Yalan dünya geçekten yalan – Alpay Durduran

76

durduran2Dünyanın kitap ehli denilen tek tanrılı dinleri azınlıktadır. Kitap ehli kitaplarına bakılırsa hurafe dedikleri temelsiz inançlara savaş açtılar ama sonradan bir sürü hurafeyi de bünyelerine aldılar. Hiçbir devirde hurafelere galip gelemediler hatta onlardan yararlanarak ve azizler bile tanımlayarak güçlerini korumayı yeğlediler. Sonuçta birbirlerine düşerek uzun bir kırım tarihi yarattılar.

Onlara göre dünya yaşamı ve dünyanın kendisi yalandır ama bir öteki dünya vardır ve oraya geçilecektir. Onların dışındakiler de ölüp gitmeyi içlerine sindiremediler, öldükten sonra başka şekillerde de olsa yeniden dünya yaşamına katılacaklarına inanmış gibi yaptılar.

Ancak ateistler gelip geçici yaşamı benimserler.

Ne olursa olsun dünyanın yalan üzerine kurulu olduğunu genelde herkes benimser. Onun için öteki dünyayı gerçek sayma da yaygın bir görüştür.

Her neyse etrafımızın yalanlarla dolu olduğunu açıktır.

Bizim yalanlarımız da pek boldur. Her şeyin sorumlusu eskiden nihayette sadrazam olduğu sultanın etrafı yalancılarla dolu olduğu için hata yaptığı ve sultan sadrazamı tepeleyince yeni ve temiz bir sayfa açılacağı beklentisi vardı. Sultan eleştirilemez olduğu için sultanı eleştiren çok az olurdu.

Bizde de hükümet her şeyin sorumlusu olarak görülür ve onu atayan da meclis olduğu düşünülerek onu da sorumlu tutarlar. Bunlarda gerçek payı vardır ama başka sorumlular gözden kaçarsa çare değil sadece kaos egemen olur. Önce şunu unutmamak gerek. Seçimli bir ülkede halkın her şeyi bilmesini sağlayacak mekanizmalar hazır olmalı ve çalışmalıdır. Bilen bir halk olmalı ve siyasi partileri üyelerin ve üyelere bilgileri aktaran uyanık basının görevini yapması halinde parti içi seçimlerle yalanı temizlemelidir. O zaman parti adayları meclise layık insanlar seçilir.

Layık birinin meclise seçilmesi yetmez. Sistemin ona gerekli olanakları sağlaması gerekir. Örneğin İyi İdare Yasa Önerisi gibi bir yasayı öneren bir mebus, kendisi bu öneriyi hazırlamışsa komitede yasa taslağı hazırlama usulünü bilen memurlarla birlikte çalışmalı ve meclis İçtüzük’ündeki kurallara uygun hale gelmesi için yardım alabilmelidir. İçtüzük’te bir yasa taslağında her hangi bir yasayla ilgili bir ifade kullanılırsa onun sayısı yanbaşlıkta belirtilmesi gerekir kuralı vardır. Bunun mebusa anlatılması ve ilgili yasaların sayılarının saptanıp yanbaşlığa konulması gereklidir. İyi İdare Yasası idarenin ve yargının mevzuatına çok noktada değinmektedir. Kamu görevlileri yasasının memurun işleminden etkilenen birisinin onu dava etmesi hakkı da konu edilmiştir. Onun için kamu Görevlileri yasasının hangi maddelerinin etkilendiği gösterilmelidir. Bu tür düzenlemeleri öneriyi yaparken anayasal hakkını kullanan mebus yapacaksa ve bir uzmanlaşmış memurdan ve memurlardan yardım alma yetkisi ve olanağı yoksa meclis sakattır. Öncelikle onun düzeltilmesi gerektir.

Kamu görevlileri yasasında memuru işleminden dolayı dava etme hakkı insanımızdan esirgenmiştir. Amirinden izin almadan dava edemezsiniz. İnsanımız bu sakatlığı başı sıkışınca görmüş ama nedense çözmeğe çalışmamıştır. Şimdiye kadar bu konuda isyan ederek partilerin kapısını eskiden görülmemiştir.

Tabiidir ki insanlarımız korkuyla yaşatılarak ve korkuyla yaşatılan Türkiye insanıyla bağları nedeniyle ora basınından öğrendikleriyle inançlar kazanarak memuru devletin adamı olarak görüp korunmasının doğru olması gerektiğini düşünmektedir. Onun için seçtiği mebuslar da ayni kafayla memurun dava edilmesini engelleyecek kurala itiraz etmemişlerdir. Hâlbuki yalnız idarede değil yargıda da poliste de bağımsız kurumlarda da işlemi yapanın sorumlu tutulmasının esas olması gerekir.

Kamu Görevlileri Yasasının o maddesi değiştirilmelidir. Yargıda ve diğerlerinde de kurum içi denetçileri kişisel sorumlulukları ortaya çıkaracak şekilde sürekli izleme görevleri ile teçhiz edilmeli

(donatılmalı) ve insanımızın onları nasıl sorumlu tutacağı da düzenlenmelidir. Kurum içi denetim eksik olduğu gibi kişilerin dava açma hakkı da esirgenince sorumluluk gerçek dünyaya kalmış olmaktadır.

Kurum içi denetim her görevli için açıkça düzenlenmiş başarılı görev yapmanın sonunda ortaya çıkacak izlerle saptanmış olmalıdır ki denetçiler bunu kayda geçirsinler ve izleyip not verebilsinler. Bu tür işleri yapanlara kurmay hizmetlileri denir. Bunlar bizde sadece polis yasasında adı anılan ama kendileri görünmeyen kişilerdir. Bu sakalığa son verilmelidir. Kamuda reform bunlar için düşünülmüyor ki asla kabul edilemez. Testiyi kıranlar dolu getiren ayrılamaz.

Bu reform yapılırsa görülecektir ki seçilenlerden daha çok atanmışlar idarenin sakatlıklarından sorumludur. İdarecilerin görevi bu mekanizmaları yaratmaktır. Yaratmadıkları için tüm sakatlıklardan sorumludurlar ama esas haltları eden ve başkalarının haltlarını saklayanlar gizli kalmaktadırlar.

Lefkoşa belediyesinin içine düştüğü durumu düşünün sorumlu başkanın esas suçlardaki katkısının yanında ona yardakçılık edenlerin sorumlu tutulmasına çalışılmamaktadır. Suçlu bulunmamasının esas nedeni geridekilerin başkan dedi biz de yaptık diyebilmeleridir.

Devlet malını yiyen veya yediren suçludur. Bunun istisnası olamaz. Amiri emir verdi de yaptı diye bir mazeret geçerli olamaz. Konusu suç teşkil eden emri uygulayan sorumluluktan kurtulamaz kuralı anayasada olduğuna göre yasada amirinden izin alınmadı diye birisinin hakkında soruşturma yapılamaz denilemez. Soruşturma yapılır ve dava dosyası hazırlanırken amirinden izin alınmamışsa amiri sorumlu tutularak önce onun hakkından gelinir ve memurun da dava edilmesi için izin verilmesi gerekir mi diye incelenerek tüm sorumluları içine alan dosyaya izin vermesi gereken amir dava edilme tehdidi ile burun buruna getirilir. Polis bu işleri becermek zorundadır. Memura gidip konusu suç teşkil eder ve bu açık bir konudur, himaye ararsan kendini batırırsın diyen olmazsa polis de sorumludur. Ben üstüme düşeni yaptım savsaklaması kabul edilemez. Yoksa dosyasına görev ihmali notu düşülür, düşürmeyen de sorumlu tutulur. Peşini bırakmak asla kabul edilmemelidir.

Yoksa yalan dünya gerçekten yaşadığımız dünya olur.