YKP: HER YÖNÜ İLE, HER YERDE ZORBALIK

131

YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı, Erdoğan’ın 19-20 Temmuz’da Kıbrıs’a yaptığı ziyareti ve ziyaret sırasında yaşananları değerlendirdi. Konu ile ilgili açıklama şöyle:

Erdoğan’ın ziyareti bu kez basit bir ziyaret olmadı. Her yerde ve her yönü ile zorbalık yaşandı. Zorbalık, Erdoğan ve diğer yetkililerin açıklamalarında vardı, sözde alınan tedbirler adı altındaki psikolojik şiddette vardı, eylemcilere karşı girişilen fiziki şiddette vardı. Zorbalık, buradaki yerleşiklere demokratik haklarını kullanıp eylem yapanları marjinaller diyerek hedef gösterilmesinde vardı. Basına koruma adı altındaki şiddet ve zorbalık, Erdoğan’ın adaya gelişi ve gidişi arasında, yalnız onun olduğu yerde değil, ülkenin her yanında vardı.

Unutulmasın ki zorbalığın olduğu yerde direnmek en meşru hakkıdır ve bu hak için YKP olarak yalnız veya diğer örgütlerle birlikte direndik, direnmeyi sürdüreceğiz…

Bu direnişimizi ne polisin teröre varan saldırganlığı, ne de Interpol tarafından aranan birinin Lefkoşa Polis Müdürlüğüne atanması engelleyemeyecektir.

Polisin gözaltı terörü de sürüyor. Kendisine tedbir niyetli verilen 24 saatlik gözaltı sürecini bir cezalandırma aracına dönüştürmüş, insanları keyfi olarak tutuklayıp özgürlük hakkından mahrum bırakmaktadır. Her gözaltındakinin tedavi hakkını elinden alarak, doktor taleplerini yerine getirmemiş ve darp edilenleri, 20 saatten fazla hücrede tutarak zorba yüzünü net olarak göstermiştir.

Polisteki sivil giyimli personel tam anlamı ile Ortadoğu ülkelerinde alıştığımız rejimin paramiliter güçleridirler. Eylemcilere saldırmakta, sokak ortasında insanları yumruklayabilmektedirler. Tüm bunlar tehlikeli gelişmelerdir.

Polis saldırganlığına karşı daha önce birkaç saat içinde Sendika Başkanı ile ilgili tutuklama emri çıkaran mahkeme, bu defa da birkaç saat içinde bir sendika için arama emri verebilmiştir. Hukuk sistemi polis zorbalığının eline geçmiştir. Adil yargılanma hakkımızın tehlikede olduğu, adaleti arama mekanizmalarımızın hızla politikleştiği böylesi ortamda tüm hukuk çevrelerine çağrımız hukuk sistemine sahip çıkmaları ve temel insan hak ve özgürlüklerine sahip çıkacak bir noktadan hukuğu hemen şimdi yeniden çalıştırmaya başlamalarıdır. Çünkü son dönemde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine (AİHS) aykırı birçok olay yaşanmakta ve mahkemeler buna ya taraf olmakta ya da susarak ortak olmaktadır…

19 Temmuz eylemlerinin tümünde YKP taraftı, bu eylemlerin hiç birinde eylemcilerin saldırısı söz konusu olmadı. Yaşananlar, polisin duran kitleye saldırması, kitleleri sokak ortasında yumruklamaya başlaması ile direnme hakkının, meşru müdafaa hakkının kullanılmasıdır. Hem KTHY çadırında, hem de Hamitköy’de yaşanan budur…

Zorbalık yalnız sokakta değildi, Erdoğan’ın adaya gelmeden önceki açıklamalarında, geldikten sonraki açıklamalarında da zorbalık vardı.

Gelmeden önce Kıbrıslı gazetecilerle yaptığı röportajda daha önce Kıbrıs’ta stratejik çıkarlarından dolayı bulunduklarını itiraf eden Erdoğan, bu kez de nüfus aktardığını itiraf etti

Hem Kıbrıs, hem de Türkiye’deki gazetelere yansıyan açıklamasında bir kez daha kadınlara bakış açısını da ortaya koyacak şekilde “4 çocuk isterim” fetvasını verdi…

Emekçilerin haklarının gasp edilmesinden sonra elini kadınların çocuk doğurma haklarına atan Erdoğan, bunu da gasp etmeye çalışıyor ve Türkiye’de sürdürttüğü beden politikasını bu coğrafyaya da uzatıyor, Kıbrıslı Türk kadınını birey olarak görmüyor! Kadını aşağılayan, esas işinin ‘Türk milletinin’ soyunu devam ettirmek-çoğaltmak olarak gören, yaratmaya çalıştıkları ulus devlet kavramını yüceleştiren, kurumların peşkeş çekilmesi ve göç yasası ile daha da şiddetlendirdikleri geçim derdini yok sayan bir tavır takınıyor.

‘Doğurmuyorsunuz ne yapalım biz da nüfus taşıyoruz’ açıklaması aslında YKP’nin yıllardır söylediği ama bazı kesimlerin çeşitli gerekçelerle reddettiği olgudur ve bunu kendi ağzı ile itiraf eden Erdoğan böylelikle bilinen bir gerçeği da ifşaa etmiş oldu.

1949 Cenevre Konvansiyonu, savaş ve sonrasındakileri düzenlemektedir ve askeri operasyon sonrası sivillerin yer değiştirmeye zorlanmasını ve işgal eden ülkenin kendi nüfusunu işgal ettiği ülkeye taşımasını savaş suçu saymaktadır. Bu nedenle Erdoğan’ın nüfus taşıyoruz açıklaması aslında savaş suçunun da itiraf edilmesidir…

Bunun yanında Kıbrıs’ın üçte birini işgal eden ve Kenan Evren’in bile itiraf ettiği “görüşmelerde vermek için fazladan aldık” açıklamasına rağmen Erdoğan’ın, “Omorfo’yu, Karpaz’ı hiç vermem, Maraş’ı şimdilik vermem” türündeki açıklamaları da dikkat çekicidir. Denktaş’ın bile yüzde 29’luk bir toprak düzenlemesini her şeye rağmen kabul ettiğini düşündüğümüzde Erdoğan Denktaş’tan bile daha ilerde çözümsüzlük taraftarıdır…

Erdoğan “asker de çekmeyiz”, “bunu bir ara yeniden görüşürüz” diyerek, masadaki bütün parametrelerin, üzerinde daha önce uzlaşılanlar dahil aslında kabul etmediğini deklere ediyor… Bundan da öte masada sürdürülen görüşmelerin göstermelik olduğunu ve nihai kararı kendisinin yani TC’nin vereceğini de itiraf ediyor.

Tüm bunları yaptıktan sonra adil bir çözümden bahsetmesi açıklamanın aslında şaka kısmından başka bir şey değildir…

YKP, böylesi provakatif açıklamalarla görüşme sürecinin sabote edilmeye çalışıldığının ve Kıbrıs’taki barış ve emek mücadelesinde büyük rol oynayan kadınların hiçe sayıldığının altını çizer, tüm tarafları üzerinde daha önce uzlaşılanlar çerçevesinde acil alarak çözüm bulmaya çağırır ve çocuk doğurmanın tamamen kadınların özgür iradesinde olduğunu vurgular.

YKP, bazı siyasi parti liderliklerinin AKP’ye şirin gözükmek için özellikle 19 Temmuz’daki polis terörü sürerken sessizliğini koruyup, her şey olup bittikten sonra şova dayalı gelip boy göstermelerini kabul etmez. YKP olarak, Tüm partilerin üyelerine liderlerine rağmen mücadeleye sahip çıkma çağrısı yapıyoruz. Onlar KTHY çadırını sahipsiz ve öksüz bırakabilirler ama solda birlik denen şey sokakta, tabanda direniş alanında pekiştiği sürece anlamlı olur…

YKP’nin, tüm kesimlere çağrısı demokrasiyi, barışı, toplumsal varoluşu korumak için tüm saldırılara karşı sokağa çıkmaktır. Tüm bu zorbalıklara cevap verilecek yer, Erdoğan’ın karşısında ceket ilikleyip, iki kat icazet almak değil, sokaktır, meydandır…