Türkiye molaların eline kaldı – Alpay Durduran

74

durduran2Başsavcının cumhurbaşkanlığında yer alan yolsuzluklarla ilgili soruşturmaları durdurduğu ve üç yıl durdurmanın devam ettiği, ondan sonra da polisin belgelerin çokluğu iddiasıyla on yıl daha zaman tükettiği haber verildi.

Haber bir sivil toplum kuruluşu olan Toparlanıyoruz Hareketinden kaynaklanmış. Yani siyasi guruptan ilgi duyan olmamış. İşin eşyanın doğasına uygun olduğunun yani adetten olduğunun düşünüldüğü ortaya çıktı.

Anlaşılan odur ki bazı kişilerin dokunulmazlığı vardır ve bu dokunulmazlık yasadan değil alışkanlıktan gelmektedir.

Talat gelince bütçede örtülü ödenek diye bir zavallılık icat edilmişti, o zamana kadar örtülü ödenek bile adet olmuş diye örtülü idi. Ondan başka örtülü örtüsüz ödenek kalmadı. Bütçe yasasındaki örtülü ödeneğin bile bir yıllık bir yasa olan bütçenin karakterine bakılırsa örtüsünün her yıl kalktığını anlarız ama örtü kalksa bile örtünün alında olanlara bakmak hiçbir siyasinin aklına gelmemiş demektir.

Bunlar çok öğretici gelişmelerdir. Görmek isteyene dersler verir.

Bir çağdaş devlet siyasi piramidin en tepesine bağlı yani onun (başbakan veya devlet başkanı) tarafından yönetilemez. Yönetilebilecek olan devlet bir mahalle devleti olabilir. Yoksa siyasi piramit hukuk yaratıp ister istemez yasadan yani siyasi piramitten kopmuş yetkililer yaratmak zorundadır. O yetkililer yasadan yetki aldıkları için derece derece bağımsızlık kazanır. Sonunda MİT ajanlarıyla yapılmaya çalışılan silah sevkiyatlarını yasadışı olduğu için izlemeye kalkan olur ve bölgede barış havarisi görüntüsü vermeye kalkan siyasi iktidarı donsuz yakalatır.

Muhalif olduğunu iddia eden ve ona dayanarak iktidar olan CTP son günlerde önce yasadışı yapılan atamaları yasalaştırmak için manevralar yaparak muhalefet olmadığını rejimin bekçisi olduğunu kanıtladı, şimdi de yolsuzlukları kovalamamakla başsavcının da yanında siyasetin üstünde gerçek bir yolsuzluklardan beslenen iktidarın parçası olduğunu gösterdi.

Hukuk devletinde ister istemez yasayla yetki verilen yüzlerce görevli vardır. Öyle olmak zorundadır. Kamu reformu yapılsa her çalışanın görev tanımı yapılmak zorunlu hale geleceği için bunların sayısı binleri bulacaktır. O zaman kim yasayla yetki alan görevlilerin büyük sayısı içinde partisinin kurşun askerleri ile bu çapta yolsuzluklara engel olabilecektir?

Elektrik faturasını ödemeyene elektriği kesmeyecek bir yetkili suç işlemiş olacaktır, bir başka yetkili ise son tarihi geçmiş borcu olanlara elektriği kesmeyen kimseleri sicillerine işleyip amirlerine rapor etmekle görevlidir ve görevini yapmadığının gazetelere düşmesi halinde suçlanacağını bilecektedir. Bunların eline düşme tehlikesini göze almadan ve onlara sus payı vermeden kimse gizli işlere kalkamayacaktır. Kalkan olmayacak demek olası değil ama bir sürü yolsuzluk astarı yüzünden pahalı hale gelecek ve sistem kendini temizlemeye başlayacaktır.

Hukuk devletinin gerekliliklerinin başlıcalarından birisi görev (iş)tanımıdır ve o kadar önemlidir ki temel insan hak ve özgürlüklerinin içine katılmıştır.

Hukuk devleti olmayan Türkiye’de siyasi iktidarın başı olan ve bir siyasi partinin başı olan başbakan en sonunda devlet benim deme gafletine düşmüş bulunuyor. Açıkça benden habersiz benim önem verdiğim kimselere benden izin almadan kim nasıl soruşturma açabilir demeye başlamıştır.

Abdülhamit de öyle iddialarda bulunurdu. Padişahın sözünün kanun (yasa) olduğunu kabul eden teokratik Orta doğu devletlerinin mirasçısı iken Tanzimat’la zamanîleşmeye zorlansa da her yeniliği bize uygun olmalı süzgecinden geçirdikleri için ve tepeden Kuran ve türevlerini indiremediklerinden demokrasinin yoluna girilmesi için anti demokratik cumhuriyet dönemi gelinceye kadar demokrasi benzerine yaklaşılamadı bile…

Türkiye bırakın hukuk devleti olmayı hukuktan yetki almayan gizli güçlerin insan öldürme yetkisi dâhil yasadışı pek çok işi yapabilecek bir devlet oldu.

Şimdi cumhuriyetin temel ilkesi olan aklın egemenliği yerine dogmaların (dini) egemenliğinin sağlanması için bastırılanların ayaklandığı döneme geldik. Oyları alıp lider olan adam dini dogmalara göre sözü kanun olan birisidir. Yetişemediği yerler çok olacağı için adamlarıyla kesin bir emir kumanda zinciri içinde olması gereklidir. Seçilmek için birilerine kavuk sallaması gerekirdi, salladı ve lider oldu. Amma varsayardı ki seçim desteğini verenler emrinde kalacaklardır çünkü laikler diye bir öcü kapıda beklemektedir. Şimdi ise laikleri sindirmenin bedeliyle karşı karşıyadır. Laikler liberal ve saire diye dincilere karşı direnemeyince Müslümanlar aralarındaki ayrılığın hesabına dönmeyi tehlikeli görmez oldular.

Kuranı aklına esen yorumlar ama taraftar toplayabilen ünlü yorumcular sindikleri yerden çıktılar. Onlara göre birçok ayrı görüş vardır ve çoğunun katli vaciptir. Yani günah değildir ve bir kısmı için sevaptır. Ortak düşman karşısında birleştiler ve seçim kazandılar ama seçimin arkasından demokratik seçim ortamını koruma diye bir yükümlülük hissetmediler. Yasa Kuran’dır diyen ve asr-ı saadet denilen yani Müslüman edilemeyen Türklerin kasaplık hayvanlar gibi boğazlandığı dönemde uygulandığını düşündükleri kurallar önce gelmeli diyen Müslümanlara göre meclis de yasa yapma yetkisine sahip olamaz. Anayasa da olamaz. Sadece o kurallara uygun olan yasa olabilir ve buna da her mezhep veya tarikatın uleması karar vermelidir.

Şimdi anayasa değişikliği ve demokratik anayasa diye gevelemelerine bakmayın onlara göre yasa dediğin bir türev olmalıdır ve asr-ı saadete uygun yorumlara dayanmalıdır. Yoksa ters düşen rejim dar ül-harp olur ve kanla değiştirilmesi görevdir.

Bunlara çağdaş devleti anlatıp hukukun üstünlüğünü öğreteceksin!

ABD ve İngiltere’de gizli servislerin operasyonları savcılara yakalanmadan iş yapmak zorunda idiler. Bu zorunluluk onları yasadışı işleri pişirmek için savcılardan izin almaya götürdü. Lakin gene de savcı yakalamasın diye başbakandan veya cumhurbaşkanından izin alsın hükmünü koyamadılar. Yakalanan cezasını öyle veya çekmekten ancak başka gizili operasyonlarla kurtarılabilirler. Müslüman sözü yasa olanın izni ile savcılardan kurtarma ilkesini uygun görmüş gibidir.

Hukuk mu guguk mu?