YKP-fem seçimi “boykot” ediyor

122

ykpfemFeminist aktivistlerden oluşan YKP-fem, 28 Temmuz’da yapılacak Milletvekilliği Erken Genel Seçimleri’nde izleyeceği tavır konusunda Kıbrıs Postası’na özel röportaj verdi

1- Öncelikle YKP-FEM’in geçmişinden bahsedelim. Nasıl oluştu? Sizi bir araya getiren süreci biraz detaylandırabilir misiniz? Neden isminiz YKP-FEM?

YKP-fem, üç sene önce YKP üyesi veya sempatizanı birkaç feminist kadının bir araya gelmesiyle ve halihazırda yapılıyor olan feminist politikadan farklı bir yaklaşım geliştirmenin amaçlarımız doğrultusunda etkili olacağına inanmasıyla oluştu.

Nasıl farklı? Bizim için öncelikli olan sokakta olmak halidir. Kadınların kamusal alanada yeri kısıtlıdır, bu kısıtlı alan içinde yapabilecekleri de kısıtlanmaya çalışılmaktadır.

Feminist politika yapma şekli, feminist politikanın söyleminden beslenmekte yükümlüdür. Buna örnek olarak 14 Şubat eylemlerimizi gösterebiliriz; 2 senedir 14 Şubat’ta restorant ve kafelerin yoğun olduğu Osmanpaşa Caddesi ve Dereboyu olarak bilinen Mehmet Akif Caddesi boyunca ellerimizde “aşk şiddeti affeder mi”, “aşk kaç para”, “erkek vuruyor devlet koruyor”, “Aşk 1 Kadın ve 1 Erkek midir?”, “çitmişim çekirdek aileyi”, “öldüren sevginizi istemiyoruz” dövizleriyle sözde ‘Sevgililer Günü’nün kutlandığı mekanlara girerek günü protesto ediyoruz; sadece bir bildiri yazıp etkisini yitirmeye yüz tutumuş politika yapma biçimlerini tekrarlamak istemiyoruz.

Farklılığın başka bir yüzü de YKP-fem isminde gizli. YKP-fem, Yeni Kıbrıs Partisi tabanından örgütlenir, ancak özerk bir yapıya sahiptir. YKP-fem, YKP’nin yürüttüğü anti-militarist politikalar, vicdani red hakkı, mülteci hakları, LGBTQ (Lezbiyen Gey Transgender ve Queer) hakları gibi politikaları destekler ve partinin çalışmalarına paralel eylemlilik içine girer. Öte yandan, YKP-fem, YKP’den bağımsız olarak, partinin şimdiye kadar hiç dahil olmadığı bir konuyu partinin desteğini alarak veya almayarak ileriye götürebilir.

YKP-fem aktivist bir grup olarak hareket eder ve ataerkil sistemlerin aksine grubun başı, sağ kolu, sol kolu vs. yoktur; kararlar fikir birliğine dayalı bir mekanizmayla alınır. Kuruluş aşamamızda gözlemlediğimiz, Yeni Kıbrıs Partisi, hiyerarşiden uzak yapısıyla böyle bir örgütlenme şekline açık tek partiydi. Yapmayı öngördüğümüz feminist, ekolojist, antimilitarist, sosyalist politikayla örtüşen tarafları öne çıkmaktaydı. Biz de YKP ile çalışmanın etkili olacağı öngörüsüyle yola çıktık, ve bir süre sadece YKP-fem bünyesinde aktif olarak feminist politika üreten aktivistler olarak şu anda YKP’nin Yürütme Kurulu’nda, İlçe Örgütlenmelerinde, Parti Meclisinde ürettiğimiz feminist politikanın yanında durmaktayız.

2- Öncelikli hedefiniz olan siyasal ve toplumsal dönüşüm üzerinden konuşalım. YKP-FEM’in temel hedefleri, amaçları nelerdir?

YKP-fem, sadece söylemin değil, eylemin de farklı olduğu bir siyaset ve topluma doğru adımlar atıyor.

İnsanları ayıran ve aslında olmayan farklılıkları onlara dayatan toplumsal cinsiyet rolleri, hayatın her anını şekillendirmeye çalışmakta ve hem kadınları hem erkekleri mağdur edebilen, ancak yaratılan ekonomik, siyasal ve sosyal sistem düşünüldüğünde kadınları toplumsal cinsiyetlerine indirgeyen;  lezbiyen, gey, biseksüel bireyleri de cinsel yönelimine indirgeyen ve bu kişileri birebir ve somut olarak fakirleştiren, emeğini görünmez kılarak sömüren, şiddete maruz bırakan, sosyal olarak dayatmalarla hayatını daraltan bir hale bürünmektedir.

Temel amacımız bu noktada, bu çok katmanlı ataerkil sistemi deşifre etmek ve daha eşitlikçi,özgürlükçü bir yaşam için değiştirilebileceğinin mümkün olduğunu göstermektir.

Siyasal alan da hayatın bir yansıması olarak oldukça ataerkildir. Erkeklerin daha ‘akıllı’ kadınların daha ‘duygusal’ olduğu inancı, kadınları yüzyıllarca siyasetten men etmiş, memleket meselelerinin bu işe ehliyetli erkekler tarafından yürütülmesi genelgeçer kural haline gelmiştir.

Kadınlar seçme ve seçilme haklarına sahip olsalar da, siyasetten dolaylı yoldan men edilmektedirler. Doğurmak ve evlenmek eylemleri birçok bağlamda sosyal baskı aracılığıyla kadın için zorunlu kılınmakta, sonrasında da evişlerine ek olarak çocuk, hasta, yaşlı bakımı hiçbir ücretlendirme olmadan kadınlar tarafından ‘şefkat’, ‘anaçlık’ kısveleri altında yapılmaya zorlanmakta, böylelikle kadının emeği, kelimenin tam anlamıyla, sistemin erkek ‘çıkarına’ dönmesi için sömürülürken kadın, sistem adına konuşmaktan, tartışmaktan, karar vermekten men edilmektedir.

Bu gidişe dur demek, konuya dört elle sarılmayı, aynı anda birçok alanda birçok araçla mücadeleyi gerektirmektedir. Hem toplumsal cinsiyetle ilgili algıları değiştirmek, hem yasaları değiştirmek, hem pratikte takibini yapmak, bütün bunları yaparken de toplumsal cinsiyetten özgürleşmeyi ekoloji için verilen mücadeleden, sosyalist mücadeleden, anti-militarist duruştan ayrı görmemek gerekmektedir.

Feminizm, son tahlilde, ataerki ve kadınlar,  homofobi ve eşcinseller arasında kırmaya çalıştığı tahakkümün hayatın başka alanlarında da varolduğunun farkındadır ve bütün tahakküm şekilleriyle derdi vardır.

3- Ülkede yeni bir seçim süreci var. Siyasi partilerin özellikle de kendini solda tanımlayan siyasi partilerin söylemlerinde öne çıkan ifadeler dönüşümü simgeliyor. Siz bu dönüşümle verilen mesajı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Siyasi partilerin ‘değişim’ ile ilgili özellikle ülkemizde dertli olduğu aşikar.  Toplumsal mücadeleler toplumu değiştirmeyi hedeflerken, siyasi partiler seçim anında toplumun üyelerinden çoğunluğun olduğu yerden konuşarak oy isteyebiliyor, ortaya kendiyle çelişen durumlar çıkabiliyor.

Bize göre değişim için mücadelenin dönemi yoktur; seçim dönemi olsun veya olmasın, siyasi partiler toplumsal değişim için araçlardır. Toplumu idealleri uğrunda örgütleyebilmek de bir partinin başarısını ortaya koyar.

Bütün bunların yanında, içinde yaşadığımız coğrafyada seçimlerden teorik düzeyde bahsedip içinde olduğumuz durumu anlamlandırabileceğimiz koşullar yoktur. Birebir işgal altında olan bir coğrafyadan bahsediyoruz, Türkiye’nin üzerimizde kurduğu tahakkümden bahsediyoruz.

Kıbrıs sorunu, feminist politikaya dış bir konu değildir; dedik ya, feminizmin derdi her türlü tahakküm biçimiyle. Kıbrıs sorunu Kıbrıs’taki halkların iradesini birebir elinden alıyor, ordusuyla, bürokratıyla, üretimden kopararak oluşturduğu ekonomik bağlımlılıkla Kıbrıs’ın kuzeyini kendi ili gibi yönetiyor. Bunun bir kadının bir erkek tarafından maruz bırakıldığı ekonomik, psikolojik ve hatta fiziksel şiddetten farkı yoktur.

Bu koşullarda, kadınların stratejileri nasıl değişebilirse- ilişkisini sürdürebilir, ilişkisi içinde mücadele edebilir, ilişkinin bazı dallarını devam ettirip bazı kısımlarını sonlandırabilir, bu ilişkiyi toptan reddedebilir- tahakküm altına alınmaya çalışılan halkların ve onların siyasi partilerinin de stratejileri hem partiler arası, hem de durumlar arası değişken olabilir.

4- Seçim süresince tavrınız ne olacak? Birçok sivil toplum örgütü tutumlarını ortaya koyan açıklamalar yaptı. Sizin seçimlerde desteklediğiniz siyasi partiler ve/veya adaylar var mı?

Biz bu genel seçimleri boykot ediyoruz. Yeni Kıbrıs Partisi, seçime seçim deme koşullarının olmadığınan yıllardır bahsetmektedir- buna katıldığı seçimlerin koşulları da dahildir.

YKP parti içi yaptığı tartışmalardan sonra mevcut ko;ullari değerlendirip ister seçime katılma ister katılmama kararı alsın, her iki karar ışığında da söylemi değişmez, boykot veya seçime katılmak Kıbrıs sorunu veya diğer konularda toplumda yaratmaya çalıştığı değişim için sadece başka bir araç olarak kullanır. Yani YKP seçim süreçlerinin dışında kalmaz, gerek katılarak gerek boykotlar bu süreçlerde aktif rol oynar.

Toplumsal mücadeleyi beraber yürüttüğümüz değerli kişilerin bu genel seçimlerde aday olduğunu görüyoruz. Ancak biz, seçim öncesi kurulan alelacele ittifakların içinin dolu olduğunu veya çok değerli bireylerin kendileriyle çelişebilen kemikleşmiş yapıların içinde köklü değişim yaratabildiğini gözlemleyemiyoruz.

Genel seçimlerin sonuçları aracılığıyla bu tahakküm şekline dur demenin mümkün olduğunu şu anda söyleyemeyiz, ‘KKTC’ Meclisinin işlevsizliği, bakanlıklardaki atama memurların varlığı, bu yoldan medet ummanın pek bir işe yaramayacağının kanıtıdır.

Bunun yanında, Nisan’da yapılan Belediye seçimlerinde YKP-fem aktivistleri de aday oldu. Bu katılımın, Lefkoşa Belediyesi’nin özel konumundan, yerel yönetim seçimlerinin dünyada olduğu gibi bizim algımızda da insanların hayatlarına birebire dokunması sebebiyle ayrı tutulması gerektiğinden, yerel yönetimlerin tartışılma şekillerine, yapılan yolsuzluklara bir müdahalenin artık farz olduğundan ötürü ayrı bir yeri vardı. Ancak içinde bulunduğumuz koşullarda, milletvekili veya Bakan olabilecek kişilerin etkin rol oynayabilmesi için gerekli şartların yerine bu şekilde getirilemeyeceğine olan tanımızdan ötürü, YKP-fem olarak YKP’nin boykot çağrısını destekliyoruz.

Boykot, oy vermenin etkisizliğine inanmak-çünkü oy verdiğiniz kişiler ne kadar yürekli veya iyi insanlar olsun o insanların elleri ve kollarının bağlanacağı bir konuma gitmeleri için oy veriyorsunuz-  ve oy vermemeyi toplumsal bir harekete dönüştürme, oy verip vermemeden öte bir duruşa işaret eder.

Oy vermemek, adil seçme ve seçilme koşullarının elzemliğine vurgu yapan ve o noktaya gelmek için gerekli adımların atılması yönünde örgütleme çalışmasını ön gören bir duruştur. Bu sebeple, acenta seçimlerini boykot ediyoruz.