Ya para yiyorlar ya da para kazanmak için kolaya kaçıyorlar – Alpay Durduran

255

durduran2Laik, demokratik, hukuk devleti amacı açık olan bir dönem geçirdik. Osmanlı zamanında başladı ve cumhuriyetle değişim devam etti. Ancak değişimler devlet gücüyle desteklenirken halkın sahipliği erksik kaldı. Onun için Osmanlı devrinin taşıyamadığı ve akıllarında kadim düzen olarak adı kalan enkazı reddedemedi. Çünkü amaç yalnız laik, demokratik, hukuk devleti değildi. Etnik ve diğer farklılıkları giderip milli birlik sağlamaktı.  Çare de onlara göre yalan bir tarih yaramaktı. Zamanına göre ileri, yardımsever ve insani Osmanlı dönemi bozulduğu için gerilik ortaya çıkmış masalı beslendi.

Osmanlı döneminde sakın İslam’dan uzaklaşıldı gibi bir izlenim yaratma, ataların gibi dindar ve müslümanların hamisi gibi davrandığını iddia et, her yıl Mekke ve Medine’ye zekat parası ve haremeyn vakıflarının payını yolla, oraları vergiden muaf tut nasihatini padişahlar hep korudular. Bu da cumhuriyet döneminde ikiliğe yol aştı. Şeriat ve Osmanlı kadim düzeni ne ise ondan en son kurtulan Anadolu olduğu için en geri durumda olan da o oldu yorumlarıyla kınanan eski devir ve tarihte bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik masallarıyla övülen Osmanlı kurumları bir arada yaşatıldılar.

Bu durum ciddi bir devlet baskısı yaratacaktı ve yarattı. Madem osmanlı devri en iyi devirdi niye ona dönmüyoruz itirazları sürdü gitti.

İlk şaşkınlıklarımdan birisini Şeyh Nazım’ın bir dergiye verdiği mülakatı okuyunca yaşamıştım. Bir din büyüğü Osmanlı’nın yüz yılda fethettiği toprakların kaçta kaçını bu yüzyılda geri alabilmiş diye soruyor. Onun bile derdi toprak fethetmekmiş!

Tarih diye savaş ve savaş tehdidi veya savaşla kazanma olgularını okutup durdular. Kim nerede nasıl yaşamış, ne yemiş ne içmiş ilgilenmediler. Bilimde geri kalmalarını da İslam ülkelerinin bilimde gösterdikleri başarıları saklamaya bağladılar. Bilim adamlarının başlarına ne gelmiş üzerinde durmadılar. Neden bilime katkı yapanları o fatihlerin korumadıklarını, halkın linç etmesine engel olmadıklarını hiç irdelemediler. Haşhaşilerin Alparslan’ı hançerleyen katili yollamalarını anlattılar ama neden o devrin bilim adamlarının Alparslan ve devrinin sultanlarından kaçıp haşaşilerin Alamut kalesi yakınına sığındıklarını izaha kalkmadılar.

Tarih onlara fütuhata yer verip en güçlü sultanlıkları kuran devletlerin varisleri oldukları rüyasını verir ya, yetti gitti.

Vakıfların şeri hukuka göre kurulması ve şeyhülislamın izni olmadan dokunulamaması yüzünden sultandan bir az korunur olması vakıfları yaygınlaştırdı ama bir şirket yani tüzel kişilikten başka bir şey değillerdi. Hayır işleri için kurulanlar hariç aile şirketleri idi. Ganimetle savaş geliri olmazsa orduyu beslemek her zaman zor olmuştu. Onun için Selim Mısır’ı zabtedip hazineyi doldurunca tuğrasını bastırıp bir daha dolduran olursa onun ki konulsun yolsa benimki kalsın demişti. O tuğra da hazine orda kaldıkça yerinden kaldırılmadı. Yani doldurabilen bir daha çıkmadı. Onun için hazine boşalınca para arandı.

Şimdi vakıfları kutsayarak Osmanlı propagandası yapılır ama vakıflar gene de sultan tarafından bir yolu bulunup yağmalandı. Müsadere denilen genel el koyma emirleri her on on beş yılda verilerek insanların mallarına el konuldu. Yüz altın toplanıp da yeniden dökülerek iade emirleriyle 100 gramlıkları alıp 90 gramlık iade ettiler. Onun için ne şirket ne de kişisel servete izin vermediler ama onun yerine işletmeler kurup sürdürecek kurumlara da izin vermediler. İslam dünyasında doğan vakıf modeli tüzel kişiliğin ilk örneği olarak Batı’ya yayıldı ama Osmanlı sultanı her malın sahibi olarak her on yirmi yılda bir müsaderelerle yıktığı için doğduğu yerlerde dini ve hayrat kılıklı olarak kaldı. Merkezi vakıflar idaresi de her bir iki yılda bir yeniden izin alma zorunluluğu getirilerek kişilik kazanmalarına izin vermedi. Harunürreşit zamanında ilk guguklu saati Şarlman’a hediye eden ve Batı’yı şaşırtan üretim düzeyi yitti gitti.

Bunları cumhuriyetin özgürlüklerinden yararlananların gözden kaçırmaları olanaksızdı. Ama gözden uzak kaldı. Yeni devrin insanlarına hayali de olsa bir tarih icat ettiler, ortaya çıkan ters şerleri de eğitimden uzak tuttular. Guguklu saatle övünürken nerede o sattçiler, nereye saklandılar da yüz yıl sonra camilerde gavur malı duvar saatlerinden başkası bulunmaz oldu diye sorgulamadılar.

Sorgulayan Kıbrıslı Berkes gibilerini sürgün ettiler. Saltanatı  tüm  vahşiliği ve yıkıcılığı ile anlatan kitap isterseniz onu okuyun. Ahilik teşkilatı imiş! Batı’daki karşılığı olan lonca teşkilatı yıkılmadan endüstri devrimi gerçekleşemezdi. Brükselde ahi veya lonca şeyhlerinin heykelleri gözalıcıdır. Lakin övgüler almaz. Bizdeki cumhuriyetçiler ise ahi ah o ahi teşkilatı diye ağlatıp dururlar.

Osmanlının ayakta kalacak hali olsaydı kalırdı. Bunu olsun akıllarına getirmeliydiler ama istisnalar hariç getirmediler.

Bu kadar akıl bir arada ve görece özgürlükler var olduğuna göre ufak kişisel çıkar uğruna susma egemen oldu.

Anayasaya laiklik bırakılsın mı yoksa islam devleti mi denilsinmiş! Menderes isterseniz halifeliği de getirirsiniz demişti. Unutmadım. Mamafih kim seni halife sayacak ki! Türk Arabın dilinde mevalidir. Yani Arap olmayan müslümandır. Osmanlı halifelik değildir. Onlara göre Osmanlı memlükleri devletidir. Şimdi imana gelip de halife mi sayacaklar.

Denemek isteyenler koyu dincilere yönelik anket yapsınlar. Bakalım kaçta kaçı Muhammed’in soyundan olmayan bir halifeyi kabul edecekler. Bize Haremeyn vakıflarının gelirleri deyip de sömürge devrinde bile bazı vakıfların gelirlerini Mekke ve Medine’ye haraç olarak yollatanlardan kurtarıp milli bir toplum yaratanlar olmasaydı hala vergi yollattıracaklardı.

Bu halle dünya devleti olmaktan ve İslam Türk veya islam birliği rüyalarına bu kadar kapılmak ve bu uğurda sorun ithal etmek laiklik veya dini devlet arasında dolaşmakla izah kabul etmez. Akılların havalanmasına bağlanabilir.

Hümanist, gerçeği hiçbir şeye değiştirmeyen kuşaklar yurtta sulh dünyada sulha geri dönmelidir.