YKP-fem’in de katıldığı Diyabakır’daki kadın konferansı sona erdi

105

Dünyanın birçok yerinden 250 kişinin katılımıyla Diyarbakır’da gerçekleşen 3. Uluslararası Kadın Konferansı sonuç bildirgesi 7 Şubat, Pazartesi günü yayınlandı. Kadınların önerileri arasında yerellerde kadın meclislerinin kurulması, feminist medya ve cinsiyet temelli bütçe de yer aldı.

5-6 Şubat tarihleri arasında Bağlar Belediyesi’nin organize ettiği “Kadın Kentlerine Doğru” başlıklı Uluslar arası Kadın Konferansı sonuç bildirgesi yayınlandı. Konferansa Kürdistan ve Türkiye’nin dışında Kanada, Hollanda, Kıbrıs, Arjantin, Almanya, Avusturya, Meksika, Yunanistan, İtalya, Finlandiya ve Amerika’dan gelen delegelerle toplam 250 kişi katılım sağlamıştı.

Kadın Konferansına YKP-fem’den Faika Deniz Paşa ve Zerrin Kabaoğlu da katıldı…

Yerel yöneticiler, üniversitelerden akademisyenler, araştırmacılar ve sivil toplum kuruluşlardan temsilcilerin aktif olarak katıldığı konferansta demokratik katılımcılık, örgütlü toplum, ekolojik ve cinsiyet özgürlükçü yaklaşım ve katılımcı topluluk ekonomisine dayalı bir yerleşik yaşam oluşturulması üzerinde duruldu.

YKP-fem’in konuşması

YKP-fem adına konferansa katılan Faika Deniz Paşa, ikinci gün deneyim paylaşımı sırasında söz alarak Kıbrıs’taki durumla ilgili bilgi verdi. Paşa’nın yaptığı konuşma şöyle:

Öncelikle buraya davet edildiğim için çok teşekkür ederim. Kürt kadınlarının başardıkları beni birçok gururlandırdı. Ve şunu söylemek isterim ki Kürt kadınlarının mücadelesi Kıbrıs’taki kadınlara ışık tutacaktır.

Aktivisti olduğum YKP-fem’i temsilen buradayım. YKP-fem Yeni Kıbrıs Partisi’nin yürüttüğü anti-militarist politikalar, vicdani red hakkı, mülteci hakları gibi politikaları, LGBTTQ (Lezbiyen Gey Transgender Transeksüel ve Queer) hareketini destekler ve partinin çalışmalarına paralel eylemlilik içine girer. Öte yandan, YKP FEM, YKP’den bağımsız olarak, partinin şimdiye kadar dâhil olmadığı bir konuyu partinin desteğini alarak veya almayarak ileriye götürebilir.

Yola çıktığımız kısa süre içerisinde özellikle sokakta aktif ve görünür olmaya calışıp feminizmi kentin ve hayatın ortasında tecrübe etmeye ve ettirmeyi amaçladık. Bir yıldan az bir süre içerisinde iki sokak eylemi düzenleyip üçüne de aktif olarak katıldık. Bunu yapmaktaki amacımız ataerkinin bize hem söylemde hem de pratikte çeşitli yollardan dayattığı şehrin sokaklarının erkeğe ait olduğu fikrini reddetmek, kamusal alanda kadın olarak var olup sokakları sorunlarımızı dillendirmek için bir platform olarak seçip bu şekilde sokaklar bizimdir diyebilmektir.

Geldiğim şehir Lefkoşa’da kadın ve kent yaşamını göz önüne aldığımızda Kıbrıs’taki işgalci ordularının varlığını da göz ardı edemeyiz.

Militarizm aktif, saldırgan ve kamusal bir erkeği ve erkekliği idealize eder. Bu “ideal erkek”, kendinden beklenen özellikleri ile pasif, evcimen ve sadık olan ideal kadından keskin hatlarla ayrılmıştır. Militarizm erkeklerin ve üstün erkekliğin güçlü bir şekilde örgütlendiği bir sistem ve temel yapı taşı cinsiyet ayrımcılığı olan ataerkil bir ideolojidir.

Adanın sadece kuzeyindeki 40,000 Türk askeri ve işgal rejiminin empoze ettiği militarizm, askeri kampları kentin ortasına koyarak varlığını ve otoritesini devamlı olarak hatırlatır ve kent hayatının bir parçası olarak sunar. Askeri kampların bulunmadığı dağlar, ovalar ve meydanlarda ise yerel yönetimin de desteği ile bayraklar ve erkek savaşçı heykelleri ile doldurulur. Militarizm aracılığıyla eril milliyetçilik empoze edilir.

Günlük hayatta sürekli varlığını böylelikle dikte ettiren militarizm, pazar günü Lefkoşa şehir içerisinde yapılabilecek kısa bir yürüyüşte kısıtlayıcı varlığını daha da fazla hissettirir. Üstün erkeklik ideolojisinin etkileriyle şekillenmiş ve aynılaştırılmış askerlerin izin alıp kente karıştığı bu gün içerisinde sokaklarda yürüyen çok fazla kadın göremezsiniz. Böylece militarizm ve ona bağlı erillik şehirdeki kamusal alanı bu kadar somut bir şekilde işgal etmeye devam eder.

YKP-fem’in anti-militarist hareket içerisindeki yeri bu hareket içerisinde toplumsal cinsiyet ve militarizm arasındaki bağ ile ilgili farkındalık yaratmak ve hareketi feminist bakış acısı ile de şekillendirmektir. Şu anda katkı koyduğumuz 6 yıldır süren ve 19 Şubatta 6. eylemini gerçekleştirecek olan Askersiz Lefkoşa kampanyası tüm askeri birliklerin Lefkoşa’dan çekilmesini öngörür…

Kısacası kadınlar için kentlerden bahsederken militarizm ve askerlerden arınmış kentlerden de bahsediyoruz.

Konferansın açılış konuşmaları

Konferansın açılış konuşmasını Kürtçe ve Türkçe yapan Bağlar Belediye Başkanı Yüksel Baran, konferansın amaç ve hedefleri hakkında bilgi verdi. Bu konferansın üçüncü konferans olduğunu hatırlatan Baran, “Bundan önceki ilk 2 konferansımızda çıkardığımız güçlü kararlar doğrultusunda bu konferansa başladık. Bu konferansta bileşenlerle tecrübelerimizi paylaşmak istiyoruz. Ana temamızı kadın kentlerine doğru olarak belirledik. Çıkaracağımız sonuçlarla daha güçlü bir pratik sergilemek istiyoruz. 8 Mart’ta Diyarbakır’ı bir hafta kadın kenti ilan etmiştik. Toplumsal cinsiyet bakış açısının kırılması açısından önemli bir pratikti” dedi.

Daha özgür, demokratik ve cinsiyet özgürlükçü kentlerin yaratılmasını amaçladıklarını kaydeden Baran, kadın dostu belediyeciliğin uygulanması temelinde çalışmalarını sürdüreceklerini söyledi. “KCK” adı altında tutuklanan belediye başkanları ve Kürt siyasetçilerine selam gönderen Baran, “Onların yarattığı emek sayesinde buradayız. Bize güçlü bir miras bıraktılar” dedi.

Amed kadın kenti olarak güçlü mücadele veriyor

Konferansta konuşan BDP Genel Eşbaşkanı Gültan Kışanak ise, kadın kenti olarak anılan Diyarbakır’ın tarihsel bir öneme sahip olduğunu belirterek, “Amed kadın kenti iddiasını koruyor. Kadın kenti olarak ilerlemek için güçlü bir mücadele veriyor” şeklinde konuştu. Kürt kadınlarının DÖKH ismi ile cinsiyet ve özgürlükçü bir mücadele yürüttüğünü dile getiren Kışanak, yerel yönetimlerde güçlü bir bakış açısı oluşturulması gerektiğini kaydetti. Kışanak, “Temsiliyetimiz 1999 yılında 3 kadın belediye başkanı iken, 2004 yılında 9, 2009 yılında 14 ile devam etti. Kürt kadınları yerel yönetimlerde güçlü bir misyon ve rol üstlenmiş bulunmaktadır. Bizler kadınların özgürlük mücadelesini yürütürken, erkek ve devlet boş durmayarak kadınların özgürlük mücadelesini baltalamak için mücadele yürütüyor. Önceki 2 konferansımızı hazırlayan arkadaşlarımızın hepsi tutuklu ve halen cezaevindedirler. Şu net görülmelidir ki yargılanmak istenen kadınların özgürlükçü ve eşitlikçi mücadelesidir. Çünkü şu anda her yönüyle kadınların gerçekleştirdiği faaliyetleri ve mücadelesi yargılanıyor. Ancak öylesine bilinç düzeyimiz yükseldi ki bu tutuklamalar mücadelemizi engellemesi söz konusu bile olamaz” diye konuştu.

Kentleşmeyle birlikte kadın eve hapsedildi

Her kadının mücadele içinde kendi ifade edebileceği bir meclis çalışması örgütlediklerini söyleyen Kışanak, Kürt kadınlarının yürüttüğü mücadelenin Türkiye ve dünya kadın mücadelesine önemli katkılarda bulunacağını belirtti. Kentleşmeyle birlikte kadınların eve hapsedildiğinin altını çizen Kışanak, konuşmasına şöyle devem etti: “Kentlerle birlikte iktidar yaşam alanının her aşamasına yayıldı. Kadının alanı daraltıldı. Kentsel hizmetlerin neredeyse tamamı erkeklere hizmet ediyor. Neredeyse hizmetlerin tamamında erkekler egemen. Bu egemen zihniyet biz kadınları cendere altına aldı. Bu nedenle demokratik mücadele vermenin önemli olduğunu biliyoruz. Yerelleşmek kadınların demokratik erişimini güçlendirecektir. Demokratik Özerklik Projesi bu anlamda bir kadın projesidir. Halkın yerelden doğrudan katılımını ön görmektedir. Herkesin söz sahibi olup, karar mekanizmalarında yer almasını ön gören güçlü bir misyonu vardır. Kadınların hesap sorduğu kaynaklarını bütçelendirdiği demokratik bir proje olarak görmekteyiz.” Kışanak, sözlerini “Jin azad, jiyan azad, cihan azad” şeklinde bitirdi.

Konferans, moderatörlüğünü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Meral Özbek’in yaptığı “Kadınlar nasıl kentlerde yaşamalı” konulu panel ile devam ediyor.

Unat: Ayrımcılık kentlerde başlıyor

Diyarbakır’da düzenlenen kadın konferansında konuşan ve “Hocaların hocası” olarak anılan Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Nermin Abadan Unat, ayrımcılığın kentlerde başladığını belirterek, “Kentleşme kadını hapse sokmaktır” dedi.

Diyarbakır Bağlar Belediyesi tarafından “Kadın Kentlerine Doğru” temasıyla düzenlenen 3. Uluslar arası Kadın Konferansı’nda moderatörlüğünü Doç. Dr. Nükhet Sirman’ın yaptığı “Kadın Politikaları-Yaklaşımları” oturumunda Prof. Dr. Nermin Abadan Unat bir sunum yaptı. “Kentleşme kadını hapse sokmaktır” diyen Unat, “Kırda kadın-erkek omuz omuza çalışabiliyor, ancak kentlere gelindiğinde bakıyoruz ki, ayrım çok daha sert bir duvar örüyor. Ayrımcılık kentlerde başlıyor” dedi. Unat, kırda kadın ve erkeğin daha eşitlikçi olduğunu kültürel mirasın da cinsler arasında eşitçilik önünde engel olduğunu söyledi.

Ankara’da kadın için lokanta yoktu

1921 doğumlu olduğunu ve 1944’te Hukuk Fakültesini bitirdiğini ve dil bildiği için de Ankara Ulus gazetesinde gazetecilik yaptığını belirten Unat, o dönemdeki bir anısını anlattı: “İkinci Dünya Savaşı sürüyordu. Radyoları dinliyordum, gelişmeleri takip ediyordum. İstediğim en üst düzeydeki insanlarla konuşuyordum. Ama bir kadın olarak Ankara’da, başkentte öğle yemeği yiyecek bir lokanta bulamıyordum, yoktu. Bir yardımsever derneğinin kız yurdu yemekhanesi ile anlaştım orada yemeğimi yiyebiliyordum.”

Bir konuşmacının AKP hükümetinin Başbakan Yardımcısı’nın “AKP kadınları feminist ideolojinin kölesi olmadılar, olmayacaklardır” sözlerine atıfta bulunan Prof. Unat, “Feminist politikaya biz kurban oluruz” diyerek değişimin feminist felsefeyle mümkün olduğunu söyledi. Bağlar Belediyesi’nin çeşitli çalışma alanlarını gezdiğini belirten Unat, “Kütüphanede iki genç kız gördüm. Üniversiteye hazırlanıyorlardı ve kararlıydılar. Kararlı insana ben kurban olurum. Çünkü ne yapacağını bilir” dedi.

Eğitimin önemine de dikkat çeken Prof. Unat, izlenmesi gereken yolla ilgili olarak da “barış”, “insan hakkı”, “feminizm”, “sosyal bilimler”, “hukuk düzeni” ve “demokratik anayasa” kavramlarını sıraladı.

Filipin’de kadınların gelişim yasası uygulanıyor

Kanada Toronto Şehir Kadın İttifakı’ndan kent plancısı Prabha Khosla da kendi deneyimlerini anlattıktan sonra Filipin Naga şehrinde uygulanan politikaları anlattı. “Güçlendirme Tüzüğü” ve “Kadınların Gelişim Yasası”nın hükümetler değişse bile uygulanacak şekilde hazırlandığını ve sürekli denetleyen bir mekanizmasının olduğunu anlatan Khosla, şehrin bütçesinin yüzde 10’unun Kadın Konseyi’nin belirlediği projelere harcandığını söyledi. Khosla sunumunda 2005’ten bu yana 19 ayrı birimde “Cinsiyeti ana akımlılaştıran” Avusturya’nın Viyana kenti deneyimini aktararak tamamladı.

Gelişmeler var ama yetersiz

Birleşmiş Milletler (BM) Kadın Dostu Kentler Proje Danışmanı Yıldız Tokman da daha önce Belediye Yasası’nda kadınlarla ilgili sadece “Belediyeler kadın ve çocukların koruma evi açar” cümlesi bulunduğunu belirterek çok olumlu yönde değişimler olmakla birlikte bunların son derece yetersiz olduğunu söyledi. Tokman buna örnek olarak kadın belediye başkanı sayısında artış yaşandığını ancak bunların yüzde biri ancak bulduğunu söyledi. Kürt kadınlarının tabanda örgütlenme çabasına dikkat çeken Tokman, ilan edilen Yerel Eşitlik Eylem Planı’nda İçişleri Bakanlığı ile birlikte çalıştıklarını, Bakanlığın 2010/10 sayılı genelgesinin dilinin de oldukça ileri olduğunu söyledi. Tokman, Kürt kadınlarına öncü görevi yürüttükleri için de teşekkür etti.

Fırsat eşitliği kavramı tuzaktır

Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politikalar ve Uluslar arası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Zeynep Gambetti ilk olarak 1992’de, daha sonra da 2003’te Diyarbakır’a geldiğini belirterek, Kürt hareketinin belediyeler konusunda açtığı alanın halk için “karşı durulabilen korunaklı bir alan” olduğunu söyledi. Ancak Kürtlerin “devletsiz toplum” projesinin kendisini heyecanlandırdığını söyleyen Gambetti, “Belediyeleri olmayan sıradan insanlar ne yapabilir? Hiçbir iktidar gücü olmayan, en araçsız, imkanları bulunmayan insan ne yapabilir? İşte burada alternatif siyasetin özgünlüğü ortaya çıkıyor. Tabanda örgütlenmenin önemi ortaya çıkıyor. Meclis tarzı örgütlenme gelişimi olduğu kadar dengeyi de sağlar. Çünkü bir meclis yok birçok meclis var” dedi. AKP’nin “fırsat eşitliği” kavramına da eleştiri getiren Gambetti, “Fırsat eşitliği kadınlar için bir tuzaktır” diyerek buna karşı “eşdeğerlilik” kavramının geliştirilmesi bunun da katılımı gerektiğini söyledi.

Sermayenin de kadının işgücüne katılmasını istediğini, bu şekilde ucuz işgücü bulacağını belirten Gambetti, sınıf engelinin yanında toplumsal cinsiyet engeli bulunduğunu söyledi. Kürtlerin savunduğu demokratik özerkliğin doğrudan hak sağlamasa bile fiili durumları sağladığını bildirdi.

Konferansta erkekler de olmalı

Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şemsa Özar’ın moderatörlüğünü yaptığı “Kaynaklar” başlıklı oturumunda konuşan İstanbul Üniversitesi Maliye Bölümü’nden Gülay Günlük Şenesen “kadınlar için otobüs”, “kadınlar için salon” gibi talep ve uygulamalarla erkek alanına girilemediğini söyledi. Kadın kurumlarının Devlet Planlama Teşkilatı’nın dokümanlarına bakmamasının bir eksiklik olduğunu belirten Şenesen, bir sonraki konferansta salonda yarı yarıya erkekleri görmek istediğini ifade ederek, “Erkeklere bunu öğretmedikçe bu alanlara sızamıyoruz” dedi.

Toplumsal cinsiyete dayalı bütçeleme

İstanbul Üniversitesi Maliye Bölümü’nden Ayşegül Yakar Önal da Trabzon, Nevşehir ve Diyarbakır Bağlar belediyelerinde Toplumsal Cinsiyete Dayalı Bütçeleme (TCDB) çalışmaları ile ilgili karşılaştırmalı bir sunum yaptı. Bu belediyelerin stratejik planlarını ve bütçelerini inceleyen Önal, BM’nin uyguladığı proje kapsamında 2008’den sonra Trabzon ve Nevşehir İl Özel İdareleri’nde toplumsal cinsiyete dayalı bütçe oluşumu konusunda bir hareketlenme olduğunu, ancak Bağlar Belediyesi’nin ise kadına duyarlı bir stratejik plan ve bütçe oluşturduğunu söyledi.

Bilkent Üniversitesi-Çevresel Psikoloji bölümünden Tahire Erman, özellikle göç alan bölgelerde gecekondular üzerine yaptığı araştırma deneyimlerini paylaştı. Erman, “kadınların kentlere yerleşim esnasında üretkenlikleri erkeklere oranlara daha büyük bir emek süreci ortaya çıkarıyor” dedi.

Yüzde 40 kotası garanti altında

BDP Yerel Yönetimler Komisyonu üyesi ve Demokratik Özgür Kadın Hareketi adına bir sunum yapan Gülay Calap da “Üçüncü dönemdir yerel yönetimlerde önemli bir mesafe aldık. 1999’da 37 belediye başkanından 3’ü, 2004’te 57 belediye başkanından 9’u ve 2009’da 98 belediye başkanından 14’ü kadın belediye başkanıdır” diyerek kadınların yerel yönetimlerdeki temsiliyetini güçlendirmeye çalıştıklarını söyledi. Kadınların siyasi yaşamda varlığını yüzde 40 kadın kotasıyla garanti altına almaya çalıştıklarını ifade eden Calap, “Mücadelemiz toplumsal cinsiyet eşitliğine ve özgürlüğüne hizmet eden bir temsiliyet düzeyini yakalamaya dönüktür” dedi.

Bilkent Üniversitesi Çevresel Psikoloji bölümünden Tahire Erman, özellikle göç alan bölgelerde gecekondular üzerine yaptığı araştırma deneyimlerini paylaştı. Erman, “Kadınların kentlere yerleşim esnasında üretkenlikleri erkeklere oranlara daha büyük bir emek süreci ortaya çıkarıyor” dedi.

Brezilya deneyimlerini paylaşan Emile Kosta, yaklaşık 200 belediye ile çalıştıklarını, destekledikleri projelerde cinsiyet kotasını uygulamaya çalıştıklarını aktardı. Kosta,”1999 yılında anayasada, merkezisizleştirmeye karşı, temel eğitim sorumluğunun belediyelerle verildiğini, böylece katılımcılığın bir ilke haline getirilerek garanti altına alınmıştır” dedi. Ayrıca Brezilya’da yapılan bütçe toplantılarına kadınların yüzde 57 oranında katılarak, bütçenin kadınlar tarafından hazırlandığını söyledi.

Mızgir Tahir dinleti verdi

İlk gün saat 20.00’ye kadar ilgiyle süren konferansın ardından Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, katılımcılara bir akşam yemeği verdi. Yemeğin sürpriz sanatçısı ise ilk Kürt operasını yapan Mizgin Tahir oldu. Mizgin Tahir’in Kürtçe söylediği eserler konuk kadınlar tarafından ilgi ile dinlenirken, gecenin sonunda kadınlar Baydemir’le birlikte halaya durdu. BDP İstanbul Milletvekili Sabahat Tuncer, Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın da katıldığı gecede Prof. Nermin Abadan Unat da Lorke parçasında halay çekti.

 

Kadın Konferansı bildirgesi

Kadın Konferansı sonuç bildirgesi de 7 Şubat, Pazartesi günü açıklandı.

Sonuç bildirgesinde, “Yereller ve kentler kadınların toplumsal varoluşu ile ilgili kritik kavramlardır. Bu kavram içerisinde kadınların özel bir konumu vardır” denilerek, yaşamın temel olarak yerelde kurulduğu ifade edildi. Bildirgede şöyle denildi: “Ancak baskı mekanizmaları merkezden gelmektedir. Merkezlerin baskı ve tahakkümünün ancak yerelin güçlendirilmesi ve yereldeki pratiklerin ve yaşam biçimlerinin dikkate alınması yoluyla kaldırılabileceğine vurgu yapıldı.”

Sonuç bildirgesinde devamla şunlar ifade edildi: “Yerel” kavramı kır ve kent ayrımını ortadan kaldıran ve her ikisini de birleştiren bir ifadedir. Dolayısıyla yerellikten bahsederken, kent-merkezli bir yaşam tahayyülünün ötesine geçilmesi gerekir. Emeği anti-tekelci ekolojik feminel ve kominal karakter olarak esas alınmalıdır. Erkek egemen zihniyetin ve politikaların belirlediği, klasik ve çözüm üretmeyen uygulamalar yerine kadınların toplumsallaşması sürecine daha güçlü katılarak demokratik katılımcılığı ön planda tutan pratik yaşama dair kalıcı politikalar üretilmelidir. Yerel yönetim anlayışı, kadının özgün ve özerk örgütlenmesini esas almalıdır. Yerelde yapılan çalışmaların kadınların özgürleşmesi ve öncülüğün gelişmesini sağlamaya yönelik olması gerekir. Cinsiyetçi işbölümlerine dönük mücadele yerel yönetimlerin aktif politikalarının önemli bir parçası olmalıdır. Kentler, kadın bakış açısıyla yönetilmeli ve rant alanı olmaktan çıkarılması için mücadele edilmelidir.

Anadil başta kadınlar olmak üzere insanların yaşamı devam ettirmek için gerekli pratiklerin özünü teşkil etmektedir. Bu nedenle anadilinde eğitim sağlık ve kamu hizmeti aktif olarak yer aldığı yerel yönetimlerde özel bir vurgu ile ele alınmalı ve buna yönelik politikalar üretilmeli. Hizmet verenlerin yerel dille iletişim kurabilme şartı olmalıdır. Konferansta çeşitli ülkelerde yerel yönetimlerde birden fazla dilin hizmet vermede nasıl kullanıldığına ve yerel yönetimlerin bu kullanımın hayata geçirilmesi için sorumluluğu nasıl aldığına (Örneğin kursların açıldığına ve hizmet-içi eğitimler düzenlendiğine) ilişkin örnekler bu konuda pratik olarak fikir vermektedir.”

Öneriler

Üçüncü Uluslararası Kadın Konferansı’nda ortaya konulan sonuçlar ve öneriler şöyle sıralandı:

– Kentlerde demokrasi kültürünün oturması gerekmektedir.

– Tüketimin örgütlenmesi yerine kadınların aktif ve örgütlü katılımıyla üretim alanlarının oluşturulmasına ve örgütlenmesine önem verilmelidir.

– Yerellerde kadın meclislerinin oluşturulması sağlanmalıdır.

– Feminist medyanın oluşturulması için çalışmalar yürütülmelidir.

– Militarizme, milliyetçiliğe ve cins ayrımcılığına karşı aktif politik yerel mücadele yürütülmelidir.

– Kadınların kendilerini güvende hissedebileceği gündelik yaşam ihtiyaçlarının karşılandığı (kreş, aydınlatma, çocuk parkları, sağlık ocakları, ulaşım vb.) kendilerine özgü hayaller kurabileceği kentler yaratmak hedeflenmelidir.

– Cinsiyet temelli bütçenin oluşturulması için mücadele edilmesi gerekmektedir.

– Türkiye’nin Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na koyduğu çekincelerin kaldırılması için aktif çalışma yürütmek gereklidir.

– Katılımcı bütçe uygulamasına kadınların aktif ve örgütlü katılımı önemlidir. Çünkü, kadınların öncelikleri farklıdır. Karar mekanizmalarında ve istihdamda, kadınların yer alması için, pozitif ayrımcılık ve kota uygulamalarının yürürlüğe konulması gereklidir.

– Kentlerde kadınların ezilmesi, sömürülmesi, dışlanması, sınıfa, cinsiyete ve etnik kimliğe dayalı kesişmelerle ağırlaştığını görerek yerel politikalar üretmek önemlidir.

– Kentsel dönüşüm projeleri, toplumsal çeşitliliği ortadan kaldırarak tek-tipleşleştirmenin yanı sıra ekolojik yıkım, yerel halkı yoksullaştırma ve rant ekonomisini besleme gibi sonuçlar ortaya koymaktadır. Bu durum kadınların yaşam merkezlerinden uzağa hapsedilmesi, bildiği yaşam biçimlerinin modern kent yaşamına uymuyor gerekçesiyle ortadan kaldırılması sonucunu da ortaya çıkarmakta ve hem kamusal hem de sosyal yaşamdan koparmaktadır. Buna mukabil neo-liberal politikaların bir sonucu olarak kadınlar güvencesiz ve ucuz işlerde istihdamına mahkum edilerek evi geçindirme yükünü tek başına omuzlamasına neden olmaktadır. Bu nedenle de kent hakkı için mücadele, sermayeye karşı mücadeledir. Ve kentleri kadınlar açısından dönüştürerek, yaşamımızı dönüştürebiliriz.

– Ortadoğu’da yaşanan kaotik süreçten en fazla etkilenen kadın ve çocuklar olduğundan dolayı bu sürecin yok sayılan halklar lehine dönüşmesi için aktif çalışma yürütülmesi.

– İran rejiminin uyguladığı idam cezaları kınanmış olup, idamlara derhal son verilmesi çağrısı yapılmıştır.

– Meksika ve Amerika başta olmak üzere bütün yerli halkların varoluş mücadelelerini destekleyici politikaları üretmek gerekmektedir.

Bunların gerçekleşebilmesi için katılımcı yerel anlayışının gelişebilmesi amacıyla kadınların katılıma ilgisini oluşturmak, katılım mekanizmalarını ve bilgiyi kolay erişebilir hale getirmenin gerekli olduğuna vurgu yapılan bildirgede, “Bu amaçla kadınların birlikte çalışmaları bir araya gelmeleri deneyimlerini paylaşmaları, politika üretmeleri ve dayanışmaları için kadın kurumlarının iletişim ağlarının kurulması ve güçlendirilmesi gereklidir” denildi.

Bildirgede tespiti yapılan kadın sorunların Kürt sorunundan bağımsız olmadığı da vurgulanırken, “Dolayısıyla da sorunların çözülmesi için inkar ve imha politikasından vazgeçilerek sorunu diyalog ve müzakerelerle çözmek yoluna gidilmesi gerektiği vurgulanmıştır” diye kaydedildi.