YKP: YIKIMA DEVAM

117

YKP yeni imzalanan protokolü değerlendirdi. Konu ile ilgili açıklama şöyle:

Yeni paket imzalandı imzalanıyor derken, dün en sonunda imzalandı.

İlk göze çarpan husus 2007-2009 protokolünde imza Ferdi Sabit Soyer ve Recep Tayyip Erdoğan’a ait idi…

2010-2012 protokolünde rütbe tenzili yapıldı ve Derviş Eroğlu ve Cemil Çiçek arasında imzalandı. 2013-2015 protokolünde bu yeni ‘gelenek’ sürdürüldü ve İrsen Küçük ile Beşir Atalay arasında imzalandı… Yani TC devleti bizi bakana havale etmişti, bakan seviyesinde ilişkiler devam ediyor…

Öngörülen programlar başarılı mı diye sorulacak olursa hükümetin protokoldeki cari bütçe açığı taahhütlerine bakmak yeterli… 2007-2009 protokolünde cari bütçe açığını program sonunda 75 milyon TL öngörülmüştü, 2010-2012’de ise 320 milyon TL… Bu yeni protokolde ise cari bütçe açığını program sonunda 315 milyon TL’ye indirilecekmiş…

Bunca acı reçete, maaşların dondurulması, tasarruf önlemi sonucunda cari bütçe açığına bakarak şunu net söyleyebiliriz ki, durumda kötüleşme olduğu aşikar!

Bunca şeyi özelleştirme adı altında satılmasına rağmen 2007-2009 arasında 1.875 Milyon TL, 2010-2012 arasında 2.584 Milyon Türk Lirasına kadar olmak kredi veya hibe verilebileceği söylenirken, bu protokolde rakamlar “3 milyar TL’ye kadar olmak üzere” olarak revize edilmiş, yani TC bizi daha fazla borçlandıracak!

Ekonomi uçuyor yorumlarına rağmen borçlanmamız katlanmakta!

Bunlara bile bakarsak durum iyi değil…

Protokolün eki olan “Sürdürülebilir Ekonomiye Geçiş Programı Matrisi” bakıldığında durumun vahameti daha iyi anlaşılmaktadır.

2007-2009’daki protokolden gelen birçok madde vardır. Bunun üstüne konarak bugün süreç deva etmektedir.

Bu adı geçen ekte; “yeni kamu görevlileri yasası çıkarılacak”, “kamuda çalışma saatleri (…) düzenlenecek”, “Yerel yönetimler, idari, mali ve denetim yönünden yeniden yapılandırılacak”, “sağlıkta dönüşüm eylem planı hazırlanarak uygulanacak ve genel sağlık sigortasına geçilecek”, “tam gün eğitime geçilecek” gibi birçok kamusal alanda düzenlemelerin vaadi yer almaktadır.

“Sertifikalı tohum üretimi için Tohumculuk Yasası çıkartılacak” maddesini okuduğumuzda, bunun önceki protokollerde olduğu gibi bunda da devam ettiği, daha önce yasa hazırlanmasıydı, şimdi yasanın çıkarılmasının hedeflendiği anlaşılmaktadır. Bu da gıda egemenliğini tehdit eden önemli bir yasal düzenleme olacak!

Satış süreçleri de devam edeceği anlaşılıyor; “mevcut ve yapılması planlanan deniz limanları işletme hakları devredilmek suretiyle yeniden yapılandırılacak”, “telekomünikasyon altyapısı ve hizmetleri; işletme hakkı devri”, “elektrik dağıtım sisteminin işletme hakkı devri” gibi maddeler bu ekte mevcuttur.

Ekte yer alan ve diğer protokollerde de olan “İLO ve AB standartlarına uygun olarak sendikal haklar ve kurumlar gözden geçirilerek gerekli uyum sağlanacak” maddesinin sendikalar cumhuriyeti suçlamaları ile ne kadar paralellik kurulacağı ve sendikal hak ve özgürlüklerinin ne kadar kısıtlanacağı bilinmemektedir.

Nereye doğru gittiğimizi anlamak isteyenler için “KKTC ile T.C. sistemlerinin entegre olabileceği Sınır Kontrol sistemi oluşturulacak” maddesini okunması zihin açıcı olabilir…

Bu protokol içindekiler elbette bunlarla kısıtlı değildir. Bu protokol ile eski protokollerden eksik kalan işler tamamlanacak, yeni sosyal, ekonomik birçok düzenleme hayata geçirilmeye çalışılacaktır.

Erken seçim isteyenler, eğer seçimlerde başarılı olurlarsa bu protokolü uygulayacaklarını çok iyi bilmelidirler. UBP, 2007-2009 protokolüne muhalefet ile geldiğini unutmamak önemlidir. Pratikte yaptığı ise hem o protokolü devraldı, hem de geliştirdi.

YKP, bu yıkım paketlerine karşı gerçek toplumsal muhalefet için tüm örgütleri yeniden, etkin mücadeleye çağırır. Bu protokolün reddedilmesinin yeri meclis değil sokaktır. Sokakta geriletilemeyen paket, erken seçim ile hiçbir şekilde değiştirilemez.

Bu nedenle YKP, tüm kesimleri, parça parça hak arama/koruma değil, paketin tümüne karşı mücadele için harekete geçmeye çağırır.