YKP, İstanbul’da EDP ve KIBES’ın düzenlediği konferansa katıldı

125

Eşitlik ve Demokrasi Partisi (EDP) ile Kıbrıslılar Bilim, Eğitim, Sağlık ve Dayanışma Derneği’nin (KIBES) birlikte düzenledikleri Konferans, geniş bir katılımla 29 Ocak Cumartesi günü İstanbul Bilgi Üniversitesi Kuştepe binası konferans salonunda yapıldı. Konferansa YKP adına Yürütme Kurulu üyesi Çağla Konuloğlu katıldı.

Açılış ve sunuş konuşmalarının ardından, gün boyunca yapılan üç ayrı oturumda Kıbrıs sorununun tarafı olan çeşitli politik partilerin, sendikaların ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri, gazeteciler ve aydınlar, kalıcı bir barış için atılması gereken adımları tartıştılar.

KIBES Başkanı Dr. Kıvanç Diren ile birlikte etkinliğin açılış konuşmasını yapan EDP Genel Başkanı Ziya Halis, konferansı, Kıbrıs sorununu bu kez Kıbrıslılardan dinlemek ve İstanbul’dan barış rüzgarları estirmek gayesi ile düzenlediklerini belirterek “Bu sürecin dayatmalardan arındırılmış, dış müdahalelerden uzak, eşit, adil ve kalıcı barışı ve çözümü tesis edecek şekilde en kısa zamanda sonuçlanmasını arzu ediyoruz” diye konuştu.

Açılış konuşmalarının ardından “Kıbrıslılar Çözümü Tartışıyor” başlıklı ilk oturum, Emekçi Halkın İlerici Partisi (AKEL), Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP), Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) ve Yeni Kıbrıs Partisi (YKP) temsilcilerinin katılımıyla yapıldı.

Konuşmacılar tarafından, Kıbrıs’ta ve soruna taraf olan diğer ülkelerde milliyetçi ve şoven odakların sorunun çözümünün önündeki en önemli engel olduğunun altı çizilirken, kritik bir eşiğe gelindiği, bu noktada çözümden yana güçlerin bütün imkanlarıyla çözüm için verecekleri mücadelenin sürecin evrileceği yönü tayin edebilecek öneme sahip olduğu kaydedildi.

YKP toplantıda Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), Özgürlük ve Dayanışma Partisi, Sosyalist Parti, Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) ile imzaladığı Kıbrıs sorunu ile ilgili ortak deklarasyonu da gündeme getirdi, EDP’ye imzalama çağrısı yaptı…

YKP Yürütme Kurulu üyesi Çağla Konuloğlu’nun bu oturumda yaptığı konuşma şöyle:

Oturumun son konuşmacısı olarak sabrınızı taşırmak istemiyorum. Sözü fazla uzatmayacağım. Her şeyden önce şunu belirtmek isterim. Kıbrıs sorunu 1974’ten çok önce başlamıştır. Kimilerinin sandığı gibi 1974’te başlayan bir sorun değildir. Yanımdaki arkadaş 1961 doğumlu olduğunu söyledi, bana gelince, ben 1944 doğumluyum. Çocukluğumuzdan itibaren önce analarımızla babalarımız, sonra bizler, daha sonra çocuklarımız, şimdilerde de torunlarımız aynı sorundan etkilendik, etkilenmeye devam ediyoruz. Onlarca yıldan sonra bugün hâlâ çözülmediğine göre şu soruyu sormak gerek. Kıbrıs sorunuyla ilgili tarafların (Türkiye, Yunanistan, İngiltere, Amerika ve Kıbrıslıların bir kısmı) bu sorunu çözme niyeti var mıdır? Gerçekten çözme niyetleri var mıdır? Yok mudur? Bu soruyu hepimizin sorması gerekiyor.

Sayın Konuklar

Değerli Katılımcılar

Sevgili Yoldaşlar,

Yeni Kıbrıs Partisi (YKP), Kasım 2009’da Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP), İşçilerin Sosyalist Partisi (Sosyalist Parti), Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) ile Kıbrıs konusuyla ilgili ortak bir açıklama yapmıştı. Bu açıklamanın üzerinden geçen sürede ne yazık ki Kıbrıs konusunda var olan durumu değiştirecek gelişmelere rastlanmamıştır. Bu bağlamda, üzerinde durulması gereken konuları kısaca yeniden ifade etmekte yarar görmekteyiz.

* Kıbrıs sorunu, uzun bir çatışma tarihini içinde barındırmaktadır. Kıbrıslıların ortak vatanlarında yaşamları, hem milliyetçi düşüncenin hem de sınıflar arası ilişkiyi sömürü-sömürülen çizgisine çeken, kapitalist ekonomik düzenin yarattığı emperyalist uygulamalarıyla engellenmiştir.

* 1974 yılında, NATO’nun kendi çıkarları çerçevesinde ortaya koyduğu senaryonun birinci perdesinde; Yunan cuntasının askeri darbesinin ardından, ikinci perdesinde de Türkiye’nin askeri işgali, bu coğrafyanın son 37 yıllık kaderini köklü şekilde değiştirmiştir.

* Adanın Kuzeyine odaklı bir analiz yaptığımızda 1950lerin ortalarında TAKSİM tezi ile ifade edilen Türkleştirme ve Sünni – Müslümanlaştırma gayretleri, 74’ten günümüze Türkiye’nin derin ve sivil yönetimlerinin uyguladıkları asimilasyon ve entegrasyon politikaları, militarizasyon, sosyopolitik düzeyde kıskaca alma yöntemleriyle yapılmaktadır. Türkiye’de değişen ideolojik alt yapı, Kıbrıs’ın Kuzeyinde sadece ‘yeni Osmanlıcılık’ söylemlerinin de gelişmesini ve gerici tarikatların yerleştirilmeye çalışmasını getirmiştir. Bu dinsel farklılaşma yanında AKP eliyle gündeme getirilen ekonomi politikaları ile emekçilerin hakları ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır. Bu bağlamda, adada sürdürülebilir bir barışın olması için gerekli gördüğümüz bazı hususları yinelemek isteriz:

* Büyük güçlerin hegemonya ve güç mücadelesinin ve çıkar ilişkilerinin içinde kirletilmiş bir çözüm gerçek barışı sağlamayacağından, Kıbrıslıların özgür iradeleri ile kendi geleceklerini kendilerinin tayin etmesi şarttır. Adada barış ve birlikte yaşam, Kıbrıslıların barış, demokrasi ve kardeşlik doğrultusunda toplumsal hayatın her alanında yürütecekleri mücadele ve birikimleri üzerinden gelişecektir.

* Kıbrıs’ta çözümün yolu, iki bölgeli, iki kesimli, siyasi eşitliğe dayanan federal bir Kıbrıs’tır. Kıbrıs sorununun çözümü, bölgede barış mücadelesine katkı sağlayacaktır. Kıbrıs’ta, Ortadoğu’da ve Ege’de barış, bölge halklarının emperyalizme ve her tür tahakküme karşı ortak mücadelesi ile ancak, hayata geçebilir.

* Çözüm için adanın tamamının askersizleştirilmesi (böylesi bir askersizleştirmenin adadaki İngiliz üslerini ve Amerikan dinleme tesislerini de kapsaması) gereklidir.

* Ayrıca çözüm sürecine yardımcı olacak güven artırıcı önlemlerin de hayata geçirilmesi önemlidir. Bu nedenle bölgesel askersizleştirmeler dekonfrantasyon ve Türkiye’nin asker çekmeye başlaması hemen şimdi gereklidir.

* 12 Ağustos 1949 tarihli Savaş Zamanı Sivil Halkın Korunması Hakkında Cenevre Konvansiyonu’nun 49. Maddesinde işgal edilmiş bölgelerdeki nüfusun taşınması ve demografik yapının değiştirilmesi yasaklanmıştı. Özellikle 2004 yılındaki referandum sonrası oluşan göç hareketleri ile Kıbrıs’ın kuzeyindeki eğitim ve sağlık sisteminin de çökmesine neden olan bir nüfus yoğunluğu ortaya çıktı. Göç hareketi ile Kıbrıs’a gelenler devletin asimilasyon aracı olmakla birlikte TC Devleti bu insanları sağlıklı yaşam koşullarından yoksun bir halde köle gibi kullanmaktadır. Su kaynaklarının kısıtlı olduğu bir coğrafyada böylesi bir nüfus yoğunluğu yakın bir gelecekte ciddi ekolojik sorunlara da neden olacaktır. Bu bağlamda adaya nüfus taşınması politikasından derhal vazgeçilmelidir.

* Kıbrıslı Türklerin göç etmesine ön ayak olan politikalara son verilmesi ve 1974 sonrası yerinden edilen kişilerin taşınmaz malları ile ilgili bir anlaşma çerçevesinde adil bir çözüm önerisi sunulması gereklidir.

* Kıbrıs’ta nüfusun önemli bir kısmı savaşla birlikte zorla yer değiştirmiş, göçe zorlanmıştır. Bu nedenle bugünkü koşullarda bir insan hakkı olan özel mülk edinme hakkı, silah zoru ile ihlal edilmiştir. Her türlü uluslararası hukuka aykırı ve anlaşmaları zora sokan inşaat faaliyetleri, zorunlu bireysel olanlar hariç hemen durdurulmalıdır. Kıbrıslı Rumlara, Ermenilere, Maronitlere (Marunîler) ait arazilerin ticari metaya dönüştürülmesine karşı moratoryum ilan edilmelidir.

* Bu çerçevede yıllardır kapalı tutulan Maraş hemen sahiplerine iade edilmeli, yeniden iskân edilmeleriyle ilgili çalışmalara olanak tanınmalıdır. Antlaşmanın amacına ulaşabilmesi ve gerçek bir barışın olabilmesi için Türk, İngiliz ve Yunan devletleri tarafından verilen zararlar da tazmin edilmelidir.

* Kıbrıs Türk liderliği ve Türkiye tarafından daha önce kabul edilen şekilde Omorfo’nun (Güzelyurt) alternatif yerleşim yerleriyle ilgili şehir planlaması ve alt yapı çalışmaları yapılmalıdır.

* İki büyük toplum dışındaki Kıbrıslı Maronitler (Marunîler)’in de Kıbrıs’ın kuzeyindeki 3 yerleşim yeri askeri kamp olarak kullanılmaktadır. Bu yerleşim yerlerindeki askeri işgal kaldırılarak, Maronitlerin (Marunîler) köylerine geri dönüş olanağı yaratılmalıdır.

Kıbrıs, Türkiye için de yıllardır üzerine ‘kahramanlık’ hikâyelerinin anlatılarak milliyetçi/ırkçı anlayışlara güç taşıyan bir mit olmuştur. Bizler, Türkiye ve Kıbrıs’ı teslim almaya çalışan bu ‘fetihçi’ anlayışlar karşısında, halklar arasında barış ve kardeşliğin gelişmesi ve

Kıbrıslıların kendi geleceklerini özgürce tayin etmeleri noktasında dayanışma içinde mücadeleye inanmakta ve bunun için çalışmaktayız.

Başka bir gelecek için Kıbrıs’ın gerçek acılarını, hayal kırıklıklarını, umutlarını içeren başka bir tarihi birlikte anlatarak, barışın dilini kurmaya kararlıyız.

***

Sevgili konuklar, Kıbrıs konusunun tartışılması ve çözüm arayışlarının gerekli olduğuna olan inancımızla bugünkü çalışmaların yararlı olacağını umar, Yeni Kıbrıs Partisi’nin bu konudaki görüşlerini açıklama fırsatı yarattıkları için organizatörlere teşekkür ederiz.”

ATİLLA AYTEMUR: ‘ÇÖZÜME MİLİTARİST, MİLLİYETÇİ VE ŞOVEN ODAKLAR ENGEL OLUYOR’

Moderatörlüğünü Kıbrıs Üniversitesi’nden Prof. Dr. Niyazi Kızılyürek’in yaptığı ‘Siyaset ve Kıbrıs’ oturumunda ise EDP Genel Başkan Yardımcısı Atilla Aytemur, şöyle konuştu: “EDP, Kıbrıs’ta iki kesimli ve iki toplumlu bir federasyonu savunmaktadır. Çok dilli, çok kültürlü, çok inançlı, çok kimlikli, demokratik ve birleşmiş bir Kıbrıs’a giden yolun böyle bir federasyondan geçtiğini düşünmektedir.” Aytemur, yaşanan gelişmelerin böyle bir federasyonun gerçekleşmesinin önünde ciddi engellerin bulunduğunu gösterdiğini, Kuzey ve Güney’iyle Kıbrıs’ta, Yunanistan ve Türkiye’de militarist, milliyetçi ve şoven odakların yıllardır ortaya koydukları siyasal tavır ve eylemleriyle çözüme engel olduklarını belirtti.

Aytemur, EDP’nin sorun hakkındaki görüşlerini şöyle özetledi: “Adadan askerlerin çekilmesi, yabancı üslerin boşaltılması, Kıbrıs’ın mevcut bölünmüşlüğünü kalıcı hale getirecek girişimlerin önlenmesi, muhtelif bahaneler ileri sürülerek Kuzey’in Türkiye’ye ilhak edilmesine izin verilmemesi, Kıbrıs Sorunu’na yaklaşımımızın köşe taşlarını oluşturuyor. Araya sınırların girdiği Güney ve Kuzey’in birbirine kavuşması, yaraların sarılması, toplumsal kaynaşmanın ve kucaklaşmanın gerçekleşmesini, Kıbrıs’ın kalıcı birlikteliği için kaçınılmaz ve zorunlu görüyoruz. Anavatan – yavruvatan milliyetçi ve şoven politikaları, vesayetçi zihniyeti, sorunu çözmek bir yana, Kuzey’in, Kıbrıslı Türklerin uluslararası yalnızlaşma ve izolasyonuna yol açmıştır. Bu durumun devam etmesine daha fazla seyirci kalınamaz. EDP olarak bu durumun süratle değişmesi gerektiği fikrindeyiz.”

KIBRIS’TA ÇÖZÜMÜ, TÜRKİYE’DE DEMOKRASİYİ ENGELLEYENLER AYNI…

Toplantıda, Kıbrıs’ta yuvalanan derin devlet bağlantılı ve faşizan odakların, Türkiye’nin demokratikleşme çabalarına yıllar boyu nasıl engel olmaya çalıştıkları, son dönemlerde bu durumun epey kırılmaya uğradığının gözlendiği belirtildi. Bazı olumlu gelişmelere rağmen, bu tür odakların Kıbrıs’ta çözümü, Türkiye’de demokrasiyi engelleme misyonunun sona ermiş olduğunu gösterir fazla bir verinin henüz görünmediğinin de altı çizildi.

Son oturumda ise, sivil toplum örgütlerinden temsilciler, Kıbrıs’ta çözümü konuştular.

EDP ile KIBES’in birlikte düzenledikleri “Kıbrıs Sorunu ve Çözüm Önerileri” başlıklı konferans, sivil inisiyatiflerin ve barışçıl söylemlerin adada çözüm için ne kadar vazgeçilmez olduğunu ortaya koyarken, çözüm umutlarını güçlendirmesi açısından da son derece önemli bir buluşma oldu.