Boykotun etkisi hissedilmeye devam ediyor

ykplogo2YKP Yürütme Kurulu yayınlandığı basın açıklaması ile seçim sonuçlarını yeniden değerlendirdi. Konu ile ilgili açıklama şöyle:

28 Temmuz’da yapılan erken seçimlerde seçmenlerin 52 bini sandığa gitmedi, 8 bin kusur ise geçersiz oy pusulası var yani 172 bin seçmenden 60 bini seçimlere taraf olmadı, 2009 seçimlerinde bu sayı 35 bin civarındaydı. Temsili sisteme olan tepki ciddi şekilde büyümüştür.

Ancak bizlerin sandıklar kapanmadan 2 saat önce yüzde 50 civarında olduğu resmi olarak açıklanan katılımın, sandıklar kapandıktan sonra yüzde 70lere yakın resmi olarak açıklanması yani 30 bin kusur insanın mobilize edilip son 2 saatte sandıklara taşınması noktasında bazı şüphelerimiz de vardır.

Bu hali ile de seçimin ciddi sorunlar içerdiği anlaşılmaktadır. Zaten bu seçimin sonuçları internet ortamında ciddi oranda kısıtlı verilmiş, uzun süre yalnızca yüzdeliklerle yetinilmiş, oy sayıları sözlü olarak okunmuştur. Bu da şüphelerimizi artıran konudur.

Zaten seçmen yapısı belirsizdir. YKP, bunu yıllarıdır açıklamakta ama bazıları ısrarla bunun üstünü örtemeye çalışmaktadır.

Son bir televizyon programında Talat “seçmen yapımızın tam olarak belirlenmesi için e-devlet altyapısına geçmemiz lazım” diyerek önemli bir itirafta bulundu. E-devlet bu işin çözümü müdür bilinmez ama seçmen yapısının belirlenmesi talebini Talat da dile getirmiş oldu.

Talat, “Türkiye’de veya başka bir ülkede yaşayan fakat buraya gelip oy kullanan insanlar var. Büyük ülkelerde dışarıda yaşayanlar oy kullanabilir. Bu büyük nüfuslarda etki yapmaz ama bizim gibi küçük nüfuslu toplumlarda önemli etki yapabilir” da dedi.

Seçim döneminde susanlar, seçim bitince aniden bülbül olup şarkılar söylemektedirler. Talat, bu cümle ile oy taşındığını da itiraf etmiş oldu ama elbette birileri sıkıştırınca elbette “yanlış anlaşıldım” açıklamalarına başvurma ihtimali de vardır.

Boykot etkili olmuştur, DP başkanı Serdar Denktaş açıklama yaparak “yaşananların ve boykot, karma oy şeklindeki çağrıların zihinleri bulandırdığını” söyleyip dert yanmıştır.

Benzer şekilde BKP’nin başkanı İzzet İzcan da seçim günü boykota tepki göstermiş “bugün denize gidenler, yarın hamama” gitsin diyerek öfkesini ortaya koymuştur. Genel Sekreteri Abdullah Korkmazhan ise öfkesini boykot yapanların rejimin değirmenine su taşımakla suçlayarak ortaya koymuştur.

En soldan en sağa tepkiler göz önüne alındığında, boykotun ciddi bir etki yaptığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Ancak son dönemde boykotu değersizleştirmek ve görülmez kılmak için de çalışmalar yapıldığını, basın yayın ortamından boykota dair tartışmaların görünmez kılınmaya çalışıldığını izlemekteyiz. Bu nedenle yalnız siyasi partiler değil, rejimin tüm temsilcileri rahatsız olmuştur, bu nedenle boykotu etkisiz kılmak için hareket geçmişlerdir. Ama boykot, bu temsili sisteme tepki net, ortadadır, gizlenemez!

YKP, seçime seçim deme koşullarının olmadığının altını bir kez daha çizer.

Seçmen yapısının bilinemediği, oy taşımalarının devam ettiği, siyasi partilerin milyonlarca lira harcayarak seçim kampanyası yaptığı ama bunun kaynağının nerden bulduğunun net ortaya konmadığı, yer altının temizlenmediği, bu nedenle seçim süreçleri yeraltındakilerin müdahale ettiği böylesi süreçlerde yalnızca acenta atanması yapılabilirdi, zaten şimdi de yapılan budur.

YKP, temsili sisteme karşı sayıları hızla artan öfkelilerin ve küskünlerin sandığa gitmeyerek gösterdikleri tepkinin görülür olması ve siyasi bir hareket dönüşebilmesi için mücadelesini bu alanda yoğunlaştırmakta kararlıdır.

YKP boykotun etkisi hissedilmeye devam edildiğini vurgular, siyasilerin huzursuzluğunu anladığını belirtir, huzursuzluklarına huzursuzluk katmak için mücadelede kararlı olduğunun altını çizer…

SANDIKTAN GÜÇLÜ BİR HAYIR ÇIKTI!

baslik_ykp

YKP Yürütme Kurulu 28 Temmuz erken seçimlerini değerlendirdi. Değerlendirme şöyle:

28 Temmuz erken seçimleri sonuçları belli oldu…

Sonuçlara bakıldığı ilk dikkati çeken, 2009’da 30 bin kişi olan sandığa gitmeme rakamı, bu seçimlerde 52 bine çıkmıştır.

Sandığa gidip yakanların sayısı da 2009’da aşağı yukarı 5500 gibi iken son seçimlerde bu sayı 9 binlerin üzerine çıktı…

4 yıl öncesine göre tepki katlandı.

Aslında bunun daha yüksek olması muhtemeldi ve bunun izlerini YSK’nın dün saat 12 ve 16’da yaptığı açıklamalardan görebilirdik ancak son gayretle 2 saat içinde yüzde 20 yakın bir kitle de sandığa taşınarak katılım oranı yüzde 50’lerden yüzde 70’lere çekildi… Yüzde yirmi dediğimiz rakam 30 binlerden bahsetmekteyiz ve iki saat içinde bu kadar yüksek sayıda kişinin sandığa taşınması elbette kafamızda ciddi soru işaretleri yaratmıştır.

4 yıl önce AKP’nin her dediğini yapan, AKP’nin sevgili kulu olan CTP, seçimlerde ciddi bir yenilgi almıştı, şimdi ayni sevgili kul pozisyonunu oynayan, seçimlerin propaganda döneminde buna devam edeceğini açıkça ortaya koyan UBP ciddi yenilgi aldı… AKP’nin her istediğini yapmaya hazır olduğu açıkça beyan eden bir ay öncesinin başbakanı İrsen Küçük sandıktan çıkamamıştır. Yani AKP’ye dokunan yanar!

Şimdi AKP’nin yeni acentalarının macerasını izleyeceğiz. AKP kendi çıkarları çerçevesinde yaklaşmakta ve geçen seçimde CTP’yi olduğu gibi bu seçimlerde de UBP’yi terk etmekte sakınca görmedi. AKP için kendi işini yapacak bir partinin olması yeterlidir. Bu nedenle suyun başında olmak isteyen, kendisine daha iyi “hizmet”(!) vereceğini beyan edenin hükümetçilik oynaması, AKP’nin çıkarları ile çelişmemektedir. Bu seçimlerde AKP’ye de tepki olmuştur ancak esas olarak onun dayattıklarına ve bu dayatmaları hayata geçirenlere tepki vardı ama AKP’ye tepki ciddi şekilde ortaya çıkmamıştır. Şimdi önümüzde görev tepkiyi doğru yere, rejime yönlendirmektir.

YKP, ülkede temsili sistemin çöktüğünü söylemiş ve boykot çağrılarında ısrarla bunun üzerinde durmuştu. Seçilenlere bakıldığında 24 yeni vekil, bu iddiamızı doğrulamaktadır. Sandığa gidenler meclisin yarısını yeniden vekil yapmamıştır. Meclis dışında kalanlara bakıldığında yeni ve eski meclis başkan ve yardımcıların olması da ilginçtir. Meclisin çalışmamasının bir anlamda faturası onlara kesildi… Yenilenme bir makyajdan daha fazlası olmayacak, yıpranan temsili sisteme biraz olsun itibar kazandırma hamlesinin de çok uzun etkili olması zordur. YKP, bu sürecin takipçisi olacak, rejimi deşifre etmeyi sürdürecektir.

Başarısızlık gene öksüz kaldı, kimse sahiplenmedi. 5 parti de koydukları hedefin çok gerisinde kaldı, buna rağmen açıkça başarısız diyen olmadı.

Seçmenin üçte biri sandığa gitmedi, soldan ve sağdan gelen ilk tepkiler, sandığa gitmeyenlerin konuşma hakkının olmayacağına yöneliktir, bu demokrasi adına utanç vericidir. Nüfusun üçte birine 5 yıl boyunca konuşma ve siyaset yasağı getiren anlayış, demokrasiden nasibini almamış otoriter kişilikler ve organizasyonlardır…

YKP, seçimlerde tavır almış, çalışma yapmış, ciddi ve önemli siyasal kampanya yürütmüştür.

Rakamlar üzerinden değil, rejimin temsilcilerinin boykot karşısındaki panikleri ve bunu kırmak için girişimleri ile bile değerlendirilse başarılı bir boykot kampanyası gerçekleştirdiğimizi söyleyebiliriz.

Sandıktan hala irade çıktığını ve saygı gösterilmesi gerektiğini söyleyenler, bu çarpık yapıyı meşrulaştırmaktadırlar. Bu seçimlerde de sonuçların manipüle edilmesi için çok şey yapıldı. Ülkede hala seçime seçim deme koşulları yoktur, bu nedenle YKP, bu seçim sonuçlarını Kıbrıslı Türklerin iradesi olarak tanımamaktadır.

YKP, ayrıca seçimde harcanan paraların kaynağını sorgulamaya devam edecektir. Bu bile seçimlerin adil ve adaletli olmadığını göstermeye yeten bir işarettir.

Şimdi yapılması gereken sandığa gitmeyen, gidip yakan, tepkili 60 bin kişinin siyasal nedenlerle gitmeyenlerin harekete geçirileceği kurucu inisiyatifler geliştirmektir…

YKP, TC’nin sivil ve askeri bürokrasisine, AKP liderliğine yeni acentası hayırlı olsun deriz ama kötü haberimiz acentalarını yalnız bırakmayacağımızı, fetihçi, işbirlikçi, asimilasyoncu, neo-liberal zihniyetle gerçekleşecek tüm uygulamalara karşı, direnişte olacağımızı, sokakta olacağımız yeniden belirtiriz…

YKP, 24 yıldır rejime karşı sürdürdüğü mücadelesini, ısrarla ve inatla bundan sonra da sürdürmeye devam edecektir.

Sandıktan, her şeye rağmen, özellikle kırsal bölgelerde markaj altında tutulan sandıklar ve herkesin herkesi tanıdığı seçmen sandığa gidilmesi için sürekli “ricada” bulunulduğu tenkit ve tehdit edildiği bu seçimlerden güçlü bir hayır çıktı, bu umuttur, mücadele davetidir, rejime karşı, acentalara karşı direnişe devam mesajıdır.

YKP mücadeleyi ve umudu büyütmeye kararlıdır…

TEK SEÇENEK; BOYKOT!

OLYMPUS DIGITAL CAMERAYKP Boykot Eylem Komitesi üyesi Murat Kanatlı’nın açıklaması şöyle:

Seçim için saatler kaldığı koşullarda, seçim sürecinde bile yaşadıklarımız, haklı çıktığımızı söylememiz için yeterli olmuştur.

Israrla sorduğumuz ve sorgulatmaya çalıştığımız seçmen listeleri sorunu bu süreçte bir kez daha net olarak karşımıza çıktı. Basına yansıyan şaibeli onlarca seçmen kartı vakasını okuduk. Ev sahipleri belirtilen adreste yalnız kendilerinin yaşadığını ve seçmen kartı gönderilen şahısları tanımadıklarını söylediler, bunlar açığa çıkanlar, ya çıkmayanlar? 10 aylık bebeğe seçmen kartı çıkarabilen bu sistem başka kimlere seçmen kartı dağıttı? Ölü olması nedeni ile seçmen statüsünü yitirilenler necin listelerden düşürülemiyor, çekindikleri bir şey mi var? Seçmen sayısındaki artışı YSK başkanı bile çok bulmamış mıydı? Bu durumda nasıl bir seçim olacak? Kimler oy kullanacak? Kaçı şaibeli seçmen?

Son ortaya çıkan dinleme olayı, elbette derin yapıların işi ve buna karşı mücadele edilmeli ama hükümet koltuğuna oturanlar derin ilişkilerde temizliğe gidemiyorlar. Yeraltının temizlenmesi necin sağlanamıyor? Sivil Savunma (SS) Teşkilatı yalnız basit bir arama kurtarma örgütü mü? O zaman başında niçin bir TC’li subay var? SS Teşkilatı ile Kutlu Adalı cinayetini meclis niçin araştıramadı? Araştırma Komitesi niçin sonuç ortaya koyamadı? Meclisin üstünde, meclisin çalışmasını engelleyen yeraltı örgütleri var olduğu sürece meclis gerçekten denetleme işini yapabilir mi?

Talat’ın da içinde yer aldığı son dinleme olayının basına sızdırılması, zamanlaması açısından dikkat çekicidir, bunu seçimlere müdahale olarak okumak gerekir, peki müdahaleyi yapan kim? Bunu sorgulayacak bir meclis yapısı oluşacak mı? Oluşmayacağını, oluşamayacağını Kutlu Adalı cinayetini Araştırma Komitesi çalışmalarına bakarak anlamak mümkünken, anlamamazlığa gelip, demokrasi havarisi kesilmek niye?

Basına sızan adı geçen konuşmalarda ülkedeki gerçek iradenin kimin elinde olduğu net anlaşılmaktadır. Bu nedenle Talat, AKP’den seçimlerde müdahale etmesini isteyebilmektedir. Ama gene konuşmalardan CTP’nin TC’nin verdiği ev ödevlerini yapmadığı da anlaşılmaktadır. Bu nedenle 2009 seçimlere müdahale eden AKP, ev ödevleri yeteri kadar yapmayan CTP’yi cezalandırır ve UBP seçtirir. Konu bu kadar netken ülkede demokrasi olduğu, 28 Temmuz’da sandıktan halkın iradesinin çıkacağını söylemek, bile bile halka yalan söylemek değil mi?

Bu konuşmada dönemin Maliye Bakanı müsteşarı, şimdiki Maliye Bakanı açıkça usulsüzlük ve yolsuzluk yaptıklarını, isterlerse tüm mali tabloları ertesi günü açıklayacak durumda olduklarını ama bunu bu usulsüzlüklerin açığa çıkacağı için yapmadıklarını söylemesi de önemlidir. Bu durumda, sistemin böyle çalıştığını bilen CTP, UBP’ye karşı bu argümanı kullanıp mali yapı ile ilgili bilgi talep etmemesi, meclisten bilgi saklanmasına aracı olması, kendisi seçilirse ayni şeyi kendisinin yapmaya devam edeceğini anlamındadır. Tüm bunlar yürütme yani Bakanlar Kurulu, TC yetkilileri ile allantrik ilişkileri girerek ülkeyi yönetmekte, meclisi keyiflerine göre bypass edebilmektedirler. Bu koşullarda, böylesi meclisten, böylesi yürütme anlayışından dolayı genç ve yeni birileri seçilse değişecek izlenimi nasıl elde edilir? Tersin genç ve yeni birileri gelirse, dönen dolaplardan habersiz olacağından yürütme ve TC’li bürokratlarına kanması daha kolay olmayacak mı? Eskiler kalırsa zaten bunları bilmelerine rağmen göz yummadılar mı? O zaman ihtiyar veya genç, eski veya yeni seçmek neyi değiştirecek?

Meclisin görevlerini yapmadığını son Kalecik’teki petrol krizinde yaşamadık mı? Onca petrol depolama tesisine izin verilirken meclisin aklına düzenleme yapmak, kaza ortaya çıkarsa neleri yapması gerektiği gelmedi, kimse de denetlemedi. Şimdi herkes AKSA’ya verilen cezadan şikayetçi ama bunun için tek kalem oynatmayan, denetlemeyen onca yılın vekillerini hatırlayan olmaması mümkün mü? Meclisin doğru düzgün yasa yapamadığı, denetleme görevini yapmadığı veya yapamadığı veya yapmaması için birilerinin bilgi saklandığı koşullarda hala bu meclisten değişim için umut olduğu gösteren ne vardır? İki yüz elli kusur vekil adayının bazıları televizyonlarda konuşmalar yaparken, meclisin çalışmasından, usullerden, yasal düzenlemelerden haberdar olmadıklarını gösteren onlarca örnek yaşanmışken, seçilseler neyin umudu olacaklar? Vekil gösterilmeleri bile parti başkanı ve yürütmesinin iki dudağı arasında olanlar, kontenjanlar ve torpillerle bu sıralarda yer bulanlar, parti liderine karşı mecliste bağımsız tavır geliştirebilecek mi? Parmakçı vekil olmaktan nasıl kurtulacaklar?

Tüm bu sorulara yenilerini eklemek mümkündür. Zaten 20 Temmuz’da gelen Cemil Çiçek “gerekli” müdahaleyi yaptı, daha önce UBP kurultayı sırasında istikrar talep eden TC yetkilileri bir kez daha seçimlerin istikrar getirmesini diledi. Bu açıklama ile anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az demekten başka bir şey elimizden gelmiyor.

TC sivil ve askeri bürokrasisinin yeraltı ve yerüstü ile buralarda çeşitli şekillerde ayarlar verdiği, iradenin bizde olmadığı, seçmenin kim olduğunun bile bilinemediği, yetkisiz ve etkisiz yeni vekil seçerek geleceğimize sahip çıkamayız. Aralarından iyi olduklarını varsaydıklarını övüklesen de sonuç değişmeyecektir, sorun rejim sorunudur.

Bu nedenle tepkini sandığa gitmeyerek göster. Boykot çağrıları ve hareketliliği şimdiden etkili oldu, rejimi rahatsız etti, gece gündüz sandığa gidin çağrıları yapılmaktadır. Bu rahatsızlıklarını seçim sonuçları ile yüzlerine vurmak için sandığa gitme, boykota katıl!

Unutma, geleceğe ses vermenin en etkili yolu için Pazar günü mühür, tercih, karma ile uğraşma; unutma tek seçenek boykot.

Boykot kampanyası Hamitköy’deydi

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAYKP’nin düzenlediği boykot kampanyası ile ilgili çalışmalar devam ediyor.

Kampanya çerçevesinde 25 Temmuz, Perşembe günü Lefkoşa’da, boykot çağrısını içeren pankartlar tutuldu, bildiriler dağıtıldı…

Bu arada hafta içi YKP üyeleri Zümrütköy ve Değirmenlik’i de ziyaret etti…

 

BOYKOT BİLDİRİSİ

YKP tarafından dağıtılan açıklamanın tamamı şöyle:

Yeniden önümüze sandık koydular seçin diyorlar, seçilecek olanın iradesi var mı ki seçelim?

Biliyoruz ki bu seçimin sonucu Türkiye’deki asker ve sivil bürokrasinin ihtiyaçlarını yerine getirecek bir acentanın atanmasının onayı olacak!

Hükümetçilik koltuğuna oturacak partiler arasında yolsuzluk, usulsüzlük, siyasi kayırmacılık konularında farklı davranabilecek olan görebiliyor musunuz?

Siyasi iradesini eline alabilecek, bu memleket bizim biz yöneteceğiz diyebilen var mı?

Bunun için fırsatları olanlar, bu iradeyi gösterebildiler mi?

Birçok vekil adayının, birçok kez parti değiştirmesi siyasal ortamın kirlendiğinin ispatı değil mi? Partiler arası transfer olma alışkanlığı edinenlerin ve bu transferleri yapan partilerin bu seçim sonrası da çıkarları doğrultusunda davranmaları olasıdır. Bu kirlenmiş siyasal ortam içinde “meclis” kanalıyla rejimi dönüştürebilecek bir fark yaratılabilir mi?

Demografik yapının bu oranda değiştirildiği, hemşeri dernekleri vasıtasıyla seçimlere açık müdahale edildiği koşullarda demokratik bir seçim düşünmek hayal kurmak değil mi?

Militarizmin sürekli olarak askeri törenlerle kendini hatırlattığı, sokaklarında on binlerce asker, yüzlerce tank, onlarca savaş uçaklarının uçtuğu törenlerin yapılması seçmenin siyasi iradesine müdahale değil mi?

Her şeyin; medyadan, eğitim sistemine, ekonomik sektörlerden askeri konulara TC’nin asker ve sivil bürokrasinin tam kontrolünde olduğu koşullarda özgür ve serbest seçimlerden bahsetmek mümkün mü? Hükümete talip olanlar Kıbrıs sorununu Türkiye’ye havale etmediler mi?

Bu çürümüşlüğe, bu kirlenmişliğe en net yanıt seçimleri boykottur.

İradene sahip çıkmanın eylem hali BOYKOTTUR!

Sokakta, elçilik önünde, meydanlarda, her toplantıda, irademize sahip çıktığımızı gösterdiğimiz gibi şimdi adına seçim denilen panayıra da karşı çıkarak mücadeleyi bu alanda da büyütüyoruz. Eylemlerimizi büyüterek, örgütleyerek, kitleselleştirerek bu rejimi yıkacağız, katıl ki değiştirelim!

Türkiye’nin asker ve sivil bürokrasisinin kurduğu tezgâhı bozmak için, sandığa gitme, tepkini bu alanda da örgütle.

Oyun zayetme.

ACENTA SEÇİMİNE HAYIR DE!

“Seçimi boykot ederek rejime karşı kitlesel uyanışı başlatalım”

OLYMPUS DIGITAL CAMERAYKP Boykot Eylem Komitesi üyesi Rasıh Keskiner’in açıklaması şöyle:

28 Temmuza sayılı gün kaldı. O gün yaklaştıkça, her ne hal ise, acenta olmaya talip olanların en büyük derdi vatandaşın seçime katılıp katılmaması. Bir yandan paçayı kurtarıp “acenta belgesi”ni almaya, diğer yandan da vatandaşı seçime katılmaya, sandığa götürmeye çabalamak oldukça zor geldi onlara.

Sadece sahnede olanların çırpınışını seyretmiyoruz. Statüko savunucularının hepsini boykot endişesi sardı. Sırayla vatandaşa boykota katılmama çağrısı yapmaktadırlar. Bu kervana, demiştik ya, Ankara’da katılacak, 20 Temmuz için gelenler katıldı. Son günlerde bu yalvarmalara Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılması sürpriz olmayacaktır.

Seçime katılma çağrısı yapanlar, bunun bir vatandaşlık görevi olduğunu söylemektedirler. Şimdi de burada yaşayan insanların vatandaş olduklarını hatırladılar. Her şeyden önce insanlardan vatandaşlık görevlerini yapmalarını istemek için, o yönetimin vatandaşlara karşı görevini yapması gerekiyor.

Sen, insanları yıllarca süründüreceksin, iş bulmak için yalvarmadık kapı bırakmayacaksın, çevrenin zehirlenmesini dolayısı ile her ailede bir kanser hastası yaratacaksın, yollarda her hafta trafik kazalarından bir ailenin sönmesine neden olacaksın, aileleri çocuklarından, çocukları yurtlarından koparacaksın, toplumun yok edilişini seyretme bir yana buna katkı koyacaksın, adeta insanları yönetimin kölesi haline getireceksin ondan sonra da seçime katılmak vatandaşlık görevidir diye onları sandığa gitmeye çağıracaksın!

Acenta olmak için yola çıkanların bir kısmı da, seçime katılma oranı yüzde 50 olsa ne yazar diyor ve ekliyor; Amerika’da ve birçok gelişmiş ülkede seçime katılma oranı yüzde 50’nin de altında olduğu halde kimsenin umurunda olmuyormuş! Bir kere o ülkelerde “seçimi boykot edin” diye çağrı yapan bir örgüt yoktur. Burada seçimi boykot edin diyen YKP ve YKP ile birlikte daha başka örgüt ve bireyler vardır. Bu bakımdan seçime katılmama, boykot uygulama çağrısı önemlidir. Ve herkesin de umurundadır. Umurlarında değilse niye sıraya girip, gece gündüz sandığa gidin çağrısı yapmaktadırlar? Seçime katılma ne kadar az olursa rejim bundan o denli yara alacaktır. Seçime katılma oranı ne kadar düşük olursa rejim o denli sallanacaktır. Rejimin meşruiyeti o denli gündeme gelecektir.

 

Yeni Kıbrıs Partisi halkımızı bir kez daha seçimi boykot etmeye çağırmaktadır.

Seçimi boykot etmek bir vatandaşlık hakkıdır,

Seçimi boykot etmek, toplumu yok etmek isteyenlere başkaldırıdır,

Seçimi boykot etmek, “gel deyince gelen, git deyince giden” emirlerine rest çekmektir,

Seçimi boykot etmek, hiçbir etki ve yetkisi olmayan acenta atamalarına ortak olmamak demektir,

Seçimi boykot etmek, bu memleket bizim, talimatla yönetilmeye hayır demektir,

Seçimi boykot etmek, kurulu düzene karşı ayağa kalmak “artık yeter” diyerek kendine güvenmektir.

O halde seçime boykot diyerek kitlesel uyanışı başlatalım!

Rejim karşı güçlü siyasal mesaj: BOYKOT

afis3YKP Boykot Eylem Komitesi üyesi Murat Kanatlı’nın açıklaması şöyle:

Kıbrıs’ın kuzeyinde statüko, yıllardır çözemediği ve varoluş nedeni olan Kıbrıs sorunu devam ettiği sürece de bazısını asla çözemeyeceği sorunları nedeni ile bugünlerde 1974 sonrası en ciddi siyasi krizlerinden birini yaşamaktadır.

Küskünlerin ve öfkelilerin sayısı ciddi bir noktaya ulaşmış durumdadır.

1974 sonrasında siyasal sahne, ganimet ve siyasi rüşvet, onun olmadığı koşullarda baskı ve şiddet yolu ile düzenlenme yoluna gidilmişti. Yıllarca bu yol ile hükümetçilik oynayanlar, 1990 sonraları itibari ile ganimet ve siyasi rüşvet imkânlarının daralmasıyla, zaten sürekli var olan ekonomik krizin yanında, bir de önemli siyasi krizler yaşamaya başladı. Bu süreçte rejim, 2000’lerde kendi içinde bir reform giderek Kıbrıs’ın kuzeyindeki fetih ve neo liberal politikaların sürdürülmesi görevini bir muhalif partiye verdi. Bir süre daha bununla idare edildi. Bugünlerde ise iki partili tahterevalli, biri iner, biri çıkar diğer ikisi de onlara yardım eder oyunu demokrasi diye takdim edilmeye çalışılmaktadır ama geniş kesimlerce benimsenmediği bellidir. Kimsenin turuncu yeşil kısır döngüsünden demokrasi çıkacağı beklentisi yoktur.

Kıbrıs’ın kuzeyindeki ganimet dağıtımı doğal olarak, 39 yıl sonra ciddi oranda azaldı, siyasi rüşvet dağıtımı da eskisi kadar rahat değil ama az ve kısıtlı da olsa hâlâ devam etmektedir. Bu kıtlık içinde ciddi küskünler yaratılmıştır. Siyasi sistemi bir şeyler dağıtma üzerine kuranlar, o şeyleri dağıtamayınca zora girdikleri açıkça belli olmaktadır.

Bu nedenle bazıları naftalin kokulu şovenist, savaş çığırtkanlığı yapan sloganlarını yeniden dolaptan çıkardı. Şovenizm ve militarizm yaparak ulusal duyguları yükseltip, tahterevallide kendisi üste kalsın diye uğraşmaktadır. Bu nedenle sağda, şovenist ve milliyetçi sloganlar yarışı vardır…

Kendini solda tanımlayanlar ise güzel slogan yarışındadır. İmaj devrinde photoshoplanmış yalnız fotoğraflar değil, reklamcıların eline teslim edilen seçim manifestoları da olunca seçim çalışmaları yavan bir slogan yarıştırma oyununa dönmektedir.

Tahterevallide güç dengesini gerçekten kuran ve her ihtiyacına göre yeniden düzenleyen TC sivil ve askeri bürokrasisini yok sayarak, bugün seçimleri iradenin açığa çıkacağı bir olay gibi sunmak halkı yanıltmaktan başka bir şey değildir.

Kendini solda tanımlayanların gerçekten yıkım paketlerine, neoliberal düzenlemelere, asimilasyon ve fetihçi politikalarına karşı ne yapacağı seçim manifestolarda sloganlar hariç aslında yoktur. Bunlara direnç yerinin, değişimin mümkün kılınacağı yerin sokak olduğu bellidir, örnekleri de çokça vardır. Ancak bugünlerde bir önceki sağ hükümetin yaptıklarına karşı öfkeyi bir kez daha parlamentarizmin içine sıkıştırıp orda boğma niyetinde olan merkez solun liderleri, gerçekten iktidar olma niyetinde olmadığı için imajlar üzerinden, güzel sloganlar ve dilekler yarıştırmaktadır. Geçici hükümet sürecinde de bir kez daha yaşadık, TC elçisi tam anlamı ile bir validir ve elinde tutuğu mali ve askeri imkânlarla gelecek her hükümeti TC’nin kendi politikalarını uygulaması için terbiye edecektir.

Türkiye’nin asker ve sivil bürokrasinin ve bugünkü siyasal yapı içinde AKP’nin Kıbrıs’ın kuzeyinde her şeyi düzenleyebileceğine, istediği kararı aldırtabileceğine de şüphe yoktur. 2004’te toplumsal muhalefetin güçlü olduğu koşullarda bile, bugün seçime giren 5 partinin liderliklerinin de altında imzası olan “Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyetini tanımasın” karar tasarısı TC elçiliğinde yazılıp, böylesi meclisten oybirliği ile geçirebilmişti çünkü sorun mücadeleyi sokağa değil koltuklara güvenerek sürdürmenin kendisindeydi. AKP, bugün itibari ile seçim süreçlerini manipüle etme, meclis içinde istifalarla yeni parti kurma, vekil transfer etme, mali imkânlarının kullanılma şekli gibi son 10 yıldaki birçok örnekle desteklenebilecek uygulaması ile kuzeydeki iradeyi tam anlamı ile her yönü kontrolünde tutan pozisyonundadır. Siyasi irade, her yönü ile bugün itibari ile AKP’nin elindedir.

Buna karşı meclis içinden buna karşı hareket geliştirmek veya orayı muhalif kürsü olarak kullanma olanağı için de samimi bir zemin yoktur. Bugünkü seçimlerde 5 partinin “en muhalifinin lideri” (!) 2004 yılında “barışçı hükümeti düşürmem” diyerek o dönemdeki işbirlikçi hükümete koltuğu değneği olmuş, bir önceki cumhurbaşkanlığı seçimlerde de kapı kapı dolaşıp şimdi AKP’li yandaşı olmakla suçladığı aday için oy dilenmişti.

Bu nedenle meclis koltuğuna oturmuş 5 partinin liderliğinin, o koltukta otururken yaptıklarını hatırlayanların, bunca yıldır yaşananlara tanık olanların oluşturduğu geniş bir öfkeliler ve küskünler grubu vardır.

Öfkeliler ve küskünler grubu iradesinin gasp edilmesi, siyasal kirlenme, siyasal rüşvet, aldatılmış olmak ve daha benzer diğer tepkilerini sandığa gitmeyerek, karma yaparak ya da oyunu yakarak ortaya koyacağı bellidir. Bunun yüksek olacağına dair işaretler rejimin bekçilerini rahatsız etti ve koro halinde sandığa gitme çağrısına şimdi de “mühür vurun” nutukları da eklendi.

Rejimin temsilcileri gelişmelerden rahatsızdır, Kıbrıs’ın kuzeyindeki statüko ciddi şekilde itibarsızlaşmış durumdadır. Sonuçlar ne olursa olsun, rejim ortaya çıkan tablodan mutlu değildir, seçim sonrası da olmayacaktır…

Böylesi koşullarda rejim karşıtlarının görevi öfkeliler ve küskünler grubunu bu yıkılası rejimle barıştırmak, katılım oranının yükselterek sisteme itibar kazandırmaya çalışmak olmamalıdır.

Rejim karşıtlarının görevi, derinleşen bu çelişkilerin daha da fazla ortaya çıkması için mücadeleyi sokakta yükseltmek, statükocuları deşifre etmek, rejimi ortadan kaldırmak için örgütlenmektir.

Bu nedenle bu dönemde, güçlü bir boykot oranı, bu çelişkiler daha fazla derinleştirecek sonuç olacağı için, YKP tüm kesimleri boykot için daha fazla çalışmaya çağırır…

YKP, bir kez daha rejim karşı güçlü siyasal mesajın boykot olduğunun altını çizer…

YKP acenta seçimlerini boykotla ilgili Omorfo bölgesinde bildiri dağıttı

YKP omorfo boykot ziyareti YKP omorfo boykot ziyareti YKP omorfo boykot ziyareti YKP omorfo boykot ziyareti YKP omorfo boykot ziyaretiYKP, 20 Temmuz, Cumartesi günü, Omorfo bölgesinde boykot kampanyası ile ilgili ziyaretler gerçekleştirdi, bildiri dağıttı.

Omorfo’da (Güzelyurt) saat 10:00’da açık pazarın kurulduğu alan içinde de yürüyen bir grup YKP’li yol boyu bildiri dağıttılar.

Esnaf ile sohbet edip, esnafının sorunlarını da dinleyen YKP’liler, kendilerine sunulan vaatlere ve sloganlara kanıp sandığa gidilmemesini, önlerindeki tek seçeneğin ACENTA SEÇİMLERİNİ BOYKOT olduğunu sohbet ettikleri esnafa ve bölge halkına anlattılar.

Daha sonra Omorfo’da çarşı içinde de bildiri dağıtan YKP’liler bursan Lefke’ye giderek burada sohbet toplantısı yaptılar… Akşamüzeri de Akça’ya’da sohbet toplantısı yapan YKP’lilier buralarda boykot gerekçelerini ortaya koydular, son siyasal gelişmeleri ve Kıbrıs sorunundaki gelişmeleri değerlendirdiler.

 

BOYKOT BİLDİRİSİ

YKP tarafından dağıtılan açıklamanın tamamı şöyle:

Yeniden önümüze sandık koydular seçin diyorlar, seçilecek olanın iradesi var mı ki seçelim?

Biliyoruz ki bu seçimin sonucu Türkiye’deki asker ve sivil bürokrasinin ihtiyaçlarını yerine getirecek bir acentanın atanmasının onayı olacak!

Hükümetçilik koltuğuna oturacak partiler arasında yolsuzluk, usulsüzlük, siyasi kayırmacılık konularında farklı davranabilecek olan görebiliyor musunuz?

Siyasi iradesini eline alabilecek, bu memleket bizim biz yöneteceğiz diyebilen var mı?

Bunun için fırsatları olanlar, bu iradeyi gösterebildiler mi?

Birçok vekil adayının, birçok kez parti değiştirmesi siyasal ortamın kirlendiğinin ispatı değil mi? Partiler arası transfer olma alışkanlığı edinenlerin ve bu transferleri yapan partilerin bu seçim sonrası da çıkarları doğrultusunda davranmaları olasıdır. Bu kirlenmiş siyasal ortam içinde “meclis” kanalıyla rejimi dönüştürebilecek bir fark yaratılabilir mi?

Demografik yapının bu oranda değiştirildiği, hemşeri dernekleri vasıtasıyla seçimlere açık müdahale edildiği koşullarda demokratik bir seçim düşünmek hayal kurmak değil mi?

Militarizmin sürekli olarak askeri törenlerle kendini hatırlattığı, sokaklarında on binlerce asker, yüzlerce tank, onlarca savaş uçaklarının uçtuğu törenlerin yapılması seçmenin siyasi iradesine müdahale değil mi?

Her şeyin; medyadan, eğitim sistemine, ekonomik sektörlerden askeri konulara TC’nin asker ve sivil bürokrasinin tam kontrolünde olduğu koşullarda özgür ve serbest seçimlerden bahsetmek mümkün mü? Hükümete talip olanlar Kıbrıs sorununu Türkiye’ye havale etmediler mi?

Bu çürümüşlüğe, bu kirlenmişliğe en net yanıt seçimleri boykottur.

İradene sahip çıkmanın eylem hali BOYKOTTUR!

Sokakta, elçilik önünde, meydanlarda, her toplantıda, irademize sahip çıktığımızı gösterdiğimiz gibi şimdi adına seçim denilen panayıra da karşı çıkarak mücadeleyi bu alanda da büyütüyoruz. Eylemlerimizi büyüterek, örgütleyerek, kitleselleştirerek bu rejimi yıkacağız, katıl ki değiştirelim!

Türkiye’nin asker ve sivil bürokrasisinin kurduğu tezgâhı bozmak için, sandığa gitme, tepkini bu alanda da örgütle.

Oyun zayetme.

ACENTA SEÇİMİNE HAYIR DE!

BOYKOT YÜRÜYÜŞÜ SÜRÜYOR

OLYMPUS DIGITAL CAMERAYKP’nin çağrısı ile dün, 19 Temmuz, Cuma, saat 19’da eski Pronto çemberinde buluşulup, Kuğulu Parka şenlikli yürüyüş gerçekleştirildi…

Yürüyüş öncesi bir süre Lefkoşa’da Dereboyu’nun girişinde, eski Pronto çemberinde acenta seçimlerini boykot pankartı açan YKP’liler burda bildiri de dağıttılar…

Daha sonra buradan yürüyüşe geçen YKP’liler, TC elçiliği önüne kadar yürüdü ve burda bir basın açıklaması yaptılar.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA boykot_yuruyusu (5)YKP Yürütme Kurulu üyesi Murat Kanatlı’nın okuduğu açıklama şöyle:

Yeniden önümüze sandık koydular seçin diyorlar, seçilecek olanın iradesi var mı ki seçelim?

Biliyoruz ki bu seçimin sonucu Türkiye’deki asker ve sivil bürokrasinin ihtiyaçlarını yerine getirecek bir acentanın atanmasının onayı olacak!

Hükümetçilik koltuğuna oturacak partiler arasında yolsuzluk, usulsüzlük, siyasi kayırmacılık konularında farklı davranabilecek olan görebiliyor musunuz?

Siyasi iradesini eline alabilecek, bu memleket bizim biz yöneteceğiz diyebilen var mı?

Bunun için fırsatları olanlar, bu iradeyi gösterebildiler mi?

Birçok vekil adayının, birçok kez parti değiştirmesi siyasal ortamın kirlendiğinin ispatı değil mi? Partiler arası transfer olma alışkanlığı edinenlerin ve bu transferleri yapan partilerin bu seçim sonrası da çıkarları doğrultusunda davranmaları olasıdır.

Bu kirlenmiş siyasal ortam içinde “meclis” kanalıyla rejimi dönüştürebilecek bir fark yaratılabilir mi?

Demografik yapının bu oranda değiştirildiği, hemşeri dernekleri vasıtasıyla seçimlere açık müdahale edildiği koşullarda demokratik bir seçim düşünmek hayal kurmak değil mi?

Militarizmin sürekli olarak askeri törenlerle kendini hatırlattığı, sokaklarında onbinlerce asker, yüzlerce tank, onlarca savaş uçaklarının uçtuğu törenlerin yapılması seçmenin siyasi iradesine müdahale değil mi?

Her şeyin; medyadan, eğitim sistemine, ekonomik sektörlerden askeri konulara TC’nin asker ve sivil bürokrasinin tam kontrolünde olduğu koşullarda özgür ve serbest seçimlerden bahsetmek mümkün mü? Hükümete talip olanlar Kıbrıs sorununu Türkiye’ye havale etmediler mi?

Bu çürümüşlüğe, bu kirlenmişliğe en net yanıt seçimleri boykottur.

İradene sahip çıkmanın eylem hali BOYKOTTUR!

Sokakta, elçilik önünde, meydanlarda, her toplantıda, irademize sahip çıktığımızı gösterdiğimiz gibi şimdi adına seçim denilen panayıra da karşı çıkarak mücadeleyi bu alanda da büyütüyoruz. Eylemlerimizi büyüterek, örgütleyerek, kitleselleştirerek bu rejimi yıkacağız, katıl ki değiştirelim!

Türkiye’nin asker ve sivil bürokrasisinin kurduğu tezgâhı bozmak için, sandığa gitme, tepkini bu alanda da örgütle.

Oyunu zayetme.

ACENTA SEÇİMİNE HAYIR DE!

Mağusa’da dayanışma yemeği

magusa (1) magusa (2)Boykot çalışmaları çerçevesinde Mağusa bölgesindeki  YKP üyeleri, sempazitanları ve parti dostları 18 Temmuz akşamı bir araya geldiler…

Geceye YKP Yürütme Kurulu üyeleri, YKP Gençlik ve YKPfem aktivistleri de katıldı.

Gecede boykot kampanyası ve son siyasal gelişmeler üzerine görüş alışverişinde de bulunuldu.

Boykot talimatı reddedenlerin başarısı

OLYMPUS DIGITAL CAMERAYKP Boykot Eylem Komitesi üyesi Rasıh Keskiner’in açıklaması şöyle:

Günler yaklaştıkça acentaların telaşının da artmakta olduğu görülmektedir. Yurttaşların sandığa gitmemesinden neden bu kadar korkmaktadırlar acaba? Korkmaktadırlar çünkü saltanatlarını sürdürmeleri için var olan Rejim çatırdamaktadır. Yurttaşların, Rejimin temsilcilerinin “sandığa gidin” yönündeki yalvarışlarını reddederek, her geçen gün sandığa gitmeyecek olanların oranının artması Rejim yandaşlarının telaşını korkuya çevirmiştir.

Vitrini süslemek için talimat alan siyasal partilerin tümü, seçimin boykot edilmesinin kendilerine göre rakip gördükleri bir diğer partiye yarayacağını söylemektedirler. Oysa gerçek olan seçim boykotu, YKP yanında Rejime karşı başkaldıranların başarısı olacaktır. Seçim boykotu, önümüzdeki dönemde Rejime karşı bir isyanın örgütlenmesine yarayacaktır.

Yurttaşların sandığa gitmesi yönündeki yalvarışlara her gün bir yeni acenta eklenmektedir. Aslında iyi de olmaktadır. Bunlar konuştukça boykota katılım oranı artmaktadır. Bunlar konuştukça halkımızın bunları daha iyi tanımasına vesile olmaktadırlar. Bunlar konuştukça taraflarını da belli etmektedirler. Aslında bugün “amman sandığa gidin” diye feryat edenler, yıllarca bu Rejimin temsilciliğini yaparak bugünkü batağı yaratmışlar, halkın Rejime karşı uyanışını hep engellemişlerdir. Ancak çırpınışları boşunadır. Yarattıkları batakta kaybolup gideceklerdir.

YKP çağrısını tekrarlamaktadır. Tam zamanı; artık yeter deyip ayağa kalmalıyız. Ankara ve yerli temsilcilerinin yalvarmalı talimatlarını reddedelim. Karma mı, tercih mi mühür mü, hiç düşünmeyelim. Niye düşünelim ki, karma veya mühür isteyenlerin etkileri ve yetkileri olmayacaktır. Yetki Ankara’dadır. Kıbrıslının iradesi gasp edilmiştir. Bu seçimde yeni bir moda icat ettiler. Herkes, her parti “projeler” den bahsetmektedir. Ne projesi! Projelerin Ankara’dan geldiğini bilmeyen mi kaldı? Bunlar ancak Ankara’nın projeleri için parmak kaldırmaktadırlar ve bundan sonra da parmak kaldıracaklardır. Parmakçı seçmek için sandığa gidilir mi?

YKP halkımıza, gelinen noktada tek alternatifin sandığı boykot olduğunun altını çizmektedir.

Boykot, ayağa kalkıp talimatları reddedenlerin başarısı olacaktır.

Boykot, Rejime karşı başkaldırının kitlesel olarak örgütlenmesinin başarısı olacaktır.

Boykotta hedef katılımı yüzde ellilere indirmektir.

Onlar “ seçime katılın” dedikçe, biz de “ inadına boykot” diyoruz.