ÖZKER
ÖZGÜR -BAKIŞ-
İNSAN GİBİ YAŞAMAK VE YÖNETİLMEK
28 Kasım 1999, Pazar günü
Yurtsever Birlik Hareketi’nin 5. Olağan Kurultayı gerçekleşti.
Güney’den konuk çağırdık.
AKEL Genel Sekreteri Dimitris
Hristofias ile Birleşik Demokratlar Genel Başkanı G.Vasiliu geleceklerini haber
verdiler.
Ayrıca gençlik örgütlerinden
gençler de ilgi duydular.
Rejimin istediği biçimde
Dışişleri’nden izin alındı.
Pazar günü Ledra Palace giriş
kapısında konuklarımızı karşılamaya gittik. Hristofias ve güneyden üç
milletvekili arkadaşı geldiler. İsim ve kimlik kartı numaralarını giriş
forumlarına yazdık.
Oradaki polis kimlik kartlarını
görmek istedi.
Böyle bir durumla ilk kez
karşılaşıyorduk. Yıllar boyu güneyden konuklarımız oldu. Gerekli izin
alındıktan sonra girişte kimlik kartına hiç gerek duyulmadı. Hristofias birkaç
ay önce CTP’nin kurultayına katılmıştı. Kendisinden kimlik kartı istenmemişti.
Bir gün önce Kıbrıs Rum tarafının eski görüşmecisi Mavrommatis bir açık oturum
için kuzeydeydi. Kimlik kartını göstermeden geçti. Hristofias ve arkadaşları
kimlik kartlarını göstermek istemediler.
Geri döndüler.
Sonra güneydeki gençlik
örgütlerinden gençler geldiler. Onlar kimlik kartlarını göstermeye razı
oldular.
Bu kez her birinden on-üçer
Kıbrıs Lirası KKTC’ye giriş parası istediler.
O an anladım ki rejim, Yurtsever
Birlik Hareketi’nin kurultay konuklarının kuzeye geçmelerini istemiyordu. Engel
üzerine engel yaratıyordu.
Gençler on-üçer Kıbrıs Lirası’nı
ödemediler; geri döndüler.
Rejimin istediği böylece
gerçekleşti. Yurtsever Birlik Hareketi kurultayına güneyden konuklar
katılamadı.
Yurtsever Birlik Hareketi bir tür
cezalandırılmış oldu.
Neden?
Çünkü bir ay önce, Yurtsever
Birlik Hareketi, rejimin koyduğu “toplumlararası temas yasağı”nı kırmış ve
AKEL’le Pile’de biraraya gelerek ortak toplantı yapmıştı.
Hasbelkader başbakan yardımcısı
olarak görev yaptığımız dönemde, güney-kuzey arası gidiş-gelişlerde rejimin
keyfiliğini kırmaya çalışmıştık. Gidişlerin-gelişlerin belli kurallara
bağlanmasını istemiştik. Çabalarımız sonuç vermedi. Rejime hükmedenler
Kıbrıs’ın kuzeyini bir “olağanüstü hal bölgesi” olarak algıladıkları için yasa
veya kurallara bağlanmak istemiyorlardı.
Bir defasında Rolandis’in kuzeye
geçmesini engelleyerek bize gözdağı vermek bile istemişlerdi.
Ledra Palace giriş kapısına
bizzat gitmek ve ordan Denktaş’ı aramak zorunda kalmıştık.
28 Kasım 1999, Pazar günü rejimle
bir kez daha yüz yüze geldik. Bırakın hakkı-hukuku, yasalardan bile söz
edilemeyen bir ortamda yaşadığımıza yeniden tanık olduk. Hak yok, hukuk yok, demokrasi yoktur; sadece
“olağanüstü hal bölgesi”ne egemen olanların keyfi buyrukları vardır.
Kiminle konuşursanız konuşun,
durumdan yakındığını görürsünüz. Rejimin keyfiliğinden herkes yaka
silkmektedir. Gelin görün ki şikayetler bireysel düzeyde kalmaktadır. Topluca
bir karşı çıkışa dönüşmemektedir. İnsanımız şu ya da bu yöntemle
sindirilmiştir.
Barış ve demokrasiden yana
olduğunu söyleyen örgütlerin çoğu
rejimin çirkin yüzü ile karşılaşınca arkalarını dönüyorlar.
“-Bana dokunmayan yılan bin
yaşasın” diyenler çoğunlukta gibi görünüyor.
Barış ve demokrasi toplumlara
altın tepsi içinde sunulmayacağına göre hukuk dışılığa, keyfiliğe ve ilkelliğe
karşı tavır koymadan insan gibi yaşamak ve yönetilmek hakkını elde edemeyiz.