Türkiye’de yüksek güvenlikli nükleer santral neden kurulup işletilemez? – Yüksel Atakan

82

Yüksel Atakan, Dr.,Radyasyon Fizikçisi,– Almanya – Bilim Teknik – 22.04.2011

Nükleer santralların projelendirilmesi ve yapımında Almanya’da 25 yıl çalışmış ve zaman zaman da ABD’deki santralların onarım ve bakım çalışmalarını, nükleer yakıt elemanlarının değiştirilmesini reaktör binası içinde yakından izlemiş olan Yüksel Atakan, modern bir nükleer santralda bulunması gereken uluslararası standartlara uygun teknik özelliklerin, zorunlu denetim ve yaptırımların neler olduğunu aşağıdaki yazısında ayrıntılı olarak dergimize aktarıyor.

Japonya’da Fukushima nükleer santrallarında yaşanan olaylardan sonra Türkiye’de yapılması planlanan nükleer santrallar tartışılıyor. Yazılı ve görsel basında süren tartışmalar hükümetin Rusya’ya yaptırmayı planladığı Akkuyu nükleer santralına odaklanıyor. Biz bu tartışmalara girmeden 3. kuşak özellikli yüksek güvenlikte modern bir nükleer santralın Türkiye’de neden kurulup işletilemeyeceğini açıklamaya çalışalım. Şeytan ayrıntıda gizlenir. Biraz ayrıntıya girelim.

Finlandiya’da yapımı süren 3. kuşak nükleer santralın fiyatının sonradan zorunlu eklemelerle 6-7 milyar Avro’yu bulması bekleniyor. Bu, yaklaşık 13-14 milyar TL eder, aşağıda açıklayacağımız ek giderlerle 20 milyar TL’yi de bulabilir. Bu kadar çok parayı ise hiçbir hükümet tek bir santral için bütçesine koymaz, Ecevit döneminde olduğu gibi bütçeye yük olacağından santraldan vazgeçilir.

Son 30 yıldır “yap- işlet- devret’ modeli benimseniyor. Birkaç yıl önce, bu modele göre çıkılan ihaleye Rus şirketinden başka ilgi gösteren de olmadı. Bunun nedeni açık: Önceden belirlenecek elektrik ‘kWsaat’ fiyatına göre Finlandiya örneğindeki gibi modern bir santral yapılırsa zarar edileceği kesin. Şimdi fiyatı bir yana bırakalım. Yüksek güvenlikli, modern bir nükleer santral nasıl olmalı?

Buna yakından bakalım:

1- Santralın projesi ilgili standartlara uygun olmalı. Örneğin Uluslararası Atom Enerjisi Örgütü’nün (IAEA) standartlarına, Almanya’nın DIN ve KTA normlarına uygun olmalı. Santraller, beklenen en yüksek deprem büyüklüğünün bir üst derecesinden projelendirilmeli (örneğin 8 yerine 9). Su baskını, fırtına gibi diğer doğal yıkımlara karşı da santral dayanıklı olacak şekilde planlanmalı. Dizel motoruyla çalışan ivedi soğutma sistemlerinin boru ve kabloları da bu büyüklükte depreme dirençli olmalı (3-4 adet ve farklı yerlere yerleştirilmeli).

2- Nükleer santral, o günkü uluslararası standartların öngördüğü en iyi kalitedeki malzemeleri, otomasyon ve güvenlik sistemlerini içerecek şekilde projelendirilmeli ve denetim altında, testler yapılarak kurulmalı.

3- Santrala elektrik getiren şebeke baştan sona incelenmeli, mümkünse iki farklı elektrik santralından özel hatlar çekilmeli ve elektrik kesilmesini, voltaj değişimini önleyecek önlemler alınmalı.

4- Santral, uçak çarpması ve sabotaja karşı güvenlik önlemleriyle donatılmalı.

5- Kullanılmış nükleer yakıt elemanları ve radyoaktif atıklar için uygun depo yerleriyle ilgili araştırmalar başlatılmalı, projeler üretilmeli (bunların maliyeti ve ileride ortaya çıkacak işletme giderleri nükleer santral fiyatına eklenmeli)

6- Kullanılmış nükleer yakıt elemanlarında arta kalan uranyum ve plutonyum yakıtlarının tekrar kazanılması için giderler santralın fiyatına eklenmeli (örneğin Fransa’ya yollanması, bununla ilgili arıtma ve transport giderlerinin yanı sıra nükleer karşıtlarının protestolarıyla doğacak giderler de maliyete eklenmeli (nükleer karşıtlarının protestolarına karşı polisin güvenliği sağlaması Almanya’da her transport için 25 milyon Avro kadar tutmakta)

7- Santralın yapımı süresince yurtdışında benzer santrallarda ve simülatörlerde kaliteli personel yetiştirilmeli. Santralda simülatör bulunmalı.

8- Santral çevresinde işletme öncesi ve sonrası için radyasyon ve radyoaktivite ölçüm programı hazırlanmalı, bunun için alet ve personel öngörülmeli

9- Santralın çevresinde bir meteoroloji kulesi tüm gerekli aletleriyle kurulmalı

10- İlgili tüm sigortalar, sadece santralı değil, yakın çevresini ve oralarda yaşayanları da kapsamalı

11- Nükleer yakıt (uranyum) ve bor maddelerinin fiyatlarıyla bunların transport giderleri de hesaba katılmalı.

12- En büyük kaza durumunda, çok yüksek sıcaklıkta reaktörde sıvılaşan nükleer yakıtı ‚tutma çanağı’ kesinlikle bulunmalı.

Liste tam değil, daha da uzatılabilir. Bu çeşit teknik detay ve koşulların Türkiye’de yapılması düşünülen nükleer santrallar için ne ölçüde göz önüne alınacağını, bunların hangilerini santralı kurup işletecek şirketlerin üstleneceğini, santralın Türkiye’ye gelecekte kaça mal olacağını, bu konularda herhangi bir açıklama yapılmadığı için bilemiyoruz.

Basında yer alan haberlere göre Akkuyu’da kurulması planlanan santralda Türk personel çalıştırılması düşünülmüyor. Halbuki Türk mühendislerinin proje döneminden başlayarak yabancı uzmanlarla birlikte çalışmaları, sonra da yurtdışında benzer santrallarda yetiştirilip santralda görev almaları yoluyla, santral ileride Türkiye’ye devredildiğinde deneyimli ellerde çalıştırılabilecektir. Bir nükleer santral yapımına 1000’e yakın şirket katkıda bulunuyor. Kullanılan her malzemenin ilgili standartlara uyması gerekiyor. Vidadan, dübelden başlayarak su boruları, pompa, vana, reaktör kazanı gibi yüzlerce malzemenin ayrıntılı tasarım ve uygunluk hesapları yapılıyor. Sonra tüm sistemlerin ayrıntılı projeleri hazırlanıyor, bunlarla ilgili teknik raporlar bilirkişi (örneğin Almanya’da TÜV) tarafından denetleniyor. Yetkili kurumca onaylanıyor.

Projeler incelenip onaylandıktan sonra her malzemenin, her sistemin önce fabrikalarda yapımı, sonra santralda kurulum sırasında yine bilirkişi ve yetkililerce yerinde incelenmesi, onaylanması gerekiyor. İleride santral çalışırken reaktör soğutma suyuna geçecek kobalt 60 gibi radyoaktif maddeleri (korozyon ürünlerini) minimuma indirmek ve personelin bakım ve onarım çalışmalarında aşırı radyasyon dozu almalarını önlemek amacıyla, reaktördeki paslanmaz çelik malzeme standartlara uygun saflıkta olmalı.

Nükleer santrallarda kullanılacak malzemelerin, kurulacak sistemlerin hesaplarını ve denetimlerini yapacak deneyimli kadro Türkiye’de bulunmadığından çeşitli konulardaki uzmanların bir danışmanlık bürosu (örneğin Almanya’dan TÜV Rheinland) aracılığıyla ancak dışarıdan getirilmesiyle iyi bir denetim sağlanabilecektir. Bu görevleri üstlenecek bir uzmanın bugünkü saat ücreti ise 150 Avro’dan aşağı değil. Santraldaki birçok sistem için çok sayıda uzmanın görevlendirilmesi sonucu en az 5 yıl boyunca bağımsız uzmanlara ödenecek para yarım milyar Avro’yu bulabilir. Santralda bulunması gereken simülatörün fiyatı da yarım milyar Avro. Sadece baca gazlarındaki radyoaktif madde ölçümleriyle ilgili sistemler 5-10 milyon Avro. Çevreye salınan radyoaktivitenin ölçümünde modern sistemler mi, yoksa sayısı ve duyarlılığı daha az ucuz aletler mi kullanılacak? Az du-yarlı aletlerle yapılacak ölçümlerle çevreye sürekli radyoaktivite fark edilmeden salınarak çevredekiler etkilenebileceğinden, santral bacasına konulacak ölçüm sistemlerinin teknik özelliklerinin ilgili KTA standartlarına göre belirlenip seçilmesi ve yerleştirilmesi (montajı) çok önemli (Bkz. 1).

Basında yer alan haberlere göre Rus şirketinin Akkuyu’da kurup işletmeyi planladığı her biri 1200 MWe’lik 4 santral için yatırımı 20 milyar dolar. Santral başına 5 milyar dolar, yani 3.5 milyar Avro kadar. Her ne kadar 4 santral yapılırken santral başına ortalama fiyat, tek santral yapımıyla ilgili fiyattan bir miktar daha düşük olsa da, yukardaki fiyat Finlandiya’da yapımı süren santralın neredeyse yarısı. Bu denli düşük fiyata yapılacak bir santralın, modern bir santralda bulunması gereken teknik özellikleri tüm denetim giderleriyle birlikte yerine getirmesi beklenemez. Buna rağmen yetkililer – Biz ilgili uluslararası standartlara göre güvenliği çok yüksek modern nükleer santrallar yaptıracağız, kimse kaygılanmasın diyorlarsa, o zaman izlenecek yol Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun (TAEK) Akkuyu’da yapımı planlanan nükleer santralla ilgili olarak 1984’teki Simens KWU teklifinde yürüttüğü yöntem olmalıdır. TAEK, bünyesinde nükleer santrallardaki karmaşık teknik sistemlerin standartlara uygunluğunu değerlendirebilecek bir birim ve deneyimli kadro bulunmadığından (ki bu, bugün de böyledir) 1984’te Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’na (IAEA) başvurarak (20 kadar kalın klasörlü) KWU teklifindeki ayrıntılı teknik özelliklerin Almanya’daki Nükleer Standartlara (KTA) uyup uymadığını ve varsa bu standartlardan sapmaların belirlenmesini istedi. Bizim de ‘radyasyondan korunma kurulunda’ katıldığımız bu toplantılar 16-25 Temmuz 1984’te Viyana’da yapıldı. Öngörülen KWU santralının teknik özelliklerini inceleyen uzmanlık kurulları şunlardı: 1. Radyasyondan korunma 2. Mekanik mühendislik 3. Genel mühendislik 4. Kaza analizi. Almanya’daki Reaktör Güvenlik Kurumu’nun (GRS) öngördüğü standartlara (KTA, DIN) uyuma ilişkin olarak KWU’nun yapmayı öngördüğü santralın teknik yapısı, güvenlik sistemleri, arıza ve kaza durumunda devreye girecek otomatik sistemler bu toplantılarda enine boyuna tartışıldı ve standartlardan bazı sapmalar olduğu belirlendi. 25 kadar uzmanın katkısıyla hazırlanan IAEA teknik raporu TAEK’e iletildi.

Sonuç olarak eğer yüksek güvenlikte santral yaptıracağız deniyorsa, TAEK’nin 1984’te izlediği yukarıdaki yöntem ve yaptırımların benzeri, santralı yapacak şirketlere sözleşmelerle kabul ettirilmeli (özellikle teknik ayrıntılı KTA standartlarının uygulanması sağlanmalı). Sözleşmede ayrıca santralın yapımı süresince bağımsız uzmanların denetim ve yaptırımları da bulunmalı. Öte yandan sözleşmede bu koşullar bulunduğunda ise, santralın fiyatı iki katına çıkacağından, şirketlerin bu koşulları kabule yanaşmayacakları ve Türkiye’de yüksek güvenlikli bir nükleer santral yapımının gerçekleşemeyeceği açık.

/1/ Nükleer Santrallarden Çevreye Salınan Radyoaktivitenin Sınırlanması, Atakan,Y., Tübitak Bilim Teknik dergisi, Mayıs 2008.