YKP: “Görüşmeler fethettik geri vermeyiz zihniyeti ile devam ediyor”

108

YKP Yürütme Kurulu üyesi Alpay Durduran Cenevre önce Kıbrıs sorunundaki gelişmeleri değerlendirdi. Konu ile ilgili açıklama şöyle:

Uzun zamandır beklenen BM genel sekreterliği ile birlikte Kıbrıs sorununu ele alma toplantısı Cenevre’de başlıyor. Özel temsilci Downer tarafların başarısız olduklarını görmek istemediklerini söylemek zorunluluğunu hissetti. Yani görüşmede başarısızlık olması olasılığı onun tarafından görülüyor ve uyarıda bulunuyor.

Ancak Türk tarafı bir ilerleme sağlamak için bazı öneriler yapmışmış ve Rum tarafının yanıtını bekliyormuş. Hâlbuki iki taraf da ilerleme olmayacağını benimsemiş görünüyor. Kıbrıs halkı da görüşmelerden bir şey çıkmasını beklemiyor. Merak edilen BM’nin ne yapacağıdır.

Basınımız genel olarak BM’nin bir takım yeni çerçeveler çizmek istediğini düşünerek yaratıcı düşüncelerini ‘BM böyle düşünüyor’ diyerek haber şekline sokuyor. Aslında sadece tahminlerini haber yerine koyarak yayımlıyor. Nitekim BM açıklamasında bir önceki görüşmenin yönetiminin kullanılacağını açıkladı. Yani bu kez de yenilik olmayacak ve Downer’in başarısızlık istememesinin arkasında bir destek yok.

Kıbrıslı Türkler ivedi bir çözümün olmaması hâlinde göçlerle azaldıklarını ve yeni yurttaşlarla kaybolup gideceklerini düşünüyorlar. Gene de özelleştirmeler ve yeni TC yatırımlarıyla işsizliğin ve fakirleşmenin yükünü tepkileriyle önleme kavgasını sürdürdükleri için görüşmelerde oynanan oyunu izleyip baskı yapamıyorlar. Yoksa ana soruna dikkat etmezlerse özelleştirme, bütçe kısıtlamaları ve yerli yatırımların TC sermayesi tarafından devralınması önlenemeyecektir.

Görüşmeler milli dava sayılan fethettik geri vermeyiz zihniyeti doğrultusunda dış baskı yapılmasını önlemek ama bir adım atılmasına da izin vermemek amacıyla yürütülüyor.

Görüşmeci Eroğlu ekibi sonuç almak değil zamanı kollayıp baskı yaratmadan günü geçirmeye çalışmaktadır. BM baskı yapacak ülkelerin görüşme devam etsin sonra bakarız politikasını değiştirtebilecek hâlde değildir. Onun için ufak adımlarla uzlaşmaya çalışıyormuş oyununu sürdürebilecektir. Olan bize olmaktadır.

Zaman Kıbrıslı Türklerin tembel oldukları suçlamasını kabul etmesini ve nerede ise özür dilemesini getirmektedir. Kendi sayısından fazlasının Kıbrıs’ta Türkiyeli olduğunu görüp de “onlar da mı tembel oldu, Kıbrıs’ın havasından mı suyundan mı” diye bakmıyorlar. Ülkelerinin çorak hâle getirildiğini ve verimli tek bir sektörün bile bırakılmadığını bu gelişmelerin de burada uygulanan Türkiye dayatması politikalar olduğunu tespit edemiyorlar.

Halkımız Kıbrıs sorunu çözülmedikçe politikaların değiştirilmesine izin verilmediğini onun için ekonomik çıkmazda debeleneceğimizi görmeli ve ayaklanmalıdır. Görüşmelerde ayak süründüğünü görüp eleştirmeli ve kaderini ele almalıdır. Görüşmelerdeki tutumu izleyip tepki göstermeyen partilerine saldırmalı muhalefet etmelidir. Görüşmelerde Rum tarafının tutumunu bahane gösterip de çıkış yolu aramayan Türkiye ve onun saptadığı esaslar ile görüşme yapanlara hesap sormalıdır.

Görüşmelerden başka yönteme izin yoktur onun için diğer tarafın tutumu engel olarak ileri sürülemez. ‘Kabahat yalnız Kıbrıs Rum tarafındadır’ diyenlere ‘dünya ve BM görmüyor mu’ diye sormak görevimizdir. Muhalefet partileri bu gerçeği görmüyorsa sorumluluğu paylaşıyor demektir.