YKP: YARIN EYLEMDEYİZ!

109

Yeni Kıbrıs Partisi yarınki Mağusa’daki eylem için çağrı yaptı. Açıklama şöyle:

Hangi el koyma, peşkeş çekme, satma işinin detayına insek altından sömürge valisi Halil İbrahim Akça ve TC yardım heyeti diye takdim edilen gerçek bakanlar kurulu çıkmaktadır…

KTHY olayında da yaşandıydı, ‘devredin, şu kadar yardım hazır’ diye açıklamaları herkes okumuştu… Koop-süt olayında da benzer teklifin olduğunu herkes biliyor, ‘devredin, bankaya yardım yapalım, kurtulsun’…

En son, DAK-DAİ konusunda da ‘devredin, laboratuvar ve derslik için üniversiteye yardımı serbest bırakalım’ açıklamasını da gene herkes biliyor…

Yani kurumların TC sermayesine devredilmesi sürecindeki sömürge valisi ve etrafındakilerinin çabaları artık gizli değildir.

Bu nedenle DAÜ üniversite öncesi kurumlar çok yönlü bir operasyonla elden çıkarılmak istenmektedir… Daha önce de vurgulamıştık, devredilmeye çalışılan okullar değil geleceğimizdir…

Bu nedenle YKP, başta üyeleri, sempatizanları ve parti dostları olmak üzere tüm halkı, hem işbirlikçi UBP, hem de TC’nin operasyonları karşı, yarın 9:30’da bir kez daha yeninden ‘Ankara elini yakamızdan çek’ demek ve DAÜ-SEN’e destek olam için DAÜ Rektörlüğü önünde buluşmaya çağırır…

YKP, DAÜ Üniversite Öncesi Eğitim Kurumları’ndaki gelişmeleri değerlendirdi

ÇOK YÖNLÜ OPERASYONA KARŞI DİRENMEK GEREK!

 

YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı DAÜ Üniversite Öncesi Eğitim Kurumları’ndaki gelişmeleri değerlendirdi. Konu ile ilgili 15 Haziran tarihli açıklama şöyle:

Ülkenin kuzeyini parça parça TC sivil-asker bürokratları ile işbirliği halinde TC’li sermayedarlara satan UBP, operasyonuna hız verdi…

Yerli işbirlikçi UBP, KTHY’de olduğu gibi DAÜ Üniversite Öncesi Eğitim Kurumlarını da tasfiye etmeye başladı. Bugün itibari ile (15 Haziran) tıpkı KTHY’de olduğu gibi birçok çalışana 31 Temmuz itibari ile sözleşmelerinin bittiği ile ilgili yazı tebliğ edildi…

Ön protokol var mıydı, yok muyduyu tartışırken, UBP ön protokolü hayata geçirmeye başladı bile… Bu nedenle ikinci bir KTHY dramı kapımızdadır…

Tabii, DAÜ Üniversite Öncesi Eğitim Kurumları’nın Doğa Koleji’ne devredilme sürecindeki tartışmalar ve son olarak ön protokolün kamuoyu ile paylaşılmasıyla sorunun derinliğini kamuoyu daha net anlamış durumdadır.

Konu yalnızca bir okulun devri değil daha kapsamlı bir operasyonun parçalarının açığa çıkmasıdır. Bu operasyonda Kıbrıs’ın güneyine okumaya giden öğrencilere karşı önlem alınıyor, Kıbrıslı Türklere ait kurumlardan biri daha TC’li sermayedarlara peşkeş çekiliyor ve ayrıca Kıbrıs’ın kendine ait imamın ordusunun oluşumu için düğmeye basıldı, yani kelimenin tam anlamı ile bir taşla üç kuş vurma operasyonu…

Birinci konu Kıbrıs’ın güneyinde eğitime gidenlere karşı süren operasyondur. Bu operasyon CTP hükümeti döneminde TED Kolejinin açılmasına yönelik çabalarla başlatıldı. Amaç öğrencilerin güneye gidişini önlemekti. Operasyonun içinde bizzat Talat da vardı. Bu operasyonun ikinci ayağını, güneyde okuyan Kıbrıslı Türk öğrencilerin Türkiye’deki üniversitelere GCE A Level sınavıyla giriş hakkını ellerinden alarak yeni işbirlikçi UBP ile yaptılar. Bu vesile ile kuzeydeki kolejlerin cazibesini artırdılar. Tam da böyle bir dönemde, yani kuzeydeki kolejlere cazibenin arttırıldığı dönemde DAÜ Üniversite Öncesi Eğitim Kurumları Doğa Kolejine devrediliyor… Kıbrıs’ın güneyde okuyan öğrencileri yasaklayarak önlem geliştiremeyenler ki bunu da denemişler ama devam etmeye cesaretleri yetmemişti, bu operasyonla hem güneye gidişe önlem alıyorlar, hem de bu öğrencileri TC’nin sermayedarlarının yöneteceği özel kolejlere yönlendirmiş oluyorlar… TED’in yeterli MÜŞTERİ (!) bulamadığı için TC Elçiliği/Yardım Heyetinden finansal destek aldığı bilindiği koşullarda, yani verimsizliği (!) bilinen bir alana başka bir özel sektör kuruluşunun girişim yapmasının arkasında böylesi “ulusal” bir çıkar vardır. Zaten bunu DAÜ Rektörü de “güneye gidişlere önlem almaya çalışıyoruz” gibi bir cümle kullanarak itiraf etmiştir…

İkinci konu Kıbrıslı Türklerin elindeki kurumların TC’li sermayedarlara peşkeş çekilmesidir… Geçen dönemdeki KTHY operasyonu ile bu niyet net olarak anlaşıldı… Gene operasyonun işareti CTP’li dönemde verildi. KTHY çeşitli şekillerde zarara uğratıldı, parçalanarak özel sektöre devredilmeye çalışıldı, en sonunda Eroğlu’nun saraya atlama sürecinde gerekli önlemleri popülist politikalar nedeni ile almayarak batmaya terk edildi. KTHY’nin batırılışı ile özellikle bazı TC’li sermayedarların firmaları yüksek bilet fiyatları ile önemli çıkarlar elde etti. Şu aşamada Kıbrıs’ın kuzeyinin ekonomisinin can damarı olduğu söylenen hava ulaşımı tamamen TC’li sermayedarların firmalarına geçmiş durumdadır. Elektrik, telefon, hayvancılık ve tarım gibi alanlardaki operasyonlarla da bu alanlardaki kurumlar TC’li sermayedarların firmalarına devredilecektir. Bu kurumların reform istediği açıktır ama sorunun bunların TC’li sermayedarların firmalarına devredilerek çözülemeyeceğini Sanayi Holding’in kapatılmaya zorlanması süreci ile anlamıştık, sonrasında yaşadığımız onlarca örnekte de yaşamaya devam ediyoruz. Sağlık ve eğitim ise çok daha hassas alanlardır. Eğitim ve sağlığın metalaştırılmasının diğer alanlardan çok daha yıkıcı etkisi olacağını dünya neo-liberal uygulamaların son 30 yıldaki tecrübelerinden öğrendi. Buna rağmen hasta ve öğrencileri müşteri gören anlayış bu alanları daha fazla serbest piyasaya açmada ısrarcıdır.

DAÜ Üniversite Öncesi Eğitim Kurumları ile başlayan TC’li sermayedarların firmalarına ilk ve orta eğitim kurumlarının devri süreci, üniversite alanında da zaten CTP’li hükümetler döneminde başlatılmıştı. ODTÜ, İTÜ ve Çukurova Üniversitelerine verilen ayrıcalıklarla Kıbrıs’ın kuzeyine yerleşmeleri sağlanmaya çalışılıyor. Doğa Koleji ile devam eden süreçte konunun yakın bir zamanda DAÜ’ye de geleceği bellidir. Zaten LAÜ’de (Lefke) süreç yurtların devri ile başlandı… Sağlıkta ise Erdoğan’a yakın özel sağlık kuruluşlarının kuzeydeki özel hastanelerle ilgilendiği bilinmektedir. Yani DAÜ Üniversite Öncesi Eğitim Kurumlarındaki operasyon ayni zamanda tüm sektörlerin TC’li sermayedarların firmalarına devrinin parçasıdır. Fetihçi zihniyetle askeri işgal ve demografik yapının değiştirilmesi süreci finansal işgal ile devam ettirilmeye çalışılıyor…

Konunun bir diğer yönü ise Kıbrıs’ın kuzeyinde Sunni-İslamlaştırma süreci ile ilgilidir. Son dönemde cami yapımına, dini etkinliklere ve çalışmalara TC yardım heyetinin oluk oluk para akıttığı bilinen bir gerçektir. Bu dönemde artırılan kuran kursu ve benzeri kursuların sürdürülmesi için TC’li bürokratlardan gelen baskılar da bilinmektedir. Bu baskılardan bunalan önceki CTP’li “başbakan” bunları tenis kurslarına benzetecek kadar yönünü şaşırmıştı. Sunni-İslamlaştırma sürecinin eğitim alanına da girişine şahitlik yapmaktayız. DAÜ Üniversite Öncesi Eğitim Kurumlarının dini Cemaatlarla bağlantısı olduğu açıkça bilinen bir kuruma devri bunun ilk adımıdır. Kurumun şaibeli sermaye yapısı, kaynağı çok belli olmayan sermaye artırımı ile hızlı büyümesi nedeniyle Türkiye’de birçok kişi tarafından kuşku ile yaklaşılan Doğa Koleji, Fetullah Gülen okulu olarak ilk kez Kıbrıs’ta suçlanmamaktadır. Bu suçlama ile ilgili Türkiye’deki haber sitelerinde yeteri kadar bilgi vardır. Sürecin tıpkı Türkiye’deki şekli ile yürüyeceği de açıktır. Burs, katkı vs. isimlerle öğrencilere dini vakıflardan para aktarılacak, bunun karşılığında öğrencilerden de “dine biraz daha saygılı olması” talep edilecektir. Bunu Kıbrıs’ın kuzeyinde yıllardır cemaatlere ait öğrenci yurtlarında zaten yaşıyoruz. Ayrıca bu öğrencilerin üniversiteye geçişlerinde de kolaylık sağlanarak İmamın ordusuna yeni kadrolar yetiştirilmeye devam edileceği bellidir. İmamın ordularının Kıbrıs’ta da yetiştirilmesi, amaçlarının Kıbrıs’ın kuzeyindeki yönetim kadrolarına sızma operasyonu olarak da yorumlanabilir…

Tüm bu operasyonda ise TC yardım heyeti bizzat işin içindedir. DAÜ’ye verilecek mali katkı okulun devri karşılığı bekletilmektedir. DAÜ Üniversite Öncesi Eğitim Kurumlarının devredilmesi ile yardım heyeti derslik ve laboratuvar yapımına katkı adı altında mali destek sağlayacaktır…

Bu arada TC basınında çıkan açıklamalarında Doğa Okulları kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Fethi Şimşek, eğitimden kâr etmenin ayıp sayılmasını bir türlü anlayamadığını belirtmişti. Ayni açıklamada “tümüyle anonim şirket şeklinde işletilen eğitim kurumlarına da ihtiyaç var” demişti. Böyle bir zihniyet DAÜ Üniversite Öncesi Eğitim Kurumlarını devredilmektedir… Yani işin içinde eğitimin metalaştırılması operasyonu da vardır…

[http://egitimgazetesi.aktifhaber.com/news_detail.php?id=145903]

Böylesi çok kapsamlı operasyonda tüm kesimlerin DAÜ-SEN ile birlikte direnmesi kaçınılmazdır… Çünkü devredilmeye çalışılan okullar değil geleceğimizdir.

YKP, tüm kesimleri DAÜ-SEN’in direnişine katılmaya çağırır…