ÖZKER ÖZGÜR   -BAKIŞ-  03-12-99 YENİÇAĞ GAZETESİ--  

İNSAN GİBİ YAŞAMAK VE YÖNETİLMEK

28 Kasım 1999, Pazar günü Yurtsever Birlik Hareketi’nin 5. Olağan Kurultayı gerçekleşti.

Güney’den konuk çağırdık.

AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofias ile Birleşik Demokratlar Genel Başkanı G.Vasiliu geleceklerini haber verdiler.

Ayrıca gençlik örgütlerinden gençler de ilgi duydular.

Rejimin istediği biçimde Dışişleri’nden izin alındı.

Pazar günü Ledra Palace giriş kapısında konuklarımızı karşılamaya gittik. Hristofias ve güneyden üç milletvekili arkadaşı geldiler. İsim ve kimlik kartı numaralarını giriş forumlarına yazdık.

Oradaki polis kimlik kartlarını görmek istedi.

Böyle bir durumla ilk kez karşılaşıyorduk. Yıllar boyu güneyden konuklarımız oldu. Gerekli izin alındıktan sonra girişte kimlik kartına hiç gerek duyulmadı. Hristofias birkaç ay önce CTP’nin kurultayına katılmıştı. Kendisinden kimlik kartı istenmemişti. Bir gün önce Kıbrıs Rum tarafının eski görüşmecisi Mavrommatis bir açık oturum için kuzeydeydi. Kimlik kartını göstermeden geçti. Hristofias ve arkadaşları kimlik kartlarını göstermek istemediler.

Geri döndüler.

Sonra güneydeki gençlik örgütlerinden gençler geldiler. Onlar kimlik kartlarını göstermeye razı oldular.

Bu kez her birinden on-üçer Kıbrıs Lirası KKTC’ye giriş parası istediler.

O an anladım ki rejim, Yurtsever Birlik Hareketi’nin kurultay konuklarının kuzeye geçmelerini istemiyordu. Engel üzerine engel yaratıyordu.

Gençler on-üçer Kıbrıs Lirası’nı ödemediler; geri döndüler.

Rejimin istediği böylece gerçekleşti. Yurtsever Birlik Hareketi kurultayına güneyden konuklar katılamadı.

Yurtsever Birlik Hareketi bir tür cezalandırılmış oldu.

Neden?

Çünkü bir ay önce, Yurtsever Birlik Hareketi, rejimin koyduğu “toplumlararası temas yasağı”nı kırmış ve AKEL’le Pile’de biraraya gelerek ortak toplantı yapmıştı.

Hasbelkader başbakan yardımcısı olarak görev yaptığımız dönemde, güney-kuzey arası gidiş-gelişlerde rejimin keyfiliğini kırmaya çalışmıştık. Gidişlerin-gelişlerin belli kurallara bağlanmasını istemiştik. Çabalarımız sonuç vermedi. Rejime hükmedenler Kıbrıs’ın kuzeyini bir “olağanüstü hal bölgesi” olarak algıladıkları için yasa veya kurallara bağlanmak istemiyorlardı.

Bir defasında Rolandis’in kuzeye geçmesini engelleyerek bize gözdağı vermek bile istemişlerdi.

Ledra Palace giriş kapısına bizzat gitmek ve ordan Denktaş’ı aramak zorunda kalmıştık.

28 Kasım 1999, Pazar günü rejimle bir kez daha yüz yüze geldik. Bırakın hakkı-hukuku, yasalardan bile söz edilemeyen bir ortamda yaşadığımıza yeniden tanık olduk. Hak  yok, hukuk yok, demokrasi yoktur; sadece “olağanüstü hal bölgesi”ne egemen olanların keyfi buyrukları vardır.

Kiminle konuşursanız konuşun, durumdan yakındığını görürsünüz. Rejimin keyfiliğinden herkes yaka silkmektedir. Gelin görün ki şikayetler bireysel düzeyde kalmaktadır. Topluca bir karşı çıkışa dönüşmemektedir. İnsanımız şu ya da bu yöntemle sindirilmiştir.

Barış ve demokrasiden yana olduğunu  söyleyen örgütlerin çoğu rejimin çirkin yüzü ile karşılaşınca arkalarını dönüyorlar.

“-Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyenler çoğunlukta gibi görünüyor.

Barış ve demokrasi toplumlara altın tepsi içinde sunulmayacağına göre hukuk dışılığa, keyfiliğe ve ilkelliğe karşı tavır koymadan insan gibi yaşamak ve yönetilmek hakkını elde edemeyiz.