Yargıdan tekrar uyarı – Alpay Durduran

306

Adli yılın açılışı ardından yargı kesimi yine uyarılar yaptı. Sorun olmayan yer yok onun için bu da normal. Dördüncü kuvvet yani basın yayın (sosyal medya dâhil) devletin tekliğini kanıtlayan bir güç olarak sorunların büyüklüğünü gösterdi.

Basın yayın açılış konuşması yayımlanan Yüksek Mahkeme Başkanını sözüne sahip çıkmamakla suçladı. Bu ilk çatlak oldu. Hiçbir teyide gerek duymadan iddialar ortaya atmak adet olduğu için devletin esas sahibi halkın doğru bilgilendirilmesinin sağlanamadığını gösterdi. Nitekim Başyargıç da konuşmasında insan haklarının korunmasına basının dikkat etmediğini acı bir dille uyarmıştı.

Açılış töreninde yapılan konuşmalar okunduğunda çelişkili durumlar görünebilir ama aslında ortam çelişkinin doğmasını sağlar. İddialar birlikte okununca çelişki olmadığı görülür. Örneğin bina sıkıntının giderilmesi yargıdaki sorunları çözmez denildikten sonra bina sıkıntısının giderilmesini isteyen görüşler her ikisinin giderilmesi gerektiğinin doğruluğunu açıklar.

Bu gözle bakarsak yargının hem içinden hem de dışından çözülmesi gereken sorunları var.

Bunu ele almak için de konuşmalarda yapılan uyarılarda belirtildiği gibi yargının işleyişi bilinmelidir. Yargı denildiğine halka yalnız yargıcın değil savcılığın ve polisin rolü de ele alınmalıdır. Yargıç önüne konulan konuyu değerlendirir, konu da kamu davası ise polisten gelen veya kişinin dava açmasıyla açılan dava dolayısıyla gelen konudur. Ancak o zaman yargı işin içine girer. İstisna da var örneğin yargıç tarafından yargının emrine uymama davası gibi… Halk da bunları birbirinden ayırmadan yargı diye başlayıp eleştirir.

Hâlbuki halkın şikâyetçi olduğu konularda polis ve savcı esas rolü oynar.

Bütün bunlara bakarak çareler üzerinde durmak gerekir çünkü başyargıcın hukuk sistemimizin temelinden değiştirilmesi girişimini şimdilik atlattık dediği tehlike atlatılmış değil. Özellikle borç alacak davlarında adaletin saplanmasındaki gecikmeler ve adaletsizlik giderilmezse Türkiye kapitalist gelişmenin önünde engel görüp baskıya devam edecektir. Ülke yansa yani halkın yüreği yansa da önemsizdir, yeter ki sermayedarın tezgâhına engel çıkmasın!

Sonuçta bir de adalet bakanlığı başımıza gelmesin istersek yargıda organizasyon ve metot çalışması yaptırılması ve personel reformu ile yargı kararlarının gecikmeksizin uygulatılması koşuldur. Anayasada yargı örgütü savcılık ve polis dışındaki daire nasıl ve kimin tarafından yönetilecek diye bir tanım yoktur ama yargıçların dışında ama onların emrinde olan örgüte genel sekreter ve baş mukayyit liderlik etmeli ve sorumluluğu da almalıdır. Bütçe yasasında da yol gösterici bir kadro düzeni yoktur. Örneğin icra memurları kararların icrasında kusur işlemesin diye görev tanımları ve icra sırasında başarılı olmak için yapmaları gerekenlerin prosedürleri (izlekleri) onlara yazılı olarak verildi mi, başarı göstergeleri saptandı mı ve ona not verecek görevliler belirlendi mi? Amirlerin de görevleri araştırmaya ve geliştirmeye muhtaçtır. Bunlar yapıldı mı?

Ülkemizde bir çimento fabrikasının organizasyonu için yüzbinler ödeyen şirket sahipleri uluslararası iş yapan bir kurumu verimli çalıştırmak için bunu gerekli gördüler ama biz bir kamu görevlileri yasasını alaylı mebuslarla yapıp yeteri gördük. Başarısızlığımız açık olduğu halde hala bekliyoruz. Yargının yönetimi bunu hükümete kabul ettirip organizasyona ve olmazsa kendiliğinden AB’den yardım istemeye cesaret etmelidir sanırım. Yoksa adli sistemimiz tehdit altındadır.

Yargının kötü yasalardan çok çektiğini biliyoruz. Mecliste bütçe vesilesiyle ve ilgili yasaları vesilesiyle çok uyarıda bulundular. Ayni konuda başka yasa yapmak dâhil yanlış ifadeler ve içtüzüğe aykırı belirsizlik yaratan kurallar ve daha neler neler… Bir de kişi haklarına aykırı keyfi müdahalelerle yargıya çok yüklenmesi karşılaşılan şeylerdir. Yargı şikâyette haklıdır. Meclis de haklıdır, çünkü mebus yasa yapma eğitimi almış insanlardan seçilmez. Onlara yasama tekniğini gösterecek ve yol açacak eğitimli komite memurları yardımcı olmalıdır. Meclis neden buna değer vermez ve sanki insan doğar doğmaz yasa yapmayı öğrenir gibi davranır bilinmez. Bir gerçek varsa o da meclisin de eli zayıftır. Eli güçlü olan sadece partilerin iktidara gelenlerinin iplerini elinde tutan ve milletin değil partilerinin milletvekili olmak zorunda bırakan çete reisleridir.

Yargının işi zordur. Kendileri bir hukukçu olarak anlayamadıkları yasalara uymak zorunda olan insanlara yasaları bilmek mazeret değildir demekle karşı karşıyadırlar.

Ayni zamanda mecliste yasa yapanlardan biri diye bilenen muhalefet mebuslarına biz anayasaya aykırıdır diye düşünüyoruz diyen savcılığın ne sizin ne başkasının uluslararası anlaşmaya anayasal denetim yapamaz deyip görüş vermemesinin sonuçlarını da düzeltmek zorundadır.

İnsanlarımız meclise mebus seçer ve onlardan iş bekler ama onları halkın temsilcisi değil kendisinin temsilcisi sayan partilere karşı korumakla da görevlidir. İçtüzük onların görevlerini yapmaları için usuller koyar, bu usuller başka ülkelerden alınmış şeylerdir onun için hazmedilmemiştir. Mebusa bu usuller çiğnenerek etkin olma olanağı bırakılmaz. Onun için usullere uyulmadan genel kurala sevk edip yasalaştırılanlara denetim yapma işini de yüklemeleri gerekir. Usulüne göre yapılmamış yasayı genel kurulda onaylamak sonunda meclisin iradesinin tecelli ettiğini gösterir deyip işin içinden çıkmak doğru değildir. Yani komitede esas işin yapıldığı ve orasının yasa mutfağı olduğu genel kurulun artık gösteri gibi veya çok belli gözden kaçanların düzeltildiği yer olduğu açıklamaları şehir efsanesi mi? İngiltere’de dile esas görevin komitede yapıldığı kabul edilir.

Özellikle muhalefete etkili olma şansı verilmeyen geri ülkelerde usullere riayete özel önem verilmezse demokrasi muhalefetin sözde var olduğu bir garabet haline gelir.