Uyanmaya başladık diyemeyiz – Alpay Durduran

76

Ayrı devlet ilanı muhalefete büyük bir darbe olmuştu. Tehditle evet dedirtinceye kadar muhalefet ayrı devlet olmanın olanaksızlığını ileri sürmüş ve olanaklı olduğu düşünülse bile bunun Kıbrıslı Türkler için yararlı olmayacağını iddia etmişti. Ancak muhalif eylemliler dışında görüşüne destek olan yoktu. Lakin daha önemlisi muhalefetin baskı ve tehditle evet demeye zorlanmasına karşı demokrasiyi ve düşünce özgürlüğünü savunmaya kalkan birileri ortaya çıkmamıştı. Açık bir şekilde muhalefetin halktan yalıtılmasına ses çıkarılmadığı görülüyordu.

Tabii usul olarak derin devlet operasyonları yapılmakta ve muhalefetin arasına nifak sokulması için çalışılmakta idi. Birçok ortadan sıvışmış kulağı kesik de devreye sokulmuş ve bol ödenekli işler ihale edilmişti. Kıbrıs sorunundaki sürecin ayrı devlet ilanı ile kesilip atılması olası değildi. Onun için muhalefet haklı idi ve kısa sürede haklı olduğu anlaşılmıştı. Lakin bunun anlaşılması muhalefete bir kazanç getirmemişti. Başarısız bir politikanın iflas etmesi bunu gören muhalefete bir olumlu not getirseydi demokrasinin değeri görülebilirdi. Daha iyi değerlendirenler güçlenir ve iktidar yani zamanın lideri Denktaş maceradan uzak durabilirdi.

KKTC ilanı başarısız olup da KTFD’den farksız bir yapı ortada kalınca bundan ders almak gerekirdi. Ne yazık ki iktidar ayıplanmadığı için maceraya devam edildi. Bir ara AB’ye ihracat olanaklarını da ortadan kaldıran mühürleri değiştirme kararını kimin verdiğini bile hala açıklayamadılar. Çünkü yapanın yaptığı yanında kar kaldı.

Muhalefetin bir diğer iddiası da ayrı devletin ulaşılabilecek olması halinde bile yapılmaması gerektiği çünkü yararına olmayacağı idi. Buna muhalefet dışında kulak veren de olmamıştı. O zaman muhalefet bağımsızlık isteniyorsa nereye bağımlı isek ondan bağımsızlık istenmelidir demekte ve esas olarak Türkiye’ye bağımlılığın ortadan kaldırılmasını istiyordu. Bunu bağımsızlık deyip ayrı devleti yutturmaya çalışan derin devletin demagojisini önlemek için yapıyordu. Sloganı bağımsız bağlantısız üslerden arındırılmış Kıbrıs idi ve ayrı devlete karşı çıkışını da izah ediyordu. Muhalefetin içinden bile ayrı devlete destek çıkaran derin devlet bunları tartışma dışı tutmayı becermiş ve muhalefetten başka Türkiye’nin sultasına itiraz edenin olmamasını sağlamıştı.

Şimdi durumda farklılık var. Gene demokrasi ve düşünce özgürlüğü için derin devletin uşaklarının saldırılarına karşı çıkan bir kısım ortada yok. Yalnızca muhalefet Türkiye’ye bağlanmaya karşı çıkıyor. Gene demokrasiyi olsun savunması beklenebilecek kesim tartışmaya katılıp muhalefet konuşsun, beğenmeyen de eleştirsin ki gerçeği bulalım demiyor.

DP referandum dedi. Halka sorulsunmuş. Muhalefet diyor ki seçimlere müdahale var, meclis de müdahale olduğunu tespit etti. Paketler geliyor ve somut olarak Türkiye’nin istemediğinin iktidarda kalamayacağı anlaşılıyor. Ya pakete uyacaksın ya da gideceksin denildiği ve hepsinin de buna uyduğu görülüyor. Öyleyse referandum yapacak halk nerede? Türkiye ne derse onu onaylayacak değil mi? Acentayı devralmaya teşne partiler halkın referandum hakkına karşı çıkabilirler mi? Demokratik ülkelerde referanduma gidilemeyecek konular uzun zaman öncesinden belirlenmiştir. Oralarda halkın egemenliği ret mi edilir? Tam tersine halka rağmen iş olmaz. Buralarda olur öyle işler!

Halkı maceraya sürüklemekle iftihar eden insanlar macerayı icra edenlere de ağıtlar düzer. Halkın bunu anlamaması için de ellerinden geleni yaparlar.

Bu şartlar altında halk uyanır mı?

Bakarsak görürüz ki “Kıbrıs Türk halkı” diye bir deyimi kullanmadan konuşamayan insanlar Türkiye’ye dil uzatırlar. Gidip AKP’ye dertlerini anlatması için partililerinin isteklerini yerine getirmeye çalışırlar. Anlatırken sorarım Egemen’e ne derler? Biz federasyon ile birleşmeden yanayız Türkiye’ye bağlanmak diye bir isteğimiz yoktur derler mi? Yoksa havaalanından şehre inerken şoförün “Rumlardan ne bekliyorsunuz, birleşip de ne yapacaksınız” sorusuna “biz değil sizin hükümet federasyon ister” diye yanıt verdikleri gibi “Türkiye’nin başını derde sokacaksınız, Türkiye’ye bağlanmaya izin vermezler” mi diyorlar?

Adam gibi biz Adamızı birleştirmek istiyoruz, dünya istediği gibi biz de istiyoruz diyorlar mı?

Bakın Egemen kırılmış. Bizim de Türkiye’ye bağlanmak mümkün olsa üstüne atlayacağımızı düşünmese niye kırılsın? Sanıyor ki bizim için Türkiye’ye bağlanmak en iyi seçenektir. Onun için bunu olacak değilse bile ileri sürmek tabiidir ve bir tehdit olarak kullanılabilir. Nitekim bir çok meclisteki mesai arkadaşları onlara bunu ifade edip ne bırakmazsınız tehdit olarak kullansın demiştir.

Muhaliflerden “Kıbrıs Türk Halkı” deyimini ağzından düşürmeyen ve arada bir de olsa 90’lara kadar dillerinde olan Kıbrıs Türk Toplumu” deyimini yasak meyve haline getirenler derin devletin asimile ettikleridir.

Atalarımız ne demiş? “Gâvuru öldüreceğine korkut”. Bizi korkutup dilimizi bile terbiye ettiler. Terbiye olanlar halka rehberlik ederek terbiye olmanın faziletini öğretir. Dilimize “iki kesimli” deyimini yerleştirmeye muvaffak oldukları gibi daha çok abuk deyimi yerleştirdiler ve diledikleri yola soktular.

Şimdi de “Rum tarafı da çözüm istemez” inancını yerleştiriyorlar. Ayrılıkçı diye dönüşümlü başkanlığı reddeden Rum siyasilerin, Hristofias’ın birleştirici çapraz oy önerisini reddederken çapraz oyun küçük toplumu rahatlatmak için icat edildiğini tartışamayacak kadar yerleştirdiler. Teferruata boğup görüşmeleri çıkmaza soktuklarını anlayamayacak kadar karanlığa attılar. Nerde kaldı bizim “bırakın görüşmeyi, anlaşılanları uygulayıp devleti birleştirin ve sorunların geriye kanlını birleşik Kıbrıs’ın çözmesine izin verin” önerimizi anlamak?