Temas dönüştürür! – Mithat Sancar – Taraf

109

Çatışma çözümü ve geçiş süreciyle ilgili toplantıların demirbaş sorusudur bu. Yıllardır bu konuların işlendiği toplantılara katılırım. Karşılaştırmanın tümden imkânsız olduğunu iddia edene rastlamadım henüz. Lakin farklı toplumların tecrübelerinin düz ve indirgeyici bir mantıkla yan yana konmasına veya aynı sepete yerleştirilmesine karşı da her zaman bir uyarı yapılır. Karşılaştırma yaparken dikkatli bir bakışın, incelikli bir tartının gerekli olduğu konusunda bir mutabakattan rahatlıkla söz edebiliriz yani.

Demokratik Gelişim Enstitüsü’nün (Democratic Progress Institute – DPI) yürüttüğü bir çalışmanın son etabının ilk günü. Londra’da, King’s College’da bir toplantıdayız. Daha önce Türkiye’de, Galatasaray Üniversitesi’nde üç yuvarlak masa toplantısı, bir de uluslararası konferans düzenlenmişti. King’s College, bu çalışmaların hepsine katkı sunmuştu; desteği burada da sürüyor.

Londra’dan sonra Belfast ve Edinburg’da devam edecek bu çalışmanın çağrıcıları Kerim Yıldız, Mithat Sancar, Sevtap Yokuş ve Yılmaz Ensaroğlu. Türkiye’den siyasilerin ve gazeteci/yazarların davet edildiği toplantıya, çağrıcılar dışında AKP ve BDP’den üçer, CHP’den iki milletvekili ile Hasan Cemal, Cengiz Çandar, Ali Bayramoğlu, Bejan Matur ve Ayhan Bilgen katılıyor.

Bu sabah, Prof. Mervyn Frost’u dinledik. Benzer buluşmalarda tanıştığım bütün Güney Afrikalılar gibi çelebi bir duruşu, berrak bir bakışı ve sade bir dili var. Epeyce zorlu, çokça acılı bir toplumun hikâyesini böyle duru bir havayla anlatabilmek, herhalde acıları yaşama ve onlarla baş etme şekliyle de ilgilidir. “Acının olgunlaştırıcı etkisi” dediğim şeyi, en etkileyici haliyle, çatışma yıllarını ve barışma sürecini bizzat yaşamış Güney Afrikalı dostlarda gördüm desem, abartmış olmam.

Baştaki soruya Mervyn de ilişti doğal olarak. Cevabı da, yukarıda söz ettiğim mutabakat çerçevesinin dışında değildi. Evet, hiçbir toplumun yaşadıkları, bir başkasınınkiyle birebir kıyaslanamaz; hiçbir toplumun çözüm yolundaki tecrübeleri, diğerlerininkine aynen ve doğrudan uyarlanamaz. Lakin her çatışma hikâyesinde ortak olan noktalar, her çözüm yolundan öğrenilecek şeyler var.

Mervyn, farklı “cepheler”e mensup olanların birbirleriyle temas etmesinin, birbirlerine dokunmasının dönüştürücü etkisinden, hayati öneminden söz etti. Demokratik mücadele usullerinin gelişmesinin ve etkili hale gelmesinin, şiddeti zihinlerde bir alternatif olmaktan çıkaracağını; silahların karşılaşmasının değil, “meşruiyet savaşları”nın, diğer ifadeyle “taleplerinin haklılığını sıradan insana, özellikle öteki tarafın vicdanına kabul ettirebilmenin belirleyici olacağını anlattı.

Bir yandan Londra semalarını kaplayan yumuşak bulutlara bakıyorum. Sonra salona dönüyorum; dingin ve olgun bir havada olduğumuzu hissediyorum. Güney Afrika’dan esen bilgeliğin bunda etkisi var muhakkak. Ancak benim için büyülü söz her zaman aynıdır: Temas dönüştürür!