YENİDÜZEN’E AÇIK MEKTUP

163

YKP-Fem, POST Araştırma Enstitüsü, Baraka Kültür Merkezi imzalı açık mektup şöyle:

28 Kasım 2010 tarihli Yenidüzen Gazetesi’nin Pazar Eki’nde yayınlanan “Renkli Işıkların Nadya’sı” isimli, Mert Özdağ’ın “Yaşanmış bir hayat hikayesi” dizisinin birinci bölümünü hayretler içinde okuduk. Yazı, son derece cinsiyetçi bir dille yazılmakla beraber gece kulüplerinde çalıştırılan kadınların kölelik koşullarını görmezden gelerek, açık bir şekilde kadınların vücutlarının satın alınabilecek bir mal olduğu fikrini, gerek içerikle gerekse kullandığı görsel materyallerle pekiştiriyor.

Gece kulüplerinde yaşanan insan hakları ihlalleri ile ilgli haber ve yazıların yayınlanması, kamuoyunun ve özellikle de devlet yetkililerinin dikkatinin bu yöne çekilmesi, hükümet üzerinde bir baskı oluşturmak adına elbette faydalı ve gereklidir. Ancak bu gibi haber ve yazıların, magazin formatında, özendirici, gece kulüplerindeki kadınların kölelik koşullarını görmezden gelen ve kadın eti alınıp satılmasını meşrulaştıracak bir üslupla yazılması, en az gece kulüplerinde yaşananlar kadar insanlık dışıdır. Mert Özdağ’ın söz konusu yazısı, “gazeteci sorumluluğuyla gerçekleri anlatma” süsü verilmeye çalışılsa da erkek egemen histerileri kışkırtan ve sadece gece kulübündeki kadınları değil tümüyle kadın bedenini aşağılayan bir yazıdır.

Mert Özdağ yazısında şöyle diyor:

“Anadolu insanının muhafazakar kültüründen de etkilenmiş, kişiliğine katmıştı. Bir kadınla para karşılığında birlikte olmak onun için büyük bir ayıptı.”

İnsan ticareti olgularının görüldüğü Kıbrıs’taki gece kulüpleri gibi yerlerde, para karşılığı bir kadınla birlikte olabilmenin muhafazakarlık ya da “açık görüşlülük” ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Bu, kadın bedenine ve insan haklarına saygı ile alakalıdır.

Ve yazıda şu ifadeler de yer alıyor:

“Tüm kızların geceliği 150 lirayken onun geceliği 300 TL tutuyordu. Niye öyle olduğunu sorduğumuzda henüz çok ‘taze’ olduğunu ve pek ilişkiye girmediğini, yani neredeyse tertemiz olduğunu söylemişti”.

“Gazetci”nin, kadınları bir tüketim maddesi olarak gören ve değerini az cinsel ilişkiye girmesi ile orantılayan, bir patates gibiymişcesine kadın bedenine taze sıfatını uygun gören bir cümleyi, hiçbir eleştiri ya da yorum katmadan rahatça yazması karşısında hayrete düştük.

Bu yazı ayrıca kadınların köleleştirildiği gece kulüplerini özendiren, buraları bir “restorant/bar” a benzeten, ataerkinin öngördüğü ideal erkekliği “milli olmakla” ile ilişkilendiren, bunu yücelten, uğruna köle kadınlara tecavüzü meşrulaştıran bir uslup içrmekte; kadın vücudunun genç güzel ve “görünür” olmasının erkeğe bakma hakkını verdiği ve köle tacirlerinin mekanları olan gece kulüplerine “ait olabilecek” kadınların varlığını öngördüğünü ima etmektedir. Bu fikirleri, başlıklar ve fotoğraflarla da pekiştirmektedir.

Söz konusu yazı, Mert Özdağ’ın gece kulüpleri hakkındaki ilk cinsiyetçi yazısı değildir. 25 Ağustos 2010 tarihli Yenidüzen gazetesinde yayınlanan “Fuhuş ve 300 bin Erkek” http://www.yeniduzen.com/detay.asp?a=25070 başlıklı bilimsel dayanaktan mahrum yazıda, gece kulüpleri kapatılığı takdirde tecavüzlerin artacağı öne sürülmekte, dolaylı olarak ırkçı bir şekilde yabancı kadınların köleleştirilmesi meşrulaştırılmaktaydı.

Cinsiyetçi ve ırkçı söylemin ifade özgürlüğü örtüsüyle kapatılamayacağını hatırlatır, ifade özgürlüğünün belirli cinsel kimlik ve etnik kökene karşı hoşgörüsüzlük içermediği sürece kulanabilirliğini vurgularız.

Mert Özdağ’ın ve/veya Yenidüzen Gazetesi’nin bu açık mektubumuzu yayınlayarak okurlardan özür dilemesini, yazı dizisinin sonlandırılmasını ve Yenidüzen Gazetesi yönetiminin sorumluluklarını kabul edip, bu tarihten sonra gazete ve eklerinde yayımlanan yazıları toplumsal cinsiyet eşitliği ve insan hakları çerçevesinde gözden geçirmesini talep ederiz.