Vicdani retçi Halil Savda ile marksist.org konuştu: “ben ve benim gibi birçok kişi savaşı reddediyoruz”

93

İsveç’te zorunlu askerlik kalkarken, Almanya ve Yunanistan’da yakın zamanda aynı yolu izleyecek. Türkiye’de ise zorunlu askerlik ve vicdani ret hakkı tartışılıyor. “Halkı askerlikten soğutmak” suçunu tanımlayan 318. maddeden yine ceza alan vicdani retçi Halil Savda ile marksist.org konuştu;

Marksist.org: Halkı askerlikten soğutmayı suç olarak gören 318. maddeden dolayı yine hapis cezası aldınız. 318. madde nedir ve nasıl uygulanıyor?

Türkiye’de halkı askerlikten soğutma suç fiili yeni değil. Hatta 1926’lardan beri var. Türk Ceza Kanunu’nda “Milli güvenliğe karşı suçlar” adı altında askerlikten soğutma suç fiili bulunuyor. 2005 yılına kadar bu ceza maddesi 155. madde olarak yer alıyordu. 2005’te Türk Ceza Kanunu değişti, ama “Milli güvenliğe karşı suçlar” adı altında askerlikten soğutma suçu olduğu gibi korundu. Hatta “halkı askerlikten soğutma” terör suçu kapsamına alındı ve bu kapsam içerisinde değerlendirildi. Türkiye mahkemelerinde halkı askerlikten soğuttukları iddiasıyla yargılananlar hakkında, 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası istendi. Bu suç, basın ve yayın yönüyle yapıldığında yarı oranında arttırılıyor; yani 3 yıla kadar hapis cezası verilebiliyor. Geçmişte birçok yazar, çizer, insan hakları savunucusu, sanatçı, halkı askerlikten soğuttukları iddiasıyla yargılandı. Ceza alanlar oldu, cezası ertelenenler oldu, para cezasına çarptırılanlar oldu. Birçok kişi bu maddeden ötürü mağdur. Mesela, kamuoyunda bilinen, Perihan Mağden yargılandı, Bülent Ersoy yargılandı böyle popüler diyebileceğimiz. Başka insanlar da soruşturmaya maruz kaldı. Şimdi milletvekili Bengi Yıldız hakkında da “Askere gitmeyin” dediği için soruşturma başlatıldı.

2006 yılında da İsrail hükümetinin Lübnan kuşatmasına katılmak istemeyen iki asker İsrail hükümeti tarafından tutuklandı, hapise atıldı. Biz mesela o tarihte Türkiye’deki savaş karşıtları olarak İsrail’deki iki vicdani retçi ile dayanışma gösterdik. Yaptığımız basın açıklamasında İsrail hükümetinin Lübnan saldırısını protesto edip bunun sona ermesi gerektiğini ifade ettik. Aynı açıklamamızda tüm dünyadaki gençlere “Askere gitmeyin” çağrısını yapmıştık. Bu çağrıdan ötürü yargılandım ve 5 ay hapis cezasına çarptırıldım.

Yine 6 ocak 2010 tarihinde o zaman askeri cezaevinde yatan vicdani retçi Enver Aydemir ile dayanışmak için Ankara’da yapmış olduğumuz basın açıklamasında, Enver Aydemir’in uğradığı hak ihlâlinin sona ermesini istedik. Vicdani ret hakkının Türkiye’de tanınmasını talep ettik. Bundan dolayı da Ankara’da yargılandım ve 6 ay hapis cezasına çarptırıldım. Toplam 11 ay ediyor. Ceza onandığında beni cezaevine alacaklar. Benimle birlikte 3 arkadaşım daha hapis cezasına çarptırıldı. Biz de itiraz ettik. Şu anda Yargıtay’da duruyor.

318. madde düşünce ve ifade hürriyeti önünde ciddi bir engel. 318. madde aynı şekilde Türkiye’de militarizasyonu ve orduyu koruyan bir yasa maddesi. 318. madde kaldırılmadan Türkiye’de ordu ve militarizasyon eleştirisinin doğru ve yetkince yapılması mümkün değildir. Bu amaçla, 2007 yılından bu yana Türkiye’deki savaş karşıtları olarak 318. maddenin kaldırılması için bir kampanya yürütüyoruz ve kampanyamızın ismini “Öldürmeyi reddetmek suç değildir, 318’e hayır” koyduk. Bu kampanyamız hâlâ sürüyor. Aynı şekilde, çeşitli insan hakları örgütleri 318. maddenin kaldırılması için mücadele ediyor. Geçmişte nasıl 301. madde için demokratik kitle örgütleri güçlü bir muhalefet sergilediyse, kanımca bugün aynı muhalefetin ve aynı kararlılığın 318. madde için de gösterilmesi gerekir. Çünkü Türkiye’de ordu, demokrasinin ve özgürlüklerin önünde ciddi bir engel, hak ve hürriyetleri sınırlayan bir konumda.

Militarizmin eleştirisi doğru ve yetkince yapılmadan Türkiye’de demokrasi ve özgürlükler gelişmez. Bundan ötürü Türkiyeli savaş karşıtları, Türkiyeli insan hakları savunucuları, aktivistler, sosyalistler, muhalifler olarak militarizmin kalkanı olan tck 318. Maddeye karşı çıkmalı ve hayatımızdan çıkmasını sağlamalıyız.

Marksist.org: Hakkında verilmiş olan cezalar onandığında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmayı düşünüyorsun herhalde?

E tabii, Türkiye iç hukuk yolları tükendiğinde, yani Yargıtay’da cezalar onandığında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne veya Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’ne başvurmayı düşünüyorum. Aslında birçok konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının insan hak ve hürriyetlerinin gelişimi açısından katkısı bulunuyor. Bugüne kadar almış olduğu birçok karar, belki hak ihlâllerini engellemedi ama en azından hak ihlâllerinin deşifrasyonunu sağladı. Türkiye iç hukukunun düzeltilmesi için tartışmaların yaratılmasına katkıları oldu; ancak bazı kararlarında temel hak ve hürriyetlerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce gözetilmediği de ortada.

Marksist.org: Vicdani reddini açıkladığında sivil olmana rağmen askeri mahkemelerde yargılandın.

2004 yılından bu yana vicdani retçi olduğum için defalarca askeri mahkemelerde yargılandım. Toplam 17 ay askeri cezaevinde kaldım. Bu süreçte askeri kışlada ve askeri cezaevinde fiziki ve psikolojik işkencelere maruz kaldım. Defalarca hücre cezasına çarptırıldım. Bir şekilde tahliye olduğumda da sivil ölüm şartlarında yaşadım; çünkü ben ve benim gibi birçok kişi savaşı reddediyoruz.

Savaşı reddediyorum. Şiddeti ve şiddet kullanmayı reddediyorum. Vicdani reddin temel bir hak olduğuna inanıyorum ve bu hakkı savunuyorum. Aynı şekilde uluslararası sözleşmelerin çoğu da vicdani reddi, düşünce, vicdan ve ifade hürriyeti kapsamında tanımlıyor. Birleşmiş Milletler’in İnsan Hakları Beyannamesi bunu çok net bir şekilde açıklıyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi, daha önce vermiş olduğu bazı kararlarda, vicdani reddin düşünce, vicdan ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirmesi gerektiğine inanıyor. Türkiye de bu sözleşmelerin tümünü imzaladı. Dolayısıyla ben, aslında vicdani ret mücadelesi yürütürken ve vicdani ret hakkıma sahip çıkıp vicdani retçilerin uğradığı hak ihlâllerine karşı çıkarken ve buna dur derken aslında Türkiye hükümetini, imzalamış olduğu uluslararası sözleşmelere saygıya çağırıyorum.

Türkiye hükümeti bize uygulamış olduğu muameleyle, aslında sözleşmeleri ihlâl ediyor. Türkiye hükümetinin bize tutumu, kanımca 12 Eylül anayasasına da aykırı. Çünkü 12 Eylül anayasasında da vatani hizmet tek başına askerlik olarak ifade edilmiyor. Bunun ne şekilde yapılacağının Türk Ceza Kanunu ile ifade edileceğini söylüyor. Dolayısıyla mevcut anayasaya da aykırı bir durum söz konusu. Bu hukuksuzluğa da bir şekilde dur demek zorundayız. Bütün cezalandırılmalara rağmen, bütün engellemelere rağmen mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğim.

Marksist.org: En son İsveç’te zorunlu askerlik kalktı…

Evet. Birçok ülkede zorunlu askerlik kalkıyor. Avrupa’nın birçok ülkesinde zaten zorunlu askerlik uygulaması artık devrede değil. Zorunlu askerlik uygulamasının hükümetlere maliyeti çok yüksek ve buna katlanmak istemiyorlar. Ayrıca Avrupa’daki ülkelerin çoğundaki demokratikleşme seviyesi, ordunun siyaset üzerindeki vesayetini sınırlayan bir durumda.

Zorunlu askerlik uygulamasının kalkmasının en büyük faydası, bir dizi hak ihlâlinin yaşanmasını engelliyor olması. Askerlik yapmak istemeyen birçok genç Türkiye’de cezaevine atılıyor. Ben cezaevine atıldım. Benden önce arkadaşlarım cezaevine atılmıştı. Hâlâ birçok insan cezaevine atılma riskiyle karşı karşıya. Sayıları 100 binlerle ifade edilen asker kaçağı var Türkiye’de. Bu insanlar ciddi hak ihlâlleri ve hak mahrumiyetleri yaşıyorlar. Mesela, bu insanlar serbest seyahat edemiyorlar; çünkü bulundukları herhangi bir yerde göz altına alınabilirler. Sigortalı çalışamıyorlar. Sağlık güvencesinden yoksunlar. Bunlarla birlikte, bu durumdan aileleri de mağdur oluyor. Tabi-i bu ciddi bir insan hakkı ihlâli. Profesyonel askerlikten ötürü, Avrupa’daki ülkelerde zorunlu askerlikten kaynaklı sıraladığım hak ihlalleri yaşanmıyor.

Ordunun profesyonelleşmesi militarizasyonu sınırlandırmaz. Sınırlamadığı dünyadaki örneklerinde ortada. Profesyonel ordu militarizasyonu ortadan kaldırmıyor. Profesyonel orduya geçişle zorla öldürme eylemi öğretilen insanlar kalmıyor; artık profesyonel, maaşlı katiller üretiliyor. Dolayısıyla militarizm sorunu çözülmemiş oluyor. Aslında Türkiye hükümeti de böyle bir uygulamanın peşinde; Türkiye sınırındaki birliklerin profesyonelleştirilmesi gibi bir uygulamanın hayata geçirilmesi düşünülüyor. Birkaç ay içerisinde sınırlardaki askerler için profesyonelleşme uygulanırken 5-10 yıl sonra tamamen profesyonel orduya geçiş gerçekleşmiş olabilir. Ama tabii bu da militarizasyonun yarattığı tahribatı ortadan kaldırmadığı için, biz savaş karşıtlarının militarizasyonun sona ermesine dönük mücadelesi her zamanki gibi yakıcılığını koruyor. Polis teşkilatı, askeriye veya silahlı güçlerden kaynaklı anti-demokratik uygulamalar ve şiddet var oldukça, bunlara karşı savaş karşıtlarının, insan hakları savunucularının mücadelesi de var olacaktır.

Türkiye’deki zorunlu askerlik, devletin güvenlik kaygısından kaynaklı olmakla beraber; devlet ve onun iktidarı, “Her Türk asker doğar” ritüeli etrafında, resmi ideoloji etrafında toplumu ve gençleri buluşturma amacını taşır. Resmi ideoloji, yani Kemalistler, bunu yaparken birkaç ideolojik argümandan yararlanıyorlar. Bunlardan bir tanesi İslam. Mesela ordu için, ‘askerlik bir peygamber ocağıdır’ diyorlar. Böylelikle İslam’ı, bu iktidar etrafında buluşturmanın bir aracı haline getirmiş oluyorlar. İkincisi, mevcut Türkiye hükümeti devleti ve onun resmi ideolojisi olan Kemalizm, kendisini Türkçü söylemlerle var ediyor. Bu, milliyetçi, hatta bazı yanlarıyla ırkçılığa varan argümanlarla gerçekleşiyor. Bu iki ideolojik argüman, devletin iktidarını oluşturan argümanlardır.

Bir üçüncüsü, belki ikisinden de daha önemlisi, bütün askerlerin erkek olması. Bunu tabii ki “Kadınları da askere alsınlar” şeklinde söylemiyorum. Askerlikte yeni bir erkeklik kurgulaması ve uygulaması var. Tabii bu da militarizmin başka bir boyutu. Şimdi erkekler, Türkler ve İslamcılar bu iktidarın üretkenleri haline getiriliyorlar. Devlet kendisini böyle kurguluyor ve bütün bunlar da askerlikte anlamlanıyor. 20 yaşını doldurup askere alınan gençlere bunlar öğretiliyor, bunlar aşılanıyor. Türk olmasan da askere gittiğinde Türk olmak zorundasın. Bu, bir kültür olarak sana öğretiliyor. Müslüman olmasan da Müslüman olman söyleniyor; o aşılanıyor. O söylem tekrarlanıyor. Veya cinsel tercihin farklı da olsa heteroseksizm etrafında bir erkeklik kurgulanıyor ve öğretiliyor. Türkiye’deki şimdiki hükümetin ve önceki hükümetlerin ideolojik yapı taşları bunlar olduğu için, zorunlu askerlikten vazgeçmek istemiyorlar. Zorunlu askerliğin Türkiye’de hâlâ uygulanıyor olmasının esası bu ideolojik neden.

Marksist.org: Kürt sorunu hakkındaki düşüncelerin?

Kürt sorunu tabii ki ciddi bir sorun. Bugün Türkiye’nin Cumhurbaşkanı, Türkiye’nin en önemli sorununun Kürt sorunu olduğunu söylüyor. Başbakan, ülkenin en temel meselelerinden birinin Kürt sorunu olduğunu söylüyor. Türkiye’nin en temel meselelerinden birisi ve çözülmek zorunda. Bu sorunun savaşlarla, inkâr siyasetiyle, operasyonlarla çözülemediği zaten ortada.

Dünyada hiçbir özgürlük sorunu sınırlayarak, inkâr ederek, imha ederek, silahlı müdahalelerle çözülemiyor. Tabii Kürt sorunu da devletin inkârıyla, silahlı müdahalesiyle çözülemiyor. 70-80 yıldır da çözülemediği zaten ortada. Onun için Kürt sorununun evrensel normlar temelinde, temel hak ve özgürlükler esasına göre çözülmesi gerekiyor. Bu ancak Türkiye’deki Türklerin, Kürtlerin, Arapların, Asurilerin, yani bütün halkların ortak iradesiyle olabilir. Ancak tabii Kemalist ideolojinin temel taşlarından olan “Üniter devlet” gibi şeylerin artık tartışılması gerekiyor. “Resmi dil sadece Türkçe’dir” gibi temel birçok şeyin artık tartışılması gerekiyor.

Bana göre Barış ve Demokrasi Partisi’nin demokratik özerklik çözüm modeli, sorunun çözümü açısından ön açıcı bir proje. Eleştirilecek yönleri olabilir, geliştirilecek yönleri olabilir; ancak bana göre bu proje, üzerinde çalışılabilir duruyor. Ama tabii öncelikle operasyonların durması gerekiyor. Bunu bir tek iktidardan beklemek mümkün değildir. İktidar operasyonları durdurmayabilir. Biz gene de, Türkiye’deki halklar, Türkiye’deki muhalifler şiddete ortak olmayabiliriz. Savaşın sona ermesi için vicdani red eylemi önemli. Halkın savaşa, şiddete ortak olmamasının en temel aracı vicdani red tutumudur.

Askere gitmek ülke güvenliğine katkı sağlamıyor, ülke vatandaşlarının özgürlüğünü geliştirmiyor. Aksine askere gitmenin tersi etkileri söz konusu. Sizin aracılığınızla bir kere daha barış için, özgürlük için herkesi askerliği reddetmeye ve vicdani redçi olmaya çağırıyorum.