Ulus devletçilik hastalığı – Murat Kanatlı

111

Kıbrıs Türk Petrollerindeki son gelişmeler bizlere üzeri sürekli örtülen bir sorunu yeniden hatırlattı… Daha önce TC Devleti elindeki Petrol Ofisleri ile ana ortak olarak kurulan K-Petrol’in kaderi aslında Petrol Ofisin Türkiye’de özelleştirilmesi ile belirlenmişti.

Benzer bir süreç KTHY’de yaşandı, THY özelleştirilince… TEKEL Türkiye’de satışa çıktığında buradaki TAŞEL ve Kıbrıs Tütünlerindeki payları da özelleşmiş oldu…

Bu listeyi daha uzatmak mümkün ancak sıkıntıyı anlatmak için bu kadar örnek yeter. 1974 sonrası Kıbrıs’ın kuzeyinde kurulan çeşitli sektörlerdeki devlet destekli şirketlerde ana hisse ve yönetimdeki ana unsur hep TC devletine bağlı şirketler olmuştu. TC devleti bunları özelleştirmeye başladığında doğallığında Kıbrıs’ın kuzeyindeki şirketlerdeki paylar da özele gitti. Bu nedenle K-Petrollerdeki anomaliler yaşanmaya başlandı. Hisselerin azınlığına sahip, yönetimdeki azınlığa da rağmen “milli” denen şirketin kalan kısmının da özelleştirilmesi bazı tartışmaları gündeme getirdi.

Birincil sorun, Petrol Ofisi, THY, TEKEL ve benzerleri Türkiye’de özelleştirilirken burada tuttukları hisselerinin ne olacağı yeteri kadar tartışılmadı, kimsenin de umurunda olmadı, giden TC devleti gelen TC sermayesi sürecinde mevcut hisselerin ve statükonun korunmasına çalışıldı. Ama ne zaman ki serbest piyasa denen çark işlemeye başladı, mevcudun korunmasının çok da kolay olmadığı anlaşıldı. Petrol Ofisinin uluslararası bir Tekele, OVM’ye satılması K-Petrollerdeki hissenin de yeniden tartışılmasını gündeme getirdi ama serbest piyasa koşulları için her şeyin metalaştırılıp hızla satıldığı koşullarda rafa çıkarılan bir “meta”(!) için mücadele kolay olmuyor…

Burada eski bir hastalığı nüksettiğini gördük, ulus devletçilik…

Yakın geçmişte, bunu biz Doğu Akdeniz Koleji’nin satışı sırasında da görmüştük. KTHY konusunda da benzer bir tartışma kısa süreli de olsa yaşanmıştı.

Özelleştirmeye karşı olanlar ‘ama’, ‘ancak’ gibi kelimelere sığınarak buraların ‘yerli sermaye’ye satılmasına yumuşak geçiş yapabilmişlerdi.

Buradaki temel yaklaşım, sermayesi ile, emekçileri ile ulus devletin içinde ayni gemide seyahat ettiğimiz, kurtuluş için milli birliğin gerekli olduğu yalanıdır.

Zaten ‘sol’ dediğiniz şeyin içine milli birlik, ulusal çıkarın yanına devletçiliği de koyduğunuzda Türkiye’de çok net gördüğümüz CHP tarzı bir sosyal demokrasiden ileri gidemezsiniz.

Ülkenin bağımsızlığı ve kalkınması için ‘yabancı’lara karşı, emperyalistlere karşı devlet-yerli sermaye işbirliğinde kapitalizmin işletilmesi yani ulus devletin ihya edilmesi sol bir söylem olmasa gerek!

Ulus devletin ihyası belki ikinci dünya savaşı sorası Keynesgil ekonomik uygulamalarla bir miktar işsizliği ve refah sorunu çözmüştü ama bunun geçici olduğu 1970’ler sonrası çok net anlaşıldı. Ulus devletlerde ihya olan yalnız yerli sermayeler olmuş, yeteri kadar palazlandıktan sonra ilk talepleri ulus devletin sınırlarının yıkılması ve sermayenin sınırlama olmaksızın küreselleşebilmesidir.

Yani yerli sermaye aslında kendi geleceği için küresel rekabetten kendi korumak için ulusal sınırlar içine sığınır. Kendi birikimini ve geleceği kurtarır. Bunun emekçilere getirisi kölelik düzeninde çalışmadan başka bir şey değildir. Çünkü yerli sermaye ‘ülkenin kalkınması için’(!) küresel rakiplerine karşı rekabet edilebilirlik adına ayrıcalık talep eder! Ülke kalkınmaz ama yerli sermaye yerli olmaktan çıkıp küreselleşir kendini ihya eder. Emekçiye düşense her koşulda sömürülmektir.

Ancak bu ulus devlet hastalığı, ulus devlet ile hala kalkınabilme umudu Kıbrıs’ın kuzeyinde ciddi şekilde zemin bulmaktadır.

Kendi sermayesini iyi görme hali ‘bizi Rum’a muhtaç ettiler, gençlerimiz Rum tarafında çalışır’ cümleleri ile kendini belli eder.

Kendi sermayesini iyi görme hali Doğu Akdeniz Koleji’nin Mağusa’lı iş insanlarına satılmasını olumlu adım olarak görür.

Kendi sermayesini iyi görme hali K-Petrol’in Boyacı-Hacı Ali sermayesine satılmasını ehveni şer görür…

Ama ulus devlet, yerli sermaye ve benzeri tanımlamalarla da makyajlanmasına rağmen kapitalizm işliyor, neoliberal politikalar her şeyi hızla metalaştırıyor ve serbest piyasa denen çarkın içine atıyor.

Her özelleştirme sonrası kaybeden emekçiler oldu çünkü onların şimdi duyacakları öykü milli sermayenin küresel rakipleri karşısında başarılı olması için fedakarlık yapılması gerektiği olacak, milli sermayeyi emekçilerden çaldıkları ile ihya edecekler.

Ustaların dediği gibi sermayenin dini, dili, ırkı yoktur, millisi, yerlisi hiç yoktur, bunu anlamayı ertelediğimiz sürece kaybetmeye devam edeceğiz…