TEK SEÇENEK; BOYKOT!

172

OLYMPUS DIGITAL CAMERAYKP Boykot Eylem Komitesi üyesi Murat Kanatlı’nın açıklaması şöyle:

Seçim için saatler kaldığı koşullarda, seçim sürecinde bile yaşadıklarımız, haklı çıktığımızı söylememiz için yeterli olmuştur.

Israrla sorduğumuz ve sorgulatmaya çalıştığımız seçmen listeleri sorunu bu süreçte bir kez daha net olarak karşımıza çıktı. Basına yansıyan şaibeli onlarca seçmen kartı vakasını okuduk. Ev sahipleri belirtilen adreste yalnız kendilerinin yaşadığını ve seçmen kartı gönderilen şahısları tanımadıklarını söylediler, bunlar açığa çıkanlar, ya çıkmayanlar? 10 aylık bebeğe seçmen kartı çıkarabilen bu sistem başka kimlere seçmen kartı dağıttı? Ölü olması nedeni ile seçmen statüsünü yitirilenler necin listelerden düşürülemiyor, çekindikleri bir şey mi var? Seçmen sayısındaki artışı YSK başkanı bile çok bulmamış mıydı? Bu durumda nasıl bir seçim olacak? Kimler oy kullanacak? Kaçı şaibeli seçmen?

Son ortaya çıkan dinleme olayı, elbette derin yapıların işi ve buna karşı mücadele edilmeli ama hükümet koltuğuna oturanlar derin ilişkilerde temizliğe gidemiyorlar. Yeraltının temizlenmesi necin sağlanamıyor? Sivil Savunma (SS) Teşkilatı yalnız basit bir arama kurtarma örgütü mü? O zaman başında niçin bir TC’li subay var? SS Teşkilatı ile Kutlu Adalı cinayetini meclis niçin araştıramadı? Araştırma Komitesi niçin sonuç ortaya koyamadı? Meclisin üstünde, meclisin çalışmasını engelleyen yeraltı örgütleri var olduğu sürece meclis gerçekten denetleme işini yapabilir mi?

Talat’ın da içinde yer aldığı son dinleme olayının basına sızdırılması, zamanlaması açısından dikkat çekicidir, bunu seçimlere müdahale olarak okumak gerekir, peki müdahaleyi yapan kim? Bunu sorgulayacak bir meclis yapısı oluşacak mı? Oluşmayacağını, oluşamayacağını Kutlu Adalı cinayetini Araştırma Komitesi çalışmalarına bakarak anlamak mümkünken, anlamamazlığa gelip, demokrasi havarisi kesilmek niye?

Basına sızan adı geçen konuşmalarda ülkedeki gerçek iradenin kimin elinde olduğu net anlaşılmaktadır. Bu nedenle Talat, AKP’den seçimlerde müdahale etmesini isteyebilmektedir. Ama gene konuşmalardan CTP’nin TC’nin verdiği ev ödevlerini yapmadığı da anlaşılmaktadır. Bu nedenle 2009 seçimlere müdahale eden AKP, ev ödevleri yeteri kadar yapmayan CTP’yi cezalandırır ve UBP seçtirir. Konu bu kadar netken ülkede demokrasi olduğu, 28 Temmuz’da sandıktan halkın iradesinin çıkacağını söylemek, bile bile halka yalan söylemek değil mi?

Bu konuşmada dönemin Maliye Bakanı müsteşarı, şimdiki Maliye Bakanı açıkça usulsüzlük ve yolsuzluk yaptıklarını, isterlerse tüm mali tabloları ertesi günü açıklayacak durumda olduklarını ama bunu bu usulsüzlüklerin açığa çıkacağı için yapmadıklarını söylemesi de önemlidir. Bu durumda, sistemin böyle çalıştığını bilen CTP, UBP’ye karşı bu argümanı kullanıp mali yapı ile ilgili bilgi talep etmemesi, meclisten bilgi saklanmasına aracı olması, kendisi seçilirse ayni şeyi kendisinin yapmaya devam edeceğini anlamındadır. Tüm bunlar yürütme yani Bakanlar Kurulu, TC yetkilileri ile allantrik ilişkileri girerek ülkeyi yönetmekte, meclisi keyiflerine göre bypass edebilmektedirler. Bu koşullarda, böylesi meclisten, böylesi yürütme anlayışından dolayı genç ve yeni birileri seçilse değişecek izlenimi nasıl elde edilir? Tersin genç ve yeni birileri gelirse, dönen dolaplardan habersiz olacağından yürütme ve TC’li bürokratlarına kanması daha kolay olmayacak mı? Eskiler kalırsa zaten bunları bilmelerine rağmen göz yummadılar mı? O zaman ihtiyar veya genç, eski veya yeni seçmek neyi değiştirecek?

Meclisin görevlerini yapmadığını son Kalecik’teki petrol krizinde yaşamadık mı? Onca petrol depolama tesisine izin verilirken meclisin aklına düzenleme yapmak, kaza ortaya çıkarsa neleri yapması gerektiği gelmedi, kimse de denetlemedi. Şimdi herkes AKSA’ya verilen cezadan şikayetçi ama bunun için tek kalem oynatmayan, denetlemeyen onca yılın vekillerini hatırlayan olmaması mümkün mü? Meclisin doğru düzgün yasa yapamadığı, denetleme görevini yapmadığı veya yapamadığı veya yapmaması için birilerinin bilgi saklandığı koşullarda hala bu meclisten değişim için umut olduğu gösteren ne vardır? İki yüz elli kusur vekil adayının bazıları televizyonlarda konuşmalar yaparken, meclisin çalışmasından, usullerden, yasal düzenlemelerden haberdar olmadıklarını gösteren onlarca örnek yaşanmışken, seçilseler neyin umudu olacaklar? Vekil gösterilmeleri bile parti başkanı ve yürütmesinin iki dudağı arasında olanlar, kontenjanlar ve torpillerle bu sıralarda yer bulanlar, parti liderine karşı mecliste bağımsız tavır geliştirebilecek mi? Parmakçı vekil olmaktan nasıl kurtulacaklar?

Tüm bu sorulara yenilerini eklemek mümkündür. Zaten 20 Temmuz’da gelen Cemil Çiçek “gerekli” müdahaleyi yaptı, daha önce UBP kurultayı sırasında istikrar talep eden TC yetkilileri bir kez daha seçimlerin istikrar getirmesini diledi. Bu açıklama ile anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az demekten başka bir şey elimizden gelmiyor.

TC sivil ve askeri bürokrasisinin yeraltı ve yerüstü ile buralarda çeşitli şekillerde ayarlar verdiği, iradenin bizde olmadığı, seçmenin kim olduğunun bile bilinemediği, yetkisiz ve etkisiz yeni vekil seçerek geleceğimize sahip çıkamayız. Aralarından iyi olduklarını varsaydıklarını övüklesen de sonuç değişmeyecektir, sorun rejim sorunudur.

Bu nedenle tepkini sandığa gitmeyerek göster. Boykot çağrıları ve hareketliliği şimdiden etkili oldu, rejimi rahatsız etti, gece gündüz sandığa gidin çağrıları yapılmaktadır. Bu rahatsızlıklarını seçim sonuçları ile yüzlerine vurmak için sandığa gitme, boykota katıl!

Unutma, geleceğe ses vermenin en etkili yolu için Pazar günü mühür, tercih, karma ile uğraşma; unutma tek seçenek boykot.