Umuda dair – Murat Kanatlı

67

Ortamda kasvetli bir hava var…

Her tarafta toplumsal hareketler patlarken, bir her birine bir kulp bulup beğenmeme hallerimizi sürdürüyoruz. Mısır ve Tunus’un bir Amerikan emperyalizmi oyunu olduğuna eminiz, yok eğer çok komplocu değilsek, kesin iki twitter bir facebook mesajı ile artık bu çağda devrimlerin olduğundan bu defa kesin eminiz…

Daha önce yazdım, başkaları da yazdı, hatta bizlerden çok, çok önce de yazıldı… Her mücadelenin aşamaları vardır, evrim süreçleri vardır ve devrimler vardır. Her devrim karşı-devrim süreci vardır… Sen ne kadar örgütlü isen, sen ne kadar güçlü isen bu süreçlerde o kadar taraf olabilin…

Sosyalizm mücadelesi aslında yenilgiler tarihidir, devrime kadar sürecek yenilgiler sürecidir, kazandığımızda zaten devrimi gerçekleştirmiş olacağız… Aradaki küçük zaferlere büyük anlamlar yüklemek da, onları yok saymak da aslında kitleleri pasife etmenin iki farklı yoludur ama gittikleri yol bellidir. Bu rejim değişmeden, bu sistemi ortadan kaldırıp, yenisi kurmadan bitmeyecek bir mücadeleden bahsediyorsak, iki adım öne çıkılan süreçleri iyi okumak gerek. Ama ayni zamanda bir adım geri çekildiğimiz dönemleri de ayni şekilde iyi okuyamazsak, yaşayacağız hep düş kırıkları olacak…

Yeniyol’un 41. Sayısının iç kapağında Lenin’den bir alıntı var. Lenin diyor ki

“Yanılsamaların kurbanı olmayan, kendilerini umutsuzluğa kaptırmayan, son derece zor bir görevi yerine getirmekte yeniden ve yeniden en baştan başlama gücü ve esnekliğine sahip olan komünistler, bu kadere teslim olmayacaklarıdır”

Bu nedenle en baştan başlama gücü ve esnekliği ile yeniden deme zamanıdır. Ama yeniden dediğimiz yerde sosyalistlerin yaratıcılığını da atlamadan yeniden demek gerek…

Eskiyi tekrar ederek yalnızca ikinci kez ama daha trajedik sonuçlar elde edeceğimizi bilmemiz gerek bu nedenle eskilerle yeniyi buluşturup, dünden öğrenerek, bugünü değerlendirerek ama yarına bakarak mücadele alanları açmamız gerek…

Latin Amerika’nın çok ciddi bir kısmı, şu veya bu şekilde sol hükümetler tarafından yönetiliyor, 20 yıl öncesinde bunun hayali bile kurulamazdı. Buna burun kıvırıp onun osu var, busu var demeden bu deneyimlerden öğrenerek yeni hareketleri kurmamız gerek. Bolivya’daki toplumsal hareketin suyun özelleştirilmesine karşı mücadele üzerinden iktidara gelişini iyi okumak gerek. Brezilya’daki katılımcı bütçe, Arjantin’deki işsizler hareketi ve diğerleri… Eksiği ve yanlışını ayıklayarak ama Latin Amerika halklarının biraz veya çok kaderlerini değiştirdiklerini iyi görerek onların mücadelesini okumak gerek. Magrip’teki hareketleri elimizin tersi ile itip, orda yaşananları karikatürize ederek küçümsemeden okumak gerek… Mısır ve Tunus’u ayrı, Suriye ve Libya’yı ayrı ayrı okuyarak ama gözü kapalı “emperyalizm oyunu”  etiketlemesi yapmadan okumak gerek. Ama hepsinin ortak yönünün en zor koşulda bile rejimi az veya çok geriletebilmesinin yeniden hatırlatması olduğunu bilerek, bu tartışmaları yapmalı… Latin Amerika’dan, Avrupa’dan Afrika’dan, Asya’dan esen toplumsal muhalefetin rüzgarlarını hissetme zamandır…

Kıbrıs’ın kuzeyinde de az buz iş yapmadık… Rejimi temellerinden sarstık ama geri dalga ile püskürüldük. Her zaman rejimler birilerini kendi saflarına katmayı bilmişlerdir. En zor koşullarda bile uzlaşacak ve rejimlerinin ömrünü uzatacak “ittifaklar” yapılmıştır. Mısır’da sarsılan rejimi kurtarmak için asker Mübarek’i kurban verip, Müslüman Kardeşlerle ittifaka girdi tıpkı 2004’de bizde olduğu gibi, Denktaş’ı kurban verip CTP ile ittifaka girildiği gibi… O günkü gazeteleri alanlar birçok yazının, açıklamanın içinde statükonun yıkıldığını okuyacaklarıdır, biz o gün de dert anlatmaya çalıştık, sonrası daha geniş bir kesim algıladı, statüko dimdik ayakta idi ama toplumsal muhalefet karşısında geri atmıştı. 7 yıl sonra ilk pozisyonuna eskisinden daha güçlü geldi. Bu karşı dalga sürecini iyi yönetemememizden dolayı birçok kişinin moralleri bozuk, başta da söylediğimiz gibi ortamda kasvetli bir hava var…

George Orwell’in ‘Katalonya’ya Selam’ kitabı bgst yayınlarında çıktı. İspanya iç savaşını anlatıları Orwell… Bu kitabı okuyanlar “Kıbrıs’a özgü” dedikleri birçok şeyin 30’larda İspanya iç savaşı sırasında bile yaşandığı okuyunca şaşıracaklardır…

Bu kitabın arkasında Orwell’in bir cümlesine atıfta bulunuluyor;

“Sahtekârlığın evrensel düzeyde egemen olduğu dönemlerde, gerçeği söylemek devrimci bir eylemdir” yani tam da bugün yapmamız gerek tavırlardan biri…

Uluslararası alanda hava döndü, umuttan yana esiyor, bu esintiyi Kıbrıs’ta fırtınaya dönüştürme zamanıysa ve yarın geç kalacaksak, son derece zor bir görevi yerine getirmekte yeniden ve yeniden en baştan başlama gücü ve esnekliğine sahip olanlar olarak bu coğrafyada da hemen şimdi yeniden deme zamanımızın geldiğini bilmeliyiz…

Yorumlar

  1. Evet, maalesef, Arap ülkelerindeki rejimlere karşı yükseln isyanları küçümseyenler var aramızda. Her şeyin arkasında bir Amerikan oyunu var şeklinde görenler var. Sanki o kadar insan Amerika’dan işaret aldı da ayaklandı. Böylesi komplo teorileriyle zamanımızı öldürüsek ve kitlelerin bu isyanlarını küçümseyerek bir yere varamayız. Tam tersine bölgemizdeki bu isyanlar bizim için de ilham kaynağı olmalı.