YKP, Türkiye’den su getirilmesi projesini değerlendirdi: SU YAŞAMDIR, YAŞAM SATILIK DEĞİLDİR

126

Kıbrıs’ın kuzeyine “Barış Suyu” adı altında borularla yılda 75 milyon metreküp su getirilmesi ile ilgili süreç devam ediyor… Suyun, Türkiye tarafından Dragon çayında (Koca çay) hazırlanması, Kıbrıs’a nakli, Geçitköy Barajına götürülmesi ve orda depolanması işleri 27 Mayıs 1998 tarihli ve 98/11202 sayıl Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile Aslim Alarko firmasına verilmişti.

Bu kadarcık detayla bile Türkiye’den su getirilmesi projesi aslında suyun özelleştirilmesi süreci olduğu anlaşılabilir… Zaten suyun ticarileştirilmesi, alınıp satılan bir metaya dönüştürülmesi süreci yap işlet devret modeli ile deniz suyu arıtma tesislerinin yaygınlaştırılması girişimleri ile başlamıştı, bu da sürecin yeni bir evresidir…

Dragon çayında kurulacak Alaköprü barajına ayrıca yeni bir (HES) Hidroelektrik Santralı kurulmasının da düşünüldüğü resmi olarak açıklandı…

Kurulacak projenin rakamsal karşılığı, hedefler ise TC DSİ faaliyet raporunda açıklandı; “sonuç olarak KKTC Su Master Planı’nda öngörülen 2035 yılı içme-kullanma suyu ihtiyacı olan 54 hm3/yıl suyun 37,76 hm3/yıl’ı KKTC’ye Türkiye’den boru ile götürülecek sudan, geriye kalan 16,24 hm3/yıl su, halen kullanılan mevcut YAS kaynaklarından karşılanmaya devam edilecektir”

Bu noktada altı çizilmesi gereken konu suyun yalnızca insanlara ait olmadığı tüm ekosistemin yaşam kaynağı olduğudur. Daha önce de defalarca söylediğimiz gibi suyun ticari bir meta yapılması kabul edilemez. Su tüm canlılar için hayattır, satılamaz. İnsan doğanın sahibi ya da efendisi değil, diğer canlılarla birlikte bir parçasıdır… Bu tip projelerle insanlık aslında kâr uğruna geleceğini yok etmektedir…

Bu yönü ile böyle bir projeye karşı çıkmak, ekolojiye, eko sisteme sahip çıkmak demektir… Kıbrıs, sınırsız olarak değerlendirildiğinde, suyun verimli kullanılması için çalışma yapıldığında aslında yer altı ve yer üstü kaynakları kendisine yeter… Ama çağdışı düşüncelerle ülkemize çizilen yapay sınırların yarattığı sorunlar ve suyun bir ticari meta gibi düşünülerek geliştirilen projeler sayesinde su sorunu Kıbrıs’ın kuzeyinde sürekli kanayan bir yaradır. Suyun yeniden kullanılmaması, tarımda daha verimli sulama tekniklerine önem verilmemesi, verimsiz su kullanımı, nüfusun kontrolsüz artışı, ateşkes hattı gibi onlarca “insan” kaynaklı sorunlarımıza kuraklık gibi doğal sorunlar da eklenince su sorunu krize dönüştü ve bugünkü sözde çözümler ortaya çıktı… Bu çözümler kısa vadede “insanların” su sorununu çözecek ama uzun vadede ekosistemi geri dönüşümsüz tahrip edecek… Bu nedenle bu proje bu yönü ile yeniden değerlendirilmesi ve tepki gösterilmesi gereken bir konu olarak önümüzde durmaktadır…

Bunun yanında meşhur protokollerimize bir yenisi de bu su konusu ile dâhil oldu… Protokol ile ilgili ilk gelen bilgiler konun bir başka yönünün de olduğunu gösteriyor… Protokolde açıkça Kıbrıs’ın kuzeyinde kurulacak baraj alanının Türkiye Cumhuriyetine devredileceği, getirilen suyun Türkiye Cumhuriyeti’ne ait olacağı, üçüncü tarafa satılması konusunda mali konularda imtiyazın Türkiye Cumhuriyeti’ne ait olacağı yazıldığı bilgisi bizlere ulaştı… Yani proje tamamlandığında Geçitköy’ün bir kısmı resmi olarak Türkiye Cumhuriyeti toprağı olacak… Yani parça parça “Hataylaştırma” projesi devreye konmak üzeredir… Her protokol olduğu gibi bu da açıklanmamıştır… YKP, şeffaflık adına, tüm Kıbrıslıların geleceğini ilgilendiren bu ve benzeri konulardaki protokollerin hemen şimdi kamuoyu ile paylaşılması ve bizim adımıza girilen yükümlülüklerle ilgili kamuoyunun bilgilendirilmesini talep etti ve talep etmeye devam ediyor…

Evet, su hayattır, su ekosisteminin bir parçasıdır, su ekosisteme aittir… Türkiye’de da bu konuda mücadele edenler var ve YKP olarak boru ile denizaltından su getirilmesi projesi ile Kıbrıs da bu mücadelenin parçası haline geldiğine inanmaktayız…

Türkiye’nin onlarca yerinde Derelerin Kardeşliği Platformu altında su için mücadele sürmektedir. 4 Aralık’taki Rize’deki toplantının sonuç bildirgesinde vurgulandı:

* Tüm canlıların yaşam kaynağı olan SU, sadece enerji kaynağı ve para kazanma aracı olarak görülemez!..

* Sudan elde edilmeye çalışılan enerjinin alternatifi vardır oysa doğamızın alternatifi yoktur!

* SU, ticari bir mal değil, tüm canlıların yaşamını sürdürebilmek için ulaşmaya hakkının olduğu doğal bir varlık, ekolojik sistemin bir parçasıdır.

* Tüm canlıların sudan yararlanma hakkı vardır. Hiçbir canlı kendisinin SU ihtiyacının daha önemli olduğunu ileri süremez!..

* SU, bulunduğu ortamın asli unsurudur. Hiçbir şekilde yatağı değiştirilemez, bulunduğu alandan başka bir alana taşınamaz!..

* Doğal yaşam ile SU ilişkisini dikkate almayan hiçbir karar, uygulama, yasal düzenleme kabul edilemez!..

* Suyun kullanımı; ekolojik, çevresel, kültürel ve sosyal sürdürülebilirlikten uzak ele alınamaz.

YKP, bu görüşleri paylaşmakta ve bu mücadelelere destek vermektedir…

Bu çerçevede makyajlanarak tıpkı 74 savaşına “barış harekâtı” denmesi gibi suyun özelleştirilmesine de “barış suyu” denmesini aldatmaca olarak görür ve suyun yaşam olduğunun ve yaşamın satılamayacağının altını çizer, tüm ekolojist örgütler başta olmak üzere, tüm duyarlı kesimleri mücadeleye çağırır…

—–

Kardeş Derelerin Buluşması Sonuç bildirisi

Derelerin kardeşliği platformu (DEKAP) çağrısıyla 4 Aralık 2010 tarihinde Rize kültür merkezinde bir araya gelen Rize’de ki çevreci örgütlerin yanı sıra Artvin, Trabzon, Giresun, Gümüşhane, Samsun, Tokat, Amasya, Ordu, Sinop, Bayburt ve Erzurum il ve ilçelerinden gelen 700 dolayında çevreci kuruluş ve platformların temsilcileri yanı sıra, CHP, ÖDP, EMEP, TKP, MHP, SP, BP, DP, SP, TP, Halkevleri, ADD, KTÜ öğrenci kolektifi Tek Gıda İş Sendikası, İHD Rize temsilciliği katıldı.

Kardeş Derelerin Buluşması’nın Sonuç Bildirisi şöyleydi:

Ülkemizin tüm temiz su kaynaklarına planlı bir şekilde saldırıyorlar. Her akarsuyumuz onlarca kelepçe (HES) ile tutsak edilmek; sularımız, binlerce yıldır hayat verdiği coğrafyada karanlık tünellere kapatılmak isteniyor.

Oysa biliyoruz ki Su, hayatın kaynağı, dünümüz ve yarınımızdır!

Derelerimiz, binlerce yıldır bereketli tarlalarımızı suluyor. Ekmek oluyor, geçim oluyor, iş oluyor, aş oluyor… Kısaca, bu vadilerde hayatı yeniden ve yenileyerek var ediyor. Asla boşa akmıyor.

Bizler, Derelerin Kardeşliğine inananlar, suyumuza sahip çıkarak, toprağımıza, ürünümüze, hayatımıza, dünümüze, bugünümüze ve de yarınımıza sahip çıktığımızı biliyoruz.

Suyumuza sahip çıkarak, binlerce yıllık türkülerimize, boz ayıya, alabalığa, göğe yükselen çamlara, ladinlere, çınarlara, çaya, fındığa, uçsuz bucaksız tarlalarımıza sahip çıktığımızı biliyoruz.

Biz, bazılarının bağırdığı gibi ne ‘üç-beş çapulcu’, ne de dış kaynaklı lobilerin oyuncağıyız…

Bu vadilerde doğanlarız. Bu vadilerde atalarımızla yan yana gömülmeyi arzu edenleriz.

Buralarda ürettiklerimizle geçinenleriz.

Kadınlar, gençler, çocuklar ve erkekleriz. Binler, on binleriz. Bu vadilerin ayrılmaz parçalarıyız.

Hukuka inanıyoruz, bilimin bizim yanımızda olduğunu biliyoruz.

Suyun alınıp satılabilecek bir madde olmadığını savunanlar,

Suya ulaşma hakkının en temel insan hakkı olduğunu bilenler,

“Enerji mi-çevre mi?” tartışmasına ‘hayat’ diye karşılık verenler,

Paranın gücüne karşı Derelerin Dayanışmasına inananlar diyoruz ki;

* Tüm canlıların yaşam kaynağı olan SU, sadece enerji kaynağı ve para kazanma aracı olarak görülemez!..

* Sudan elde edilmeye çalışılan enerjinin alternatifi vardır oysa doğamızın alternatifi yoktur!

* SU, ticari bir mal değil, tüm canlıların yaşamını sürdürebilmek için ulaşmaya hakkının olduğu doğal bir varlık, ekolojik sistemin bir parçasıdır.

* Tüm canlıların sudan yararlanma hakkı vardır. Hiçbir canlı kendisinin SU ihtiyacının daha önemli olduğunu ileri süremez!..

* SU, bulunduğu ortamın asli unsurudur. Hiçbir şekilde yatağı değiştirilemez, bulunduğu alandan başka bir alana taşınamaz!..

* Doğal yaşam ile SU ilişkisini dikkate almayan hiçbir karar, uygulama, yasal düzenleme kabul edilemez!..

* Suyun kullanımı; ekolojik, çevresel, kültürel ve sosyal sürdürülebilirlikten uzak ele alınamaz.

* Canlı türlerinin yok olma noktasındaki suyu ifade eden ‘Can Suyu’ kavramı veya böyle bir adalet anlayışı kabul edilemez, ahlaki görülemez. Can Suyu tartışması dahi yapılamaz!..

* Doğal Yaşam Alanlarımızı kurduğumuz, tarihi, sosyal ve kültürel değerlerimizi koruduğumuz Vadilerimizi yok ederek, ortadan kaldıracak ve geri dönüşümsüz zararlar verecek olan, ‘Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Yasa Tasarısını’ kabul etmiyoruz. Bu yasa tasarısının Meclis’ten geçmemesi için tüm gücümüz ile mücadele edeceğiz.

Biz, Derelerin Kardeşliği Platformu olarak Su Havzalarımızda, Doğal Yaşam Alanlarımızda verdiğimiz yaşam mücadelemizi, her geçen gün daha da yükselterek sürdüreceğiz.

Bu zorlu süreçte büyük bir sorumlulukla karşı karşıya olduğumuzun bilinci ile hareket edeceğiz.

Bunun için:

* Vadilerimizde başlayan yerel mücadeleleri desteklemeye, bir ve beraber olmaya devam edeceğiz.

* Mücadeleye yeni başlayan/başlayacak vadilere her türlü destek sunmaktan, enerjimizi, bilgi birikimimizi ve olanaklarımızı paylaşmaktan geri durmayacağız.

* Su hakkı mücadelesinin toprak ve yaşam mücadelesinden ayrı düşünülemeyeceğinin bilincinde davranarak ülkemizde devam eden çevre ve toprak mücadeleleri ile dayanışma içerisinde olmayı önümüze bir görev olarak koyacağız.

* Su hakkı ve bizler gibi yaşam mücadelesi içerisinde bulunan Yerel ve Ulasal Platformların ortak mücadelesinin sağlanması için sorumluluk üstleneceğiz.

* Derelerin Kardeşliği Platformu olarak yerellerden başlayan, yerellerin inisiyatifinde gelişen mücadelenin, tüm ülkede ortak bir dil, ortak bir eyleme dönüşmesi için çaba harcayacağız.

Bütün karar vericileri, tarafları;

Başka canlılar, çocuklar yokmuş gibi, gelecek kuşaklar olmayacakmış gibi, sürdürdükleri bu bencil davranışlardan vazgeçmeye çağırıyoruz.

Ülkemizin temiz SU kaynaklarına yapılan bu planlı saldırıların önünde durarak, vadilerimizde yaşanan bu katliamların bir an önce durdurulması ve sularımızın ticarileştirilmesini engellemek için bundan sonra da var gücümüzle mücadelemizi sürdüreceğiz.

Şimdi, vadilerimizden başlattığımız mücadeleyi yükseltme zamanı.

Şimdi, mücadeleyi tüm ülkeye yayma zamanı…

——

Resmi Bilgiler

TC DSİ 2008 faaliyet raporu içinde sayfa 97-100 arasında projeye dair bilgiler verilmektedir:

“KKTC İçmesuyu Temini Projesi (Anamur-Dragon) Mühendislik Hizmetleri Mukavelesi” işi 9.500.000 USD bedelle 12/10/2005 tarihinde akdedilen sözleşme ile “Alsim Alarko Sanayi Tesisleri ve Ticaret A.Ş.+F.G. Management Inc. Konsorsiyumu”nun yüklenimi altına verilmiştir.”

“Anamur Dragon Çayı’ndan Boruyla Su Götürme Projesi’nin, suyun hazırlanması, nakli, depolanması dahil, anahtar teslimi projelendirme ve inşasının Alsim-Alarko A.Ş. liderliğinde Türk ve yabancı firmalardan oluşan bir konsorsiyum tarafından yapımında, söz konusu projenin bütün iç ve dış finansman ihtiyacını karşılamak üzere kredilerin Hazine Müsteşarlığı’nca uygun bulunması ve müzakere edilerek mukaveleye bağlanması ve projeye ilişkin bütün teknik işler için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın görevlendirilmesi kaydıyla, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerinin uygulanmaması kararlaştırılmıştır”

“Sonuç olarak KKTC Su Master Planı’nda öngörülen 2035 yılı içme-kullanma suyu ihtiyacı olan 54 hm3/yıl suyun 37,76 hm3/yıl’ı KKTC’ye Türkiye’den boru ile götürülecek sudan, geriye kalan 16,24 hm3/yıl su, halen kullanılan mevcut YAS kaynaklarından karşılanmaya devam edilecektir”

“Bu proje çerçevesinde yapılacak işler; Türkiye tarafında; Anamur Dragon Çayı üzerinde temelden 93 m, akarsu tabanından 88 m yükseklikte memba yüzü beton kaplamalı ve eteğinde 26 MW kurulu gücünde bir HES bulunan kaya dolgu tipinde ve toplam 130 milyon m3 depolama hacimli Alaköprü Barajı”

TC DSİ 2009 faaliyet raporu içinde sayfa 77-78 arasında ise projenin son durumuna dair bilgiler verilmektedir:

Kıbrıs’a Anamur (Dragon) Çayından Boru ile Su Götürme Projesi ( Alaköprü Barajı ) 18/11/2009 Tarih ve 2009/35 Sayılı YPK Kararı ile Genel Müdürlüğümüzün DHK-İçmesuyu Sektöründen Yatırım Programına alınmış olup Alaköprü Barajı İnşaatı ön yeterlilik ihalesi 24/12/2009 tarihinde yapılmış ve ihale süreci devam etmektedir.