Toru-ko: Çin ile Nükleer Mutabakat’ın satır araları – Pınar Demircan

235

pinar-demircanJaponca’yı seviyorum. Gördüğünüzde hiyeroglif sandığınız karman çorman şekiller dile geldiği zaman bir ipe dizilmiş gibi tane tane heceler, sesler  olarak avucunuzun içinde. Tabi Japonca’da bilmediğiniz bir kelimeyi anlamaya çalıştığınız zaman tek referans ya cümle içinde kullanıldığı yer ya da bildiğinizde sanat eseri, bilmediğinizde  bulmaca gibi görünen kanjiler. Bunu niye mi anlatıyorum? Çünkü Japonca bana çok sevdiğim kelime oyunlarımı zenginleştirme fırsatı veriyor.

Misal: Türkiye  ülkesinin adı Japoncada Toruko’dur ama, Toru-ko diye ayrı ayrı yazarsanız biraz da hayal gücünüzle  “Alan çocuk” olarak duyabilirsiniz bu kelimeyi.  Hele biraz da algıda seçicilik varsa, son dönemde ne kadar çok enerji ve inşaat yatırım planının masaya yatırıldığını, 15 Temmuz sonrası darbe günlerini takip eden OHAL sürecinde Hükümet  eliyle enerji yatırımlarının önündeki engellerin kaldırılma çabasını izliyorsanız, bir sabah uyandığınızda Çin Hükümeti ileTürkiye Hükümeti arasında yapılmış olan bir nükleer mütabakatın önce TBMM’de birkaç gün sonra da Resmi Gazete’de  onaylandığını[1] öğreniveriyorsanız, hatta Anayasa’nın önce 70 sonra dönüştürülerek 75. Maddesi yapılan nihayet 80. Madde adında karar kılınan bir paket içinde vergilerimizle itirazın  söz konusu bile olmayacağı; dokunulmazlık zırhı içine konan projelerin hayata geçirilebileceğini; Hazine arazilerinin 49 yıllığına bedelsiz olarak bu projelere  tahsis edileceğini  tırnaklarınızı yiyerek  takip ediyorsanız çağrışımlar harekete geçebiliyor. Neticede tarihte görülmemiş  bir hibe, teşvik ve destek kararı meclisten çıkmış ve  Resmi Gazete’de yayımlanması ise an meselesi… Bir de Çin ile nükleer mütabakatı da kapsayan  gelecek dönem planları düşüyorsa gündeminize, bu kelime de  böyle görünüyor işte!

Toru-ko : Sürekli isteyen (ve  istemesi bitmeyeceği için) büyümeyecek çocuk …

Hakikaten Cumhuriyet Dönemi’nden itibaren  her zaman  Türkiye’nin hedefinde “kalkınma ve büyüme odaklı politikalar” olmuştur ne var ki büyüme süreci bir türlü tamamlanamamaktadır… Bu gün gelinen noktada ise henüz  nükleer santrale dair yasal alt yapı yeterli değilken, kurulması halinde farklı ülkelerce işletilecek nükler santraller arasında yasal uyumun oluşturulması  bile önemli bir sorun olacakken Rus ve Japon’lardan sonra bir de  Çin ve Çin’in iş yapma kültürü ile tanışacak görünüyoruz. Üstelik sonuçları itibariyle toplumsal olan bu kararlar OHAL sürecinde daha da hızlı alınıyor.

Hafta sonu Çin’de gerçekleştirilen  G20 Zirvesi kapsamında  Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın,  zirvenin davetlisi bugünün ana akım medyasına * yaptığı açıklamalardan öğreniyoruz ki , Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Başkanlığı (TAEK) ile Çin Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA) arasında,Nükleer Güvenlik Alanında İşbirliği Hakkında Düzenleme kendisi tarafından imzalanmış. Nükleer Güvenlik Anlaşmasının imzalanmasını mı yoksa  TAEK tarafından yapılan bir anlaşmanın neden Enerji Bakanı tarafından imzalandığını mı düşünmek lazım?  Öte yandan Çin ile de yakın zamanda nükleer santralin kurulacağı yerin tayin edilmesiyle ki hükümet  için (kamuoyuna tek tek açıklandığını görmediğim) 17-18 kriterin tutması yeterli, bir anlaşma daha yapılacağını öğreniyoruz.

Bununla birlikte G 20 Zirvesine Rusya’nın da katılması vesilesiyle Rus Lider Putin ile de görüşülerek Akkuyu nükleer santral projesi’nin  hızlanması, bölgeye Rus uzmanların gönderilmesi  kararlaştırılmış bulunuyor. Akkuyu nükleer santrali demişken  11 Temmuz’da halkın geniş ve tepkili katılımıyla gerçekleştirilen Akkuyu Bilirkişi Keşif İncelemesi’nin sonucunun henüz açıklanmamış olduğunu unutmuyoruz, lakin bu pek bir önemsiz görünüyor…  Oysa Akkuyu Nükleer Santraline karşı  kamuoyunda yıllardan beri süren muhalefet capcanlı devam ediyorsa da anlaşılan toplumsal muhalefet sözkonusu 17-18 kriterin içine girmiyor… Zaten Türkiye’de nükleer santrallerin 1956’dan beri kurulamamış olmasının tek sebebi ekonomik ve siyasi sorunlar, ne açılan davalar ne de On binler’in gerçekleştirdiği eylemler (!)

Diğer taraftan Enerji Bakanı, Çin ve Rusya ile yapılan anlaşmalara dair bilgi verirken G20’de mevzu olmasa bile Japonya ile yapılan anlaşma hakkında da birşeyler söyleme ihtiyacı hissetmiş ki, Japonya ile nükleer santral projesinin de teknik sorunlar giderilerek hızlanacağı belirtilmiş. Buna göre Japonya ile de nükleer santrali hızlandırmak için bir Anlayış birliği belgesiimzalanacak. Lakin bu teknik sorunların giderilmesi Sinop’taki Mitsubishi çalışanlarının halkla kaynaşmasını sağlayabilecek mi?  Ya da Mitsubishi çalışanlarının Sinop halkından kaçmasını önleyebilecek mi? diye merak ediyoruz. Ayrıca umuyoruz ki, sözkonusu Anlayış  belgesi,  Marmaray Japonlar tarafından henüz inşa edilmekteyken, Türkiye tarafından yetkililerin projenin teknik aksaklıklar nedeniyle hedeflenen tarihte bitirilmemesi gibi bir endişeyle Japonların Harakirikültürüne atıf yaparak ant içip kanla sözleşme imzalatmak şeklinde olmasın…Zira bu Japonları o zaman epey korkutmuştu.

Çin’deki G20 Zirvesi vesilesiyle Bakan Albayrak’tan aldığımız diğer bir güzel  haber de yenilenebilir enerji yatırımları için enerjinin tüketildiği yerde üretileceği  fakat, bunun  nükleer santraller için söylenmediğini umuyoruz,  zira bu ifade  iktidarın yapacağı uluslararası anlaşmalarla her bölgeye bir nükleer santral kurması anlamına geliyor olabilir ki bu hiç zor değil…

Bu arada Bakan Albayrak, ilk reaktörün kurulacağı tarihi 2023-2030 olarak veriyor. Nükleer santralin yüksek maliyetleri, yasal altyapı gerektirmesi, öngörülemeyen inşaat süreleri  nükleer santrallerin kurulmasını her zaman geciktirdiği için olsa gerek, dünya genelindeki bu deneyim yıllar içinde  taktik kazandırmış  görünüyor. Kaldı ki Akkuyu’da ilk reaktörün teslimi  için 2017tarihinin verildiğini benim gibi pek çok kişi hatırlıyordur. Üstelik o tarihte 2023 de nükleer santralin tamamlanacağı tarih olarak verilmekteydi.

Sarı Pasta…

Son olarak, Çin Zirvesinden yapılan açıklamalar içinde en çarpıcı olanı paylaşmak istiyorum:Yozgat Sorgun’da  5-6 bin ton rezervlik bir uranyum madeninin olduğu ve buradan uranyumun “sarı pasta” olarak çıkarılacağı, bu şekilde  ithal edilebilir zenginleştirme alt yapısının kurulabileceği, ortak yatırım ve üretim yapılabileceği açıklanmış bulunuyor. Bu bağlamda aklıma ilk olarak Aydın Kisirköy’de  1980’lerde açık olarak terk edilip o tarihten bugüne etrafa kanser saçan uranyum madeni geliyor.  TAEK, bu madenin kapatılması/kanser vakalarının incelenmesine ilişkin  önlem almış mıdır? Yine de Yozgat Sorgun’da açılması vadedilen uranyum madeni hakkında diyebiliriz ki, uzmanlar Türkiye’deki uranyum rezervlerinin çıkarılması çok yüksek maliyetli olduğu için: “astarı yüzünden pahallıya geleceği” gerekçesiyle açılmasını önermemektedir. Diğer taraftan Yozgat’tan bu maden çıkarılsa bile bu ham maddeyi  kullanmak için olmazsa olmaz yabancı teknoloji bu prosesin, dolayısıyla nükleer santral yatırımının yine yerli olmayacağı gerçeğini gizleyemez. Nükleer santral, Türkiye için kurulumundan işleyişine kadar biryabancı enerji kaynağıdır, yerli ve milli değildir. Öyle olsa bile tüm dünyada nükleer enerjininnükleer silah yapımında bir yan ürün olduğu da bilinmektedir, esas amaç enerji üretmek değildir.   Nihayet Enerji Bakanının sözlerinin aksiyle bitirecek olursak Türkiye’nin enerji ihtiyacını istikrarlı sağlayabilmesi için nükleer enerjiye sahip olması şart değildir. Yine Sayın Bakanın haram-helal kıyasıyla açıklarsak iddia edilenin aksine Nükleer santraller dünyaya helal olmamıştır ki Türkiye’ye olsun! Dünya kamuoyundan  gizlenen nükleer santral kazaları haricinde ve sadece bildiklerimiz kadarıyla: İşte Üç mil Adası, işte Çernobil, işte Fukuşima !

Toru-ko’cuğum, senin çocuk kalman  hep bir şeyleri almak zorunda bırakılman demek olabilir mi? Ya da hep daha fazlasını almak için büyümediğine** inanman?

[1] 9 Nisan  2012 tarihinde Pekin’de  imzalanan 9/8 2016 tarihli 6738 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan ekli “Nükleer Enerjinin Barışçıl Amaçlarla Kullanımına Dair Türkiye Cumuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti  Hükümeti Arasında  İşbirliği Anlaşması’nın onaylanması ; Dışişleri Bakanlığı’nın 29/8/2016 tarihli ve 11335799 sayılı yazısı üzerine 31/5 /1963 tarihli ve 244 sayılı Kanunun  3.maddesine göre Bakanlar Kurulu’nca 29/8 /2016 tarihinde kararlaştırılmıştır.

* posta, akşam

** Buradaki “büyümek” kalkınma anlamında kullanılmamıştır.