Ulaştırma bakanı gazeteye baskı yaptığı için istifa etti – Alpay Durduran

100

durduran2İtalya’da ulaştırma ve altyapı bakanı olan Antonio Gentile çocuğunun soruşturulduğunu haber yapmak isteyen gazeteye engel olmak için baskı yaptığı haberi üzerine istifa etti. Başbakan istifayı överek kabul etti. Koalisyon partisi olan partisinin başkanı da ayni şekilde Antonio’yu överek uğurladı.

Antonio Gentile durumu açıklığa kavuşturacağını söyledi.

Hükümeti soruşturması ile zora sokmak istemedi. Haberi engelleyip partililerini kerndini savunmaya çağırmadı.

Hükümette ortak olan partisi gazeteye başka partilerin tezgâhının sonucu olduğunu ileri sürüp ona buna çamur atmadı. Yeni ve zorla kurulabilen bir hükümetin siyasetin kurbanı edilmeye çalışıldığını söyleyip Dış mihraklar edebiyatı yapmadı.

Soruşturmanın devam etmeyeceği ve üstünün örtüleceği iddiası iştilmedi.

Herkes soruşturmanın sürdürüleceğini ve suçlamanın gerçekliğinin ortaya çıkarılacağına emin gibi davrandı. Çocuğun suçu varsa ne ise ortaya çıkması beklenecek.

Orası İtalya. Mafyanın vatanı ama uzun bir süredir. Mafya ile savaş devam ediyor ve daha geçen ay ABD mafyası ile ortaklaşa iş çeviren mafyanın bir kolu uyuşturucu ve kara para aklama işi üzerinde yakalandı. Operasyon iki ülke arasında işbirliği ile yürütüldü.

Aklın yolu birdir. İftiraya uğrayan çok olur. Aklanma temiz bir adalet mekanizması gerektirir. Suçluların hışmına veya vereceği zararlara karşı korunmanın başka çaresi yoktur. Bağımsız yargı hepimize gereklidir.

Siyaset arkadaşı diye aileden birisi diye soruşturulanla, siyasi komplo gereği soruşturulan kişi için ayrı tartı yapılamaz. Siyasi tezgâh varsa o da soruşturulmalıdır. O da bağımsız yargı gerektirir. Onun yerine yargıyı denetim altına almaya kalkmak mümkünse işin ipi zaten tutulmamış demektir.

Kuvvetler ayrılığı diye böbürlenenler gerçeği ifade etselerdi Erdoğan o kadar pervasızca yasa geçirip yargıyı emrine alamazdı. Partisi ayağa kalkardı. Hiç olmazsa hükümetinin meclisteki çoğunluğunu yitirmesine yetecek kadar mebus ayağa kalkardı. Ona bunu yaptırmazlardı.

Türkiye ne yazık ki hala kuvvetler ayrılığı fikrini benimsemiş değildir. İnsanlarını çoğu güçlü, bir hükümet ister. Güce hayranlık da insanlarının içinden çıkmadı. Yüzüne vurmuşlar ama arkam demiş atasözü hepsinin ağzındadır. İlgisiz bir zamanda sorsanız tabii ki yargıya kimse karışmamalıdır der ama konu bir savcı başbakanı dahi soruşturabilmeli mi deseniz bin bir dereden su getirip itiraz eder.

Bizde de savcı başsavcıdan izin almadan kimseyi soruşturtamaz. Polis ise zaten bağlıdır.

Öyle olmasına karşın hükümetin başı ve cumhurbaşkanı, meclis başkanı ve yargının başı adet ettiler “devletin başında ihtilaf olmaz” diye diye organize toplantılar yapar. Tabii kısa zamanda vazgeçip başka zamanda tekrar başlamak üzere bırakırlar. Çünkü doğaları gereği işbirliği içindedirler. Çoğulculuğu da içlerine sindiremedikleri için ipler şansı yaver gidip da halkı kandırabilenin seçimi kazanması halinde her şeyi denetlemesini uygun görürler.

Bir zaman tepemize oturan da artık kendi olmazsa ülkenin batacağına göre harekete başlar. Zaman içinde buna kendi de inanır.

Gazetelerimiz feryat eder: başbakanın bilgisi olmadan nasıl poliste atama nasıl yapılabilirmiş! Hâlbuki önce başbakanın onayı alınacaksa yandık demektir. Yasa yaparken bunu da başbakan onaylasın siye kural koymak tuhaf gelse de gazeteler başbakanın her şeyi önceden bilmesini doğal olarak beklerler.

O gitti bu geldi gidişat gene ayni derken halk bir boş kadroya diye atananın başka bir işte kullanıldığını duya duya bunu eşyanın tabiatı sanmaya başladı. Doğalmış gibi ortada dolaşıp şikâyet edenler çok; “bir yolunu bulamaz mı idi benim çocuğu da işe aldırsın” diye gezinip nankörlük suçlamasını yaparlar.

Hal böyle olunca siyasilerin her şeyin suçlusu olduğunu söyleyen de nüfus sayısını bulmak üzere… Ancak bu kadar insan etrafta dolaşırken halkın siyasetçileri seçtiğini ve siyasetçilerin de haqlkın içinden çıkıp oy almak için kime rüşvet vereceğini en iyi bilen kimseler olduklarını görmeliyiz.

Halk önce kayırmacılığa son vermeyi işi sayacak duruma gelmelidir.

Halk arasında sol da birleşsin, neden birleşmezler diye hayıflanma moda oldu. Ülkede siyaset kayırmayla oy toplama sanatı olmuşsa sol birleşse ne olacak?

Aslında siyasetten nemalanma sanatı çok gelişmiştir. Sağ ustaların toplanma yeri ise sol daha kolay yer tutulacak bir mevzidir.  Soldan vurup sağa transfer olanları hatırlayın. Aydan gelmediler değil mi? Aramızdan çıktılar ve sola dahil olup azgın muhalefet yaptılar ve deneyimli politikacı diye sunulduğu katılım törenleriyle sağ bir partiye geçtiler. Hemen bakanlık alanlarını da hatırlayın.

Kayırmadan uzak, yolsuzluklara karşı mücadele edecek ve otomatik olarak çalışacak bir mekanizmayı kurmak kararlılığında olanlar bir partide birleşmeli ve bıkmadan usanmadan mücadele etmelidir. Sol veya sağ tandanslı söylemlerle partinize katılacak olanlar çap ölçüm deliğinden geçme testine tabi tutulmalıdır. Lafını evirip çevirip söyleyenler ve size hoş gelsin diye ilk tepkinizde söylem değiştirenler işinize yaramaz.

Sol birleşsin diyenlere neden birleşmediğinizi ve durduğunuzu anlatırsanız ama size kulak vermezse onunla zaman yitirmeyin.

İnsanlar yalnızca kendi kendini denetleyecek sistemi kurmaya engel olmasınlar kâfidir. Çünkü sistem kendi kendini temizlemeye başlarsa değiştirmek onlara kalmaz. Erdoğan sistemi daha da beter edebiliyor zaten yoz bir sistemdir.

İnsanlar kötüdür diyemeyiz ama ortam müsaitse kötülüğün haksız rekabet yarattığını görür ve kötü davranır.

Antonyo Gentile istifa ederek hükümetinin zarar görmesini önledi ama iyidir demek işimiz değildir. Bilemeyiz. Yaptığı iyidir. Aklansın aktır diyelim. Önemli olan hükümet partilerinin otur yerine dememeleridir. Adalete güven ve istifa et, seni savunacak değiliz dediler.

Türkiye çok kötü örnek… Ahali şakşak alkışlıyor. Dosyalar kapatılıyor ve seçimlerde AKP’nin oyunun fazla etkilenmeyeceğini işitiyoruz. Kimimiz toplum psikolojisinin içinden yanıt arıyoruz.