YKP, 28 Temmuz erken genel seçimlerini boykot etme kararı aldı

112

ykp boykot kararı Yeni Kıbrıs Partisi, 28 Temmuz’daki erken seçim ile ilgili YKP’nin tavrı ve görüşleri konusunda 13 Haziran, Perşembe günü saat 11’da YKP Genel Merkezinde basın toplantısı düzenledi.

Basın toplantısına YKP Yürütme Kurulu üyeleri Celal Devrim Önen, Murat Kanatlı, Haluk Selam Tufanlı, Parti Meclisi üyesi Alpay Durduran, Lefkoşa İlçe Sekreteri Mehmet Karadal, YKPfem aktivisti Tegiye Birey katıldı.

YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Celal Devrim Önen hazırlanan basın açıklaması okudu. Daha sonra YKP Yürütme Kurulu üyesi Murat Kanatlı Yürütme Kurulu’nun seçimler üzerine hazırladığı raporun sunumunu yaptı.

Basın toplantısında okunan açıklama şöyle:

10 Haziran Pazartesi günü toplanan Yeni Kıbrıs Partisi (YKP) Parti Meclisi, İlçe toplantılarından gelen görüşler çerçevesinde somut koşulları değerlendirerek, Yürütme Kurulu’nun önerisi ile kitlelere acenta seçimine taraf olmadıklarını gösterebilmeleri yönünde seçenek yaratılmasına ve sandığa gitmeyerek aktif şekilde tepkilerini göstermek için siyasal boykot kampanyası yapılmasına karar verdi.

Bugün bununla ilgili tespitleri ortaya koymak, ülkenin içinde bulunduğu koşulları değerlendirmek için bu basın toplantısını düzenliyoruz.

Net şekilde söyleyebiliriz ki, Şubat 1991 tarihli Partimizin Sekreterya Kararı’nda yapılan “Kıbrıs’ta demokrasi var ve TC’nin işgal ettiği bölgedeki halk durumu onaylıyor demek için seçim yapılır” tespiti geçerliliğini korumaktadır. Kıbrıs sorununun ve bununla ilişkili olarak işgal rejiminin devamı, erken genel seçimlerin, sadece acenta seçimleri olacağı gerçeğini garanti etmektedir. Kıbrıs’ın kuzeyinde hala daha seçime seçim deme koşulları yoktur!

TC devleti kendi çıkarları için Kıbrıs’ı koz olarak kullanmaya ve zamana oynamaya da devam ediyor. Günün sonunda TC devleti, Kıbrıs sorunun çözümünü bir antlaşmayla onaylamak zorunda kalırsa da çözümden sonra da Kıbrıs’ın bir kısmını kontrol edebilecek durumda olmak için yoğun olarak yıllardır çalışmaktadır.

Bu nedenle yalnızca bir işgal süreci değil, ayni zamanda Osmanlı usulü fetih politikaları aynen devam ettirilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti, silah zoru ile elde ettiği stratejik toprakları vilayetleştirmekte, kendi “doğal” parçası haline getirmektedir. TC devleti, bu amaç için seçimleri de kullanmaktadır; Kendine hizmet edecekleri, Türkiye’de karar verilenleri burada yürütecekleri seçtirerek kuzeyi hem dizayn etmekte, hem de kuzeyde demokrasi varmış oyunu oynamaktadır.

Gelinen aşamada ne meclisin, ne de bakanlar kurulunun hiçbir etkisi kalmamış durumdadır. TC Yardım Heyeti gerçek bakanlar kurulu gibi hareket etmeye devam etmektedir. Her bakanlıkta Türkiye Cumhuriyeti’nden atanan bir ‘sektör sorumlusu’nun olması ve bakanların bu kişilerin onayı olmadan hiçbir projeyi onaylayamaması kendi başına bir halkın siyasi iradesinin gasp edildiğini göstermektedir. Siyasi iradeyi neredeyse sıfırlayacak güce sahip bu kişilerin ‘uzmanlar’ başlığı altında dayatılmaları da işgalin aldığı neo-liberal şekle bir örnek teşkil etmektedir. Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi Kıbrıs’ın kuzeyinde de tüm yaşam alanlarının, kamusal alanların bu “uzmanlar” aracılığı ile neo-liberal muhafazakâr restorasyonu sürmektedir.

TC yönetiminin müdahalesi o noktadadır ki, Kıbrıs’ın kuzeyinde seçilen hükümetler, Türkiye’de hazırlanan paketlerin uygulayıcısı olarak yürütme kurulu görevi görmekten öteye gidememektedir. Meclisin kendisi de demokrasiyi işletebilmekten çok uzaktadır; geçmesi emredilen yasalar birkaç gün içerisinde geçirilebilmekte, halkın ortak yararına olacak yasalar keyfice bekletilebilmekte, meclisten geçirilen uluslararası sözleşmeler ise uygulamadan yoksun kalmakta, göz boyama taktikleri olarak bir kenara atılmaktadır. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) kararlarında belirtildiği hali ile demokratik bir parlamentodan bahsetmenin imkanı yoktur. Meclis her şeyi ile TC asker ve sivil bürokrasisi vesayeti altındadır.

Rejimin piyonlarının değil, rejimin kendisinin değişimini talep edecek tepkinin örgütlenmesi de genel seçimler kapsamında her geçen gün daha fazla zorlaşmaktadır. 28 Temmuz erken seçiminin hemen öncesi ve sonrasında Kasım ayına kadar dört askeri tören ve bunlar için yapılacak dört tören tatbikatı olacak şekilde, sokaklar militarist işgalin yüceltildiği sekiz tane etkinliğe maruz kalacaktır. Zaten 40,000 tane askerin olduğu, polisin askere bağlı olduğu, askerin de birebir Türkiye’ye bağlı olduğu bir yerde sivil ve iradeli bir hükümet kurma şansı olanaksızdır.

Sırf kendilerine oy versinler diye bazı kesimler hâlihazırda geceler boyunca açık tutulmuş elçiliğin önünde sıraya dizilip vatandaş yapılmışlardır. Seçmen sayısı, işgal rejiminin devamını sağlayacak şekilde hızla şişirilmektedir. Basına yansıyan binlerce yeni vatandaşlık, Bakanlar Kurulu kararı ile yapılanlardır. Bir önceki hükümet döneminde TC dayatması ile muhaceret ve vatandaşlık yasası değiştirilmiş, belli bir süre ikametten sonra vatandaşlık almak kolaylaştırılmış, buna rağmen rejime tehdit olarak görülenlere ise keyfi olarak bu yasa çalıştırılmayarak muaf tutulmaktadırlar. Bu da rejimin kendi çelişkisi ortaya koymaktadır.

Yeni yapılan vatandaşlar çeşitli baskı yolları ile TC’nin işaret ettiği oluşumlara oy vermeye zorlanmaktadır. Bunun stratejik bir Türkiyeleştirme ve oy şişirme politikası olduğunu ve keyfi sınırdışı edilmesinde bakarak da anlayabiliriz. Bu şekli ile de siyasi irade Türkiye’nin elindedir, bu nedenle seçimlerde Kıbrıslıların temsiliyetini gösterecek herhangi bir siyasi iradenin çıkması mümkün değildir.

Bu sebeplerle rejimi deşifre etmenin aracı olarak Yeni Kıbrıs Partisi 28 Temmuz erken genel seçimlerinde rejime tepkisi olan herkesi bilinçli boykot yapmaya, tepkisini böylelikle ortaya koymaya çağırır.

Bu memleketin bizim olduğunu, talimatlara karşı çıkılması gereğini hatırlatmak için hem seçim platformu, hem de seçimlerde boykot önemli araçtır. YKP bu nedenle etkin bir boykot kampanyası yaparak AKP talimatlarına karşı çıkıldığını, “bu memleket bizim, biz yöneteceğiz” bu nedenle “talimatla yönetilmeye hayır” diyerek, bu seçim sürecine böylesi bir politik kampanya ile dâhil olacaktır.

Bu seçimi boykot et. sokağa çık ve haykır. Oynanan oyunu gördüğünü ve bu oyuna alet olmayacağını haykır. Çözüm olmadan bu oyunun bozulmayacağını göster. YKP’ye destek ver.

 

Yürütme Kurulu tespitleri

Yeni Kıbrıs Partisi Yürütme Kurulu, 28 Temmuz’da yapılacak erken yerel seçim kararını değerlendirerek seçimlerin ve meclisin mevcut durumu üzerine şu tespitleri yapar;

1-     Kıbrıs’ın kuzeyindeki temsili sistemin oluşumu, oluşturulması, nasıl kullanıldığı YKP tarafından 1989’dan beri tartışma konusu yapılmaktadır. YKP’nin tavrı, ana akım yaklaşımlardan net kopuşu ortaya koyar.

2-     YKP, işgal altındaki veya otoriter rejimlerdeki seçim platformu deneyimlerini yok saymaz, Kıbrıs’ın kuzeyindeki benzerlikleri çerçevesinde yararlanır ama Kıbrıs’ın kuzeyindeki özgünlüklere dikkat çeker. YKP, dünyanın başka yerlerinde de mevcut olan, Kıbrıs’ın kuzeyinde de hissettiğimiz neo-liberalazmin, militarizmin ve tümünü kapsayacak şekilde kapitalizmin yarattığı sorunların Kıbrıs’ın işgali, siyasi iradenin başka bir devlet tarafından halkın elinden alınması gibi özgünlüklerle birleşince, bu somut koşulları gözeten alternatif pratiklerin ortaya konması kaygısını taşır. Bu nedenle Kıbrıs’ın kuzeyi ile benzer koşullara sahip olduğu düşünülen Kuzey İrlanda ve Filistin’e tek başına bakarak karar vermek olanaklı değildir.

3-     Dünyanın birçok yerinde finans kapitalin ve sermayenin gücü, giderek maliyetleri yükselen seçim kampanyalarının maliyetini yükseltmekte ve seçimlere yalnızca bu maliyetleri karşılayabilecek yapıların etkin katılmasına olanak vermektedir.

4-     Dünyanın birçok yerinde yasama organları etkisizleşmekte, yürütme organları daha da güçlenmektedir. Ulusal ve çokuluslu şirket lobilerinin ve teknokratların faaliyetleri, dayatmaları temsili sistemleri zayıflatmaktadır. Ulusal veya bölgesel temsili sistemler küresel aktörlerin dayatması altında daha fazla etkisizleşmekte, seçmen ve vekil arasında ilişkiler daha da zayıflamaktadır. Bu nedenle de seçimlere katılım oranları hızla düşmektedir. Bu bir tepki olduğu kadar, apolitikleşmenin sonucudur da…

5-      Kıbrıslı Türkler çok uzun zaman, militarist getto yönetimleri, Bayraktar Elçi Yönetimi (BEY) ile savaş koşulları altında idare edildiler. Eğitim sistemi, ulusal medya, dini kurumlar, zorunlu askerlik ve benzeri devletin ideolojik aygıtları, tümü ile böylesi bir sistemin bütünlüğü için hareket etti. 1974 işgali ile gettolar birleştirildi, genişletildi, askeri operasyonla kuzeyde tek parça bir coğrafya oluşturuldu. Ancak bu yeni duruma karşın BEY dönemin yönetim metotları devam etti. Bu nedenle adadaki 40 bin asker, sürekli savaş halini, olağanüstü hali, rejimin bizzat militarist güç tarafından korunmasını hatırlatmaktadır. Zaman içinde Kıbrıs’ın kuzeyindeki devletin ideolojik aygıtları bizzat Türkiye’dekilerin birebir kopyası haline geldi. Bu nedenle Türkiye’deki her değişim ile ortaya çıkan ideolojik aygıtların kullanım değişikliği birebir Kıbrıs’ın kuzeyinde hissedilmektedir.

6-     Demografik yapı değişikliği ve bu yapının farklı zamanlarda değişen stratejik amaçlarına hizmet edecek şekilde kitlesel mobilizasyonu, kimi zaman bizzat askeri yetkililer veya TC elçiliği yetkilileri, kimi zaman da hemşeri dernekleri aracılıklarıyla devreye sokuldu.

7-     Türkiye’den taşınan nüfusun Türkiye coğrafyası ile olan ilişkisinin kesilmemesi için TC elçiliği sürekli çalışma halindedir. Bu sayede gelinen bugünün koşullarda, başka herhangi bir çalışma yapılmaksızın medya ve TC’nin ‘sivil’ siyasi yapıları aracılığı ile Türkiyeli nüfusun pozisyon alması sağlanmaktadır.

8-     Nüfus taşınmasının sürekliliği, kendine tehdit oluşturanların sınırdışı edilmesinin normalizasyonu, son dönemde ise ayrıcalıklı koşullarda özellikle Ziraat Bankası tarafında borçlandırılmaları getirilen nüfusun güvensizliğini, korkularını, fikirsel olarak kalıcı olamamalarını, coğrafyayı sahiplenmelerini güçlendiren koşulları ortaya çıkardı. Bu nedenle çoğunlukla, Türkiye’deki siyasi hareketlerin belirlediği veya yönlendirdiği çerçeveler dışına çıkamamaktalar.

9-     TC asker-sivil bürokrasisi, Kıbrıs’ın kuzeyindeki Türkiyeli nüfusa 2000’lerin başına kadar fethedilmiş uç beyliğinin savunma gücü, rejimin korumacılığı görevi yükledi. Bunun için çalışma yaptı. Buradaki nüfusu buna uygun hareket etmeye zorladı. Annan Planı sırasında ise mobilizasyon tam ters yöne, bir çözüm istiyormuş izlenimi yaratmaya yönelik olarak yapıldı. 2002 sonrası Türkiye’deki askeri vesayet ile İslami akımların girdiği mücadele ilişkilere bağlı olarak, Kıbrıs’ın kuzeyindeki Türkiyeli nüfusun işlevi “militarist uç beyliğini savunma” yerine, tıpkı Türkiye’de olduğu gibi demokratik mekanizmalar işletiliyormuş izlenimi altında aslında askeri vesayet tasfiye edilirken yerine İslami, yeni-Osmanlıcı yeni bir otoriter vesayet rejimi kurulmasının meşru zeminini oluşturmak olarak yeniden belirlendiği anlaşılmaktadır.

10-  Kıbrıs’ın kuzeyinde ganimetin dağıtılması ilişkileri ve siyasal kayırmacılık (klientelizm) Kıbrıslı Türklerin siyasal kararlarını ciddi şekilde etkilemektedir. Bu nedenle siyasi düşüncesi ve seçimlerdeki tercihler ciddi şekilde çelişmektedir. TC sivil ve askeri yönetimleri siyasal kayırmacılığın (klientelizmin) etkin kullanımı için gerekli mali desteği sağlayarak Kıbrıslı Türklerin siyasi tercihlerini kendi lehlerine olacak şekilde belirleyebilmektedirler.

11-  Genel ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin üç evresinde yani seçime kadar, seçim ve seçildikten sonraki evreler farklı birçok sorunu içinde barındırmaktadır. İlk evrede yani seçimlerin yapıldığı iki seçim günü arasında TC’nin siyasi kurumlarının domine etmesi sonucu, sonucu belli bir ortam yaratılmış olmaktadır. Bu dönemde, Kıbrıs’ın kuzeyindeki siyasi yapının anti-demokratik uygulamaları da ciddi olumsuzlukları ortaya çıkarmaktadır. İkinci evrede yani seçim dönemlerinde, meclisteki partilere yapılan finansal yardımlar, seçim harcamalarına yönelik kapsamlı araştırma yapılmaması, bu konuda yeteri kadar şeffaf olunmaması gibi unsurlardan dolayı, pahalı seçim kampanyaları sırasında başka diğer ciddi olumsuzluk gündeme gelmektedir. Seçim kampanyaları içine oy satın almayı da koymak gerekmektedir. Seçim sürçlerindeki siyasal kayırmacılık (klientelizm) ve hükümet olanaklarının kullanılması ise basit etik tartışma zeminde yapılmakta, kimse bunun için cezalandırılmamaktadır. Üçüncü evre, yani seçildikten sonraki süreçte özellikle TC ekonomik paketleri ve TC yardım heyeti mensuplarının bizzat iç karışmaclığı ile seçilen de kendi olmaktan uzaklaşmakta, kendi politikalarına yabancılaşmaktadır.

12-  İki seçim günü arasında rejimin izin verdikleri hariç diğer tüm siyasi aktörlerin etkisiz kalması için kesintisiz çalışmalar yürütülmektedir. Merkez sol dışındaki yapıların güçsüzlüğü bu çalışmaları yaratamamaktadır. Güçsüzlük fiziki ve ideolojik alanı kapsadığı için alternatif üretmek de şimdiye kadar mümkün olmamıştır. Bu güçsüzlük, eksik olma, etkili olamama hali nedeniyle solda iş ve güç birlikleri de etkisiz ama ayni zamanda solun enerjisini ve zamanını alan uğraşlara dönüşmektedir.

13-  Genel ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine hayır denmesi, bu seçimlerin boykot edilmesi böylesi bir alternatifsizlikte sistem içi alternatiflerden bir kopuş olarak düşünülmesi gerekir. Sınırlandırılmış, etki alanı daraltılmış böylesi bir temsili sistemin reddinin örgütlenmesi, bu kişiler “beni temsil etmiyorlar” çağrısı yapılması, ilk etapta yalnız bir karşı duruştur. Bu karşı duruş, taban örgütleri yaratılarak, toplumsal hareket güçlendirilerek alternatif üreten bir sürece dönüştürülmezse, yalnızca karşı olma hali ile kitleselleşme sağlanamayacağı için, rejimin demokrasi maskesini güçlendiren bir unsur olacaktır. ‘Rejim o kadar demokratiktir ki karşıtına bile tahammül eder’ görüntüsüne karşı, mutlaka alternatifinin ortaya çıkması için çalışma yapılmalıdır.

14-  Tam da burada, yerel seçimler, özlediğimiz alternatif dünya ve toplum modelini anlatmak ve daraltılmış seçim bölgelerindeki tabanları bu doğrultuda örgütlemek için genel seçimlere nazaran daha elverişli ve etkilidir. Seçmen ve vekil arasında gitgide açılan evrensel uçurumlara Kıbrıs’ın kuzeyininin Türkiye işgalinden ötürü talimatla yönetilmesi eklenince genel seçimlerin sonucu ne olursa olsun halkın iradesi ışığında yönetilmesinin olasılığı düşükken, yerel yönetimlerin, temsili sistemin ortaya çıktığı ilk haller olarak, kişilerin günlük hayatına birebir dokunan meseleleri ilgilendirmesi ve belediyelerin hem karar verici hem uygulayıcı kurumlar olması, yerel seçimlerin tabanı birebir harekete geçirebilecek ve tabanın iradesini yansıtabilecek kapasitesini nispeten artırmaktadır. Bu nedenle taban örgütlenmesinin ilk basamağı olarak da düşünebileceğimiz yerinden yönetim seçimlerinde çalışma yapmak, diğer seçimlerden ciddi farklılık gösterir.

15-  Devrimci ya da halkçı yerel yönetimlerin, örgütlenme biçimleriyle (katılımcı bütçe, mahalle komiteleri, kent konseyleri vb) yerelde neo-liberalizmin ve otoriter rejimlerin tahrip ettiği kolektif gücün önünü açarak, aşağıdakilerin kendi kaderine sahip çıkma enerjilerini yeni sağlayarak neo-liberalizm karşıtı stratejik önemli bir unsura dönüştürülebilinir. Neo-liberalizm geniş yığınlar için hayati önemdeki ekonomik ve sosyal meseleleri demokratik karar alma mekanizmalarının dışına taşır, siyasi değil teknik meseleler haline getirir. Yani neo-liberalizm siyaseti teknikleştirir. Böylesi bir dünyada söz, yetki ve karar süreçlerinin aşağıdan yukarıya yeniden inşa edilebileceği ciddi alternatif yerel yönetimlerde alternatif örgütlenmelerle halkı karar süreçlerine dahile etmektedir.

16-  Diğer seçimlerdeki olumsuzlukların tümü yerel seçimlerde de geçerli olmasına rağmen yerel seçimlerin sunduğu avantajlar kullanılarak, aşağıdan yukarı doğru, sokaktan bir rejim karşıtı hareket örgütlemek yani sokaktan iktidara koşullarını oluşturmak mümkündür. Bunun itici gücü kısmi olarak, rejimin belirlediği sınırlar içinde de olsa, rejim karşıtı seçilmiş temsilcinin meşru zemini üzerinden örmek imkânı vardır. Bu nedenle yerel seçimler bu imkânları ve olasılıkları ile genel seçimlerden farklı bir noktada değerlendirilmelidir.

17-  Kıbrıs’ın kuzeyindeki mevcut durum göz önüne alındığıda yerel ve genel seçimler arasındaki fark aşikardır. Ancak bu tespit, YKP’nin her yerel seçimde seçime katılacağı, her genel seçimi de boykot edeceği anlamına gelmez. Aynı zamanda, YKP ister seçime katılsın, ister seçimleri boykot etsin, YKP’nin söylemi buna bağlı olarak değişmez, seçim de boykot da rejimi deşifre etmek ve alternatifleri üretmek için birer araç niteliğinde kullanılır. Bunlar demek oluyor ki, her seçim kendi koşullarında değerlendirilir; YKP’nin örgütlenme kapasitesi, halkın beklentileri, diğer siyasi gelişmeler gibi somut faktörler, verili koşulları ve dolayısıyla YKP’nin seçime girip girmeme, ittifaklara dâhil olup olmama kararlarını da şekillendirebilir.