YKP, 2 Ağustos’ta yaşanan olayları değerlendirdi: UTANÇ GÜNÜ

152

YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı 2 Ağustos’ta yaşanan olayları değerlendirdi. Konu ile ilgili açıklama şöyle:

“Pazartesi günü Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşananlardan dolayı, o günde akılda kalanlara yeni bir utanç günü olarak hatırlanacak…

Polis aşırı zor kullanmış ama ötesinde özel kuvvetler polis barikatının arkasında beklerken joblarını kalkanlara vurarak “tamtam dansı” yaparak eylemcileri açıkça tehdit etmiş, gaz maskeleri takıp çıkarıp biber gazı, gaz bombası atıyoruz mesajı vererek tansiyonun yükselmesini sağlamışlar, bunun da ötesinde sendika başkanları, parti genel sekreterlerinin de aralarında bulunduğu 23 kişi tutuklanarak geceyi Lefkoşa polisin Müdürlüğünde hücrelerde geçirmişlerdir… Bu Pazartesi günün özetiydi…

Pazartesi günü polis ve özel kuvvetler hem fiziki hem de psikolojik zor kullandı. Bu müdahale sırasında hem eylemcilere müdahale ederken kasıtlı olarak göğüs hizası altına darbeler vurarak hem şiddeti medya objektiflerinden kaçırmaya çalıştılar, hem de kitleyi daha fazla öfkelendirdiler… Ayrıca gözaltılar sırasında polis kasıtlı olarak aşırı güç kullanarak gönüllü olarak bile tutuklananları yerlerde sürükleyerek hem kitlenin tansiyonunun yükselmesine sebep oldular, hem de yerinde infaz yaptılar…

Bir kez daha tüm polislerin isimliklerinin sökülmüş olması, müdahale eden polislerin kimliklerinin gizlenmeye çalışılması da polisin veya amirlerinin hangi art niyetleri kafalarında taşıdıklarının en önemli kanıtı idi. Yine eylem alanında yüzlerce kadın olmasına rağmen tek bir kadın polis olmaması da diğer bir dikkat çeken unsurdu…

Rezillik sonrasında da devam etti. Olaylara ve yaşananlara yalnızca bakanlar ve onların baş bakanı eylemcileri tehdit etmeyi, eylemle ilgili gerçek dışı açıklamaları sürdürerek gerginliği artırmayı sürdürmüşlerdir. Bir yandan grevleri yasaklayanlar, greve çıkacak personeli sürekli tehdit ve taciz edenler diğer yandan geçicileri, sözleşmelileri atmak tehditlerini savuranlar katılımın düşük olduğu iddiasını gündeme taşıyarak aslında kendilerini deşifre etmekten başka bir şey yapmıyorlar. Tüm tehdit ve yıldırma politikasına ve havanın aşırı sıcak olmasına rağmen son yıllardaki yaz ayı ortalama eyleme katılım rakamlarına ulaşılmış olması aslında başarıdır. Zaten UBP muhalefetteyken 2007 yazında, Temmuz ayında gene  Sosyal Güvenlik Yasası geçerken de yapılan eylemlere başarılı demişti ki katılım yine bu noktadaydı ama bugün koltuğun şeklini aldıkları için fikirleri de zikirleri de değişti…

Bunların yaşanacağı zaten biliniyordu, kaç yazdır bu gerilimleri yaşamaktayız ama bu gerilimlerden biri de koalisyon avcısının tavırlarıdır. ÖP kurulmasına yardımcı olanlar şimdi bu yaptıklarından pişman mıdırlar bilinmez ama hakkında en fazla yolsuzluk ve suiistimal iddiası olan ve bunların bir kısmının birkaç sene önce canlı yayınlarda ortalığa dökülmesine rağmen haklarında hiçbir soruşturma açılmayan da ÖP’lülerdir. ÖP bir kez daha koalisyon avına çıktı, ava giden avcı herhalde yine eli boş dönmeyecek ama UBP tabanı ÖP’ü nasıl hazmedecek, o da ayrı bir tartışma… Bu vesile ile UBP’nin ÖP ile ilgili, temiz siyasetle ilgili ettiği tüm lafların da diğer söylediği birçok şey gibi yalan olduğu anlaşılmıştır ama siyaseti bu kadar kirletildiği yerde bunu kaç kişi dert edinir bilinmez…

UBP eski UBP ve sorunları çözme şekli de değişmedi, ayni faşizan kafa ve methodlara çözmeye çalıştıkları sorunlar daha büyümekte, her defasında daha fazla insan hak ve özgürlükleri zedelenmektedir. Zaten Erdoğan karşısında 3. sınıf memur gibi davranılmasından bellidir ki İrsen Küçük’ün sorunları çözmekteki kapasitesi de, hak ettiği seviye de budur…

Dediğimiz gibi her yaz, meclisin tatilden önceki son toplantıları Holywoodvari gerilim filmlerini aratmayan görüntülere sahne olmakta…

Her yaz meclisin tatilden önceki son günlerinde TC’yi yönetenler paketlerindekilerin yürürlüğe girmesini dayatmakta, 20 Temmuz militarist törenleri için gelen veya gelecek TC’li yetkililer önünde son kez nikâhlar kıyılmakta ve yasalar emre uygun hazırlanıp, meclisten geçirilmektedir…

Meclisin zaten bir anlamı kalmadığı ortadaydı ama son dönemde daha da panayır alanına dönüştü…

Ülkeyi işgal altında tutup, nüfus yığarak bu ülkedeki bütün sektörleri çökerten, bu işleri yaparken karşı çıkacaklara karşı emri bizzat Kıbrıs’ın kuzeyindeki polise veren TC’li makamlar, Kıbrıslı Türkleri yok etmek için son dönemde ellerinden gelen herşeyi yapmaktadırlar. Her köye yeniden camii ve hatta külliye, bu ekonomik kriz döneminde TC’li makamların vazgeçmediği en önemli operasyonlardan… TC şirketlerinin hızla yapmaya devam ettiği yol ve benzeri projelerde de kontrol bizde değil. Yapılan yatırımlar hanemize borç olarak yazılmakta ama ihalesi de, finansal kontrolü de Ankara’da yapılmakta… AKP’ye yakın şirketler buralardan beslenmeye, parasını da bizim üstümüze borç yazmaya devam ederlerken, bunu da bize yatırım diye yutturmaya çalışmaktadırlar…

Bu dönen dolaplar Kıbrıslı Türkleri günden güne yok etmektedir.

Gerçek kurtuluş, varoluş mücadelesi TC işgalinin ortadan kaldırılması, TC’li kurumların müdahalesinin ortadan kaldırılması olmalıdır.

Herkesi sol duyu sahibi olmaya ve mücadeleyi doğru zeminden sürdürmeye çağırırız…

Böylesi koşullarda ülkede yaşanan koşullarda YKP taraftır. Sendikal mücadele verenlere dayanışmasını sürdürürken ayni zamanda demokrasi, insan hak ve özgürlüklerin korunması, işgalin ortadan kalkması ve ülkemizin yeniden birleşmesi mücadeledeki saflarda YKP de daha militan yerini alacaktır.”

Nisyana İsyan

Yeniçağ Gazetesi olarak nisyan yani unutmaya karşı isyanımızı her zaman dile getirdik.

Pazartesi günü yaşanan sahneleri görünce son iki dönemi CTP’nin hükümet olduğu 2007 ve 2008 yaz ayını hatırlamakta yarar var…

Meclis, gene 10 Temmuz 2007 tarihinde yaz tatili öncesindeki son toplantısında Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı’nı oybirliğiyle geçirdi. KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil, “Ankara’dan alınıp çalışanlara dayatılan IMF ve Dünya Bankası yıkım paketlerinin bir parçası olan ve sendikaların taleplerine uymayan Sosyal Güvenlik Yasası”nı tanımadıklarını belirtmiş ve yasanın “halka rağmen” meclisten geçirildiğini belirterek, 1 Ocak 2008 tarihinde hayata geçmemesi için her türlü direnişe kararlı olduklarını söylemişti…

21 Temmuz 2008’de ise yaz tatili öncesi son toplantıda Meclisi’nden geçen Kamu Sağlık Çalışanları Yasası’nı eleştiren Sağlık alanındaki 6 örgüt, yasanın meclise geri göndermesi için Talat’a çağrı yapmıştı. Kıbrıs Türk Amme Memurları Sendikası (KTAMS), Kıbrıs Türk Hemşireler Birliği Sendikası, Kıbrıs Türk Diyetisyenler Birliği, Fizyoterapistler Birliği, Kıbrıs Türk Biyologlar ve Doğayı Araştırma ve Koruma Derneği ile sosyal hizmet uzmanı ve psikologlar, taleplerinin dikkate alınmayarak yasanın onaylanması halinde, hukuki süreç başlatmak dahil sendikal anlamda her türlü girişimde bulunacaklarını Temmuz 2008’de açıklamışlardı.

Meclisin tatillerinden önce, son toplantılara doğru meclisin önü sürekli kalabalık olmakta ancak vekiller açısında bu çok da bir şey ifade etmemektedir. Eller kalkıp inmekte, neyin de oylandığının çok önemi bulunmamakta. Bunun bir basit gösteriden başka bir şey olmadığı, TC protokollerinde yazanların hayata geçirilmesi için teknik prosedür hazırlanmakta, vekiller de, daha önce ne dediğine bakmaksızın siyasal rolü eğer muhalifse hayır, hükümet tarafındaysa evet oyu için salvolar savurmakta ama bir yıl sonra roller değiştiğinde tersini de yapabilmektedirler…

CTP daha önce yaptıklarından sonra şimdi hiç çekinmeden muhalif, emekçi rolüne bürünmüştür. Daha önce bir yıldan fazla ülkeyi bütçesiz de yöneten CTP şimdi UBP’yi ayıplamaktadır. UBP ise geçen senelerdeki Temmuzlarda sendikalarla beraber yolları aşındırdığını adeta unutmuş, şimdi sendikalara hakaretler yağdırarak, gece gündüz meclisi çalıştırmak suretiyle TC’den gelen talimatları hayata geçirmektedirler… İkisinin de ortak yönü emekçi düşmanlığı konusunda koltukta otururken, koltuk uğruna gözlerini karartmalarıdır. İkisinin de ortak yönü TC dayatma paketlerini uygulamaktaki üstün hizmet aşklarıdır! İkisi de aslında TC’nin birer acentasıdırlar, sırf demokrasi varmış gibi yapılsın diye biri koltukda otururken diğerine muhalefet görevi verilmektedir. Bu nedenle gerek UBP’yi gerekse CTP’yi muhalefetten kabul edip onları mücadelenin parçası saymak akıl mantık işi değildir.

Daha önce TC’den gelen basınçla feleğini şaşıran ve tenis kursu ile kuran kursu arasında fark göremediklerini açıklayan CTP’nin ileri gelenleri bugün nasıl eylemlerde sokağa çıkabiliyor?

Geçen yasalar CTP’nin daha önce imzaladığı, UBP’nin de revize ederek geçen sene imzaladığı TC protokollerinde yazmaktadır, yapılan iş de TC elçiliğinde hazırlanan yasaları karşı yoldaki binada tasdik etmektir. Tasdik memurlarına karşı muhalefet, gerçek muhalefet olamaz…

Yeniçağ olarak nisyana isyan etmeye devam edeceğiz…