YKP, “Solun Akdeniz Konferansı” katıldı

142

Avrupa Sol Partisi’nin ‘Kuzeyden – Güneye, Halkların demokrasi, barış, ve sosyal adalet mücadelesini birleştirmek için’ sloganıyla düzenlediği, Solun Akdeniz Konferansı, 5-7 Ekim tarihlerinde İtalya’daki Sicilya adasının Palermo şehrinde 23 farklı ülkeden, 42 farklı delegenin katılımıyla gerçekleşti. Toplantıya Yeni Kıbrıs Partisi’ni temsilen Parti Meclisi ve Yürütme Kurulu Üyesi Faika Deniz Paşa katıldı.
Konferans’ta, neoliberalizm, sınıf mücadelesi ve gençlik; enerji ve ekoloji; göçler ve mülteciler; demokrasi, medeni haklar ve sosyal adalet; militarizm, işgal ve mücadele; ve işbirliği ve örgütlenme ile ilgili uygulamada sorunlar başlıkları ile 6 farklı oturum gerçekleşti.
Neo-liberalizm ve sınıf mücadelesi adlı ilk oturumda giriş konuşmalarını Avrupa Sol Partisi Başkan Yardımcısı Maite Mola ile Mısır Sosyalist Partisi’nden Mamdouh Habashi yaptı.
Mola, krizin yapısal bir sorun olduğunu ve ekonominin ABD’de, AB’de hatta Çin’de, yani global ölçekte felç olduğunu söyledi. AB’nin dünyanın geri kalanına sorun ithal ettiğine vurgu yapan Mola, ‘Avrupa yapımı neo-liberal model, 50 yıllık mücadele ile kazanılmış hakları süpürüyor’ dedi. AB’yi yönetenlerin, sendikaların neredeyse yok olmasını istediklerini anlattı. Önümüzdeki birkaç yılda ise ya AB’nin çözülmesine ya da farklı biçimlerde entegrasyona şahit olacağımızı söyledi. İspanya ve Yunanistan’da gençlerin %50’si işsiz, devlet okulları çöktü, işçi sınıfının artık maliyetini karşılayamadığı üniversiteler gittikçe daha çok elitleşiyor dedi. İspanya’da yaklaşık 5.6 milyon ev, her 3 evden biri boş olmasına karşın yüzbinlerce genç evsiz ve Yunanistan ve İspanya’daki gençler artık ülkelerinde yaşayamayacak durumdalar, basitçe ülkeleri dışına doğru itiliyorlar dedi. Genç insanlar, özellikle de genç kadınlar güvencesiz işlerde çalışıyor, krizin bedelini gençlik ödüyor diye konuştu. Demokratikleşmeye gereksinim olduğunu vurguladı, ekonominin merkezinde insanların bulunması ve demokratik olarak planlanması gerektiğini söyledi. Kemer sıkma politikalarına karşı Avrupa çapında bir cephe oluşturulması ve piyasa ve bankaların kendi krizlerini kendilerinin ödemesi gerektiğini ve kamusal bankalara ihtiyaç duyulduğunu belirtti. ‘Aşağıdan yukarıya, küçük kasabalardan, büyük bölgelere, tüm Avrupa çapında örgütlülük çok önemli. Hem hükümette hem de sokakta olmalıyız’ diyerek konuşmasını sonlardırdı.
Habashi, Mısır’da İslamistlerin seçimlerden sonra iktidara gelmesinden kaynaklanan sorunlardan bahsetti ve şu anda halkın, onlara oy verenlerin dahi, gerçek yüzlerini gördüklerini açıkladı. Buna neden olarak İslamistlerin, Mübarek’in ekonomik politikalarına karşı olmadıklarını yalnızca yolsuzluğa karşı olduklarını açıklamaları ve ordu ile ittifak içerisinde olmaları, olaylardan önce de iktidar olan ordunun, hala daha bu konumunu korumasını verdi. Habashi İslamistlerin yargının ülkedeki rolünü kökten etkileyecek değişiklikler peşinde olduğundan bahsetti. Anayasa mahkemesinin Anayasa Konseyi’ni yasa dışı ilan ettiğinden dolayı, yerine Bilginler Konseyi adında yasaların Anayasaya değil İslam’a uygunluğunu teftiş eden bir kurumu getirmeye çalışıldığını söyledi. Ülkenin yeni bir anayasaya da kavuşacağına inanmadıklarını belirten Habashi, Başkan’ın oluşturacağı 3. Anayasa Konseyi’nde de aşırı derecede kutuplaşmış ve ideolojilerinden taviz vermeyen liberal, milliyetçi ve sol 3 grubun olduğunu söyledi ve asla İslamistlerle Şeriat kurallarını müzakere etmeyeceklerini çünkü yasal olarak bu tür kuralların belirsiz olduğunu ekledi. Bu nedenle de anayasa olmamasından dolayı seçimlerin de olmayacağını ve bir süre daha belirsizliğin süreceğini kaydetti. ABD’nin orta doğu vizyonun da Körfez’in Suudi Arabistan, İsrail ve Müslüman Kardeşlerin liderliğinde bölgenin tüm İslamist gruplarının egemenliği söz konusudur dedi ve Mısır’ın demokratik olarak yönetilmesini, yani temiz laik bir hükümetin olmasını görmeye tolere edemiyor diye ekledi. Şu anda Mısır’ın Müslüman Kardeşleştiğinden de bahseden Habashi, devlet çalışanlarının, valilerin ve medyadaki liderliğe kendi yandaşlarının yerleştirildiğini söyledi. Avrupa Birliği’nin ise devletin İslamlaştırılması ile ilgili ABD’ye bağımlı bir rol oynadığını söyleyerek konuşmasını sonlandırdı.
Söz alan bir katılımcı, Arap Baharından önce mücadelenin Mübarek’e karşı olduğunu, neo-liberalizme karşı açık bir mücadele olmadığını, bu nedenle de bu devrimde yer alan insanların neoliberalizm ile ilgili kesin bir bilinçleri olmadığını, ancak durumun değiştiğini belirtti. ‘İslamist partilerin neo-liberalizmi miras alığını gördük’ dedi ve İslamistler bu türde politikaları uygulamada daha ‘akıllı’ davrandıklarını ekledi. İslamist partilere, sadece kişisel özgürlükler ile ilgili değil aynı zamanda insanları fakirleştirdikleri için karşıyız dedi. Şu anda, İslamist partilerin politikalara karşı çok önemli başka bir mücadele veriyoruz dedi.
Söz alan bir diğer katılımcı neo-liberalizmin kapitalizmden ayrılamayacağını söyledi. Kapitalizmin sorunsuz yeni piyasalar arayışında olduğunu ve bunun da işçi sınıfının sömürüsüyle paralel ilerlediğini, kapitalizmin sınıfsal mücadeleyi her zamankinden daha çetin hale getirdiğini belirtti. İslamist grupların ise bunu saklamaya çalıştığını ekledi. Kapitalizmin Avrupa’daki yapısal krizini yeni bölgelere taşımaya çalıştığını söyleyen konuşmacı, bunun bir başka nedeninin de Avrupa’daki proleterleşen burjuva, orta sınıflar olduğunu söyledi. Sol partilerin yeni stratejiler bakımından öncü olması gerektiğini ve Avrupa’da sosyal bir devrimin tohumları olduğunu bu nedenle de Arap ülkelerinde olanlardan Avrupalıların ders çıkarabileceğini ekledi.
Demokrasi Medeni Haklar ve Sosyal Adalet üzerine yapılan sunumlar bir sonraki hafta devam edecek…