ASKERSİZ LEFKOŞA için çağrı

askersiz lefkoşa 2014_c

Yeni Kıbrıs Partisi 15 Şubat, Cumartesi gerçekleştirecek kitlesel basın açıklamaları için tüm örgütlere ve halka bir kez daha çağrı yaptı.

Çağrı şöyle:

 

Şubat 2006’dan beri çeşitli eylem ve etkinliklerle ortaya konan “çözüme giden süreçte: Askersiz Lefkoşa” talebi, bugün kitlelerce tartışılan, kabul gören önemli bir noktaya geldi.

“Askersiz Lefkoşa” talebiyle dokuzuncu eyleme giderken yeniden diyoruz ki:

“HEMEN ŞİMDİ ASKERSİZ LEFKOŞA!”

 

Askersiz Lefkoşa, askersiz Kıbrıs taleplerimizi bir kez daha sokakta ortaya koymak için 15 Şubat 2014, Cumartesi saat 14:00’de Ledra Palace trafik ışıklarında buluşup bizi ayıran ateş-kes hattına yürüyeceğiz… Eylemin paralelinde Lefkoşa’nın güneyinde Barış Parkında (Markos Drakos Kavşağı) buluşulup bizi ayıran ateş-kes hattının diğer yanına da yürüyüş olacak!

Anti-militarist mücadelede taraf olan tüm siyasi parti ve örgütleri aramızda görmeyi umuyoruz…

Tüm halkımızı bize katılmaya çağırıyoruz…

 

ASKERSİZ LEFKOŞA, ASKERSİZ KIBRIS MÜMKÜN!

1620397_10153753188245291_512069826_n

DAYANIŞMA PİKNİĞİ

Tarih: 14 Nisan 2013 ,Pazar
Yer: Çınar Restaurant Piknik alanı, Kırnı (Pınarbaşı)

Saat 11:30’dan itibaren Kırnı’da buluşuyoruz…
Herkes kendi yiyecek ve içeceklerini getirebilir veya Murat Kanatlı (05338610908) ile temas kurarak diğer tür organizasyonlarla ilgili bilgi alınabilir.

piknik

“KIZILDERE ANMASI” VE “FEMİNİZM VE YEREL YÖNETİMLER” PANELİ

Gelenekselleştiği gibi bu yılda Kızıldere anması düzenliyor. YKP’nin daveti ile adaya gelecek olan Milletvekili Ertuğrul Kürkçü etkinliğe katılıp konuşma yapacak.

Ayrıca YKP-fem’in 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında organize ettiği panel için de Diyarbakır Bağlar Belediye Başkan Yardımcıları Sema Koç ve Yüksel Aslan Acer adaya gelecek ve etkinlikte konuşma yapacak…

Kızıldere Anması, 1 Nisan Pazartesi saat 17 ile 19 arasında, Feminist Mücadele ve Yönetimler Paneli ise ayni gün saat 19-21 saatleri arasında Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS) Lokalinde olacak…

 

KIZILDERE ANMASI

41 yıl önce Kızıldere’de Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Ömer Ayna, Ertan Saruhan, Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Nihat Yılmaz ve Ahmet Atasoy 30 Mart 1972’de devlet tarafından katledildiler.

Yeni Kıbrıs Partisi (YKP), Kızıldere anması için 1 Nisan, Pazartesi Ertuğrul Kürkçü’nün katılımı ile bir etkinlik düzenleyecek…

Etkinlik, 1 Nisan Pazartesi saat 17.00’da Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası lokalinde (KTOEÖS) (Çağlayan’da İtfaiye yanında) olacak ve Milletvekili Ertuğrul Kürkçü katılarak, “Kızıldere Katliamından Bugüne” başlıklı konuşma yapacak. Konferansın moderatörü ise YKP Parti Meclisi üyesi Hamit Aygün olacak…

YKP’den yapılan açıklamada ilgilenen herkesin davetli olduğunun altı çizildi…

 

FEMİNİZM VE YEREL YÖNETİMLER

YKP-fem, Diyarbakır Bağlar Belediyesi işbirliği ile 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında “Feminizm Ve Yerel Yönetimler” paneli düzenliyor.

Panel, 1 Nisan Pazartesi saat 19.00’da Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası lokalinde (KTOEÖS) (Çağlayan’da İtfaiye yanında) gerçekleşecek.

Panelde Diyarbakır Bağlar Belediye Başkan Yardımcısı Sema Koç “Yerel Yönetimlerde Toplumsal Cinsiyet Özgürlükçü Model” ve Diyarbakır Bağlar Belediye Başkan Yardımcısı Yüksel Aslan Acer da “Deneyim paylaşımı” başlıkları ile sunum yapacaklar.

YKPfem yaptığı açıklamada etkinliğe tüm halkın davetli olduğunu belirtti…

 kizildere2s

baglar 

Yeni Kıbrıs Partisi

Basın Bürosu

BAŞKA BİR LEFKOŞA MÜMKÜN İÇİN BULUŞMA

logo_webYeni Kıbrıs Partisi’nin ‘Başka Bir Lefkoşa Mümkün!’ sloganıyla yola çıktığı yerel yönetim seçimleri bağlamında 28 Mart Perşembe 18.30’da Ghetto’da buluşuyoruz.

16 YKP adayının kısaca kendilerini tanıtacakları ve düşledikleri Lefkoşa’ya ulaşmanın aslında ne kadar da mümkün olduğunu ortaya koyacakları, katılan herkesin aklındaki Lefkoşa ile ilgili söz sahibi olabileceği, Caravan Blue’nun da müzikleriyle katkı koyacağı buluşmaya konuştuğu dili, cinsiyeti, cinsel yönelimi, engellenme şekli, yaşı ne olursa olsun herkes davetlidir.

Lefkoşa Lefkoşa’da yaşayan herkesindir, hakkında konuşmak ve karar vermek de herkese düşecektir! Başka Bir Lefkoşa Mümkün’ü destekleyen, önerileriyle katkı koyabileceğini düşünen, ya da merak eden herkesi bekleriz!

 

YKP Seçim Komitesi

Ertuğrul Kürkçü’nün katılımı ile Kızıldere anması

Yeni Kıbrıs Partisi tarafından, 30 Mart Cumartesi akşamüzeri saat 16.00’da KTOEÖS’de düzenlenecek “Kızıldere Anması”nda Ertuğrul Kürkçü katılarak, “Kızıldere Katliamından Bugüne” başlıklı konuşma yapacak.

kizildere2013_2
http://bianet.org/biamag/emek/105969-kizildere-katliamindan-36-yil-sonra-ertugrul-kurkcu-anlatiyor

12 Mart muhtırası sonrasında devlet şiddeti artarken bundan 36 yıl önce Türkiye Halk Kurtuluş Parti-Cephesi (THKP-C) ve Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) militanı 11 kişi Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan’ın idamını engellemeye çalışırken Tokat’ın Niksar ilçesine bağlı Kızıldere köyünde kıstırıldılar.
Mahir Çayan, Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, Ertan Saruhan, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Nihat Yılmaz, Ahmet Atasoy, Cihan Alptekin, Ömer Ayna güvenlik güçlerince öldürüldü; Ertuğrul Kürkçü yakalandı. bianet Kürkçü’yle 68 hareketinden bugüne toplumsal dinamikler üzerine konuştu, ona bugün’den bakınca Kızıldere’yi ve onun hayatında nasıl yer ettiğini sordu. Sol mücadelede Kızıldere’nin durduğu yer bir kenara, bugün ODTÜ’de öğrenciler Kızıldere pankartı açtıkları için gözaltına alınıyor. Hâlâ anmalara davalar açılıyor. Toplumsal olarak Kızıldere ne anlama geliyor? Rejim açısından, Kızıldere’de hayatlarını kaybedenlerin amaçları, hedefleri ve eylemleri, aradan 36 yıl geçse de suç olmaktan çıkmadı. O nedenle onlar böyle bir başlangıcın ayak izlerinin takip edilmesini hep bir sorun olarak gördüler. Anlaşılan o ki, sorun olarak görmeye de devam edecekler. 35 yıldır rejim “önemli, sorunlu, yasak günler” takviminde de 30 Mart’ı kırmızı harflerle yazmaktan vazgeçmedi. Gençlerin bu mücadeleye saygılarını, onun takipçisi olduklarını dile getirme arzularını önemli buluyorum. Çünkü 10 insanı ortadan kaldırmakla milyonlarca insanın davasının ortadan kaldırılmış olamayacağını bir kez daha ortaya koymuş oluyorlar. Bunun altının çizilmesi, gösterilmesi çok önemli. Umduğumuz ve beklediğimiz şey, belki de bu mücadelelerin sonucunda; geçmişin devrimci mücadelelerine saygı göstermenin suç olmaktan çıkacağı, insanların duygu ve anılarını özgürce yaşabilecekleri bir zamanın gelmesi. Ama öyle görünüyor ki hâlâ o zamanda değiliz. 68 gençliğine bakınca aktif bir kuşak var. Bugünse gençler popüler kültürün etkisinde. Toplumsal meseleler bu kadar gündemdeyken bu kuşağın kendini ifade etme yollarını nasıl yorumluyorsunuz? Bu kıyaslamalar yapıldığında çokça söylemiş olduğum gibi dönemler arasında dünya çapında karakteristik farklar var. Türkiye’deki durum ile örneğin Kore’deki durumu karşılaştırdığımızda eminim Kore’nin bugününe bakarak, Kore’nin 60’lar 70’lerdeki durumuyla da ilgili benzer çıkarsamalar yapmak mümkün. Küresel bir meseleyle yüz yüzeyiz. Bu, aradan geçen 40 yılda gençliğin depolitizasyonu için çok özgül mekanizmaların geliştirilmiş olması ve bu alanın ciddi bir biçimde kuşatılmış olmasıyla ilgili bir durum. Tabii Türkiye örneğin Almanya’ya göre iktisadi gelişme düzeyi daha geri bir ülke olduğundan bunlar daha hoyratça yollarla yapılıyor. Başka yerlerde daha sofistike yöntemlerle. Ama genelde 1990-2000 arasında kitle mücadelesinde bir düşüş yaşandı. Öte yandan şaka değil, Türkiye’de son 15-20 yılda 30 bin insan hayatını kaybetti. Neredeyse tamamı 20-30 yaş arası genç insanlardı. Dolayısıyla “Gençler tepki göstermiyor” demek de doğru değil. Fakat bu 1968 model bir tepki de değil. Bugünkü koşullar başka gençleri başka bir şekilde mücadeleye katıyor. Üretmek, savaşmak, çalışmak bunlar söz konusu olunca dünya nüfusu hâlâ gençliğin çabasına muhtaç. Ama toplumsal, politik değişim projesi sadece gençlerden sorulmamalı. Ortada hareket halinde bir proje olsa onlar da dahil olabilirler. Gençleri de içine alan daha büyük bir sorunla karşı karşıyayız. Özellikle pop kültürün giderek endüstrileşmesi sonucunda gençlerin merak, ilgi ve heyecanlarının her bir anı piyasa nesnesi haline gelip, her bir etkinlik piyasa tarafından denetlendiği için şimdi genç olmanın 68’de genç olmaktan daha zor olduğunu düşünüyorum. O yıllardaki toplumsal mücadeleyi ayakta tutan damar neydi, bugün ne olabilir? Sömürüye karşı mücadelenin haklılığı duygusunun yaygın olmasıydı. Genel olarak sömürüye karşı mücadelenin gerekliliği halkın vicdanında, halkın bilincinde yer tutan ve emekçiyle sosyalist düşünce arasında bağ kurmaya yardımcı olan en önemli algıydı. Hakikat yine aynı yerde yatıyor. Fakat 1980 sonrası bu algıda dağılma oldu. Özal dönemi politikaları dediğimiz çalarak, çırparak, üretmeyerek para kazanmanın mümkün olduğu duygusu, gri ekonomi denilen ekonominin merkeze yerleşmesi toplumda hedef kaybına yol açtı. Bu hal, üretim ve sömürü arasındaki büyük çelişkiyi ve insanların üretimi dönüştürmeksizin kendilerini dönüştüremeyeceklerine dair zorunlu, mantıki bilgiyi hem görünmez kıldı hem değersizleştirdi. Arınmaya ihtiyaç var. Üretim ile dünyanın değişim süreci arasındaki bağın insanlara yeniden anlatılması gerekiyor. İkinci mesele Siyasi İslamın zuhur etmesi. Siyasi İslam boşlukta kalan, umutsuz insanlara bugünkü sorunlarını aşmak için öte dünyada bir yer vaat ediyor. Sıkıntılar içindeki insanlara öte dünya bir kurtuluş vaadi olarak görünüyor. Aynı cemaatin içine gömülen patronla işçi arasındaki sınıf karşıtlığı örtülüyor. Bu da algı kaybına yol açıyor. Aynı şekilde Kürt milli kimliği etrafında oluşan yeni kutuplaşma da Kürt patronla Kürt işçi arasındaki sömürü ilişkilerini örttü. Asıl ana akıntı bir bütün olarak üretim süreci dışında “imiş” gibi göründü, görünmezleşti. Eskiden bütün bunlar çok daha gözönündeydi. Emek, sermaye, sömürü, faşizm dendiğinde ne denmek istendiği çok daha anlaşırdı. Şimdi daha buğulu bir hal var. Bunu gidermemiz gerekiyor. Kent yaşamındaki değişiklikler de buna yol açtı. Eskiden zengin ve yoksul aşağı yukarı aynı mahallede yaşıyordu. Şimdi kentler yeniden kurulur, “dönüştürülürken” sınıflar kent arazisi üzerinde tamamen kendilerine ait özel mekanlara yerleşti. Şimdi burjuvazinin nerede yaşadığını bilemezsiniz, evlerinin önünden geçemiyorsunuz. Küreselleşme dünyanın bütün zenginleriyle yoksullarını da küresel olarak ayrıştırdı onlarla mekanda karşı karşıya ilişki de görünmez oldu. Görünmemesi imkansız olan tek şey yoksulluğun bütün dünyayı sarıyor olması. İki dönem arasındaki en önemli fark devrimci faaliyetin kapasitesinin daralmış, etkili olabileceği yolları kaybetmiş olması, kendini emekçi ve yoksulların dünyasında yeniden kurmak yerine, merkezde aslında kendine ait olmayan yerde inşa etmeye çalışması bütün mücadelelere mağlup başlamasına yol açıyor. Sizi Kızıldere’ye götüren güç neydi? Engels’in lafını hatırlamak önemli: “Ayaklanmayla oynamaya gelmez. Bir kere başlandı mı sonuna kadar gidilmelidir ve her gün yeni zaferler kazanmaksızın da sürdürülemez.” Kızıldere’ye bizi götüren şey bir kere ayaklanmış olmamızla ilgili. Geriye dönüp bakınca doğru/yanlış/kısmen doğru/kısmen yanlış diye birden çok şey söylenebilir. Ama şu hakikat değişmez. Denizler Amerikalı erleri kaçırdığında, biz Mete Has’ı kaçırdığımızda, Efraim Elrom’u kaçırıp deklarasyonlarımızı yayınladığımızda bir silahlı ayaklanmayı başlatmış olduk. Bunun kendi dinamiği, süreci ve ahlakı var. Çoğu kez bu ayaklanmayı başlatmış olmanın kendisi aslında başka koşullarda yerinde ve mantıklı bulmayacağınız şeyleri etik olarak yapmaksızın edemeyeceğiniz bir sorun haline dönüşebiliyor. Bizi Kızıldere’ye götüren şey Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilmelerine imkan vermemek, onların asılmalarını öylece elleri kolları bağlı şekilde izlemek yerine bir şey yaparak onu durdurmak kastıydı. Bu yolla durdurulabilir miydi? Bu başka soru. Ama bu yolla durdurmaya çalışmanın başka yollardan sağlanacak etkiyi azaltmış olabileceğini, mesela imza kampanyası ya da Anayasa Mahkemesi’nin kararı yoluyla durdurma olanaklarını zayıflatmış olabileceğini savunanlar da var. Ama aslında hayat bunun görünüşte böyle olduğunu, özde infazların bir rejim kararı olduğunu gösteriyor. Peki bu irade bu kadar güçlüyken buna böyle karşı konabilir miydi? Burada kısmen bizim içine düştüğümüz bir açmazın rolü var. Biz -Denizleri kurtarmak için harekete geçenler- Fatsa’da Ankara’dan gelen birliklerin sıkıştırması altında kaldık. Kendimizi Fatsa’dan çıkarmak zorunda kaldık. Gideceğimiz yerde politik bir çıkış için bir hedef yoktu. Ya orada son rehineleri alacaktık ya da almayacaktık. Oy çokluğuyla alma yolu tutuldu. Demek ki mesele bizim açımızdan isyanı sonuna kadar taşımak ve bu isyanda tutsak düşmüş olanların ortadan kaldırılmalarına seyirci kalmamak için yapabileceği son şeyi yapmak tercihiydi. Bunun pratik bir politik karşılığı olmayabilir. Fakat o an için bunlar önemli olmaktan çıkmıştı. Kızıldere sürecinde toplumun diğer kesimleriyle kurulan ilişki nasıldı? Olayı sadece bir fotoğraf karesine bakıp da değerlendirdiğinizde gördüğünüz 11 devrimci, onların rehin aldığı üç yabancı teknisyen ve bir köy evi ile olayı dışarıdan seyreden köylüler. Tamamen izole olmuş silahlı isyancı grubu. Fakat bu fotoğraf, filmin tamamı değil. Çünkü aslında gerek o bölgeye, gerekse Türkiye’nin tamamına baktığınızda Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C) –Kızıldere’de ölenlerin sekizi oradan geliyordu- Türkiye’nin her yerinde yandaşları olan, etkisi olan iki büyük politik kaynağa dayanıyordu. Biri İşçi Partisi içindeki “devrimci TİP muhalefeti”ne, ikincisi Devrimci Gençlik’e (Dev Genç) dayanıyordu. Silahlı kuvvetlerde, mimar ve mühendisler arasında, köylüler arasında, sendikacılar arasındaki desteğe de bakınca bugün kendine partiyim diyen pek çok kuruluştan daha fazla insanı çekip çeviren, seferber eden bir arka plana sahipti. Zaten 12 Mart’ın hemen ardından başlayarak yaklaşık iki yıl boyunca hem faaliyette bulunabilmesi, hem de takipleri, tevkifatı atlatabilmesi sahip olduğu bu zeminle bire bir ilgiliydi. Baskıların hiç etkisiz olduğunu söylemek zor. Bu baskı desteğin büzüşmesine yol açtı. Mahir Çayan kendi tezlerini kaleme aldığında “Öncü gerillalar rejime vurdukları darbelerle onun nasıl sarsılabilir olduğunu gösterecekler, kitleler onun nasıl sarsılabilir olduğunu gördükten, kazandığı zaferlere baktıktan sonlara onlara sempati duyacaklar, mücadeleye katılacaklar” demişti. Aslında gelişme bunun tam tersi oldu. Fakat kitlelerle ilgili bölüm değişmedi. Kitleler “öncü” darbe indirdiği zaman değil, yenildiği zaman devrimcilere sempati gösterdiler. Önce Kızıldere’de arkadaşlarımızın yokedilmesi arkasından Denizler’in idamı Türkiye çapında sağcısından solcusuna, şehirlisinden köylüsüne kimsenin vicdanına sinmedi. Çok hızla bir acıma, yazıklanma ve sevgi dalgası yarattı. THKP-C’nin sahip olduğu yaygın insan teması, iki yıl sonra af çıkıncaya kadar, yaygınbir cephe sempatizanları topluluğu yaratmıştı. Bu tamamen de kendi kendine olmadı. İki yıl önce öğrenci olanlar meslek edinmiş, Türkiye’ye dağılmışlar ve gittikleri yerde sorulara doğru cevapları vermeyi başarabilmişlerdi. Bizim hikayemizi İtalya’daki Kızıl Tugaylarınkinden ya da Alman Kızıl Ordu Fraksiyonu’nun hikayesinden ayıran en önemli yan bu büyük kitle hareketi içerisinden gelen, ondan ayrılarak silahlı mücadeleye girişen, yenilgiden sonra tekrar onların arasına dönen çok yönlü, çok yüzlü birhareket olmamız. O nedenle 1971-72’deki çıkışın Türkiye Sosyalist hareketinde –THKP-C’nin yanına THKO ve TİKKO’yu da katıyorum- oynadığı en esaslı rol alışılageldik siyasetin dışına çıkışın imkanlarına ışık tutmasıdır. Bir kopuş denemesidir. Bu çabanın bir devrimci kitle hareketi yaratılması açısından tarihsel bir önem taşıdığını düşünüyorum. Bütün bu süreçte sizin öğrendiğiniz şey ne oldu? Benim öğrendiğim en önemli şey bir devrimin var olan toplumsal ve siyasal yapıyı kökten yıkmadıkça mümkün olamayacağı konusundaki temel tezin doğrulanmış olması. Öte yandan bunu gerçekleştirmenin sadece politik mücadele yoluyla ve sadece zor yoluyla değil, ikna mekanizmalarının da işletildiği, kültürel alanı kateden, sermayenin hegemonyasını dışardan kuşatan bir dizi etkinlikler toplamını gerektirdiğini anladığımı söyleyebilirim. 36 yıldan söz ediyoruz. 36 yıl boyunca, eğer yakın tarihe göz atacak olursak sistemin ne kadar direngen ve esnek olabildiğini görebiliriz. Burada en önemli şey kitlelerin zihninde var olan sistemin yıkılmazlığına duyulan derin güven ya da yıkıldığında kendilerinin de dünyalarının çökeceğine dair mistik inanç. Bununla başa çıkmazsızın girişilecek her şey yalıtık ya da kısmi kalmaya mahkum gibi. Ama öte yandan öbür kutupta da herkesin içinde kendine ait bir “komünizm projesi” var: Eşitlik ve adalet arayışının içinde gerçekleşeceği hayali bir ülkesi var herkesin. Siyaset bence bu hayalin sistematik, herkes için kabul edilebilir, ortaklaştırılabilir bir projeye döndürülmesi demek. Bu önemli. Ezbere programların işe yaramadığını görüyorum. Önemli olan emekçiler ve yoksullarla birlikte çalışarak, birlikte deneyerek bu hayalden bir program çıkarmak. Ben en başta ezberden söylediğimiz “devrim yolu engebelidir, dolambaçlıdır, sarptır…” saptamasının hakikatte tam da böyle olduğunu sınadığım 40 yıl geçirdim. Bir dağın tepesine çıkmak için kimi zaman olduğunuz yerden ters yöne, aşağı doğru yürüyerek yeni yollar bulmak gerekebiliyor.

 

 

 

 

YKP, KTMMOB’ni ziyaret edecek

Yeni Kıbrıs Partisi adayları ve üyeleri bugün, 20 Mart, Çarşamba saat 11:30’da, 7 Nisan’daki Lefkoşa Belediye seçimlerine yönelik teknik konular, toplumsal muhalefet ve yerel yönetimler, konularında görüş alışverişinde bulunmak için Kıbrıs Türk Mimar Ve Mühendis Odaları Birliği (KTMMOB) ziyaret edecek.

Belgesel Gösterimi: Fatsa Gerçeği

fatsagercegiTarih: 7 Mart  2013
 Perşembe
Saat: 20:00
Yer: YKP

 

“Karaborsaya geçit verilmeyen, fındık üreticilerinin borç köleliğinden kurtulmasının sağlandığı, kadınların kocalarından dayak yemesinin önlendiği küçük bir kasaba Fatsa. Erkeklerin kumar oynamayı bırakıp tiyatro oyunlarına katıldığı, okuyan, tartışan, irdeleyen, gülen insanların kasabası Fatsa. Belediye yönetiminde doğrudan demokrasinin uygulandığı, halk komiteleri aracılığıyla mahallelerde tespit edilen sorunlara birlikte çözüm üretildiği, sekiz ay gibi kısacık bir zaman diliminde yıllardır çözülmemiş, çözülmeyen sorunların birlikte çalışarak çözüldüğü küçücük bir kasaba.” Eylem CAN, Unutturulanlar/Fatsa Gerçeği belgeselinden yola çıkarak işte bu kasabanın, Fatsa’nın öyküsünü anlatıyor.

“faşist güçlerin saldırılarıyla yaratılan iç savaş ortamı bütün türkiye’de hayatı bir karabasana çevirmişken fatsa’da terzi fikri ve arkadaşları o kan denizinin içinde bir umut çığlığı gibiydi. kan davalarını, karaborsayı ve kısa bir süre sonra tank paletlerinin işgal edeceği yolların çamurunu yok etmişlerdi. orada kötülüğe direnmenin ve haksızlığa aman vermemenin, yeni bir hayatı yaratmanın yolunu açtılar. bu yüzden bir avuç sömürücü adına ülkeyi despotlukla yöneten ve eğer kendileri olmasa halkın kendi kendisini asla yönetemeyeceğini iddia edenlere karşı en zor koşullar altnda yaratılarak tarihe düşülen muhteşem bir manifestodur fatsa.”

YKP’nin seçimlerdeki adayları ve görüşleri | kitlesel basın toplantısı

Tarih: 28 Şubat 2013, Perşembe

Saat: 13:30

Yer: Lefkeliler Hanı | Galoyiro’un Hanı – Büyük Han’ın yanı

 

25 Şubat Pazartesi akşam toplanan YKP Parti Meclisi 7 Nisan’daki yerel seçimlere katılma kararı aldı ve adaylarını tespit etti.
Adaylar 28 Şubat, Perşembe günü saat 13.30’da Surlariçinde Büyük Han yanındaki Lefkeliler Hanı’nda yapılacak kitlesel basın toplantısında kamuoyuna açıklanacak…
Parti Meclisi çalışmaların, oluşturulacak bir Seçim Komitesi aracılığı ile yürütülmesi kararını aldı ve gerekli çalışmaları yapması için Yürütme Kurulu’nun yetkilendirdi, Seçim Komitesi eş koordinatörleri olarak Tegiye Birey ve Murat Kanatlı’yı görevlendirdi.
Hatırlanacağı gibi 4 ve 18 Şubat tarihlerinde yapılan Parti Meclisi toplantılarındaki değerlendirmeler sonucu bir Parti Meclisi kararı alınmış ve Parti Yürütme Kurulu son karar için çalışma yapması için görevlendirilmişti. Bu çerçevede, 21 Şubat tarihinde Lefkoşa’da genel üye toplantısı gerçekleştirilip üyelerin konuyla ilgili eğilimleri belirlenmişti. Tüm bu çalışmalar çerçevesinde 25 Şubat’ta yeniden toplanan Parti Meclisi oy çokluğu ile Parti Yürütme Kurulu’nun seçimlere katılma önerisini karara bağladı ve sonucunda adayları tespit etti.
Adaylar ve seçimlere yönelik düşünceler 28 Şubat, Perşembe günü saat 13.30’da Surlariçinde Büyük Han yanındaki Lefkeliler Hanında yapılacak kitlesel basın toplantısında kamuoyu ile paylaşılacak.