.

Hoşgeldiniz ötekinin hakkı için, dayak yeyen ötekiler, hoşgeldiniz.

Hoşgeldiniz daha iyi bir yaşam için daha kötü şartlarda yaşamayı kabul eden komik insanlar, hoşgeldiniz.

Bu adaya gelen hiç tanımadığı insanlara birşey olmasın diye sabahlara kadar poliste bekleyen akıllılar hoşgeldiniz.

Ötekiler, ezber bozanlar hoşgeldiniz.

Hoşgeldiniz gülebilen, ağlayabilenler.

Başka türlü bir dünya, başka türlü bir kültürün mümkün olduğuna inanlar ve bu anlayışı günlük yaşamlarının bir parçası yapanlar hoşgeldiniz.

Umudun aslında yaşamın kendisi, ilk adımı atmanın şartı olduğunu sezen ve umudunu kaybetmeyenler. Tarlada filizin, sokakta çocuğun umudu olanlar hoşgeldiniz.

Hoşgeldiniz yaşamın her gün sıfırdan başlayan bir kavga gerektirdiğini bilen, hergün hata yapıp geneda yürümeye çalışan sakar insanlar hoşgeldiniz.

Hoşgeldiniz yapıp da söylemeyen, gerektiğinde başını eğip gidebilenler.

Rahatın akışına karşı tek başına yürümeye çalışan rahatsızlar.

Ötekiler, azınlıklar, sokaktakiler…….. Hoşgeldiniz.

Yeni Kıbrıs Partisinin Olağan 12. Kurultayını açıyorum.

Hayırlı olsun.

 

YKP Yürütme Kurulu üyesi Murat Kanatlı’nın konuşması

Değerli dostlar, yoldaşlar,

Değerli konuklar, medya emekçileri

 

Öncelikle bugün aramızda konuk olarak bulunan tüm dostlarımıza
hoş geldiniz diyoruz…

 

Ve; imkânsızlıkların içinde,

baskı ve zorbalığın her türlüsü yaşatılan
ama inadına özgürlük,

ama inadına barış,

ama inadına Kıbrıs’ın birleşmesi için,

işgalcilere, işbirlikçilerine, acentalarına,

onların gönüllü tutsaklarına karşı,

TC’nin tüm yeraltı ve yerüstü teşkilatlarının
sivil ve askeri bürokratlarına karşı

25 yıldır hiç durmadan partimizi destekleyen

üyelerimiz, sempatizanlarımız, parti dostlarımız, yoldaşlarımız;

hoş geldiniz!

Yüreğini bu kavgaya koyan, yaşamını bu kavgaya adayan dostlar, hoş geldiniz…

 

Değerli dostlar,

25 yılda nice zorbalık, baskı, tehdit gördük ama YKP hâlâ ayakta, 25 yıldır mücadelesini sürdürüyor…

Ancak bu süreçlerde bizi asıl zorlayan umutsuzluk taşıyanlar oldu…

YKP’liler için umut, umuda inanmak, barışa inanmak, onun uğrunda mücadele etmek bir gelenektir… Umuda doğru yolculuğumuz sürüyor…

Sevgili dostlar, yola çıkarken ilk Kurultaylarımızın yapıldığı salonda “talimatla yönetilmeye hayır, bu memleket bizim, biz yöneteceğiz” pankartları asılıydı, YKP’nin kuruluşundan 10 yıl sonra kitlelerin ellerinde bu sloganların yazılı olduğu pankartlar sokakları dolaştı…

Elbette sonradan çok daha net anladık, bu 8 kelimelik sloganı atarken aslında bazıları ile aramızda uçurumlar vardı… Birileri bu sloganı atarken “bu memleket bizim” derken yalnızca Kıbrıs’ın kuzeyini, “bizim” derken de, “biz yöneteceğiz” derken de kuzeydeki “Kıbrıs Türk halkı”nı anlamaktaydılar. Onlar için Kıbrıslı Türk de yoktu, Kıbrıs Türk’ü vardı… Bu yaklaşım, bizim verdiğimiz anlamın tam zıddıydı… Bunu, bugün çok daha net görüyoruz.

Bundan, 10 yıl önce seçim davulu çaldığında, birileri devrimden, statükonun yıkıldığından bahsederek inatla acenta seçimi dedik, ‘sokaktan iktidara’ dedik, on yıl sonra ülkenin her yanında acentalar tekrar tekrar deşifresi olmakta, birçok kişi iktidarın Ankara’dan değil sokaktan kazanılacağına inanmakta…

Şimdi bir kez daha sesimizi sloganlarımız ve pankartlarımızla yükseltiyoruz ve isyanımızı haykırıyoruz, isyanımızın işgale olduğu söylüyoruz ama bu kez çok uzun beklemeye niyetimiz yok, bu mücadele büyüyecek, bu mücadeleyi büyüteceğiz… Bunun için çalışmaya devam ediyoruz…

Bu mücadeleyi öyle kolay kolay bırakmaya da niyetimiz yok… Zorlukların, baskıların, yıldırma politikalarının, izole etme, kitlelerden koparma faaliyetlerinin, medya sansürlerinin, karalama kampanyalarının farkındayız… Ama öyle kolayına sokakları terk etmeyeceğiz.

Ancak şunu da biliyoruz, devrimci bir hareket, kendi ilkelerinin, eylemi bir ağ gibi sarıp kımıldayamaz hale getiren dogma haline dönüşmesine izin vermemelidir. Bu nedenle YKP olarak, her bulunduğumuz kritik anda sürekli olarak somut koşulların, somut tahlilini yaparak, zaman ve mekan ayrımlarını iyi analiz ederek, taktik ve stratejilerimizi de belirleyerek, sokaktan iktidara mücadelesini büyütüyoruz, büyütmek için çabalıyoruz…

Bir kere deha vurguluyoruz, sözümüz var Mehmet ASİ Göze’ye, Erbil Refik’e, Hüseyin Önen’e, Reha Caner’e, Salih Altaylı’ya, Mustafa Ahmetoğluları’na, Ahmet Karaman’a, Necdet Turgay’a, Çağla Konuloğlu’na, Hilmi Say Amca ve nicelerine, kavgaları yarım kalmayacak, Kıbrıs’ın birleştirilmesi, işgallerden arınmış Kıbrıs mücadelesi, sosyalist Kıbrıs mücadelesi, yarım kalmayacak, mücadele, mücadeleleri sürüyor, sürdüreceğiz.

Biz birbirimizi sokakta bulduk, sokakları terk etmeyeceğiz…

Onlar adına, onlar için son işgalci de Kıbrıs’ı terk edinceye kadar, ülkemiz birleşinceye, sosyalist bir Kıbrıs kuruluncaya kadar bu mücadele sürecek, sürdüreceğiz…

Sevgili dostlar, arkadaşlar,

İlk kurultaya atıf yapmışken, hatırlatmalarda bulunmaya devam edelim… 16 Haziran 1991 tarihinde toplanan YKP Olağan 1. Kurultayı’nın Parti Meclisi Raporunda YKP’nin niçin kurulduğu anlatılmıştı, 1989 yılına kadar süreç değerlendirmesi yapılıyordu ve şöyle denmekteydi:

“1974 sonrası, demokratik kurallar Kıbrıs sorununu Kıbrıslı Türklerin haklarını ileri sürebilmek için uygulanmaya başlanmış gibiydi. Tüm göstergeler partilere ajanlar sokulduğunu, egemen çevrelere yarananların ödüllendirildiğini, polis asker ve etkili yerlerdeki memurların muhalifleri düşman görmelerinin sağlandığı ve okulların muhalefetin politikalarının düşmana yaradığını öğrettiğini gösteriyordu. Demokratik organlar oluşturulacak ama Türkiye destekli iktidar bunların işe yaramamalarını sağlamak için gerekli önlemleri alacaktı. 1970’ler demokratik görünen ama demokrasinin bir sonuç yaratmaması için gizli açık önlemlerin alındığı bir uygulama ile geçti.”

Bunca zaman geçmesine rağmen Kıbrıs’ın kuzeyindeki uygulamaların bazılarının şekilleri değişmiş olsa da burada anlatılanların özü değişmedi, bu uygulamalar hala devam ediyor…

Raporun devamında YKP’nin kuruluşuna giden süreç aktarılıyor ve şöyle deniyordu:

“TKP, kendi içinde maceracı sol ve Rumcu unsurlar keşfetti ve partinin eski yönetici kadrolarının önemli bir kısmını tasfiye etti. Artık yöneticiler, akıllı ve gerçekçi politikalar uygulayacaklar ve “Anavatanla” kardeşçe ilişkiler kuracaklardı. Bunun için de “Anavatanı” rahatsız eden CTP ile ilişkiler kesilmeli idi. TKP, birleşme görüşmesi yaptığı CTP’yi tekkeci davranıp CTP’yi kapatarak birleşmek istemiyor diye suçladıktan sonra, KKTC’yi kabul ettiğini açıklamaya zorladı. Sonra da KKTC haini, Rumcu diye saldırıya geçti. TKP’nin, şovenizmle oy toplamaya çalışması Kıbrıslılar Dayanışma Derneği hareketini doğurdu. Bu dernek, form ve konferanslarla siyasal yaşamın tabularını yıkmaya başladı. Anavatanın Kıbrıs olduğunu gösterdi, garantiler ve garantörleri sorguladı, Türkiye’nin yardımının gereksizliğini kanıtladı ve egemenlik hakkının olmamasının yozlaşma, ucuz işgücü ve ucuz mal rekabeti ve göç nedeni olduğunu tartıştırdı.”

Bunlar, yalnız 25. kuruluş yıldönümünü kutladığımız YKP’nin tarihini hatırlamaktan çok daha fazlasını bugün içinden geçtiğimiz bu dönemde ifade etmektedir.

Geçmişe dair yaşananlar üzerine herkes kendi özeleştirisini açıkça vermedikçe bu gibi hatırlatmalar önemli olmaya devam edecek…

Değerli dostlar, bu Kurultayımız da önemli bir dönemecin arifesinde toplanıyor. Kurultayımız, ülkemizde ve bulunduğumuz coğrafyada işlerin iyiye gitmediği, her şeyin zorlaştığı, daha da zor olacağının onlarca işaretin olduğu koşullarda toplanıyor…

Ortadoğu’da Filistin sorunu kanayan yara olmaya devam etmektedir. İsrail’in devlet terörü açıkça devam ederken, Gazze’ye uygulanan insanlık dışı ambargolar sürmektedir. Filistin halklı insanlık onuruna asla yakışmayacak bir yaşam sürmeye mahkûm edilmiştir.

Bölgedeki ABD’nin müdahaleleri, sorunların içinden daha da çıkılmaz kılmıştır. Irak ve Afganistan, askeri müdahale öncesinden çok daha kötü durumdadır. Bölgede yükselen gerici idarelerin ve yönetimlerin acımasızca saldırılarını her gün medyadan takip etmek mümkündür. Böylesi bir ortamda Kobane gibi direniş umudu yükseltirken, silahlı çatışmaların sorunları çözemediği, gerçek çözümün diyalogla, refahın ve zenginliklerin adil paylaşımıyla mümkün olduğu gerçeğini bir kez daha hatırlıyoruz… Balkanlarda süren çatışmasızlık hali bunun en önemli örneğidir…

Emperyalizmin böl-yönet politikasına karşı, elimizdeki en önemli araç, birleşik halk hareketleridir, halkaların dayanışmasıdır. Bunu yükseltebildiğimiz orada hem emperyalistlere karşı, hem de gerici ülke yönetimlerine karşı başarılı olma ihtimalimiz vardır. Bu nedenle en sıcak gelişme olan Suriye üzerinden değerlendirirsek, seçenek ne emperyalizme karşı Esad’ın desteklenmesidir, ne de emperyalistlerin tetikçiliği yapan silahlı grupların veya ne de İŞİD gibi gerici çetelerin desteklenmesidir. Suriye’de yerel inisiyatiflerde ayaklanan halk hareketlerine küresel dayanışma, onların güçlenmesi Suriye’de halkların kendi ülkelerini kendilerinin yönetecekleri bir idare kurmalarına destek olmak çözüm yoludur. Benzer şekilde Filistin’de gerici Hamas ve İslami Cihad ile yozlaşmış El fetih yönetimleri arasında tercih yapmak değil, bunlara karşı da mücadele veren örgütlenmeleri desteklemek önemlidir.

Bizlerin yapması gereken kötüler arasında tercih yapmak değil, farklı bir alternatifin inşaa edilmesi olmalıdır.

İnşaa edeceğimiz alternatifeler ise katılımcı, demokratik, eşitlik ve özgürlük değerlerine bağlı olmalıdır…

Ana akım medya gizleme çalışsa da böylesi alternatifler dünyanın birçok yerinde toplumsal muhalefetin lokomotifi haline gelmektedirler…

Sevgili dostlar, yoldaşlar,

Kıbrıs sorununda bir kez daha gerginlik ve savaş ihtimallerinin konuşulduğu bir dönemden geçiyoruz…

Bir Kıbrıslı Rum balıkçı teknesi bir iki deniz mili Mağusa’da ateşkes hattını geçti mi, hücumbotlarla saldırıp, hatta ateş eden zihniyet, şimdi bize TC’nin savaş gemilerinin Limasol, Larnaka açıklarında dolaşmasını abartmamamızı tavsiye ediyor… CTP liderliği ise muhalefette karşı çıktığına şimdi kendi belgesiymiş gibi sarılıp, TC’nin dayattığı ve onun çıkarları üzerinden şekillenen kıta sahanlığı antlaşmasına utanç verici bir şekilde, dört elle sarıldı!

Bu gerginliğin düşürülmesi için, TC’nin provakatif tüm eylemleri son bulmalı, savaş gemileri geri çekilmeli ve uluslararası hukuğa saygılı şekilde davranılmalıdır. Bu olurken eş zamanlı olarak Kıbrıslı Rum lider Anastasiadis de masaya geri dönmelidir. Ama peki, masada ne konuşulmalıdır? Nasıl bir yol izlenmelidir?

Kıbrıs sorununun çözümü noktasında YKP’nin ortaya koyduğu alternatifi uzun bir zamandır dile getirmekteyiz, bir kez daha hatırlatalım…

Onların dayattığı tümünde uzlaşılmadan hiçbir şeyde uzlaşılmış olunmaz inatlarının ülkeyi kalıcı bölünmeye taşıdığını net olarak görüyoruz, bu nedenle gerçekten çözüm isteyenlere çağrımız, adına liderler görüşmesi denen usulle çözüm arama ısrarından vazgeçilmesidir

Peki, ne yapmalı? Bu süreçte bizlerin ihtiyacı olan bir çerçeve antlaşmasıdır. Bu antlaşma ile kurulacak iki toplumlu yönetim ve karar organı ile geleceğine, tüm Kıbrıs’ta yaşayanlar kendi siyasal pozisyonları ile karar verebileceklerine inanıyoruz. Tıpkı Kuzey İrlanda’da devam eden böylesi süreç bizleri federal bir yapıya taşıyabilir, bugünkü liderler düzeyindeki görüşmelerin ise bizi kalıcı bölünmeye taşıdığı aşikârdır.

Bizler halkların gelecekte yaşayacakları federal sistemi kendilerinin kurması gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle liderlerin değil halkların her kesiminin kendi seslerini görüşleriyle yansıtabilecekleri iki toplumlu yönetim ve karar organları ile ekonomi, eğitim, sağlık, çevre ve diğer başlıkların tamamlanması gerektiğine inanıyoruz, ‘bırakın halkalar yaşayacakları sisteme kendileri karar versinler” diyoruz…

Maraş’a Kıbrıslı Rumların dönüşü ve Mağusa’nın birleşmesi, Maronitlerin köylerine dönüşü, Askersiz Lefkoşa gibi güven artırıcı önlemler ile desteklenmiş, çerçeve antlaşması temelinde kurulacak iki toplumlu yönetim ve karar organı ile Kıbrıs sorununu çözmeye çalışma, bugünkü, toplum lideri olduğu iddiasındaki bazı kesimlerin halka kapalı görüşme sürecine alternatifimizdir!

Değerli dostlar,

YKP, Avrupa Sol Partisi gözlemci üyesidir… Başka bir Avrupa’ya, emeğin Avrupa’sına inanlarla birlikte bugün bankaların, sermayenin yönettiği Avrupa’ya karşı da mücadelemizi sürdürüyoruz. Neo-liberallerin şekillendirmediği, halkaların yönettiği yeni bir Avrupa’nın mücadelesini veriyoruz. Tıpkı YKP’nın kuruluş sürecinde de söylediğimiz gibi Avrupa içindeki ilericilerle, demokratlarla birlikte hem solun ve emeğin, hem de Kıbrıs’ta süren işgale karşı, adanın yeniden birleştirilmesinin mücadelesini veriyoruz…

Bugünkü Avrupa Birliği, bizlere daha fazla neo-liberalizm, daha fazla ekolojik yıkım, daha fazla nükleer santral, daha az kamusal yararı olan hizmet, daha çok ayrımcılık, daha az özgürlük dayatmaktadır…

Bu nedenle, halkların Avrupa Birliğinin, emeğin Avrupa Birliğinin kurulması için bizler tarafız ve Avrupa Sol Partisinin son dönemdeki sloganını sahipleniyoruz, “Avrupa Halkları, hakların için birleş!”; bunun için yalnız Lefkoşa’nın değil, Avrupa’nın sokaklarını da dolduruyoruz, Atina’dayız, Madrid’deyiz, Brüksel’deyiz Avrupa her yerinde emeğin Avrupası için mücadeleyi sürdürüyoruz, sürdürenlerle birlikteyiz…

Neo-liberal politikaları benimseyen Avrupa Birliği yerine halkların Avrupa Birliği için mücadele edenler, çeşitli ülkelerde önemli konumlara geldi…

Avrupa Parlamentosunda Avrupalı birleşik sol konfederasyonu grubu üyesi 3 parti son anketlerde ülkelerinde birinci parti konumundadır… Yunanistan’da Syriza’nın yükselişi sürmektedir. Syriza üzerine çok konuşuldu ama şimdi İspanya’da isminin karşılığı “Yapabiliriz” olan Podemos, Avrupa Parlamentosunda gösterdiği çıkışını sürdürmekte ve İspanya’daki anketlerde birinci sıraya yerleşmiş durumdadır.

Podemos, 2011’den bu yana toplamda yaklaşık 8 milyon kişinin katıldığı sokak gösterilerine sahne olmuş İspanya’daki Indignados (Öfkeliler) Hareketi’ni oluşturan güçlü sosyal ağları olan antikapitalist farklı hareketlerin mobilize ettiği kitlelere dayanıyor. Podemos, öyle birdenbire ortaya çıkıp güçlenmiş değil. Dinamik ve kısmen siyasallaşmış kitle mücadelelerinin belli bir hareketlilik sağladığı zeminden beslenerek, doğrudan keskinleşen sınıflar kavgasının içinden şekillendi. Yani Podemos, yukardan karar verilen iş ve güç birliği değil sokakta şekillenen bir karşı harekettir…

Ekonomik krizle yıllarıdır boğuşan Kuzey İrlanda’da da Sinn Fein son anketlerde birinci parti konumdadır…

“Başka alternatifimiz yok” denen Avrupa Birliğinin neoliberllerine karşı başka bir Avrupa mümkün diyenlerin sesi daha net çıkmakta…Değerli dostlar, mücadeleyi her alanda sürdürüyoruz… Bir önceki Kurultayın bizlere verdiği görevi de yerine getirmek için uğraşıyoruz…

 

  1. Kurultay kararımız “dünya nüfusu düşünüldüğünde kadınların oranı yüzde elli ellidir. Buna rağmen yaşamdaki ve siyasetteki yerleri aynı oranlara denk düşmemektedir” diye başlamaktaydı ve kadınlara katılım çağrısı ile son bulmaktaydı.
  2. Kurultaydan bugüne toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinde bir miktar yol aldık ama daha yapılması gereken çok işimiz var.

Kurultay kararında “Kadınların siyasette özne olmasının zorunluluğunu, biyolojik cinsiyetlerinin belirleniminin sonucu olduğu yönündeki görüşleri aşan bir durum olduğunu YKP kabul eder ve bunun kalıcı olarak ortadan kalkması için mücadeleyi önüne hedef koyar. Ancak bu mücadeleyi önüne hedef koyarken, mevcut koşullardaki zorlukları da aşacak şekilde kadının siyasette temsili için de çalışma yapmayı zorunluluk olarak görür… Bu nedenle YKP, Kıbrıs’ın ve Kıbrıslıların birleşmesini isteyen, sınırsız, silahsız, sosyalist bir Kıbrıs talebi olan tüm kadınları, YKP yönetim kadrolarına katılmaya çağırır” demiş ve “YKP, 2011’deki olağan kurultay toplantısına kadar tüm organlarında yüzde elli elliye en yakın temsil oranına ulaşabilmek için tüm kadrolarına çalışma yapma çağrısı yapar” hedefini bu Kurultay kararı ile önümüze koymuştuk.

Aradan geçen 4 yılda hedefin hala uzağında olduğumuz açıktır ama ciddi mesafede aldığımızı söyleyebiliriz…

Bunun yanında YKP her türlü ayrımcılığa karşı olduğunu sürekli söyledi.

YKP nasıl ki din, dil, ırk renk, her ne sebeple olursa olsun bireylerin ayrımcılığa uğramasına karşı çıkıyorsa, cinsel yöneliminden dolayı bireylerin ayrımcılığa uğramasına da karşı çıkıyor.

Programında yazdığı gibi YKP her bireyin hakları ile özgür ve dokunulmaz olması gerektiğine inanmaktadır.

Bu nedenle YKP, önümüzdeki dönemde de din, dil, ırk, renk, cinsiyet ve cinsel yönelim konusundaki her türlü ayrımcılığa karşı evrensel insan hak ve özgürlükleri çerçevesinde mücadele etmeye kararlıdır.

Sevgili dostlar, partimizin gündemi çok yoğun… Bir yandan ülkede süren işgale karşı, çözümsüzlüğe karşı mücadele ederken, diğer yandan farklı alanlardaki mücadeleleri de sürdürmemiz gerekiyor. Ekoloji, bizim için bu nedenle önemli bir başlıktır. Yaşamın olmayacağı bir dünyada sosyalizmi kuramayacağımız için, doğadaki yıkıma karşı, yaşamın savunulması için de mücadele etmek gerekiyor.

Suyun hayat olduğunu, yaşam olduğunu söyledik, satılamayacağını açıkladık. Şimdi birileri tıpkı “barış hareketi” dedikleri gibi “barış suyu” ile de Kıbrıs’ın kuzeyinde de suyu bir metaya dönüştürmeye, serbest piyasada alınıp satılabilecek hale getirmeye çalışıyorlar. Ortaya çıkan durum suyun özelleştirilmesidir, su tüm canlılar için hayattır, yaşamın kaynağı savunmak için direnmeye devam edeceğiz…

Kıbrıs’ın kuzeyinde gıda egemenliğini zora sokacak Tohum Yasası, TC ekonomik paketleri ile dayatılmaktadır. Genetiği değiştirilmiş tohumlarla Kıbrıs’ın kuzeyindeki tarım, her ne kadar kalabilmişse, geçecek yeni Tohum Yasası ile birlikte daha da dışa bağlı olacak… Genetiği değiştirilmiş tohumların dayatılması ile tohumdan elden edilen üründen yeniden tohum elde edilemeyeceği için, bu alanda da dışa bağımlı hale gelinecek… Böylesi bir dayatmaya karşı da direnişi örgütlemeye devam edeceğiz…

YKP, ana akım medyanın gündemine girmeden de önce Akkuyu’da sürdürülen nükleer santrala karşı mücadeleye etmekteydi, mücadelesini sürdürüyor. Karpaz’daki, Beşparmak Dağlarındaki yıkım, tahribat gün ve gün sürmekte ve YKP’liler olarak ülkenin her yerindeki eko-sistemi yok eden ve edebilecek tüm uygulamalara karşı duyarlı olduk, mücadele ettik, mücadele edenlerle birlikte olduk… Bu yeni dönemde de bu mücadeleleri sürdüreceğiz.

 

Sevgili dostlar, son yerel seçimlerden, Lefkoşa Belediye Meclis’inde bir de YKP’li üye var…

Yerel yönetimlerde, katılımcı bütçe, mahalle komiteleri, kent konseyleri gibi alternatif örgütlenme biçimleriyle yerelde neo-liberalizmin ve otoriter rejimlerin tahrip ettiği kolektif gücün önünü açarak, aşağıdakilerin kendi kaderine sahip çıkma isteklerine yeni araçlar sağlayarak neo-liberalizm karşıtı toplumsal muhalefet yaratılabilir düşüncesi ile seçimlerde siyasal bir kampanya ördük…

Neo-liberalizm geniş yığınlar için hayati önemdeki ekonomik ve sosyal meseleleri demokratik karar alma mekanizmalarının dışına taşır, siyasi değil teknik meseleler haline getirir. Yani neo-liberalizm siyaseti teknikleştirir. Böylesi bir ortamda, söz, yetki ve karar süreçlerinin aşağıdan yukarıya yeniden inşa edilmesi yerel yönetimlerde alternatif örgütlenmelerle mümkün olduğunu seçim süresince anlattık, bu yönde çalışmalarımızı sürdürüyoruz…

Sevgili dostlar, partimizin gündemi çok yoğun, söyleyecek çok sözümüz var… Mücadele her alanda sürüyor. Vicdani ret, toplumsal cinsiyet eşitliği, yabancı üslere karşı, cemaatlerin ve diğer İslami yeşil sermayenin operasyonlarına karşı, her türlü asimilasyon politikalarına karşı, işgale karşı yaşamın her alanında mücadele sürüyor ve YKP bu mücadelelerin her birinde vardır, yalnız bildirileri ile değil, fiili olarak, sokakta, aktif olarak var olmaya devam ediyor, gelecek dönemde de edecek…

 

Sevgili dostlar,

Defalarca dediğimiz gibi, gelecek kuşaklara sözümüz var; onlara, sınırsız, silahsız, garantörsüz, askersiz, sosyalist, bütün bir Kıbrıs bırakacağız. Bu nedenle yolu yok, mücadele sürüyor, sürecek.

“Çözüm, hemen şimdi mümkün” diyoruz!

“Başka bir Kıbrıs mümkün” diyoruz…

Ve bunların hayal olmadığını biliyoruz çünkü tümünü gerçekleştirilebileceğimize dönük umutlarımız var!

Karamsarlığa karşı umudu büyütüyoruz…

Kurultayımızın başarılı geçmesi dileklerimizle, katılan herkese teşekkürler…

  1. yılında;

Yaşasın mücadelemiz!

Yaşasın eşitlikçi ve özgürlükçü sosyalizm mücadelesi!

Yaşasın Yeni Kıbrıs Partisi!

 

YKP Yürütme Kurulu üyesi ve YKPfem aktivisti Faika Deniz Paşa’nın konuşması

Sevgili dostlar ve yoldaşlar ve değerli konuklar ve medya emekçileri

Öncelikle Yeni Kıbrıs Partisi tabanında örgütlenen ve Feminist politika yapan kadınlar yani YKP-fem olarak Yeni Kıbrıs Partisi 12. Olağan Kurultayı’nı selamlarız.

Sevgili dostlar,

Bizler feminist bir mücadeleye ihtiyaç duyuyoruz çünkü hangi ulus, sınıf, ırk ya da cinsel yönelimden olursak olalım, cinsiyetimizden dolayı kadınlar olarak eziliyoruz. Ancak, eşitlik için verdiğimiz bu mücadele diğer mücadelelerle de kesişiyor.

Bu nedenle de YKP-Fem olarak, geleneksel hiyerarşik parti yapılanmalarına uymayan alternatif bir parti olarak, Yeni Kıbrıs Partisi’nin bu özerk feminist hareketin oluşmasına sağladığı zeminde, hali hazırda, ekolojik, anti-militarist, enternasyonalist, özgürlükçü-eşitlikçi sosyalist değerleri benimseyen toplumsal cinsiyet eşitliği ve LGBTTQ bireylerin özgürlük mücadelesine taraf bu partinin tabanında feminist politika yapıyoruz.

YKP-fem olarak evde, sokakta, işyerinde kadına yönelik şiddetine son diye haykırmak, bedenimize, kimliğimize ve emeğimize sahip çıkmak, ataerkiye, kapitalizme, yaşam alanlarının talan edilmesine ve coğrafyamızdaki işgal rejimine karşı mücadelemizi büyütmek için başladığımız bu yolda 4. yılımızdayız.

Sevgili yoldaşlar,

Egemen söylem bizi yanıltmamalı ve bizlere unutturmamalıdır ki, feminizm bir eşitlik mücadelesidir. Ancak YKP-fem olarak altını çiziyoruz ki burada eşitlik derken basitçe biçimsel bir şekilde eşitlikten bahsetmiyoruz. Kadınlara sadece kariyer, pozisyon, unvan ya da kaynak sağlamakla bu anlamda bir eşitlik sağlanacağına inanmıyoruz.

Bizler, daha çok, toplumsal cinsiyet ilişkilerinde, yani biyolojik olarak kadın ya da erkek olarak doğmanın ötesinde, toplum tarafından empoze edilen toplumsal cinsiyet ilişkilerinde bir devrim yapmaktan bahsediyoruz. Bu nedenle, iş yerinde, karar verme mekanizmalarında, medyada kadınların neden yer almadığını sorunsallaştırırken, evde içerisinde yani “özel” addedilen alanda neden temizlik, bakım ve benzeri işlerin kadınlar tarafından yapılmasının gerektiğini söyleyen anlayışı da sorgulamak, sorunsallaştırmaya çalışıyoruz. Gece kulüplerinde köleleştirilen, namus, kıskançlık veya aşk adına sözde onları seven erkekler tarafından öldürülen, savaşlardan kaçıp ülkemize sığınmaya çalıştığı için cezalandırılan, yok sayılan, kız kardeşlerimizin hesabını soruyoruz.

YKP-fem’de örgütlenen kadınlar olarak 25 yılının son 4 yılında bu partinin tabanında, bu parti ile sokakları paylaşmaktan gurur duyuyoruz. Birlikte söyleyecek sözümüzün, değiştirecek gücümüzün olduğuna inanıyoruz.

Kurultayımızın başarılı geçmesi dileklerimizle, katılan ve dinleyen herkese teşekkürler…

 

AKEL’in mesajı

Sevgili yoldaşlar,

Sevgili yurttaşlar,

AKEL adına 12. Kongrenize mücadele ve dayanışma selamlarımızı getiriyorum.

Bölünme duvarının bunca acılar çeken adamızı bölmeye devam ettiği, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde başlattığı gerginlikle Türkiye’nin gelişmeleri belirlemeyi hedeflediği, ABD’nin ve NATO’nun Orta Doğu’ya yönelik daha yoğun emperyalist saldırıları için Kıbrıs’ın sıçrama tahtası haline getirildiği koşullarda, yeşil hattın iki tarafında da, biz ilericilerin görevi bu gidişatı değiştirmektir. Kıbrıslırumlar ve Kıbrıslıtürkler için, Kıbrıs halkı için barış ve yeniden birleşme yolunu birlikte açmalıyız.

Kıbrıslıların tümünün çıkarlarını sömürgecilerin, emperyalistlerin, milliyetçilerin, şovenlerin ve “ana vatanlar”ın yıllarca besledikleri milliyetçi ayrımlar üzerinde tutacak ve halkın kendisinin eseri olacak bir çözüm için mücadele etmeliyiz. AKEL BM’nin ilgili kararları temelinde siyasi eşitliğin olacağı iki bölgeli iki toplumlu bir federasyon çözümü için mücadele etmeye devam edecektir.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde Türkiye’nin ihlallerinin ardından Kıbrıs sorununda yeni bir gerilimin yaşandığı bu dönemde, AKEL, Türkiye’nin tahrik edici tutumunu kınamakta ama aynı zamanda Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için tek yolun toplumlar arası müzakerelerden başka bir yol olamayacağını vurgulamaktadır.

Kongrenize başarılar diliyoruz. İki toplumu, emekçileri ve halk katmanlarını ilgilendiren konuların kongrenizde detaylı bir şekilde ele alınacağını umuyoruz. AKEL ve Yeni Kıbrıs Partisi’nin ilişkilerinin daha fazla gelişmesini umuyoruz.

Yaşasın barış ve refahın yeni Kıbrıs’ı!

 

Demokratik Seferberlik Partisi DİSİ Başkanı Averof Neophytou’nun YKP 12. Kurultayına mesajı

Değerli Genel Sekreter, Değerli divan üyeleri, Değerli Yeni Kıbrıs Partisi üye ve dostları,

DİSİ adına başarılı ve verimli bir kongre geçirmeniz adına en sıcak dileklerimi iletirim. Ayrıca kurulduğu 1989 yılından beri ortak vatanımızın tekrardan birleşmesi için mücadele veren, çözüm destekçisi bir parti olan Yeni Kıbrıs Partisi’nin 12. Kongresi’ne hitap etme davetiniz için teşekkür ederim.

Tekrardan birleşmiş bir Kıbrıs için ortak vizyonumuzun olduğunu teyit etmek isterim. Bu ortak vizyonun gerçekleşmesi için partinizin yapıcı duruşunun çok önemli olduğuna inanıyoruz. Bizler önümüzdeki yol güçlükler içermiyormuş gibi yapmıyoruz. Ancak, karşılıklı anlayış ve saygı ile, bizleri birleştiren şeyleri belirleyebileceğimize ve güçlendirebileceğimize ve aynı zamanda da bizleri ayıran konulara da uygun çözümler bulabileceğimize inanıyoruz.

Değerli arkadaşlar,

Kongreniz, iki toplumun liderlerinin ortak açıklamaları, BM kararları ve AB müktesebatı temelinde karşılıklı anlaşılmış iki bölgeli, iki toplumlu bir çözüme ulaşma çabalarımızda kritik bir dönüşle eş zamanlı meydana gelmektedir. Maalesef, Türkiye’nin son zamanlardaki eylemleri mevcut müzakere sürecini duraklattı.

Barış müzakere sürecinin devam etmesine izin vermek için gerekenleri yapma ile ilgili sorumluluk alma ve gerginliği sona erdirme çağrısını yapıyoruz. Aynı zamanda da, amacımız ve vizyonumuz tüm Kıbrıslılar için olduğundan, Kıbrıslı Türk yurttaşlarımızın birleşik bir Kıbrıs’ın doğal kaynaklarının kullanımından yararlanmasını da garanti altına almak istiyoruz. Kıbrıs’ın münhasır ekonomik alanında bulunan doğal kaynaklar bölgedeki barış, istikrar ve işbirliği için katalizör olabilir, Kıbrıs’ın bölgedeki genişletilen istikrar sağlama rolünü bütünleyebilir.

Bir kez daha, barışçıl ve gerçekleşebilir bir anlaşmaya ulaşabilmek için olumlu katkı koyacağımız takayyüdünde bulunur, ve partinizle, gelecekte daha yakın çalışmayı umarız.

İleride oluşabilecek zorluklara karşı sizlere güç ve ilham dileriz.

En sıcak dileklerimle,

Demokratik Seferberlik Partisi Başkanı Averof Neophytou

 

Birleşik Demokratlar, EDİ’nin, Yeni Kıbrıs Partisi’ne Mesajı

Değerli Başkan,

Yeni Kıbrıs Partisi 12. Kurultayı sebebiyle, size ve üyelerinize sıcak selamlarımızı ve toplantınız için başarı dileklerimizi ve etnik kökeni, dini ve dili fark etmeksizin Kıbrıs üzerinde yaşayan insanları Kıbrıslı kimliği altında birleşmelerine yardım etmek için büyük çabalarınızın devamını dileklerimizi iletirim.

Bizler, Birleşik Demokratlar, EDİ, üyeleri olarak, sizleri kardeş örgüt olarak görmekteyiz ve Yeni Kıbrıs Partisi liderliğiyle süregelen işbirliği ve siyasi teatilerimiz olduğundan ötürü memnun ve mutluyuz, ve ülkemizin geleceği için, bu kritik zamanlarda, daha da güçlü işbirliği ve ortak etkinlikler yapmayı umuyoruz.

En iyi dileklerimizle,

EDİ Yürütme Kurulu

 

DAÜ_BİR-SEN mesajı

Yeni Kıbrıs Partisi’nin 12. Kurultayını Doğu Akdeniz Üniversitesi Birlik ve Dayanışma Sendikası adına saygı ve dostlukla selamlarız.

DAÜ işci ve memurları adına sendikamız, kurultayınızın başarı ile geçmesini diler, kurultayınızda alınacak kararların ülkemizdeki barış, demokrasi ve emek mücadelesine katkıda bulunmasını temenni ederiz.

 

 

KURULTAY KARARLARI

Kurultay Kararı: 1

Kıbrıs ortak yurdumuzdur, YKP Birleşik Kıbrıs için mücadelesini sürdürür

Kıbrıs sorunun bir dünya sorunu olduğu IŞİD terörü ve Kırım’ın ilhakı yüzünden gene gündemine almasıyla ortaya çıkmıştır.

YKP kurulduğu günden itibaren Kıbrıs sorununu dünya barışı bağlamında ele almış ve başka ne olursa olsun çözümünün dünya barışına katkı yapacağını tespit etmiştir.

Kıbrıs siyasetinin ise iki toplum ortasında bir sorun olarak kabul edilip başka şeylerle karıştırılmaması Türkiye ve buradaki yönetim tarafından sağlanmaya çalışılmıştır. Halka ne düşüneceğini telkin etmekle görevli yeraltı güçleri başarılı olmuştur. Siyasetçiler ve usta müzakereciler bunu benimsemişlerdir. Sureta dünya barışına ilişkin sözler etmekten çekinmezler ama esas görevlerini değiştirmezler Sadece bununla da kalınmaz. İki toplum arasında demek onlara göre Kıbrıs’ın insanları için daha iyi yönetim sağlamak ve refah ve huzur getirmek de değildir. Hiçbir zaman iki toplumluluğun yönetime yansızlığı, şeffaflığı ve yozlaşmaya karşı savaşımı güçlendireceğini söylemezler, irdelemezler.

Bu çerçevede Kıbrıs sorununa yanaşmak çözüm aramak değildir. Çözümü sorunu yaratanlara, çözümü bulamayanlara ve Kıbrıs için bir çözümü, Kıbrıslı Rum ve Türklere göre çözümü değil onlara göre bir çözümü desteklemek demektir.

Bu durumun varlığını Kıbrıs’a yapılan ziyaretlerde ve ulusal günlerin anılması için yapılan törenlere bakanlar hemen görebilirler. Onun için Kıbrıs’ta çözüm arayışları Kıbrıs ve dünya barışı için dış güçlerin rolleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir.

Örneğin İkinci Dünya Savaşının sonuna doğru Yalta’da Sovyetler Birliği, ABD ve İngiltere temsilcilerinin toplandığını ve üç günde dünyayı aralarında paylaşacak kadar yani Kıbrıs’tan çok daha karmaşık bir sorunu antlaşmaya bağladıklarını anımsamalıyız.

Kıbrıs için antlaşma sağlayacak olan masaya bile taraf olarak adlandırılan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere arasında ve onların bağlaşıkları arasında yani AB ve BM arasında çözüm için antlaşma sağlamak ve ona göre görüşmelere devam etmek şarttır.

Onların antlaşması için Kıbrıslılar tüm güçlerini kullanmalıdır.

YKP, kendi çözüm değerlendirmesinde onları aralarında antlaşmaya zorlayacak değerleri saptamıştır.

YKP, yabancıların kendi başka çıkarları için Kıbrıs’ı kullanmalarına izin vermemek için Kıbrıslıların, Kıbrıs için ve Kıbrıs’ın bağımsızlığı için hareket edileceğini göstermenin temel olduğunu karara bağlamıştır. Askersizleştirilmesini ve insanlarının Kıbrıs’ın özgün çıkarlarından başka şeyden medet ummamaları gerektiğini ilke olarak sürekli vurgulamıştır. Kıbrıs’ın dünya barışı için tehlikeli olan amaçlarla ülkesinin istismarına izin vermeyeceğini kanıtlamalıdır görüşündedir.

İçte ulusalcılığın tuzağına düşmemek için hukukun üstünlüğünün kimin bir yönetim makamında bulunmasının değil, hukukun egemen olmasının kabulü ile elde edileceğini unutmamak gerektiğini ilke olarak kabul eden YKP, görüşmelerde hukukun üstünlüğünün sağlanmasına önem verilmesini ve duvara vuran görüşmelerin yolunun açılmasını istemektedir.

Avrupa Birliği Kıbrıs’la ilgili bir politika sahibidir. Bilindiği kadar bu politika çözüme engel değildir. Onun için Kıbrıs AB’nin bölge ve Kıbrıs politikasına destek olmalıdır.

Kıbrıs uluslararası gözetim altındadır. Onun için hala Kıbrıs’taki statüko yasal hale getirilememiştir. Bu halin korunması Kıbrıs’ın kendi gücüne dayanmamaktadır. Statükoyu değiştirip Kıbrıslıların kendileri için bir yeniden birleşmeyi sağlamaya da gücü bugüne kadar izlenen politikayla sağlanamayacaktır.

Statükodan bıkanları devreye sokup Kıbrıs’ın taksiminin veya ayni anlamda Türkiye’ye ilhakını sağlamanın yolu hep düşülmüştür. 1980’lerin ortasında Türkiye’nin önerdiği ve Yunanistan Dışişleri bakanının görüşmeyi kabul etme anlamında öneriniz nedir diye sorduğu bilinmektedir. Yani Türkiye “ummadığınız kadar size toprak tavizi verelim, siz de kuzeyi unutun” dediği öğrenilmiştir. Yunanistan Dışişleri’nin bunu reddetmediği duyulunca kopan fırtına ile ileri gidilmemiştir ancak geçen zaman içinde böyle bir teklife açık olanların ve “onlar o yanda biz bu yanda” diyenlerin sayısı artmıştır. Dikkat gereklidir çünkü böyle bir başlangıçla açılacak pazarlıkta bugüne kadar çözüme fırsat tanımayanlar aralarında antlaşmış olarak etrafta bulunacaklardır.

YKP, böyle bir pazarlığa değil Kıbrıslıların öz gücüne dayanan uzlaşmaya varılmasını, bunun da halkımızın desteğinin sağlanmasını amaçlamaktadır.

Ortak Kıbrıs’ımız bizim yurdumuzdur, YKP onun için mücadelesini sürdürecektir.

 

Görüşme süreci bir yere gitmiyor!

Bugün yaşadığımız problemlerin en önemli kaynağı olan Kıbrıs sorununa çözüm bulma adına yürütülen çabalar, bu iki buçuk yılda da daha da kötüleşti, taraflar oyalama taktiğini ve suçlama oyununu sürdürdü.

Bugün herkesin var dediği Kıbrıs sorununda krizin net şekilde ortaya çıktığını Mayıs 2012’de YKP bir bildiri ile ortaya koymuştu:

Kıbrıs sorununda kriz artık ayyuka çıktı. Eroğlu gibi birine güvenip, ona kerhen de olsa seçildikten günümüze uzun süre destek veren CTP ve TDP özeleştiri vermesi gerekirken aniden sessiz sedasız muhalefet saflarına katıldılar. Eroğlu özellikle Kıbrıs dışındaki liderler görüşmelerine giderken saray toplantıları düzenler ve bu toplantılar sonrası yabancı basın dahil, medyaya Kıbrıs Türk toplumunun geniş desteğini aldığı açıklardı. Bu destek CTP ve TDP’yi de kapsamaktaydı. Ancak CTP ve TDP aniden destek vermediklerini hatırladılar ve Eroğlu’nu görüşmeleri tıkamakla suçlamaya başladılar.

Eroğlu, Annan Planı görüşmelerinde her ne söylüyorsaydı, kelimesi kelimesine aynisi söylemeye devam etti ama tek fark Talat’ın bıraktığı yerden de devam ettiğini belirtmesiydi. Sürekli kamuoyunu yanıltan açıklamalar yaptı, BM temsilcilerinin önerilerini çok beğendiğini söyleyip durdu ama BM yetkilileri bunları hiçbir zaman doğrulamadı. Tersine iki liderin de isteksizliğine sürekli vurgu yapan dolaylı veya dolaysız açıklamalar oldu. Bizim medya bunları sakladı, Eroğlu’nun BM yetkilileri ağzı ile açıklamalarını, korsan açıklamaları manşete çekti. Korsan açıklamalar, kamuoyunu yanıltıcı açıklamalar yapılmaktaydı ama kimse üstüne gitmedi. Hatta günlerce mülk konusunun çözümü ile ilgili TOKİ önerisini bile kamuoyuna tartıştırdılar, BM’nin hayran kaldığını söylediler ama bugün öneriyi hatırlayan bile yok!

(…)

Kıbrıs sorununda yaşanan kriz yapısaldır, ‘şu lider gitsin, başkası gelsin’ ile çözülemez!

Bu nedenle bir çerçeve antlaşması ve bunun temelinde iki toplumlu yönetim mekanizmaları ortaya çıkararak, kalan sorunları Kıbrıslıların farklı kesimlerinden gelecek temsilcilerin oluşturacağı yönetim mekanizması alternatiftir. Bunun çalışan detaylarını Kuzey İrlanda’da bulmak mümkündür. Bu nedenle tıkanan sisteme müdahale etme ve alternatif metotları hayata geçirme zamanıdır, diğer türlü bölünme hızla kalıcılaşmaktadır.”

Talat ile başlayan Kıbrıs sorununda alttan altta kriz halleri Eroğlu seçildiğinden sonra daha da derinleşti. Şubat 2014’te YKP yayınladığı bildiri ile bu duruma dikkat çekmişti:

“Referandumdan beri komadan çıkamayan Kıbrıs sorunundaki görüşme sürecinde iki taraf da on yılda üçer lider değiştirdi!

Kıbrıslı Rum liderliği önce referandumda hayır demenin yarattığı kötü imajı ortadan kaldırmak için uğraş verdi ama Mari patlamasından beri de ekonomik sorunlarla boğuşmakta…

Kıbrıslı Türk liderliği ise evet demenin avantajlarını kullandı, şımarık çocuk döneminden eşit derece sorumlu tutulan pozisyona geldi, şimdi ise bunu kamuoyundan saklamaya çalışıyor. Evet demenin yarattığı ortam içinde ekonomik kimi göstergeler dönemsel olarak yükseldi ama bunun kalıcı olmayacağı belli idi ki öyle oldu, Kıbrıslı Türk liderliği de aslında ciddi bir ekonomik krizle uğraşmakta…

Özellikle 2010’da Eroğlu’nun seçilmesi ile çok ciddi komaya giren müzakereler, Anastasiadis’in seçilmesi ile tamamen kopmuştu.”

Yani özetlersek görüşmeler yine BM gözetiminde birbiriyle kavga halinde olan iki toplumun liderlerinin buluşmasıyla yapılmaktadır. Liderlerin ne konuştuklarının bilinmediğini, onların ise bilgi verdik ve vermekteyiz iddialarını işitmekteyiz. Kuzeyde tutanakların hemen herkese açık olduğu ilan edilirken meclis partilerinin bilgisizlikten şikâyet ettikleri de duyuluyor. Üstelik liderin partisinin mebusları da benzer şikâyetler yapmaktadırlar. Çünkü durum değişmemiştir. Türkiye’nin sürekli izleme denetimiyle hareket edilmekte ve lider dahi ne olacağını bilmemektedir. Sıkışınca “Türkiye istemeseydi görüşme masasına dahi gidemezdim” diye açıklamasıyla lider de aslında lider değil, oraya Türkiye’nin tam desteği ile seçilmiş ve onun memuru veya amiyane tabiri ile acentası olduğunu ifşa etmektedir. YKP bu gerçeği halktan gizlemek değil ortaya sermek için çalışmış ve herkesin görmesini sağlamıştır.

 

YKP’nin önerisi

YKP, TC’nin birçok alandaki dayatmaları ile çözüm olasılığını ortadan kaldıracak oldubittiler yaratıldığının altını bir kez daha çizer ve önce bunun durdurulması ve giderilmesi gerektiğini vurgular. Bu kabul edilip, Türkiye’ye elini Kıbrıs’tan çekmesi söylenmelidir.

Görüşmelerdeki ilerlemelerden yararlanılması gerektiği için bir durum saptaması yapılıp bunların bir ortak yönetim kurulmasına yettiği gösterilmeli ve ortak yönetimin kurulması için yetecek bir çerçeve antlaşmasının yapılması istenmelidir. Çözülmesi için gerek duyulan sorunlar ve uzlaşmaya henüz varılamamış hususlar için ortak yönetim çalışırken görüşmeler yapılmalı ve ortak yönetimin bunu çözebileceğine güvenilmelidir.

Ortak yönetim kurulduktan sonra geriye kalacak garantiler ve güvenlik gibi sorunlar hepsinin katılacağı konferansta ele alınmalı ve Kıbrıs ortak yönetimle toplantıya katılmaya çağrılmalıdır.

Esas konuları bir kenara bırakarak sözde kolay denilenlerle ilerleme raporlarına olanak vermek çıkmaz yoldu, paket antlaşmanın yaralı olabilecek niteliği işe yaramamıştır. Yararı ancak taraflara ileri geri gitme olanağı vermesiydi. Ama her manevra karşı tarafa saldırma amacıyla kullanılmıştır, onun için bu tutumartık terk edilmelidir. Uzlaşılan konuların yürürlüğe konmasına izin verilmelidir.

 

Kurultay Kararı: 2

YKP, Türkiye’de AKP Yönetiminin Türkiye halklarına dayattığı radikal İslam yaşam biçiminin Kıbrıs’ın kuzeyine taşınmasını reddeder ve buna karşı içte mücadele dışta uluslararası dayanışma çağrısı yapar

TC asker-sivil Yönetimlerinin Kıbrıs’ın kuzeyinde bilinçli ve planlı bir şekilde, yaşamın her alanına egemen olma süreci, her geçen yıl şekil değiştirerek sürmektedir.

TC yönetimleri, adanın kuzeyinde siyasi ve ekonomik kontrolü ellerinde tutmak için, bir yandan nüfus taşıyıp, diğer yandan yurttaşlık dağıtarak, ülkenin kuzeyindeki demografik yapıyı değiştirmekle başladıkları işi, artan bir ivmeyle sürdürmektedir.

Son yıllarda TC’de iş başında olan AKP yönetimi, TC de radikal İslamcılığı adım adım ülkesine bir yaşam tarzı olarak dayatmakta ve birçok şehir, köy ve kasabada Sünni kültürünü yerleştirmeye çalışmaktadır. “Yeni Türkiye” diye diye Osmanlı zamanındakine benzer uygulamaları geri getirme projeleri, Türkiye’nin çok daha gerici ve dinci rejimlere sürüklenmesine yol açmaya başlamıştır. TC deki bu gelişmeler ülkemizin kuzeyine de taşınmış, her alandaki fetihçi zihniyete, radikal İslamcılık da eklenerek, alt yapıda eğitim kurumları kurulmaya başlanmıştır.

Kuran kursları artırılarak, külliye inşaatlarına girişilerek, Üniversitelerde ilahiyat bölümlerinin açılışı teşvik edilerek, köy ve kasabaların siluetlerini bozan ikinci camiler inşa edilerek, tüm yüksek eğitim kurumlarına AK Partinin simgesi AK renkli çift minareli ve çift şerefeli camiler ve mescitler de inşa edilmek suretiyle yoğun bir biçimde zoraki radikal İslamcılık uygulamaları devreye sokulmuştur.

TC Yönetimleri, Kıbrıslılık kültürünü hatırlatacak ne varsa yok etmek için ellerinden geleni, planlı bir şekilde uygulamaya koydukları bu 40 yılda, her zaman yanlarında yerli işbirlikçileri de bulmuşlardır.

YKP, Kıbrıslıların yıllardır sahip olduğu laik ve bu anlamda hoşgörülü kültür yapısının planlı bir şekilde değiştirilerek yok edilmesine karşı olup, TC’nin bu asimilasyon uygulamalarını reddetmektedir. YKP Kıbrıslı kültürünün yok etmeye çalışıp neo-liberal, faşist, gerici, dinci yapıyı bertaraf etmek için, içte mücadele, dışta uluslararası dayanışma çağrısı yapar.

 

Kurultay Kararı: 3

YKP, yokoluş teolojilerinin karşısında ekososyalist siyasetin, geleceğin yaşamını bugünden inşa etmek için çaba gösterir

Canlı yaşamının devamının sağlanması global ölçekte bu ve önümüzdeki yüzyılların en önemli siyasal sorunudur. Canlılığın devam etmesi bir yandan biyolojik çeşitliliğin diğer yandan ise kültürel çeşitliliğin korunması, geliştirilmesi ve iyileştirilmesine bağlıdır. Çeşitliliğin önündeki en büyük engel ise yaşamı tektipleştiren kapitalist üretim tarzıdır.

Kapitalist üretim, bir yandan emeği, diğer yandan ise doğayı sömüren, baskı ve tahakküm altına alır ve tüm varlığını bu sömürüye borçludur. İnsanı doğadan, doğayı da toplumsal bedeninden kopartan bu eril üretim ve tüketim biçimi, rekabeti, yok etmeyi ve şiddeti tetikleyen, yok ederek birikim sağlayabilen bir büyüme modelidir. Bu büyüme modeli, toplumu erilleştirirken, cinslerin çeşitliliğini yok etmekte, piyasanın birer malı haline gelen tüm doğa varlıklarını ve emek gücünün pazarlanabilmesi için de kültürleri tektipleştirmektedir. Tektipleştirilen toplumsal yaratıcı güç, piyasada bir emek gücüne, doğa ise bir hammaddeye dönüşmektedir. Bunun sonucunda da üretim insani olandan kopmakta, doğanın sınırlarını hiçe saymaktadır. Bu büyümenin bir an için tehlikeye gireceğinden duyulan kaygı toplumu atomize edecek tüm kültürel, iktisadi ve sosyal pratiklerin hayata geçmesine yönelik maskülen, baskıcı bir dili her daim canlı tutmaktadır. Ataerkil figürlerden beslenen, milliyetçi ve faşizan söylemlere kapı aralayan bu yeni kapitalist uygarlık sonunu getirmek pahasına varlığını sürdürebilmektedir. Bir yandan muazzam bir toplumsallaşma yaşanırken, devlet aygıtının elindeki şiddet tekelini bile kullanmaya yüzü dönük bir militaristleştirme hayata geçirilirken, dünya yurttaşlarına kapitalistlerin önerdiği ise dünden daha farklı değildir: bireysel kurtuluş. Kapitalizmin geldiği bu yıkıcı aşama, kendi varlık zeminini tehdit ederken; suyun, havanın, toprağın bir hammadde olarak dahi tükendiğinin uzun süredir farkındayız. Kapitalistler Roma Klübü raporundan, sürdürülebilir kalkınma zirvelerinden beri dünyanın bir felakete sürüklendiğini biliyor. Önerebildikleri tek yol ise ekolojik bu krizin piyasa yollarıyla çözülmesidir. Ekonomik krizi de içerip aşan bu ekolojik kriz çağına piyasa toplumu ve kapitalizm yanıt üretemez. Buna yanıt üretecek, sorumluluk hukukunu kapitalistler 2. Dünya savaşında atom bombası kullanarak çoktan vazgeçtiler. Birikim için faşizmin toplumsallaşmasını, kültürlerin yok olmasını, kıtaların yağmalanmasına göz yuman bir gelenek ve kültür biriktirdiler. Burjuva ahlakı bu anlamıyla çözüldü ve buna uygun da bir iktisat, siyaset ve yaşam biçimi örgütledi. Toplumlar, kapitalizmin sınırlarının farkında. Farkında olmamız gereken ise bu yaşamın bir zorunluluk olmadığıdır.

YKP kapitalist yaşamın tek ve zorunlu bir yaşam biçimi olmadığını bildiği gibi, emek sürecinde doğanın ve insanın birlikteliğini görmezden gelen kalkınmacı siyasetlerin de kapitalistleşiğinin farkındadır. Bu nedenle, emek ile doğa arasındaki yarılmayı aşan, emek sürecinde doğanın sınırlarını tanıyan, büyümeyi değil, doğayla uyumlu bir sürdürülebilirliği esas alan siyasal yaşamın ekososyalist bir program olduğunu tespitini yapar.

YKP, sınıfsal farklılaşmaları aşan, uygarlığın eril diline karşı bedenin çoğul dilini eksen alan, kültürel ve biyolojik çeşitliliği korumak için ekososyalizm ekseninde mücadele eder. Ekososyalizm, bedeni, toplumsal ve doğal varoluşuyla sahiplenen; insanı doğadan koparmayan; türlerin ve cinslerin çeşitliğini tanıyan; emeğin özgürleşmesini, doğanın, türlerin ve cinslerin özgürleşmesiyle eş anlı gören; rekabeti değil uyumu, dayanışmayı, karşılıklı yardımlaşmayı esas alan; şehir ve kırsal arasındaki çelişkiyi aşmayı önüne koyan; milliyetçi, militarist, tekçi uluslaşmaya karşı çoğulluğa dayalı enternasyonalizmi savunan bir yaşama fikridir. Ekososyalist bu fikriyat, dünyanın farklı coğrafyalarında filizlenmekte, toplumsal hareketlerin içinden, sokaklardan iktidarı toplumsallaştıracak pratiklerini ve düşünsel zenginliğini sunmaktadır.

Coğrafyamızda, kontrolsüzce büyüyen inşaat sektörü doğayı sınırsız bir hammadde olarak algılayıp kâr amacıyla dağları delmekte, oralardaki ekosistemleri yok etmektedirler. Yerel tohumların sonunu getirmek için yasa çalışmaları yapılmakta, su gibi en temel ihtiyaçların sağlanması için doğayla harmoni içinde olacak çözümler bulunmazken özelleştirileceği tartışılan suyun doğa talan edilerek Türkiye’den Kıbrıs’a taşınmasının hazırlıkları yapılmaya çalışılmaktadır. Uzun vadede, insan da doğanın parçası olduğundan, doğaya zararlı olanın insana da zararlı olduğu anlaşılacaktır.

YKP, içinde yaşadığımız coğrafyada, ekososyalizm ilkeleri çerçevesinde mücadeleyi yükseltecektir.

 

Kurultay Kararı: 4

Solda birlik meselesini toplumsal mücadeleler içerisinde ortak birleşik eylem alanları oluşturulması temelinde ele alınması gerekir

YKP programında da belirtildiği gibi hiçbir durumu önceden reddetmeden, her koşulu kendi içinde değerlendirerek kararlar alır.

İş ve güç birlikleri de bu ilke çerçevesinde değerlendirilir.

Kıbrıs’ın kuzeyinde bir süredir kendini hissettiren sorun, birliğin gerçekleşmesinin ana hedef haline getirilmesi ve birliğin hedefinin ne olduğu sorusunun unutulmasıdır.

YKP herhangi bir dönemdeki seçimi, bu seçimlerin doğuracağı koşulları ve seçim dönemindeki mücadeleyi ve bu mücadelenin kimlerle yapılacağını yine içinde bulunulan somut koşulların somut değerlendirmesi sonucu, tüm organlarında tartışarak karar verir.

YKP, seçimlere katılmak için ittifak yapılıp yapılmayacağına da kendi somut koşulların somut tahlili çerçevesinde kararlar verir. Ancak iş ve güç birliklerini seçim ittifakına indirgemez.

Maalesef, Kıbrıs’ın kuzeyinde birlik tartışmalarında genel yaklaşım sadece örgüt üst kademeleri nezdinde ve esas itibariyle de seçimleri gözeten bir biçimde ele alınmaya devam ediyor.

Solda birlik ya da iş ve güç birliği ya da bir araya gelme sürecinin “aşağıdan” örgütlenmesi, “tabanı” hem de sadece mevcut örgütlerin tabanını değil, halihazırda varolan yapılarda yer bulamamış birey ve kesimleri de sürece dahil edilmesi ile gerçekten hedefine ulaşabilecektir.

“Meclise girip yapılacak büyük siyaset sahnesinde” değil de öncelikle “sokakta”, yani toplumsal direniş ve mücadeleler içerisinde yaratılacak ortak eylem zeminleri aracılığıyla gerçekleşek birlik ya da bir araya gelmeler rejime karşı gerçek bir alternatif oluşturacaktır.

Çeşitli yapılar, örgütler, inisiyatifler, toplumsal mücadeleler içerisinde biraraya gelmemiş, birlikte yürümemiş ve bilgi alış verişinde bulunmamış ise, toplumsal hareketler içerisinde yan yana gelmek mümkün olamamışsa, yalnız seçimler için ittifaka gitmek, ittifaka katılanların dahi çok da ciddiye almadıkları, “adet yerini bulsun” diye ya da “gündeme gelmek için” söz konusu edilen bir tercih olarak kaldığını defalarca yaşayıp gördük.

Kıbrıs’ın her iki yanındaki toplumsal hareketin yenilenebilmesi, yeniden anlamlı ve etkili bir siyasal aktör halini alabilmesinin koşullarından biri, sokakta ortak eyleme kapasitesinin, değiştirebilme güveninin ve ona olan inancının gündelik mücadeleler içerisinde hayata geçirilmesi ile mümkündür.

YKP, insan hak ve özgürlüklerinin geliştirilmesi amacıyla, anti-militarist, ekolojist, toplumsal cinsiyet eşitliği ve emek mücadelelerini merkezine alarak, Kıbrıs sorunun çözümüne de odaklanan, emekçilerin ve tüm ezilenlerin acil güncel sorunlarına çözümler için solda birlik meselesini toplumsal mücadeleler içerisinde ortak birleşik eylem alanları oluşturulması temelinde ele alınması gerektiğini vurgular.

 

Kurultay Kararı 5:

YKP Kıbrıs’ta yaşanan işgali ve fetih sürecini reddeder ve bu durumu bertaraf etmek için içte mücadele dışta uluslararası dayanışma çağrısı yapar

Kıbrıs’ta bozulan Anayasal Düzeni yeniden kurma iddiası ile 1974’te Kıbrıs’a askeri müdahalede bulunan Türkiye, askeri müdahalenin hemen arkasından, Cenevre konvansiyonlarına aykırı olarak adanın kuzeyine kendi nüfusunu taşımıştır. Kıbrıslı Rumlardan kalan evler, bahçeler, tarlalar ve arsalar bir “savaş ganimeti” olarak dağıtılmıştır.

TC Devleti, aradan geçen kırk yılda, adada bozulan anayasal düzeni yeniden kurmak bir yana, işgalini perçinleyecek ne gerekiyorsa onu yaptı.

12 Eylül faşist cuntası döneminde, cuntanın başı Kenan Evren, BM ve Uluslararası hukukun tüm uyarılarına rağmen, Denktaş’ın daha uzun süre lider kalması için göstermelik “KKTC” ilanına da onay verdi.

TC ve işbirlikçileri, TC’nin adadaki askeri ve sivil varlığını garantiye alacak şekilde, adanın kuzeyinde kendisine bağımlı bir siyasal ve ekonomik yapı inşa edildi.

Anayasal düzeni kurmak yerine, adanın kuzeyinde yeni ve modern askeri tesisler inşa ederek pek çok toprağı telleyerek, duvarlarla çevreleyerek, askeri tesis, yasak bölge ilan edildi.

Adadaki sivil ve askeri varlığını koruyup kollayacak, kendine bağımlı “şükrancı hükümetler” ve “anavatancı liderler” lehinde seçimlere müdahale edildi.

Adada barış lafını ağzına alan, Kıbrıslı Rum barışçılarla görüşen Kıbrıslı Türkler anında “hainlik ve ihanet” ile suçladı ve Türkiye medyası dâhil Kıbrıs’taki yandaş gazetelerinde kişileri hedef gösterildiler.

Bir devletin vatandaşına vereceği en hayati kaynaklar ne ise, şimdi onlara da el atılmaktadır…

Türkiye’nin son on yıldır siyasi iktidar erki olan AKP ve başkanı RTE, bu çerçevede en başta elektrik, su, telefon gibi kaynakların üretimi ve dağıtımını kısmen ele geçirmiştir. Yakın zamanda sonra da geriye kalanını, getireceği suyun ve yanı sıra getirmeyi tasarladığı elektriğini kontrollerini, kendisinin belirleyeceği bir kurulu yetkili kılarak, kısmen de özelleştirerek tamamlayacaktır.

Bu arada Kıbrıslılara ait mülklerin TC ve yandaş sermayeye peşkeş çekilmesine, kıyıların ve ormanlık arazilerin betonlaşması ile sona eren devasa otel inşaatlarına, Türkiye’de izin verilen kumarhane izinleriyle donatıldı.

Kıbrıslılara ait küçük işletmeler, çarşı-esnaf el değiştirirken, gündelik yaşam da yabancılaştı, Kıbrıslılar üretimden koparıldı.

Yol ve sair altyapı inşaatlarında TC’den gelen firmalar cirit atmakta, kaçak işçilik ve iş cinayetleri sıradanlaşmaktadır. 1974’de adada anayasal düzeni tesis etmenin yanı sıra, “Barış ve Özgürlük” de taşıyacağı iddiasıyla yapılan TC işgalinin aradan geçen kırk yılda, ne yazık ki Maraş gibi bir hayalet şehir geriye kalmıştır. Kapalı Maraş, adamızda, 40 yıl önce gerçekleşmiş işgalin, artık resmen ve cismen fetihe dönüştüğü bir utanç tablosu gibi yıllardır orada durmaktadır.

Aradan geçen kırk yıl, işgalin bir sonucu olarak ortaya çıkan ganimetçi zihniyetin, buna karşı yükselen hem Elen ve hem de Türk Milliyetçi tepkileri, Kıbrıs’ta ve Kıbrıslılar arasında, birleşmenin değil ayrılığın, barışın değil karşılıklı güvensizliğin kaynağı olmuştur.

Bu çerçevede YKP, Kıbrıs’ın kuzeyindeki bu işgal ve fetih durumunu reddeder ve bu durumun bertaraf edilmesi için içte mücadele, dışta sol ve barış güçleriyle uluslararası dayanışma çağrısında bulunur.