Teoriyi pratiğe çevirmek: Kooperatifleşme – Onur Erem

149

onureremAracısız ve sömürüsüz ekonomik ilişkiler yaratarak kapitalist sistem içinde alternatifler sunan kooperatifler son yıllarda yaygınlaşıyor. Tüketicilerin doğrudan üreticiden ürün almasını sağlayan tüketim kooperatifleri, insanların hizmetçi-müşteri ilişkisinden farklı bir ilişki kurmasını sağlayan kafeler ve üreticileri tüccarların baskısından kurtaran üretim kooperatifleri gibi modeller artı değer sömürüsünden uzak durmak isteyen herkes için birer alternatif oluşturuyor. Bu amaçla faaliyet gösteren Özgür Kazova, Kafe 26A, Boğaziçi Mensupları Tüketim Kooperatifi (BÜKOOP), Komşu Kafe ve Boğaziçi Üniversitesi Öğrenci Kooperatifi salı günü 7. Emek Haftası programında gerçekleştirilen Kooperatifleşme oturumunda biraraya geldi ve deneyimlerini paylaştı.

Kazova direnişinin ardından tamamen şeffaf bir kooperatif için yola çıkan ve Özgür Kazova’yı kuran işçilerden Aynur “İş bölümünün de ücretin de eşit olduğu bir model kurduk. Kadın işi – erkek işi ayrımına inanmıyoruz. Temizliği de dokumayı da hep birlikte yapıyoruz. Ve büyüyoruz. Başlangıçta dört kişiydik, şimdi altı olduk” diyor. İlkin yalnızca kazak satan Özgür Kazova, kısa süre önce sanatçı dostlarının tasarımlarıyla en kaliteli kumaşlardan ürettikleri tişörtleri satışa çıkardı. “Tamamen şeffafız” diyor Aynur, “Günlük ve aylık olarak ne kadar kazandığımız,  ne kadar harcadığımız, her şey panolarımızda asılı”. Ancak henüz bir yıllık olan kooperatifleri istedikleri seviyede değil. “Rahatça geçinebileceğimiz kadar para kazanamıyoruz şimdilik. Hedefimiz günde 6 saat çalışmak. Ama başlangıç aşamasında fedakarlık yapmamız gerekiyor, 12 saat çalıştığımız oluyor”. Özgür Kazova, yasal olarak kooperatife dönüşmek için gerekli olan 20 bin lirayı toplayana kadar bir şirket olarak, fakat kooperatif mantığıyla işlemeye devam edecek.

Bürokratik nedenlerle şirket altında devam etmek zorunda kalan bir kooperatif de Kolektif 26A. Gönüllülerin belli saatlerde inisiyatif aldığı, doğrudan demokratik bir şekilde yönetilen 26A Kafe 6 yıldır Taksim ve Kadıköy’de faaliyetine devam ediyor. “Şu an en büyük hedeflerimizden biri ürünlerimizi doğrudan üreticiden alabilmek” diyor 26A’dan Didem. Mekanlarında sattıkları ürünler, olabildiğince endüstriyel süreçlerden geçmemiş ürünler. Kolektif 26A için en önemli şey mekanlarına gelen insanlarla kurdukları ilişki. Bu nedenle daha fazla para kazanma imkanına rağmen dışardan yemek şirketlerinin “Bize yemek üretin” taleplerini reddediyorlar.

Devletin baskısının yoğun olarak hissedildiği Taksim ve Kadıköy’de, çoğunluğu örgütlü anarşistlerden oluşan 26A da bu baskılardan payını almış: Polis baskınları, gözaltılar, Kürtçe müzik çalmamaları için uyarılar, Başbakanlık’a bağlı kurumların binlerce liralık “telifsiz müzik çalma” cezası, maliyenin “sigortasız işçi çalıştırma” cezası… “Bütün bu baskılara rağmen mücadeleye devam ederek kapitalizmin çatlaklarını merkezlerde derinleştirmeye devam edeceğiz” diye anlatıyor Didem.

Bir diğer kooperatif kafe de Kadıköy’de açılan Komşu. Bir kısmı Göçmen Dayanışma Mutfağı’nda tanışan toplam yedi kişinin 2013’te açtığı Komşu Kafe’de sabit fiyatlar yok. “İnsanlar orada geçirdiği zaman ve yediği yemekten aldığı keyfe bakıyor, cebindeki paraya bakıyor, ne kadar isterse o kadar para bırakıyor” diyor Komşu’dan Ufuk, “Kafeye gelenlerle oturup sohbet ediyor, birlikte yemek yapıyoruz. Böylece kafe-müşteri ilişkisi yerine bir arkadaşlık ilişkisi kuruyoruz. İnsanlar kafede telefonla konuşurken ‘Evdeyim’ diyecek kadar rahat hissediyor kendilerini”. Kafe’de bir hafta boyunca yedi kişi, sekizer saatten üç vardiya halinde çalışıyor, karşılığında eşit ücret alıyor. Eğer ihtiyaçlarından fazla para kazanmışlarsa benzer projelere destek olmak için kullanıyorlar o parayı. Kafenin ismi de mahallelerinde bir yabancı gibi algılanmadan mahallenin bir parçası olma isteğinden geliyor: “Mahalleye hemen eklemlendik. Yeldeğirmeni’nde artan soylulaşmaya karşı neler yapabileceğimizi mahallelilerle birlikte tartışıyoruz”. Komşu, ürün temini için de farklı üretici kooperatifleriyle çalışıyor.

Doğrudan üreticiden ürün temini konusunda en kapsamlı çalışmayı yürüten örgüt ise bir tüketici kooperatifi olan BÜKOOP. 2010’da kurulan ve ilk başta 10-12 ürünle yola çıkıp zaman içinde 70 ürünlük bir yelpazeye ulaşan BÜKOOP’un amacı adil bir ticaret ile temiz gıda temin etmek. “Kooperatifimizin tüm çalışanları gönüllü. 191 üyemiz ve 35-40 aktif gönüllümüz var” diyor BÜKOOP üyesi Suat, “Ürünleri çok sayıda üretici kooperatifinin yanı sıra Urfa ve Susurluk’taki kadın derneklerinden temin ediyoruz. Zincir marketlerdeki organik ürünlerden çok daha ucuza satıyoruz. Örneğin biz kuru dutu15 liraya satarken başka yerlerde 90 liraya kadar çıkıyor kilosu. Üstelik ürünleri alırken üreticilerle hiçbir pazarlık yapmıyoruz. Emeklerine karşılık olarak biçtikleri fiyat neyse onu veriyoruz. Böylece ödemelerini sürekli aksatan tüccarlara mahkum kalmadan ne üreteceklerini önceden planlayabiliyorlar. Başka bir ekonomiyi böyle çabalarla kurabiliriz”. BÜKOOP olarak nakliyat maliyetini düşürmek için araç paylaşma sistemine benzeyen gönüllü nakliyat sistemi üzerine kafa yoruyorlar bu ara.

Boğaziçi Üniversitesi’nin bir kooperatifi daha var: Öğrenci kooperatifi. 2012’deki Starbucks işgalinin ardından başlayan girişimler sonucunda kurulan kooperatif, hem gıdayı hem de sosyal alanları şirketlerin işgalinden kurtarmak istiyor. “Kantinler çok pahalı, sağlıksız ürünler satılıyor ve kampüste şirketlerin kontrolünde olmayan sosyal alan neredeyse kalmadı” diyor kooperatiften Fethi, “Biz de bu duruma inisiyatif temelli ve yatay bir örgütlenme modeliyle karşı çıkmaya karar verdik. Kooperatifimiz Marksist veya anarşist değil ama iki görüşten de insanlar burada birlikte bulunuyor”. Kooperatif, kampüsteki Baraka adlı bir yapıda faaliyet gösteriyor. Bir diğer gönüllü Çiğdem ise “Kantinden çay aldığımızda nereden geldiğini, üretici ve kantin çalışanının emeğinin nasıl ödendiğini bilmiyoruz. Ama Baraka’da çay içmek istediğiniz zaman bir bardak çayın kooperatife maliyetini yazıyoruz: 15 kuruş. İsteyen daha fazlasını bırakıyor, çayını içince de bardağını yıkıyor” diyor. Şu anda düzenli olarak inisiyatif alan 10-12 kişi var. “Başka bir hayatın mümkün olduğunun teorisini okumakla yetinmek istemiyoruz. Bunu pratiğe geçirmek, sayfalardan çıkarıp bu hayatı kendimiz kurmak istiyoruz” diyor Çiğdem. Bu yüzden yalnızca kooperatif faaliyetleriyle yetinmeyip yarattıkları bu mekanda farklı alanlarda atölyeler yapıyor, diğer bölgelerdeki direnişlere destek vermek için yollar buluyorlar.

Yaklaşık iki saat süren sohbette kooperatifçiler, birbirleriyle ilişkilerini de güçlendiriyor. Özgür Kazova’nın ürünleri 26A, Komşu Kafe ve Boğaziçi’ndeki kooperatifte satışta. BÜKOOP ise 26A’nın bugüne kadar doğrudan üreticiden temin edemediği ürünlerin temini için yardımcı olmak istediğini söylüyor. Kapitalist sistemden ve sömürü ilişkilerinden bağımsız kooperatif deneyimleri dayanışmayla büyüyor. Kadıköy’de, Caferağa’da yeni tüketici kooperatifi girişimleri de var. “İstanbul’un merkeze uzak semtlerinden buraya erişmek zor ama biz başka yerlerde şube açmak istemiyoruz” diyor BÜKOOP’tan Suat, “En güzeli herkesin kendi yerelinde örgütlenmesi. Bu gibi girişimlerle her zaman dayanışma içinde oluruz”.