Türkleştirme politikası! – Murat Kanatlı

121

Yukardaki başlığı okuyanlar, belki de onlarca kez okudukları türden bir yazı olduğuna inanıp, bu yazıyı okumayacaklar ama uyarayım bu yazı direk Kıbrıs’la ilgili olmayacak. Kıbrıs ile bağlantı kuracağız ama yazının omurgası ada olmasına rağmen Kıbrıs olmayacak…

Yazı, Türkiye’nin kuruluş sürecine dair de olmayacak, çünkü İttihat ve Terakki döneminde de Türkleştirme politikaları vardı ama bu yazının ilgisi ada üzerine…

‘Adalılar, İmroz’dan Gökçeada’ya’ (Güliz Beşe Erginsoy-İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2006) kitabında “Türkleştirme politikası sırasında adaya getirilenler”den (syf 160) bahsedilmekte…

“1945 tarihinde Karadeniz Bölgesinden 45 aile İmroz’a gelmişti” (syf 160) diye başlıyor adaya getirilenlerin öyküsü… “1973 tarihinde ikinci toplu göç gerçekleşti. Trabzon’un Çaykara İlçe, Şahinkaya köyünden altmış bir aile (312 kişi) Dereköy yakınlarına yerleştirildi” (syf 165)

“14 Nisan 1964’te gençlik tarafından başlatılan ‘Türk’ten Türk’e’ alışveriş’ ve ‘vatandaş Türkçe Konuş’ kampanyalarının hedeflerinden biri Rum okullarıydı” (syf 162) denmekte… 1957-58 yılın Kıbrıs Türk Kurumlar Federasyonu kampanyalarını anlatır gibi anlatıyor. Bu kampanyalar daha önce de İttihat ve Terakki döneminde Anadolu’da uygulanmıştı.

Bu işler 1963 hızlandı; “Kıbrıs olayları, Türkiye İmroz ve Bozcaada’daki Rum azınlıkla ilgili ‘Türkleştirme olarak nitelendirilebilecek ve bugüne kadar devam eden bir süreci de beraberinde getirdi. İmroz’un nüfusunun yüzde doksana yakını Rum idi. Türk nüfusunun tamamına yakını devlet memurlarıydı. 1964’te adada yaşayan toplam Rum nüfusun 7000 civarında olduğu tahmin ediliyor” (syf 165-166) ve bugün ise Rum nüfus yüzlü rakamlara indi!

“İmroz Rumları; Gökçeada Üzerine” (Derleyen Feryal Tansuğ-heyamola yayınları, Ekim 2012) kitabında farklı kesimlerin yazıları ile ada ele alınıyor.

Elif Babül’ün daha önce “New Perspective on Turkey” adlı dergide İngilizce yayınlanan (2006) makalesindeki detay bize hiç yabancı değil;

“İmroz Cumhuriyet dönemi tarihi, genel olarak bir Türkleştirme projesine işaret eder. Bu projenin en temel araçlarından biri Osmanlı’daki uygulamaları takiben hayata geçirilen yeniden yerleştirme politikaları oldu. 1946’da Karadeniz’den getirilen 10 hanenin devlet eliyle adaya yerleştirilmesinden başlayarak ada sistemli bir göç ettirme, yerleştirme, istimlak ve yeniden isimlendirme projesine maruz kaldı. 1973, 1984 ve 2000 yıllarında sırasıyla Trabzon, Isparta, Burdur ve Çanakkale’den köylerini heylan veya baraj yapımı sebebiyle kaybeden göçmenler getirildi adaya. (…) Bugün adadaki dokuz köyden dördü ve bir büyük mahalle, devletin Anadolu’dan gelenleri yerleştirmek için kurduğu iskân köyleri karşımıza çıkıyor.” (syf 235)

Yazar “adanın Türkleştirilmesi yolundaki devlet müdahalesi yalnızca iskân politikaları ile sınırlı değil” diyor. (syf 235)… “Çanakkale’deki (…) taburun yerleştirilmesi”, “Türkçe-Yunanca karma dilde eğitim yapan okullarda Yunancanın yasaklanması”, “tarım açık cezaevi yapılması”, “Devlet Üretme Çiftliği kurulması”, “1970 yılındaki bir kararnameyle İmroz’un adının Gökçeada olarak değiştirilmesi ve adadaki köylere Türkçe ad verilmesi” diye nelerin yapıldığı ile bazı bilgiler veriyor…

Sonucundaki bilgi ise çarpıcı “1923’te 8500 Rum nüfusun yaşadığı adada 2000 yılına gelindiğinde Rumların Türklere oranı 200’e 8000 olarak değişmişti” (syf 236)

İsim değiştirilen yer, köy isimleri ile bağlantısı aklımıza geliyor yazarın şu tespitini okuyunca; “adanın adı her söylendiğinde tartışmalı tarihi tekrar canlanır ve söylenen ad, söyleyenin bu tarih içerisinde kendini nasıl konumlandırdığını belirginleştirir.” (syf 237)

İmrozlu Rumlar anakaraya göç ettiklerinde “yeterince saf” ve “yeterince Yunan” olmadıkları için yaftalanmışlardır. (syf 240)

“İmroz Rumları, kökleri ve adalı kimliklerine vurgu yapmak suretiyle Yunan Diasporası’na ait diğer gruplardan farklı olduklarının altını sürekli olarak çizmektedirler” (syf 241)

Adı geçen yazı içinde olan 1990’lı yıllarda İmroz meselesini AGİT’te dile getirmiş olan Roula’dan bir alıntı yapalım;

“İmroz’da yaşananlar işgaldir. O insanları oraya siz getirdiniz; bize ait topraklar üzerinde iskân köyleri kurdunuz! Topraklarımızı ulusal sebeplerden ötürü devletleştirdiğinizi söylediniz. Bu ulusal sebep nelerdir? Anadolu’dan insan getirmek için köyler kurmak mı? Bunun adı işgaldir.” (syf251)

Anadolu’dan bir adaya insan taşınması, oraya onlara rağmen yatırımlar yapılması, suçluların taşınması, askeri birlikler bulunması, bize tanıdık bir öyküyü hatırlatıyor.

Son alıntıyı ise şu çarpıcı paragraf ile yapalım;

“İmroz’da egemenlik haklarını elinde bulunduran Türk devleti, Rumların adaya sahip olmalarına değil, onu ancak yad etmelerine izin vermektedir. Ulus-devlet tahayyülü içerisinde İmroz, geri dönülecek bir yer olarak değil, yad edilecek bir yer olarak tanımlanmaktadır. Bu otoriter yeniden tanımlama, adanın Rum geçmişini geri döndürülemez bir tarih olarak kilitleyip vitrine kaldırmakta ve bundan sonra sadece yası tutulacak “nostalji” meselesi haline getirmektedir (…) Rum İmroz, siyasi değil kültürel bir mesele olarak müzeleşmiş, tavernaları ve Panayia eğlenceleriyle sadece yad edilebilen ve asla geri getirilemeyecek bir geçmişe hapsedilmiş tarihi kalıntı, nostaljik bir peri masalı haline getirilmiş olmaktadır” (syf 254-255)

Bu yazıyı okurken, bugün başka bir ada geliyorsa aklınıza, demek ki TC devleti en iyi bildiği işi yapıyor diye düşünüp, ‘hainlik’ yapmayın! TC devleti ne de olsa Osmanlı’ya dayanıyor. Fetihler, fethedilen coğrafyaların ‘yurt’ edinilmesi, nüfus taşınmasının kökleri ta Osmanlılara dayanıyor, bugün 21. yüzyılda devam ediyor…