Türkiye’nin uydusu ekonomi – Alpay Durduran

91

durduranDövizler tavanı zorlarken bazıları hükümetten çare bekliyor. Amma hükümetin çare yeri olduğunu düşünenler büyük hata ediyorlar. Seçmen olan halk oyunu kimlere verdiğini düşünmeden hareket ettikçe çare yüzü görmeyeceğimiz öğrenmemiz gerek.

Halkın içinde ekonomist veya ekonomiyi öğrenip izlemeye çalışan çok kişi var. Bir kısmı medyada makaleleri ve bildirileri ile ses veriyor. Ancak sesler dövizler ( Sterling) fırladı borçluları korumak için harekete geçilmeli gibisinden hükümetten döviz kontrolü yapma ve ücretleri arttırma isteği etrafında dolaşıyor. Bunu yaparken de ayni gün hazinenin battığını ve büyük TL ve döviz borcunun biriktiğini gösteren gazete ve televizyon haberlerini izliyorlar.

Çok değişkenli fonksiyon halindeki sosyal ve ekonomik olaylar bir değişkene çare önerirken ilgili tüm değişkenleri dikkate almak gerektiğini unutmamak gerekir.

Karşımızda Yunanistan’ın başına gelen büyük bir borç yükü altında biçare haline gelem durumu var. Tek güvence bankaların batışının ardından devreye giren Türkiye vardı. Batan bankaların borçlarını devralıp kişilere ödedi ve bu arada ekonominin değilse bile maliyenin ciddi bir yıkın yaşamaması için de destek oldu. Ancak anımsattığım gibi batışta başlıca rolü de Türkiye oynamıştı. Çünkü maliyeyi ve ekonomiyi yöneten aslında Türkiye’nin buradaki görevlileri idi. Bankaların batacağını önceden haber veren Yeniçağ biliyordu da Türkiye bilmiyor mu idi!

Dahası bankaların batacağını kendinde banların batması üzerine önceden görmüş olmalı idi. Onun için batmayan ve yüksek faiz ödeyerek faiz yarışına katılanların batmadıkları için zarara uğramamalarını düşünmek akılda tutulmalı idi ama bunu da yapmadan bataklar ödüllendirildi ve hala batan bankaların vereceklerini vermesi için uğraş gösterilmedi.

Adaleti geçersek ekonomik politikanın Türkiye’ye ait olmasına son vermeden hükümetten çare beklemek onu git Türkiye’den para iste diye zorlamaktan başka anlam taşımaz.

Türkiye’nin para vermesi ise sade sorunları geçiştirir.

Ekonomi; üniversite, gece kulübü, kumarhane ve askeri harcamalara dayanmaktadır. Piyasa denetimi, çevre güvenliği ve planlı yerleşim düşünülmeden hareket edildiği için halkın korunması başka işlerde çalışan insanların geçimi dara düştüğü için sıkıntılar artmaktadır.

Tüm kamu yönetimi o dört sektöre destek olmak için var olmuş gibi her işi ile onları gözetmektedir.

Serbest Pazar ekonomisi lafı burada bunu ifade eder. TC ekonomi raporunda bile tekeller oluştuğu, kamu yönetimin hantal ve verimsiz çalıştığı ifade edilmektedir. Rekabet ortamının bulunmadığını söylerken serbest pazardan nasıl bahsedilebilir?

Bazıları sola ve sağa eleştiriler yağdırırken CTP artık sol değil liberal ekonomiden yanadır der. Ancak rekabet ortamı yoksa nasıl liberalizmden bahsedilebilir. Maaş ve ücretlere yönelik eleştirinin ötesine geçmeyen sol eleştiriler de anlamsızdır. Yozlaşmış bir ortam olduğu resmi raporlarla teyit edildikten sonra temele yönelik eleştiri yapmak gerekir.

Seçimden yeni çıktık. Partiler programlarını açıkladılar. Açıklamalardan hangisi temel ekonomik politika idi? Çevreye dikkat, ücrete dikkat üreticiyi koru politikalarını hiç ağza almadan hedef olarak saydılar ve medyada da eleştiri almadan proje adı verildiği için projelere göre konuştular. Tartışma ortamı bu kadar sığ olunca halkın baskısı ile doğru yolu bulacağız demek ham hayal olur.

Hiç değilse ciddi eleştiriler makalelerde dile getirilmeli idi.

Örneğin döviz sorununu ele almalı veya dövizin Türkiye tarafından belirlenmemesi için ayrı para birimine geçilmesi ya da döviz oynasa da yıkıcı olmaması için önlemlerden bahsedilmeli idi.

Liberal ekonomi ve TL durdukça kademeli döviz veya faiz denetimi gibi önlemleri konuşmak anlam taşımaz. Türkiye destek ve yönetiminden çıkmayı göze almadan da liberal ekonomi ve TL’yi konuşamazsınız.

Esas konuları konuşmamız ve halkı inandırmamız gerekir.

Bugün karşılaşılan dünyada ve Türkiye’de yer alan olayların yarattığı sarsıntıdır. Nasıl sel baskınına uğrayacağını bilerek yönetim önlemli olmak zorunda ise bu sarsıntının da olabileceğini düşünerek önlemli olmak olmalı idi. Sel baskınına hemen kullanacağı araç, gereç ve personelle nazır olmak ve bütçede fon ayırıp karşılığını da hazır tutmak gerekir. Para yok denilemez. Para olmalıdır. Dünyadan ve Türkiye’den yayılan sarsıntıya da hazır olmak gerekirdi. İlk kez olmuyordu, ya!

Hükümet toplandı ve yapacak bir pek bir şey yok açıklaması geldi. Ekonomi bakanından da garip açıklamalar yapıldı.

Hükümet görüştüğünü açıkladı. Bakan Atun ise inciler yumurtladı.

Atun’a göre döviz geliri olmayan dövizle borçlanmamalı imiş onun için önlem alacaklarmış.

Osmanlı zamanından beri kural olarak ün yapmış bir söz var: Kötü para iyi parayı kovar”. Yani kötü para piyasada kullanılır ve iyi para saklanır. Biriktirme olarak iyi para kullanılır. İyi para ile ev kiralamışsa, insan şoka uğrar ama şok gelinceye kadar döviz tutup kar eder ve nihayette yükselen kötü parayı diğer harcamalarda harcayıp elinden kurutulur. Gelen giden ve tutulan paraları zamana göre listeleyip kârını ve zararını hesaplayabilir. Ona göre kârlı da olabilir zararlı da olabilir. Şok geldiğinde ise zaten hep zarar etmiş gibi acı çeker. O listeye bankalara yatırdığı miktarları da yazarsa liste faizlerle de gerçeği kendisine gösterir.

Faizler döviz hesaplarını yapan bankalara zarar mı gösterir kâr mı? Bunu hesaplamak ileri matematik ister veya bankadan hesap özeti isteyip incelemek gerekir.

Bugün ne faizleri ne de hesap özetlerini anlamak kolay değildir. Çok türlü formüllerle iş çığırından çıkarılmıştır. Zamanında yani eski Kıbrıs’ta faiz tavanı ve bankanın masraf deyip üttüklerinin toplamı için bir tavan vardı. İlk bankalar yasası geçirildiğinde bunlarda masraf tavanını kaldırdılar ve sonra faizler de çağdaş finans kuralı diye merkez bankasının denetiminde serbest bırakıldı. Merkez bankası bankacıların siyasi görüşlerine uygun oldukları için matematikçi olmayan insanların kolayca anlayamayacağı formüllerle kurallar koydular. Hesaba çekilmeyeceklerinden de emin oldular. Bankaların güven durumları diye formüller uyguladılar ama birisi batarsa sorumlu olan banka değil merkez bankası hiç değil!

Birkaç döviz hesabı olan banka sürekli uzunluğu değişen metrelerle birkaç ölçüm yapar! İnsanlar da ne olduklarını anlayamazlar. “Nasıl olur yahu, anlayamadım” diyen insanlar bankada zurnanın son deliği olan memurlara ve davalarında avukatlarına dert anlatmaya çalışırlar.

Sanayinin sorunlarına çare bulacağını söyleyen bilge bakan insanın kendini savunma hakkını da zedeleyecek olan döviz kullanmayın diyor ama döviz Liraya çevrilince Liranın gerçek değerinde olup olmadığını bilen var bilmeyen var. İnsanlarımızın kaçta kaçı çevirme sırasında aşırı değerli olup olmadığını bilir ve kaç kişi aşırı değerlenme oranının değişmelerini takip edebilir?

Sanayiyi koruyacak olan bakan sanayinin ithalata dayalı madde kullanma oranını dikkate alacak mı?

Ekonomistler para değer kaybedince ihracat artar der, Türkiye’ye değer kaybetti ama ihracatçılar feryada başladı. Kurallar bile şaşırdı.

Bu entrikalara kapıyı kapatmadan kuralları izlemek bile güç. Liberal ekonomistlerin kuralları da liberal bir var bir yok. Onun için dünya genelinde liberalizmin mezarı kazılmalıdır.

Biz de akıllanırsak kendi para birimimizi kaydi para ile yaratıp anlayabileceğimiz ve denetleyebileceğimiz bir durum yaratmalıyız. Yoksa başbakanın dediği gibi yapacak fazla bir şey yoktur.