YURTSEVER BİRLİK HAREKETİ

Son gelişmeler ve son durum üzerine

RAPOR

 A) Genel:Kurulduğu günden itibaren, parçalanmış ülkemizin bütünleştirilmesi için mücadele sürdüren partimiz, geçen bu sürecin her döneminde ve dönemecinde, izlediği açık ve net politikalarıyla ve ileriye doğru tespitleriyle, toplum yaşamında iz bırakmış, toplumu etkilemiş, sloganları tüm Kıbrıs’ta kitlelere mal olmuş ve ülkede tabu haline gelmiş pek çok hususun yıkılmasını sağlamıştır.

Partimiz, ülkedeki tüm demokratik kuruluşların birliği için üzerine düşeni yapmış ve “Bu Memleket Bizim Platforumu”nun oluşmasına önemli katkı yapmıştır. Platforum’un, Kıbrıs Türk Toplumu’nun ayağa kalkması ve dünyaya sesini duyurması yönündeki mücadelesi, Kıbrıs’ta rejimin çökmesi yönünde önemli bir adımı oluşturmuştur.

16 Nisan sonrası, Kıbrıs’ın Avrupa Birliği üyesi olması ile gelişen süreç, hem partimize hem de BMBP’na önemli görevler ve sorumluluklar yüklemiştir. Bu çerçevede YBH, bundan sonraki mücadelenin de seyrinde önemli rol üstlenmeli, mücadelenin hedefinden saptırılmaması için aktif çaba sarfetmelidir.

B) BMBP’nun Durumu:Büyük özverilerle oluşturulan bu platforumun, Kıbrıs’ta bir andlaşmaya ulaşana dek sürdürülmesinde yarar vardır. Bu platforum onbinlerce kitleyi meydanlara topladı. Toplumun ayağa kalkmasını sağladı. Kıbrıs’ta barış’a giden yolda Kıbrıslılar’ın tümüne moral verdi, umut verdi, mücadele azmi verdi. Kitleler bu birlikteliğe geldi, kitleler mücadeleye geldi. Şimdi, Platforumun bu yarattığı ortamı kendi hanesine yazmaya çalışan siyasi parti ve örgütlerin varlığı mücadelenin hedefini saptırmaktan başka bir işe yaramamamaktadır. Dolayısıyle, BMBP bundan sonraki mücadelesini ekte sunulan ilke ve hedefler çerçevesinde sürdürmeli, ve sürdürmesi için de YBH üzerine düşeni yapmalıdır.

C) Kıbrıs Türk Toplumunu kim temsil eder: Kıbrıs’ta onbin yıllık bir kültürün izlerini taşıyarak varlığını sürdüren Kıbrıs Türk Toplumu, özellikle 1974 sonrası yaratılan durum nedeniyle bilinçli olarak yaratılımış bir yokoluş süreci yaşamaktadır. Dolayısıyle, Kıbrıs Türk Toplumunu, en başta bu geçmişi olanları temsil eder. Ve Kıbrıs Rum toplumunun diğer küçük topluluklarla birlikte bu adanın tümünde hissesi vardır. Bu hisseler hissedarların tümünün onayı olmadan kimseye devredilemez.

Şu anda, 1974 sonrası, TC’nin Cenevre konvansiyonlarına, madde 49, aykırı olarak işgal ettiği topraklara nüfus taşıması sonucu, Kıbrıs Türk Toplumunun iradesinin yansıması engellenmiş oldu. Bu çerçevede, demokratik olmayan diğer pek çok husus yanında, seçimlerin de yasal olmadığı ortadadır. Yerel nüfusunun iki katı kadarını ülkede, en az 5-6 katı kadarını da Türkiye’de, yedek ve potansiyel güç olarak istendiği zaman kullanılmak için, hazır bulundurmak amacıyla dağıtılan yurttaşlıkları kabullenmek mümkün değildir.

Yurttaşlık, sadece yasa ile verilecek birşey değildir. Bir insanın yurttaş olabilmesi için o ülkede doğmuş, o ülke halkıyla bağ kurmuş, o ülkeye bağlılığı olmuş, dolayısıyle o ülkenin kaderi ile kendi kaderini ilişkilendirmiş ve yaşamının önemli işlevlerini o ülkede sürdüren kişi olması gerekir. Bunun için uluslararası kurallar oluşmuştur. 5 yıldan fazla daimi ikametgahının bir ülkede bulunması, o bir kişiye yurttaşlık için BAŞVURU HAKKI kazandırır, otomatık olarak yurttaş olma hakkı değil. Ve başvurma hakkı da yeterli değil, diğer özellikleri de kazanmış olması gerekir.

Bu tip yurttaşlıklar, Kıbrısta tüm Kıbrıslılar arasına katılma hakkı da vereceği için diğer toplumu da ilgilendirir. Yüzbinlerce yeni yurttaş oluşturup, adanın kaderini ele alamazsınız. Tek tek herkesin durumunun ve toplam olarak etkilerinin ele alınması doğal ve siyasal bir zorunluluktur.

Bugün Kıbrıslı Türkler’in kendi nüfusundan çok daha fazla kişiye oy hakkı tanınmıştır. Oy hakkının bir yasa ile verildiği dolayısıyle yasal olduğu iddiası ise geçesizdir, çünkü uluslararası hukuk çiğnenmiştir. Kıbrısın iki halkından birinin elemanı olarak, ele alınan tüm konular bakımından Kıbrıslı olduğuna şüphe olmayan ve Kıbrıs Cumhuriyeti Yurttaşı olma hakkını, Kıbrıs Cumhuriyeti Kuruluş Andlaşmalarına göre kazanmış olan kişiler ancak oy hakkına sahiptirler.

Yurttaş olma koşulları, yazının başında belirtilen koşulları içeren ve ciddi bir araştırma ile uzun yıllar ikamet etmiş olmayı kanıtlayan bir çalışmanın tamamlanmasına bağlıdır. Bu inceleme, vergi, elektrik kullanımı, su aboneliği, posta kaydı, örgüt üyeliği, yurt dışında geçirilen zaman, yurt dışına para transferi, çocuklarının durumu gibi somut delillerle desteklenmelidir. Bu durum, sadece bizi değil, Rum toplumunu da ilgilendirdiği için, ancak bir andlaşmadan sonra federal hükümetin de onayı ile olabilecek bir husustur.

Yurttaş olmayanların ülkeye gelip çalışma hakkı elde etmeleri uluslararası standart andlaşmalarla olur. Andlaşmaların bir kalıbı vardır, ve her maddesi belli bir konuyu içerir. Bu kalıpta önce işgücü ithal edecek olanın, işgücü eksiğini saptaması ve bunu gönderecek ülkenin iş bulma kurumuna bildirmesi öngörülür. Hiç kimse kendi gelemez, ve kendi iş arayamaz ve işe alınamaz. Kendisi iş bulursa, veya iş için yurt dışından istenirse ülkeye gelmeden yine işbulma kuruluşuna başvurup ve diğer ilgili kuruluşlardan izin alırsa ülkeye girebilir.

Yabancı işcinin gelip de ucuza çalışmaması için, ancak bir sendikalı işyerine ve devletin ücret kontrol komitesinin görevlendirdiği yerde çalışması, işten atılması veya ayrılması halinde yurtdışına çıkıp yurt dışından baştan iş bulup gerekli izni alması, iş değiştirmeye kalkarsa hemen yurtdışına çıkarılması, yabancı işci çalıştırma izni alan kuruluşların işçi değişikliklerini rapor etmemesi halinde bir daha yabancı işçi çalıştırmasının durdurulması koşuldur. Aynı zamanda yabancı işçinin ucuza çalıştırılmasının suç olarak tanımlanması, teftiş edeceklerin belirlenmesi, yabancı işçinin barınak sorunlarının çözümlenmesi, sosyal kesintilerinin garantilenmesi, ve ailesi çocuklarının durumunun belirlenmesi esastır. Bunlar tamamlandıktan ve emeği ucuzlatacak kadar yabancı girişi olmayacağı garanti edildikten sonra yerli işçi ile aynı hak ve ücreti olan kişiler istihdam edilir.

Bir ülkeyi işgal eden ülke, o ülkeye nüfus aktaramaz. Aktarma nüfusun varlığını kabul etmek mümkün değildir. Onlarla “emekçi sınıfı” diye dayanışmak bile dikkatle ele alınması gereken ibr şeydir. Çünkü sonuç, başka emekçilerin ve tüm dünya emekçi sınıfının haklarının ihlali olmaktadır.

D) Seçim Olayı: Seçim, herhangi demokratik bir ülkede halk iradesinin yansıması, belirlenmesi, ortaya çıkması için yapılır. Eğer bu doğru ise, bizim de seçimlerimizin halk iradesini yansıtması gerekmektedir. Olaya bu şekilde baktığımız zaman gördüğümüz manzara nedir?

-TC işgal ettiği ülkenin bu kısmında halk iradesinin yansımaması için;

a) Cenevre konvansiyonlarına aykırı olarak, Türkiye’den buraya, Kıbrıslılar’dan çok nüfus aktarmıştır,

b) Yarım milyona yakın kişiyi Türkiye’de de yurttaş yaparak bunları duruma göre potansiyel yedek güç olarak tutmaktadır,

c) Her seçime nüfusuyla, askeriyle, elçilik mensuplarıyla, derin devlet elemanlarıyla, yardım heyeti mensuplarıyla, basın yayın kuruluşlarıyla müdahale etmiştir. Her seçim sonrasını ve her gerektiğinde hükümeti istediği şekilde oluşturmuştur.

d) Seçim dönemlerinde, baskı, tehdit, rüşveti ön plana çıkararak seçmenleri istediği şekilde yönlendirmiştir.

e) Halkın özgür iradesini yansıttığı söylenen Meclisi hiç dikkate almamıştır. Meclis de, hükümet de etkisi ve yetkisi olmayan kurumlar olmuştur.

f) Herşey Ankaradan idare edilir olmuştur.

Yurtsever Birlik hareketi bu durumu hep reddetti. Seçimi, hükümeti, meclisi dünyayı kandırmak için yaratılan bir vitrin olarak, içinde yeralanları da vitrinin süsleri olarak niteledi ve mücadelesini hep o yönde sürdürdü. Seçimlere girsin veya girmesin ne yaptı ise hep rejimi deşifre etmek için yaptı. Ve bunda da başarılı oldu. Rejim deşifre oldu. Herkes buranın Ankaradan idare edildiğini, buradaki kurumların göstermelik olduğunu yaşarak gördü.

Şimdi bazı siyasi parti ve örgütlerin bu gerçekleri hiç yaşamamış gibi davranıp yine seçimi ön plana çıkarmalarını, üstelik meclisi ele geçirip görüşmeciyi değiştireceklerini söylemeleri karşısında YBH sessiz veya etkisiz kalamaz.

Herşeyden önce dün var olmayan demokratik koşulların devam ettiğini, demokratik bir seçimin koşullarının olmadığını dolayısıyle, bir andlaşma olmadan seçimin çare olmadığı tespitimizin hala geçerliliğini koruduğunu vurgulamak isteriz.

Seçim platforumu ancak bir mücadele aracı olarak görülmeli, hiçbir anlamı olmayan mecliste koltuk kapma yarışına dönüştürülmemeli, ve özellikle 16 Nisan dan sonra, zaten olmayan ve ortadan kalkan KKTC nin makamlarını yasallaştırmaya yönelik olmamalıdır. Seçim yalnız ve ancak, uluslararası kuruluşlara Kıbrıslı Türklerin andlaşma istediklerini gösteren bir referandumdan başka birşey olarak algılanmamalı ve değerlendirilmemelidir. Sonucun değerlendirmesini de herkes TC oylarını çıkararak yapmalıdır; hatta TC oyları nedeniyle asla seçim kazanamayacağını gören bir halkın nasıl davrandığının tesbiti ile yapılmalıdır.

Hele hele TCli nufusun oy kullanacağı bir seçim hiçbir surette kabul edilmemeli, uluslararası camiada böyle bir seçimin kabul edilmeyeceği, dolayısıyle bu seçmenlerin oy vereceği seçimlerin geçerli olmayacağı hem kamuoyumuza hem de dünyaya duyurulmalıdır. Bu konu uluslararası hukuk kuruluşlarına götürülmelidir.

Uluslararası kuruluşların bu duruma göz yumması durumunda, tüm dünya için yeni bir örnek teşkil edileceğini, bunun da isteyen ülkenin istediği ülkeyi işgal ederek, nüfus aktararak istediği yönetimi kurabileceği, durumunu yaratacaktır.

YBH uluslararası hukukun çiğnenmesine ve dünyada yeni yeni emsaller yaratılmasına, ne dahil olarak fırsat vermeyecek ne de başkalarının yapmasına göz yummayacaktır.

E) İki toplumlu örgütlenmeler: Kıbrıs’ta kalıcı bir andlaşma ve barış için, bir daha Kıbrıs’ta çatışmaların yaşanmaması için, ve bütün ayrılıkların baş belası sebebi şövenizmin ortadan kaldırılması için Kıbrıslılar ortak örgütlenmeler yapmalıdır. Bu çerçevede ortak siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, ticari ortaklıklar, ortak yatırımlar için çalışmalar süratlendirilmelidir.

F) Kıbrıs sorunu: Kıbrıs sorununun, mayıs 2004’e kadar bir andlaşmaya bağlanması mümkün görünmektedir. Andlaşma, her halukarda, AB normlarına uygun olarak tadil edilecek Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası çerçevesinde ve BM ile AB Komisyonu kararları çerçevesinde, iki bölgeli, iki toplumlu, tek egemenliğe dayalı federal bir yapı şeklinde olacaktır. Bu gerçekleşirse, tüm organlar için yeni seçimler yapılacaktır. Dolayısıyle şu anda bir seçime ve şu anda olmayan bir meclise talip olmaya gerek yoktur.

Yok eğer, TC burayı AB ‘ne girene dek rehin tutmaya devam edecek, ve dünya da buna göz yumacaksa, yani koşullar değişmeyecekse yine seçime hiç gerek yoktur, ve seçimin de hiç bir anlamı yoktur.

Mücadele, Kıbrıs’ta çözüm isteyen iç ve dış dinamiklerin bu isteklerini kitlesel olarak şimdi ortaya koymaları, ve yaratılan şimdiki durumun çözüm olmadığını, bir andlaşma için derhal yeni bir sürecin başlatılması talepleri olarak ilerletilmelidir.

YBH bunu, BMBP ile birlikte, olmazsa da ittifak yapabilecekleri ile birlikte, o da olmazsa tek başına yapacaktır.

G) Yeni durum: Yeni durum Kıbrıs sorununda güvenlik endişesinin ve iki toplumun karışamayacağının yalan olduğunu göstermiş ve YBH’nın “Kıbrıslılar uygardır ve aralarında nefret yoktur iddiasının kesin doğru olduğunu kanıtlamıştır. Bundan sonra çözümün daha az ayrımcı olması için elden gelenin aypılması gerektiği ortaya çıkarken şimdiki durumun çözüm olmadığının ve tuzaklarla dolu olduğunun anlaşılması şarttır. Bu durum hızla ve çözümle sonuçlandırılmalıdır. Yoksa tuzaklar, rejim tarafından döşenmektedir. Bu günkü durum devamı olanaksız bir durumdur, 1968-1974 durumundan daha kötüdür. Ekonomi bundan yarar görmeyecek, kaçakçılık yozlaştırıcı etki yaratacak ama çare yani ekonomiyi birleştirme söz konusu olunca bunu Türk tarafı engelleyecek ve insanları bir birine düşürmeye çalışacaktır. Mülkiyet hakları için insanları bir birini dava etmeye davet ederek ihtilafları kişiselleştirmek ve kavga çıkarmak istenmektedir. İşi doalısıyle birisi gecelemek istese uçlu durumuna düşecek ve ailesini bir daha kolayca görememe riskini göze alacaktır. Bu arada iki hukuk sisteminin bir birini tanınmaması nedeniyle tüm hukuki ihtilaflar kavgaya dönecek ve çözümlenmemiş yeni sorunlar yaratılacaktır. Bu tuzaklar dönemin uzun sürmesi halinde bugünkü iyi havayı dağıtacaktır. Amaç da herhalde budur. Kapılar açıldı ve yaşamanın zor olduğu görüldü demek istenmektedir.

BMBP bu tuzağın devam etmemesi için uyarıcı olmak ve hızla çözüme gidilmesini desteklemek duruundadır. Bunun Aralık seçimlerine kadar değişmemesi halinde kaç tane davanın birikeceğini, kaç Rum ve Türk’ün hapishanelere düşmemek için kaçak duruma düşeceğini ve diğer olayları tahmin etmek zordur. Bugün Denktaş’ı dinleyen olmadı ama yarın bir Rum bir Türk’ü evimden çık diye dava eder de Türk de çıkmam benimdir derse iyi hava kalır mı?BMBP memleketi düşünmeli ve seçime kadar yaşamasında sakınca olan bir geçici durumla mücadele etmesi geektiğini kabul etmelidir.

H) Siyasi partiler: BMBP üyesi bir siyasi parti Yurtsever Birlik Hareketi’nin politikalarını kastederek bunlarla bir seçim ittifakı yapamayacaklarının bir gerçek olduğunu açıkladı. Bunu seçim çıkarlarına kılıf uydurmak için kullandı ise de gerçek olduğu ortadadır. Bahsedilen konu Kıbrıs sorununun en temel konularından biridir. Nüfus yapısını değiştirmek için getirilen nüfusa oy hakkı tanımak, Rum Kıbrıslılar’ın mülkiyet haklarına saygıyı unutmak gibi hassas konular yanında andlaşmadan sonra da Türklük Rumluk kavgası verileceğini ilan ederek, “ Rum idaresinde sakın kalmayın yurdunuzu terkedip Türk bölgesine göçün çünkü asıl andlaşmadan sonra mücadele başlayacaktır” diyenlerle seçim ittifakı aramak Yurtsever Birlik Hareketi için düşünülemez. Onlarla sadece “çözüm ve AB” gibi iki kelimelik bir ittifaka muvaffak olabildik o kadar. Ondan sonra oy kazanma uğruna izlenimi vererek izledikleri tutum sövencedir, oy için olmasa idi sövence olmayacak mı idi diye güvence almadan daha uzağa gitmemizin olanağı yoktur. Kim ki onlara tüm bu yaptıklarına rağmen barıştan yana güçler sıfatını yakıştırır bir kez daha mahcup olacaktır. YBH’nın buna katılmasını isteyenler mahcup olduktan sonra Yurtsever Birlik Hareketi’dan özür dileyecek olsalar da Yurtsever Birlik Hareketi alacağı yara ile toplumun geleceğinde rol alma niteliğini kaybetmiş olacaktır.

Bugün durumun tehlikelerinden bihaber, andlaşma için mücadeleyi erteleyenler yarın seçimde ne yaparlar, seçim sonrasında “bakanlığını yaptığım TRNC” politikasına dönmezler mi bilinemez. Bize Peşmerge sıfatını yakıştırdılar çünkü Kıbrıs’ın AB üyeliğinin onaylanmasını kutladık. Şimdi ise AB üyeliğinin getirdiği baskılarla açılan kapıların yararlarının arkasına saklanıyorlar. Yurtsever Birlik Hareketi’nin tesbitlerinin doğruluğu gene kanıtlandı ama gene ders almıyorlar. Bugün mücadeleyi terk edenlerle yarın seçim oyunu oynamak herhalde akla sığmaz.

 

Bu değerlendirmeler ışığında BMBP’na ÖNERİ

Uzun bir süre, çeşitli zorluklara rağmen, her örgüt kendi görüşlerini ön plana çıkarmayarak, “Kıbrıs’ta çözüm ve AB” için önemli kazanımlar elde eden BMBP mücadelesine, aşağıda yaptığı tespitler sonucu, bundan böyle aşağıdaki ana ilkeler çerçevesinde ve aşağıda belirlenen hedefler doğrultusunda sürdürmeyi kararlaştırmıştır:

1-Tespitler:

-Bu memleketteki olağanüstü koşullar sürmektedir.

 -Kıbrıs AB üyesi olmuştur, ama andlaşma henüz gerçekleşmemiştir.

-Türkiye’nin her alana müdahaleleri sürmektedir. TC’den nüfus aktarımı devam etmektedir.

-Mayıs 2004’e yönelik andlaşma çabaları durmuştur.

-Kamuoyu bir seçime endekslendirilmiştir. Oysa hala daha. demokratik bir seçimin şartları yoktur. Her seçim öncesi ve sonrasında, aynı zamanda hükümet bozma ve oluşturma ile ilgili yaşananlar bazı siyasi parti ve örgüt tarafından unutturulmaya, ve gerçekleşmesi mümkün olmayan hususlar halka götürülmeye çalışılmaktadır. Bu davranışlar mücadeleyi sakatlar.

 

Bu tespitler ışığında:

2-Mücadele ilke ve hedefleri:

-BMBP gerçekleşen AB üyeliğinden sonra, bir andlaşma sağlanıncaya dek bir bütün olarak mücadele sürdürecektir.

-Tüm mücadele uluslarararası hukuk ve insan haklarına uygun yapılacaktır.

-Mücadele, hiçbir anlamı kalmayan “parlamento için seçim değil”, halkın andlaşma ve barış isteğini yansıtacak “ referandum niteliğindeki bir seçim” için olmalıdır ve değerlendirme ancak yukarda bahsedildiği şekilde yapılmalı ama andlaşmayı reddeden bir referandumun da anlamı olmadığı unutulmamalıdır.

-Şu anda acil görev, kitleleri derhal meydanlara toplayıp, derhal bir andlaşma talebinin uluslararası kuruluşlara duyurulması ve bugünkü durumun uzamasının tehlikeli olduğu anlatılarak görüşmelerin derhal başlamasının talep edilmesidir.

-Aralık’a kadar andlaşma sağlanmaması halinde, Referandum şeklinde algılanabilecek bir seçim için sadece Kıbrıslıların oy kullanması, bunun için seçmen listelerinin yeniden düzenlenmesi talep edilmeli, TC’li nüfusun oy kullanmaması için gereken tedbirler alınmasının şart olduğu, bu nufusun oy kullanacağı herhangi bir seçimin hiçbir hukuki bağlayıcılığı olmayacağı, ve uluslararası kuruluşların buna izin vermemesi istenmelidir. Bu durum Rum örgütlerine de duyurulmalı, onların da desteği istenmelidir. Yoksa seçim boykotuna gidilmelidir. BMBP üyelerinden buna razı olmayanlar seçime gitmek isterlerse onların katılmasına rağmen seçime seçim demek mümkün değildir, bozgunları da halkın andlaşmayı desteklemekten vaz geçtiği anlamına gelmez. Yurtsever Birlik Hareketi seçime kim katılırsa katılsın sonucun TC’den taşınan nüfusun düşülmesi ve onların mevcudiyeti nedeniyle bozulan siyasi ortamın etkilerinin giderilmesi sonrasında değerlendirilme yapılması inanır ki bu da sadece bir tahmin olur

Silahla kurulan bir düzenin seçimle meşrulaştırılması zaten olanaklı değildir.