İnsan değil, doğa merkezli, ekolojist anayasa için HAYIR

anayasayahayir_wYKP anayasa değişiklik paketindeki “çevre” düzenlemesini değerlendirdi. Açıklama şöyle:

Anayasa değişiklik taslağındaki bazı maddelerin olumlu olduğu iddiaları vardır, bunlardan biri de “çevrenin koruması” başlıklı maddedir…

İlk göze çarpan “Çevrenin Korunması” başlıklı 40. Maddenin değişikliğinde “denizlere, barajlara, göllere veya derelere akıtamaz veya dökemez” cümleleri çıkarılmakta yerine “çevreye akıtamaz veya dökemez” kelimeleri konmakta…

Belirli bir tanımlama olan “denizler, barajlar, göller veya dereler” tanımlamaları yerine belirsiz bir çevre kelimesi ile yer değiştirildiği görülmektedir…

Bu nedenle ilk sorgulamamız gereken çevre ne demektir? Türk Dil Kurumu diyor ki “bir şeyin yakını, dolayı, etraf, periferi”, “kişinin içinde bulunduğu toplumu oluşturan ortam” yani burdan da anlaşılacağı gibi “çevre” doğayla, ekosistemle birebir ilişkisi olan bir kavram değil… Daha belirgin ama gene de net olmayan “doğal çevre” tanımıydı… Ama tercih çevre oldu! Kelime üzerinden hukuk süreçlerinde ciddi tartışmalara neden olacak bir terminoloji tercih edildi; “ekoloji” karşı “çevre” mücadelesi tartışması bu kelimenin tanımlanma sorunu nedeniyle yılardır devam etmektedir…

Devletlerin anayasalarında yer alan çevresel hükümler genelde insanın çevre hakkına, insanın sağlıklı bir çevrede yaşama hakkına atıf yaparak çevre korumada devletlerin ve kişilerin ödevlerine odaklanıyor. Ekolojik Anayasa tartışmalarının bu hükümlerden ayrıldığı nokta ise doğanın da insan gibi bir hak öznesi olup olamayacağı üzerinedir.

Örneğin Ekvador Anayasası’nın, 71. maddesi hayatın gerçekleştiği doğanın ya da Pachamama’nın (Toprak Ana) var olma hakkını tanıyor ve anayasal koruma altına alıyor. “Hayatın içinde yeniden ürediği ve meydana geldiği tabiat veya toprak ana bir bütün olarak var olma, yaşam döngü ve işlevlerinin evrimsel süreçlerinin korunması ve yeniden canlandırılması hakkına sahiptir” denmektedir.

Eğer ekoloji mücadelesinden bahsetmekteysek doğaya hükmetmeye çalışan insanı değil, doğayı hak öznesi olarak tanımamız gerekmektedir ama değişiklikler bu görüşten çok uzakta olduğumuz gösteriyor.

Bu nedenle eğer gerçek anlamda ilerleme istenirse Türkiye’deki Ekolojik Anayasa Girişimi’nin önerisi üzerinden bu maddenin değiştirilmesi gerekirdi. Ekolojik Anayasa Girişimi’nin önerisi bizce üzerine çalışılması gerekir; “sağlıklı bir çevrede ve Doğa’da yaşamak bütün canlıların hakkıdır. Devlet ve vatandaşlar gelecek kuşaklar adına doğal varlıkların emanetçisidir. Doğayı korumak Devletin ve vatandaşların görevidir”…

Ekolojik Anayasa Girişimi manifestosunda dendiği gibi Yeryüzü / Doğa; insan faaliyetleri nedeniyle, her türlü kirlenmeden, zehirli ve radyoaktif atıklardan zarar görmekten; yaşamsal bütünlüğünü, sağlıklı işleyişini tehdit edecek şekilde genetik yapısında bozulmalardan korunma hakkına sahiptir.

Ancak yapılan değişiklik koruma değil, zarar gördükten sonra parasal ceza yoluna gitmeyi öngörmektedir.

“Çevrenin Korunması” başlıklı 40. Maddenin değişikliği ile “devlet, çevre ile ilgili tüm faaliyetlerini, kirleten öder, önleyicilik ve katılımcılık ilkeleri çerçevesinde yürütür cümlesi eklenmesi önerilmektedir… Böylelikle ekolojik sorunlar kirletilmeye indirgenmiş oluyor ama dünyada ekolojik sorunlar kirletmeden daha derin ve geniştir…

Örneğin taş ocaklarını sorunun esasını kirletme üzerinden tartışamazsınız, kirletme daha yüzeysel bir sorundur… Ayrıca kirletme son eylemdir, çok kez geri dönüşümü yoktur, nükleer kazalarda istediğiniz kadar kirletene ödettiniz, geri dönüşümü yoktur… Petrol tankeri veya petrol rafinerisi kazaları da benzerdir, ne kadar da kirletene ödetseniz de bölgedeki ekosistem ölür, ölümcül yara alır, para verip ekosistem satın alamazsınız!

Bu mantık doğayı değil tipik kapitalist toplum mantığı içinde insanı merkezine alan yaklaşımın eseridir… Ekoloji mücadelesi geleceğe dair mücadele eder, doğayı, yeryüzünü korumaya yönelik tedbirler önerir. Bu nedenle kirleten öder ilkesi çevreci bir yaklaşımda önemli olabilir ama ekoloji mücadelesinde çok da ciddi ilerleme değildir. AKSA zaten kirletir ve öder, ama bu sorunu çözmeye yetmez, yetemez… Ayrıca zaten böylesi bir detayın anayasaya girmesi de gerekmez!

Dava açma konusu da “Herkes, çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını ve biyolojik çeşitliliği korumak ve çevre kirlenmesini önlemek amacıyla yetkili makamlara başvurma ve dava açma hakkına sahiptir” diye tanımlanmaktadır… İlk elden olumlu gibi duran bu değişiklik, dava açma alanını bu hali ile daraltılmıştır, mahkemeye yukardakiler çerçevesinde başvurulabilinir yani ekosistemdeki, doğadaki, yeryüzündeki her türlü tahribat konusunda dava açma konusu “çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını ve biyolojik çeşitliliği korumak ve çevre kirlenmesini önlemek” gerekçelerine dayandırılması gerekir, bunlara dayandırılamadığı koşullarda dava açılamaz!

Ama esas sorun algı/yaklaşım meselesidir, ekolojik sorunların kirlenmeye indirgenmesi, insanı merkez alan çevre terimine dayanması gelişen ekoloji temelli hak mücadelesinde çok hızlı demode olacak bir anayasa madde üzerinde konuşmaktayız… Bu maddeyi 2-3 yıl içinde yeniden tartışır hale geleceğiz ve ekolojik hak mücadelesinde ciddi şekilde ayak bağı olabilecek bir düzenlemedir…

Bu nedenle bu maddedeki değişiklikte dolayı anayasa değişikliğine evet demenin mantığı yoktur!

Yeni Kıbrıs Partisi, insan değil, doğa merkezli, ekolojist anayasa için HAYIR!

Rejime ve temsilcilerine HAYIR

anayasayahayir_wYKP anayasa değişiklik paketini değerlendirdi ve çağrıda bulundu; bu “bendo”nun, “beşi bir yerde”nin dayanışma içinde makyajlayıp onaya sunduğu göstermelik anayasa değişiklikleri taslağına itibar etmeyelim, bir kez daha rejime ve temsilcilerine HAYIR diyerek bu ülkenin kuzeyinde var olduğumuzu gösterelim” dedi. Açıklama şöyle:

Yerel seçim kampanyası sürerken, sessiz sedasız, yangından mal kaçırırcasına birtakım anayasal maddelerde yapılan değişikliklerin de 29 Haziran’da onaylanması istenmektedir. Meclisteki TDP, CTP, UBP ve DP’nin içinde olduğu dörtlü için, ‘yok birbirlerinden farkları’ diyorduk hep, işte sizlere yeni bir ispatı daha. Bunlar ne kadar farklı görünseler de talimatı alınca birbirinden farkları olmadığını göstermektedirler. Bu dörtlüye Eroğlu da iştirak ederek rejimin temsilciliği bütünlüğünü korumayı da ihmal etmemektedirler.

Şimdi bu beşli halka yapılan anayasal değişikliklere evet denmesi çağrısı yapmaktadırlar. Peki, 1985 Anayasasına hayır gerekçeleri, aradan geçen 29 yıl içerisinde ona evet demek için olumlu yönde bir değişime uğradı mı ki bu evet çağrısını yapmaktadırlar? 29 yıl önce bu anayasaya hayır diyenlerin, şimdi akıl hocalığı yaparak halka evet demesi yönünde çağrı yapmak için çok güçlü argümanları olmalıdır. Oysa ülkenin kuzeyinde her alana yapılan müdahaleler eksilmemiş, artmıştır. İrade gaspı devam etmektedir. Her alandaki yaşam 30 yıl öncesine göre çok daha kötü duruma getirilmiştir. Dolayısı ile bazı maddelerdeki tadilatlar gerekçe gösterilerek bu rejime yeniden onay verilmesini istemek, açıkçası yıllardır “Bu memleket bizim, biz yöneteceğiz” diyerek mücadele sürdüren bu halka “gidiniz ve bir 30 yıl daha bu statükoyu, bu irade gaspını kendi ellerinizle onaylayın” demektir.

Yeni Kıbrıs Partisi, halkımızı, bu “bendo”nun, “beşi bir yerde”nin dayanışma içinde hazırlayıp onaya sunduğu bu göstermeliklere itibar etmemeye çağırmakta, bir kez daha Rejime ve temsilcilerine HAYIR diyerek bu ülkenin kuzeyinde var olduğumuzu göstermeye çağırmaktadır.

Sekiz örgüt, anayasayı da değişiklikleri de reddettiğini açıkladı

1403262452Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) binasında bir araya gelen 8 örgüt, “KKTC” Anayasası’nı adada “ayrılıkçı siyasi yapı” yarattığı için kabullenmediklerini açıkladı.

Yeni Kıbrıs Partisi ve Birleşik Kıbrıs Partisi başta olmak üzere KTÖS, Kıbrıs Türk Devlet Çalışanları Sendikası (Çağ-Sen), Kıbrıs Türk Taşeronlar Birliği, Devrimci Komünist Birlik, Kıbrıs Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Baraka Kültür Merkezi, tarafından düzenlenen ortak basın toplantısında okunan basın açıklamasında, bu örgütlerin Anayasa’da öngörülen değişikliklerle beraber 1985 yılında geçen “Anayasa’yı” da reddettikleri belirtildi.

Çağ-Sen Başkanı Mehmet Davulcu tarafından okunan ortak basın açıklamasında, halka değişikliklere “hayır” demesi çağrısı yapıldı ve Türkiye adada ayrılıkçı bir rejim oluşturmakla suçlandı.

KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil basın toplantısında yaptığı konuşmada, “Bizim duruşumuz yapılacak olan değişikliklere dönük değildir, bu değişikliklerin doğruluğu veya yanlışlığı bizim tartışma alanımız değildir. Duruşumuz mevcut Anayasa’ya 1985’te olduğu gibi ‘hayır’ demektir. Bu Anayasa’yla beraber adanın kuzeyinde ayrılıkçı bir yapı gündeme geldi” dedi.

Elcil, Kıbrıslı Türk ve Rumların birlikte yaşayabileceği bir yapı görmek istediklerini ifade etti.

Kamu çalışanlarının maaşlarıyla ilgili yasanın değiştirilmesi önerisiyle ilgili Cumhuriyet Meclisi’nin erteleme kararı almasını da eleştiren Elcil, “Bu başka yerden talimat aldığının göstergesi” dedi.

Çağ-Sen Başkanı Mehmet Davulcu ise, Anayasa değişikliği çalışmaları konusunda “Ömrü dolmuş bu sistemi makyajlayarak ömrünü uzatmaya dönüktür” dedi.

Davulcu, 1985 yılında da anayasaya hayır dediğini belirtti. Davulcu daha sonra 8 örgüt tarafından okunan ortak açıklamayı okudu. Açıklama şöyle:

 

Ortak Basın Açıklaması

Türkiye Cumhuriyeti 1960’da kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bozulan anayasal nizamını tekrardan tesis etmek ve toprak bütünlüğünü korumak için garantörlük sorumluluğu çerçevesinde adamıza askeri müdahalede bulunmuştur. Askeri müdahale sonucunda Türkiye Cumhuriyeti’nin adamıza yönelik uluslararası hukuğu hiçe sayarak ortaya koyduğu siyaset bir işgal ve istilaya dönüşmüştür.

Türkiye Cumhuriyeti’nin adamızın kuzeyinde kurdurduğu ayrılıkçı siyasi rejim oluşturulan anayasa ile Kıbrıslı Türk toplumuna empoze edilmiştir.

1985 yılında 12 Eylül Cuntası tarafından dayatılan “KKTC”’ye, köle ruhlu bir anayasa ilave edilmesine “HAYIR” diyen CTP liderliği, zaman içerisinde statükonun bekçiliğine soyunmuş, bu zafiyetinden yararlanan rejim de ona yeni bir anayasa değişikliği ile “HAYIR”ını geri aldırmak istemektedir. CTP liderliği öncülüğündeki anayasa değişikliği maddeleri bile, günün sonunda UBP ve DP ile uzlaşı ve oy birliğinin sağlanması uğruna kurban edilerek, kuşa döndürülmüş ya da tamamen reddedilmek suretiyle vitrinin süsü bile olamamıştır.

Şimdi sıkılmadan karşımıza geçmiş bizden rejime çektikleri bu makyaja “EVET” dememizi istiyorlar.

Bizler adanın kuzey coğrafyasındaki mevcut siyasal satükoyu reddedenler, anayasa değişikliği diye önerdikleri temel hak ve özgürlüklerle ilgili maddelere bile sahip çıkamayan CTP, UBP, DP ve TDP’den oluşan “dördü bir arada”nın yangından mal kaçırarak aklamaya çalıştıkları statükoyu reddetmeye ve geçmişte olduğu gibi anayasaya “HAYIR” demeye çağırıyoruz.

Bu çerçevede biz aşağıda imzası bulunan örgütler olarak yalnızca ayrılıkçı siyasi yapının anayasasında yapılan değişiklikleri değil, aynı zamanda 1985 yılında olduğu gibi bu ayrılıkçı kukla rejimin anayasasını ve bize bunu dayatan TC yetkilileriyle Kıbrıs’taki işbirlikçilerin siyasetlerinin tümünü reddederiz.

TALİMATLA YÖNETİLMEYE HAYIR

ANAYASAYA HAYIR

BU MEMLEKET BİZİM BİZ YÖNETECEĞİZ

Özerk, demokratik, bilimsel üniversite talebi çerçevesinde de HAYIR

anayasayahayir_wYKP yaptığı açıklama ile anayasa değişiklik paketini değerlendirdi ve bazı değişiklik maddelerine dikkat çekerek “Anayasanın değiştirilmesi ile ilgili çalışmalar üniversitelerin özerkliğini, özel veya resmi olmalarına bakılmaksızın tamamen ortadan kaldıracaktır” uyarısında bulunuldu.

Açıklama şöyle:

Anayasanın değiştirilmesi ile ilgili çalışmalar üniversitelerin özerkliğini, özel veya resmi olmalarına bakılmaksızın tamamen ortadan kaldıracaktır.

Şimdiki anayasa sadece kuruluşları yasayla düzenlenir demekle yetindiği için özeller bunu dışında tutulmuş ve yasaya uygunluk aranmamıştı. Aransa da anayasal bir engel olmadan özerk üniversiteler kurulabilirdi. Değişiklikle anayasaya eklenmesi öngörülen Madde 131A yani YÖDAK maddesi onaylanırsa, o maddede, “üniversitelerin öğretimini planlamak, düzenlemek, denetlemek, oralardaki eğitim-öğretim ve bilimsel araştırma faaliyetlerini yönlendirmek, bu kurumların yasada belirtilen amaç ve ilkeleri doğrultusunda kurulmasını, geliştirilmesini ve üniversitelere tahsis edilen kaynakların etkili bir şekilde kullanılmasını sağlamak ve öğretim elemanlarının yetiştirilmesi için planlama yapmak maksadı ile YÖDAK kurulur” denildiğine göre üniversite senatolarına ve yönetim kurullarına iş kalmamış olacaktır.

Tıpkı Türkiye’de 12 Eylül ile TC anayasasına giren YÖK gibi, bir üniversitenin bilimsel araştırma faaliyetlerini yönlendirmek YÖDAK’ın işi olacaktır. O zaman hangi bilimsel özerklikten bahsedilecektir? Öğretim elemanı yetiştirmek için farklı programlar uygulayan ünlü üniversiteler vardır. Hangisini devlet kararlaştıracaktır?

Bir üniversite kaynaklarını etkili bir şekilde kullanmayı kendisi kararlaştıracak iken YÖDAK göreve getirilmektedir. Devletin tahsis ettiği kaynaklar olsa iş başka ancak tahsis edilen kaynaklar diye hepsi YÖDAK denetimine verilmektedir.

Üniversitelerin amaç ve ilkeleri de yasaya bağlanmıştır. Devletin yani YÖDAK’ın amaç ve ilkeleri onamasını ve YÖDAK’ın bunların doğrultusunda faaliyet göstermesini denetlemesi geriye ne bırakacaktır?

Eğitim- öğretimi de YÖDAK planlayacakmış?

Bunu bu çağda düşünmek şaşırtıcıdır. Hem de özerklik ve mali özerklik diye üniversitelerin eylem yaptığı zamanda bu düşünülüyorsa yorumlamak çok zordur.

Darbe anayasası ile oluşturulan YÖK, Türkiye’de üniversitelerin cendereye alınmasına neden olduğu için eleştirilmektedir. YÖDAK’ın da onun suyunda gittiği bilinmektedir. Basında haber olan direktifleri ve üniversitelerde yapılan çalışmaların Türkiye’nin Kıbrıs politikasını destek amacıyla da yapılmasını, kendisine bu gibi çalışmalar hakkında bilgi verilmesini istediği tez ve doktora çalışmalarının da denetlendiği bilinmektedir. Şimdi daha güçlü ve tam yetkili bir kuruma sahip olacaktır.

YÖK’ü reddeden ve ayrı sınavlar yapmaya başlayanları da artık yola getireceklerdir.

Yeni Kıbrıs Partisi, içinde böylesi anti-demokratik uygulamaları barındıran anayasa değişikliğine özerk, demokratik, bilimsel üniversite talebi çerçevesinde de HAYIR denmesi çağrısı yapar…

Yeni Kıbrıs Partisi çağrı yaptı: Rejimi bir kez daha reddedelim

YKP anayasa değişiklik paketini değerlendirdi ve çağrıda bulundu; “haydi Rejimi bir kez daha reddedelim; allayıp pulladıkları Anayasalarına bir kez daha HAYIR diyerek egemenlere, biz daha burdayız ve kurulu düzeninizi reddediyoruz diyelim” dedi.

Açıklama şöyle:

Ülkemizin kuzeyinde 1974 den sonra oluşturulan vitrinin cilalanmasına devam edilmektedir.

Cila ustaları farklı görünseler de, düdük çalınca bir araya gelerek “hep beraber, hep beraber” hareket etmeyi de ihmal etmemektedirler.

Bu çerçevede şimdi gündemimize Anayasal değişikliklerin onaylanmasını koydular. İşin başında diklenen bazı siyasi partiler, son tahlilde aldıkları talimat doğrultusunda hizaya geçtiler ve birlikte olmak için kuşa çevirdikleri değişikliklere onay vermemiz için yalvarmaya başladılar.

Meclis vitrininin süslerinden olan Rejimin 4 siyasal partisi yanlarına Eroğlunu da alarak “beşi bir yerde” gerdanlık takısını oluşturdular. Yapılan tamamen dostlar alışverişte görsün, “biz anayasayı da değiştiririk” gibi göstermelik, halkın tartışmasına, anlamasına fırsat tanımayan, yerel seçim kampanyası içinde yutturulmaya çalışılan bir durumu oluşturmaktadır.

Yapılan değişiklikler hiç bir anlam taşımamaktadır. Hatırlatmakta yarar vardır: 1985 Anayasasına hayır diyen o zamanın rejime karşı yurtseverleri, acaba o gün oylanan Anayasada bugün yaptıkları değişiklikler olmuş olsa evet mi diyeceklerdi!

Değerli halkımız! Anayasanın bazı maddelerini allayıp pullayan Beşi Bir Yerde ekibinin “evet” için yalvarmalarına inanmayın. Anayasa da geçici 10. Madde durdurduktan sonra, yapılan hiçbir değişikliğin hayat bulması mümkün değildir. Kıbrıslının kendi kendini yönetmesi mümkün değildir. Önümüzde bir fırsat daha doğmuştur. Bu memleket bizim, biz yöneteceğiz… Bu memleket bizim talimatla yönetilmeye hayır deyip yıllardır mücadele sürdüren tüm yurtseverler…

Yeni Kıbrıs Partisi olarak tüm halkımıza çağrıda bulunuyoruz: Haydi rejimi bir kez daha reddedelim. Allayıp pulladıkları Anayasalarına bir kez daha HAYIR diyerek egemenlere, biz daha burdayız ve kurulu düzeninizi reddediyoruz diyelim.